Kategori: Makaleler

Önce afişe sonra reklama çıkmak! – Ali Şimşek

Başta afiş olmak üzere grafik üretimler, neredeyse 1968 gençlik hareketinin alametifarikasıydı.?Kaldırımların altındaki kumsal? veya?küçük güzeldir? ya da ?asla çalışma!? gibi 68 sloganları kültür endüstrisi tarumar etsede afişleriyle hatırlanıyor hala. Başta afişler olmak üzere grafik unsurlar bir politik hareketin görsel belleğini oluşturur. Sadece onlar değil, broşürler, pankartlar, çıkartmalar, flamalar ve de sloganlar… Türkiye sol-sosyalist hareketin özellikle

okumak için tıklayınız

Yetmiş yıldır eskimeyen – A. Ömer Türkeş

Bu ay yayımlanan bir kitap zamanın nasıl da hızlı aktığını hatırlattı bana. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sından söz ediyorum. Okuduğum en güzel ve en hüzünlü aşk hikayesinden… Kürk Mantolu Madonna’ya aşk hikayesi demek, günümüzün “sabun köpüğü” çok satanlarını çağrıştırmasın. Derinlikli bir romandır Sabahattin Ali’ninkisi. Buna rağmen; II.Dünya Savaşı gibi edebiyatımızda boş bırakılmış bir dönemi, savaşın

okumak için tıklayınız

Dil, anadili ve ikidillik üzerine (2) – Faiz Cebiroğlu

Bir önceki yazımda, Türkiye’nin bir diller mozaiği olduğunu yazmış; çok dillik, bir zenginlik olduğunu belirtmiştim. Ama ne yazık ki, Türkiye’de, bu anlam ve önem, pekiyi kavranılmamış; “anadilde eğitim hakkı”, tabiri caizse, herkese “nasip” olmamıştır. Yasak/yasaklar sürüyor. Yıllardır sürdürülen, ?resmi ideoloji – resmi dil? gibi, nihilist (inkârcı) ve asimilasyoncu mantık, hâlâ devam ediyor.

okumak için tıklayınız

Emin Öztürk : Tarihe Tanik, Elma, Portakal, Nar – M. Şehmus Güzel

1972?de 17 yaşındaydı ve Kızıldere « katliamını » kınamak için Ordu Lisesi?nde arkadaşlarıyla iki gün dersleri boykot ettiklerinde kimse belki farketmedi bile. Basın-yayın kurumlarının haberi olmadı belki. Evet belki. Ama bugün artık biliniyor. Madem ki bunu bana bizzat ressamın kendisi anlattı. Emin Öztürk Paris?te kadim dostumuz Faruk Tepe?nin yönetimindeki Galerie d?Art Perles Rouge?daki sergisinin 15

okumak için tıklayınız

Bölünmüş Ülke’nin Ses ve Öfke’si – Nurçin İleri

Amerikalı yazar William Faulkner, roman ve öykülerinin gerçekleştiği bir ülke yaratır: Yoknopatawpha. Bölünmüş ülke anlamına gelen Yoknopatawpha iç savaşı anlatmak için kurgulanmış imgesel bir ülke değildir sadece, şiirsel bir haritasını da çizer Faulkner bu ülkenin. Temalar ve karakterler anlatıların sınırları arasında seyahat ederler. Ancak iç savaşın izlerinin ve kurgu bir ülkenin varlığı sizi yanıltmasın. Belli

okumak için tıklayınız

Gerçeklik Çölünden Cennetler Yaratmak: Hoffmann ve Hesse’den Masallar – Özge Yalta Yandaş

Gaston Bachelard, Düşlemenin Poetikası adlı kitabında, hayal gücünün, ?kendine yaraşan dünyayı keşfeden bir ruha tanıklık ettiğini? söyler (2012:18). Bachelard?ın bu tespiti, hem Ernst Theodor Amadeus Hoffmann, hem de Hermann Hesse?nin harikulâde masallarının esin şelâlesinin fenomenolojik coğrafyası hakkında bizlere önemli ipuçları sunar. Bachelard, bu coğrafyanın iklimine dair şunları ekler; ?Gerçek bir dünya karşısında insan?dünyanın olumsuzluğuna teslim

okumak için tıklayınız

Kapital?i okumak – Yücel Kayıran

Türkçede bir Kapital kitaplığından söz etmek artık mümkün. Bu kitapların hepsi, ?felsefi okuma?ya dayanmıyor; içlerinde ?politik? ve ?iktisadi? okuma örnekleri de var. İşte bu kitaplardan beşi… ?Kapital?i Okumak? ifadesi, artık sadece Louis Althusser?in Kapital?i Okumak kitabına işaret etmiyor, aynı zamanda, Kapital?in içeriğini ve yöntemini problem nesnesi edinen başka okuma pratiklerine de işaret eden

okumak için tıklayınız

Düşmanlık Onurunu Korumak – Zafer Köse

Düşmanı ne kadar alçaksa, kişi kendini o kadar yüce hissedebilir mi? Veya kendi değerinden bağımsız bir durum olarak görebilir mi insan, düşmanının niteliğini? ?Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim? anlayışının geçerliliğinden kimse şüphe etmiyor. Doğru bir söz elbette. Üzerinde pek durmaya gerek kalmadan, sadece, arkadaşlığın seçim ile oluştuğunu dikkate alarak da doğru kabul edilebilir.

okumak için tıklayınız

Dil, anadili ve iki dillik üzerine(*) – Faiz Cebiroğlu

Türkiye bir diller mozaiğidir. Resmi dil Türkçe dışında, Anadolu’da Kürtçe, Arapça, ve daha bir sürü dil konuşulmaktadır. Ama, tüm bu dil zenginliğine karşılık, Türkiye’de ne yazıkki ki, “dil”, “anadil”, “ikili dilli” veya “birden fazla dilli” olmanın önemi üzerine pek fazla durulmamış, bu alanda ciddi denecek pedagojik çalışmalar yapılmamıştır. Üzücüdür. Oysa bir ifade tarzı olan dilin,

okumak için tıklayınız

Post-Yapısalcılık Nedir? – Serkan Fırtına

Post-Yapısalcılık, Suaussure?ün temellerini attığı yapısalcı dilbilime bir karşı çıkış olarak kendini göstermiştir. Sarup Post-yapısalcılık ve Postmodernizm adlı yapıtında, Derrida, Foucoult, Lacan, daha yakın dönemde ise, Deleuze, Guattari, Lyotard ve son olarak Baudrillard?ın düşüncelerini inceleme altına alır. Bu sayılan isimlere ek olarak, üç Fransız feminist olan, Kristeva, Cixous ve Irigaray?ın düşünceleri post-yapısalcı açıdan incelenir.

okumak için tıklayınız

Odisseus ölü canlarla konuştu – Yaşar Atan

Kral Odisseus, Troya savaşı sonrası deniz yoluyla ülkesine döndükten sonra, başından geçenleri, karısı güzel Penelopeya?ya pek sıra gözetmeden anlatmaya başladı… Bilindiği gibi bir keresinde Odisseus ve yoldaşları, tanrıça Kirke?nin Ege denizindeki görkemli adasında konaklamışlardı. Kirke, dönüş yolunu tam öğrenmeleri için onları Ölüler Ülkesi?ndeki bilici Teyresyas?ın yanına göndermişti.

okumak için tıklayınız

İyilik ve Trajedi – Zafer Köse

En iyi planları farelerin ve insanların Sıkça ters gider Robert Burns Bir insana, onun tercihine saygı duymadan yardımcı olunabilir mi? Örneğin, Okuyucu romanındaki Michael, mahkemede Hanna’ya nasıl bir iyilik yapabilirdi? Bernhard Schlink’in bu romanında, Hanna, 2. Dünya Savaşı günlerindeki bir toplama kampında

okumak için tıklayınız

Afişin Görselinde Değil Ruhunda Belleğimiz – Erinç Büyükaşık

Darbelerle yetişmiş, büyümüş bir coğrafyada 80 öncesinin politik serüvenine göz atmamız gerektiğinde akıllara öncelikle gelen ?afiş? kavramı kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmadığı bir dönem adına politik seslenişin vazgeçilmez bir aracı olarak karşımıza çıkmıştır. Sokağın toplumsal mücadeleyle hayli sıcak olduğu 60?lı yıllarla birlikte özellikle sol tarih afişlerin, dergilerin ve nice görsel kaynağın izinde kitlelere ulaştırmakta azımsanamayacak bir

okumak için tıklayınız

Kamaşma – Sadık Güvenç

Kitabın özgün adı dilimize ?Kamaşma? diye de çevrilebiliyormuş; ancak çevirmen Ahmet Cemal, ?Körleşme? yi uygun bulmuş. Bu iki sözcük arasında anlam farkı olmasına karşın birbirini bütünlemekte. Roman, gerçekte büyük bir dehşeti anlatmaktadır. Gerçekleri göremeyen ya da görmek istemeyenlerin düşle gerçek arasındaki yükselişleri ve düşüşleridir anlatılan. Profösör Kien?in gözleri kamaşmıştır. Öyle yüksekte bir aydındır ki halkın

okumak için tıklayınız

SSCB’de Kürt Tiyatrosu – Özkan Öztaş

Sovyetler Birliği’nin, Kürt tarihinin siyasal ve kültürel üretimlerinin en yoğun olduğu dönemlerinden birine ev sahipliğini yaptığını söylemiştik. Bu kültürel ve siyasal üretimlerinden bir tanesi de Sovyetlerde Kürt Tiyatrosudur. Halkların kültür ve sanatla temas kurmasının en gerçekçi olduğu yıllar Reel Sosyalizmin bu alanlarda söz söylediği ve üretimde bulunduğu yıllardı. Dünya halkları yoklukla, yoksullukla, işsizlikle mücadele etmek

okumak için tıklayınız

Yazmak Yaratmaktır Osman Şahin?de – M. Şehmus Güzel

Osman Şahin öykü yazmaya 1960?ların ikinci yarısında başladı. İlk öyküsü Kırmız Yel ismini taşır. Bu öyküsünü 1968?de yazıp bitirdi. Kırmızı Yel 1970?de TRT Büyük Ödülü?ne layık görüldü. Ve bunun da etkisiyle ilk öykü kitabı bir yıl sonra Kırmızı Yel başlığı altında okuyuculara sunuldu. Bu yapıtını diğerleri izledi : Kıraleli, Acenta Mirza, Ağız İçinde Dil Gibi

okumak için tıklayınız

Bir Edebiyat Çınarı: Rıfat Ilgaz – Erinç Büyükaşık

?Ben sınıfın şairi Rıfat Ilgaz? diye başlar bir şiirine Ilgaz. Edebiyat yaşamında öğretmenlik ve yazarlığın ortak bir yaşanmışlıklar toplamı olarak karşımıza çıktığı Rıfat Ilgaz’ın yazar kimliği metinlerinde soluğunu yoğun olarak duyumsatan Cide, Karadeniz coğrafyası, yoksul öğrencilerin ve yoksul eğitimcinin politik duyarlılıklarıyla hissettirmiştir çoğu kez. Bu açıdan ?Hababam Sınıfı? bir sınıf alegorisi değil, Türkiye’nin eğitim açmazlarının

okumak için tıklayınız

Nobakov’un edebiyattaki fikirsizliğine sağlam bir yanıt: Ötekileştirilen Ben’den hortlayan ÖTEKİ – Berivan Kaya

Rus asıllı ABD’li yazar ve eleştirmen Vladimir Nabokov, “Öteki Ben, Dostoyevski’nin yazdığı en güzel şeydir.” der. Nobakov’un edebiyat anlayışıyla genel olarak örtüşmesem de, Dostoyevski’nin çoğu eserini okumuş biri olarak bu görüşünü paylaşmaktayım. Nobakov, Gogol üzerine yazdığı incelemesinde, yazara ait eserlerin hiçbir toplumsal ileti veya mesaj kaygısı taşımadığına, örneğin Ölü Canlar’ın, Çarlık Rusya’sının kokuşmuş bürokrasisine, yozlaşmış

okumak için tıklayınız

Şükrü Erbaş Şiiri Üzerine ? Utkun Büyükaşık

Şükrü Erbaş şiiri 80’lerin ortalarında başlayan toplumcu gerçekçi çıkışın ardından kendini yenileyen, yaşayan, üretken bir şiir olmuştur. Şiirinde geniş bir konu ve tema çeşitliliği vardır.Herkesin sustuğu yerde Kürt sorununu şiirine taşımasını bilmiş,herkesin devrimci şiir yazdığı dönemlerde bir genelev kadınını yazmaktan çekinmemiştir. Nazım’ın devrim düşüncesi ile Yunus’un derviş tevekkülü aynı derecede heyecanlandırmıştır Şükrü Erbaş’ı.Yüksek sesli toplumcu

okumak için tıklayınız