Kategori: Modernizm

Lacan’ın Sinthome Kavramı ve Joyce’un Edebi Yaratıcılığı

Sinthome Kavramının Kökleri ve Gelişimi Sinthome, Lacan’ın 1970’lerdeki seminerlerinde, özellikle Seminer XXIII: Le Sinthome’ta geliştirdiği bir kavramdır. Geleneksel psikanalitik semptom kavramından farklı olarak, sinthome, bireyin bilinçdışındaki çatışmaları çözmekle kalmaz, aynı zamanda öznel yapıyı stabilize eden bir işlev görür. Lacan, bu kavramı geliştirirken, semptomun patolojik bir bozukluktan ziyade, bireyin varoluşsal bütünlüğünü

okumak için tıklayınız

Kapitalist Toplumun Gölgesinde Depresyon: Mark Fisher’ın Kapitalist Realizm Perspektifinden Bir İnceleme

Depresyonun Toplumsal Kökenleri Depresyon, modern toplumlarda giderek yaygınlaşan bir durum olarak dikkat çeker. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 2020 yılında küresel olarak yaklaşık 264 milyon kişi depresyonla mücadele etmiştir. Ancak bu durumun kökenleri yalnızca biyolojik veya genetik faktörlerle açıklanamaz. Fisher, Kapitalist Realizm’de, kapitalizmin bireyler üzerinde yarattığı sürekli rekabet, belirsizlik ve

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath’ın Şiirlerinde Klinik Depresyonun Edebi Yansıması: Çok Katmanlı Bir İnceleme

Plath’ın Yaşamı ve Psikolojik Arka Plan Sylvia Plath’ın hayatı, şiirlerinin anlaşılmasında önemli bir bağlam sunar. 1932’de Boston’da doğan Plath, erken yaşta babasının kaybıyla sarsıldı; bu olay, onun duygusal dünyasında derin bir yara açtı. Akademik başarılarına rağmen, Plath’ın gençlik yıllarında başlayan depresyon nöbetleri, intihar girişimleri ve psikiyatrik tedaviler, onun ruhsal dünyasının

okumak için tıklayınız

Zerdüşt’ün Nihilizmi ve Modern Bireyin Yalnızlık ile Kaygı Deneyimi

Nihilizmin Kökleri ve Zerdüşt’ün Bakış Açısı Nihilizm, geleneksel değerlerin, ahlaki normların ve metafizik inançların geçerliliğini sorgulayan bir felsefi akımdır. Zerdüşt, bu kavramı, Tanrı’nın ölümüyle birlikte ortaya çıkan anlam boşluğunu ifade etmek için kullanır. Ona göre, modern insan, mutlak bir hakikat ya da anlam kaynağı olmaksızın varoluşsal bir boşlukla karşı karşıyadır.

okumak için tıklayınız

Charlus’un Eşcinsel Kimliği ve Toplumsal Normlara Karşı Duruşu

Eşcinsel Kimliğin Edebi Temsili Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde eserinde Baron de Charlus, modern edebiyatta eşcinsel kimliğin karmaşık ve çok katmanlı bir temsili olarak öne çıkar. Charlus’un karakteri, yalnızca cinsel yönelimiyle değil, aynı zamanda toplumsal statüsü, entelektüel derinliği ve duygusal çelişkileriyle de tanımlanır. Onun eşcinsel kimliği, dönemin aristokratik ve burjuva

okumak için tıklayınız

Sisyphus’un Taşı ve Godot’nun Bekleyişi: Anlamsızlığın Sonsuz Döngüsü

Ergün DOĞAN Sisyphus Efsanesinin Kökeni ve Anlamı Yunan mitolojisinde Sisyphus, kurnazlığı ve tanrılara meydan okumasıyla tanınır. Homeros’un anlatılarından başlayarak, Sisyphus’un hikayesi, insan iradesinin sınırlarını ve tanrısal otoriteye karşı gelmenin sonuçlarını sorgular. Sisyphus, ölümü kandırmaya çalışır ve bu nedenle sonsuza dek bir kayayı tepeye yuvarlamakla cezalandırılır; ancak kaya her defasında aşağı

okumak için tıklayınız

Joan Miró’nun Harlequin’in Karnavalı ve Sürrealizmin Çocuksu ile Bilinçaltı Yansımaları

Eserin Görsel Kompozisyonu ve Çocuksu İmgeler Harlequin’in Karnavalı, ilk bakışta kaotik bir kompozisyon gibi görünse de, Miró’nun bilinçli bir şekilde düzenlenmiş unsurlarıyla dikkat çeker. Tuval, çeşitli figürler, organik formlar ve soyut şekillerle doludur. Bu figürler, genellikle yuvarlak hatlara sahip, neşeli ve oyunbaz bir estetik taşır. Çocuksu unsurlar, özellikle bu figürlerin

okumak için tıklayınız

Abidin Dino’nun Çocuk ve Balon’unda Yalın Çizgilerin Toplumsal Beklentileri

Abidin Dino’nun “Çocuk ve Balon” eseri, 20. yüzyıl Türk sanatının önemli bir parçası olarak, sanatçının çizgi temelli yaklaşımını temel alır. Bu çalışma, bir çocuğun elinde tuttuğu kırmızı bir balon etrafında şekillenir ve minimalist çizgilerle oluşturulmuş figürler üzerinden günlük yaşamın sade unsurlarını ön plana çıkarır. Eserin kompozisyonu, keskin ve az sayıda

okumak için tıklayınız

Picasso, Les Demoiselles d’Avignon: Kübizm ve Gerçekliğin Yeniden İnşası

Gerçekliğin Parçalanışı Kübizm, 20. yüzyılın başında sanat dünyasında köklü bir dönüşüm başlattı. Geleneksel perspektif anlayışını reddederek, nesneleri ve figürleri aynı anda birden fazla açıdan betimleme çabası, modernist gerçeklik anlayışını yeniden tanımladı. Bu yaklaşım, yalnızca görsel bir yenilik değil, aynı zamanda insan bilincinin dünyayı algılama biçimini sorgulayan bir devrimdi. Pablo Picasso’nun

okumak için tıklayınız

Modernist Mimaride Sadelik ve İşlevselliğin Toplumsal İdealleri Yükseltişi

Biçimde Yalınlığın Toplumsal Düzen Arayışı Sadelik, modernist mimaride gereksiz süslemelerden arındırılmış biçimlerle ifade bulur. Bu yaklaşım, toplumsal düzeyde kaotik ve karmaşık yapıları sadeleştirme arzusunu yansıtır. 19. yüzyılın sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan kentleşme, kalabalıklaşma ve üretim süreçlerinin karmaşıklığı, toplumlarda düzen ve netlik ihtiyacını doğurmuştur. Modernist mimarlar, temiz çizgiler ve minimal

okumak için tıklayınız

Sait Faik’in “Lüzumsuz Adam” Hikâyesinde Bireyin Toplumdaki Yalnızlığının Çok Yönlü Değerlendirmesi

Bireyin Toplumla Çatışması ve Ait Olmama Hissi “Lüzumsuz Adam”da Sait Faik, ana karakteri İsmail üzerinden bireyin toplumla uyumsuzluğunu ve bu uyumsuzluğun yarattığı içsel çatışmayı merkeze alır. İsmail, modern şehir hayatının karmaşasında kendine yer bulamayan, işlevsiz addedilen bir bireydir. Bu durum, bireyin toplumsal beklentilere uymadığı için dışlanması ve kendi varlığını sorgulaması

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un “Hanımefendi ve Ayna”sında Kadın Kimliğinin Derin Yansımaları

Virginia Woolf’un 1929 yılında yayımlanan “Hanımefendi ve Ayna” (orijinal adıyla The Lady in the Looking-Glass: A Reflection) adlı kısa öyküsü, kadın kimliğinin karmaşık doğasını, bireysel ve toplumsal bağlamda derinlemesine ele alan bir eserdir. Öykü, Isabella Tyson adlı bir kadının aynadaki yansıması üzerinden hem bireysel benliğini hem de toplumsal algılarla şekillenen

okumak için tıklayınız

Arzunun Makineleri: Tüketim Toplumunda İnsan İradesinin Dönüşümü

Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin “arzu makinesi” kavramı, modern insanın tüketim toplumu içindeki varoluşsal dinamiklerini anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Bu kavram, arzunun bireysel bir içgüdü olmaktan çıkarak toplumsal, ekonomik ve teknolojik ağlar tarafından yeniden şekillendirildiği bir süreci ifade eder. Tüketim toplumu, bireylerin arzularını sürekli bir üretim ve tüketim

okumak için tıklayınız

“Yeni Hayat”ın Esrarengiz Patikaları: Orhan Pamuk’un Kimlik Labirenti

Bireyin Dönüşüm Serüveni Yeni Hayat, Osman’ın bir kitabı okumasıyla başlayan ve hayatını kökten değiştiren bir yolculuğu anlatır. Bu kitap, Osman için bir kimlik arayışının katalizörü olur; ancak bu arayış, yalnızca bireysel bir sorgulama değildir, aynı zamanda modern Türkiye’nin kimlik krizleriyle de kesişir. Osman’ın okuduğu kitabın içeriği belirsizdir, ancak bu belirsizlik,

okumak için tıklayınız

Freud’un Sembolizm Teorisi ve Modern Sanatın Bilinçdışı Kökleri

Bilinçdışının Görsel Dildeki Yansımaları Freud’un sembolizm teorisi, bilinçdışının imgeler ve semboller aracılığıyla kendini ifade ettiğini savunur. Modern sanatta, özellikle sürrealizm gibi akımlar, bu fikri benimseyerek rüyalar, fanteziler ve bastırılmış duyguların görsel temsillerini oluşturmuştur. Sanatçılar, bilinçdışındaki karmaşık duyguları ve çatışmaları soyut formlar, beklenmedik imgeler ve alışılmadık kompozisyonlarla dışa vurmuşlardır. Örneğin, rüya

okumak için tıklayınız

Geceyarından Sonra’da Kentsel Yalnızlığın Gece Atmosferiyle Temsili

Gece ve Kentsel Yalıtım Gece, Geceyarından Sonra eserinde kentsel yalnızlığın temel bir göstergesi olarak ortaya çıkar. Şehir, gündüzün hareketliliğiyle bireyleri bir araya getirirken, gece saatleri bu bağların çözüldüğü bir zaman dilimi olarak tasvir edilir. Karakterler, Tokyo’nun neon ışıkları ve sessiz sokakları arasında, kendi iç dünyalarına hapsolmuş bir şekilde dolaşır. Gece,

okumak için tıklayınız

İkarus’un Düşüşü: Auden’in Şiirinde İnsan Kayıtsızlığının Modern Bireycilik Eleştirisiyle Yüzleşmesi

İkarus’un Düşüşünün Görsel ve Yazınsal Temsili Bruegel’in tablosunda, İkarus’un denize düşüşü, resmin kenarında küçük bir detay olarak yer alır; çiftçi, balıkçı ve çoban, kendi günlük işleriyle meşgulken bu trajediyi görmezden gelir. Auden, bu görsel kompozisyonu şiirinde, insanlığın acıya ve felakete karşı kayıtsızlığını vurgulamak için bir başlangıç noktası olarak kullanır. İkarus’un

okumak için tıklayınız

Marcel Proust’un “Sodom ve Gomorra”sında Toplumsal Normlar ve Cinselliğin Çok Katmanlı Portresi

Toplumsal Sınırların Görünmez Duvarları Proust’un Sodom ve Gomorra adlı eseri, 19. yüzyıl Fransız toplumunun katı hiyerarşisi ve ahlaki normları içinde bireylerin nasıl sıkıştığını gözler önüne serer. Roman, aristokrasi ve burjuvazi arasındaki ilişkileri, sınıf farklarının bireylerin davranışlarını nasıl şekillendirdiğini ve toplumsal beklentilerin bireysel arzuları nasıl bastırdığını inceler. Örneğin, Charlus Baronu’nun gizli

okumak için tıklayınız

Icarus’un Düşüşü: W.H. Auden’in Musée des Beaux Arts Şiirinde İnsan Kayıtsızlığı ve Modern Bireycilik Eleştirisi

İnsan Acısına Karşı Kayıtsızlığın Evrenselliği Auden’in Musée des Beaux Arts şiiri, insan acısının günlük yaşamın olağan akışı içinde nasıl göz ardı edildiğini çarpıcı bir şekilde betimler. Bruegel’in tablosunda, Icarus’un denize düşüşü, çiftçinin saban sürmeye devam ettiği, balıkçının oltasını attığı ve çobanın sürüsüne baktığı bir manzaranın içinde yalnızca küçük bir detaydır.

okumak için tıklayınız

Saramago’nun Mağarasında Tüketim Toplumunun Çözümlemesi

İnsanlığın Merkezindeki Çark José Saramago’nun Mağara romanı, modern toplumun tüketim alışkanlıklarını ve bu alışkanlıkların birey ile toplum arasındaki ilişkileri nasıl şekillendirdiğini derinlemesine inceler. Roman, bir alışveriş merkezi olan “Merkez” üzerinden, bireylerin ihtiyaçları ve arzuları arasındaki sınırların bulanıklaştığı bir dünyayı tasvir eder. Bu yapı, yalnızca fiziksel bir mekan değil, aynı zamanda

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un Dalgalar’ında İç Seslerin Dokuduğu Anlatı Evreni

Bilincin Akışkan Ritmi Virginia Woolf’un Dalgalar romanı, modernist edebiyatın en özgün örneklerinden biri olarak, karakterlerin iç seslerini bir anlatı aracı olarak kullanır. Bu iç sesler, romanın yapısını bir bilinç akışı senfonisi gibi şekillendirir. Altı karakterin—Bernard, Neville, Louis, Jinny, Rhoda ve Susan—iç monologları, bireysel bilinçlerin parçalı doğasını yansıtırken, aynı zamanda kolektif

okumak için tıklayınız

Karanfilin Düşüşü: Aşkın ve Yokluğun Çekim Alanları

Karanfilin Dolaşımı Şiirin ritmik yapısında, karanfilin elden ele geçişi, bir enerji transferini andırır; bu transfer, fizik yasalarının sosyal etkileşimlere uyarlanmasıyla açıklanabilir. Her geçiş, sevginin katlanarak büyümesini sağlar, ancak bu büyüme, aynı zamanda bir azalma içerir: Başlangıçtaki “az az yaşama” hali, dolaşımın sonunda sessiz bir birleşmeye evrilir. Aşk burada, bireysel mülkiyetten

okumak için tıklayınız

Baudelaire’in Paris Sıkıntısı’nda Modern Şehir Hayatının Derin Yüzleri

Şehir ve Bireyin Karşılaşması Baudelaire’in Paris Sıkıntısı’nda şehir, yalnızca fiziksel bir mekan olmaktan çıkar; bireyin iç dünyasıyla diyalog kuran, onu hem büyüleyen hem de yabancılaştıran canlı bir varlık haline gelir. Paris, 19. yüzyılın modernleşme sürecinde dönüşen bir metropol olarak, kalabalık sokakları, vitrinleri, kafeleri ve gece hayatıyla bir cazibe merkezi sunar.

okumak için tıklayınız

Bukowski’nin Şiirsel İsyanı: Geleneksel Estetiğe Karşı Bir Varoluş Çığlığı

Çiğ Gerçekliğin Estetik Manifestosu Bukowski’nin şiiri, geleneksel estetiğin süslü diline ve idealize edilmiş imgelerine karşı, çiğ bir gerçeklik sunar. Klasik şiirde sıkça rastlanan doğa tasvirleri, romantik duygular ya da metafizik arayışlar, onun eserlerinde yerini şehir yaşamının kiri, alkol kokusu ve insan ilişkilerinin kırılganlığına bırakır. Örneğin, Post Office ya da Love

okumak için tıklayınız

Kongo’nun Derinliklerinde Marlow’un İçsel Yolculuğu: Bir Odysseus’un İzinde mi?

Marlow’un Çağrısı: Bilinmeyene Doğru İlk Adım Marlow’un yolculuğu, bir nevi çağrıya yanıt olarak başlar. Avrupa’nın düzenli dünyasından Kongo’nun kaotik derinliklerine uzanan bu yolculuk, Homeros’un Odysseia’sındaki Odysseus’un maceralarıyla paralellikler taşır. Marlow, bilinmeyeni keşfetme arzusuyla hareket eder; ancak bu arzu, sadece coğrafi bir keşiften ibaret değildir. Kongo’ya adım attığında, Marlow kendisini yalnızca

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Üstinsan İdeali: Modern Toplumda Özgürleşmenin Yönü

Bireyin Özerkliğini Yeniden Tanımlama Üstinsan kavramı, bireyin kendi varoluşsal anlamını yaratmasını merkeze alır. Modern toplum, bireyleri standartlaşmış ahlaki normlar ve toplumsal beklentiler aracılığıyla bir kalıba sokar. Bu normlar, bireyin özerkliğini kısıtlayarak onu dışsal otoritelerin belirlediği bir anlam arayışına iter. Nietzsche’nin üstinsanı, bu otoriteleri reddederek bireyin kendi değerlerini inşa etmesini önerir.

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway Romanında Bilinç Akışı Tekniğinin İşlevselliği

Zihinsel Süreçlerin Temsili Bilinç akışı tekniği, karakterlerin iç dünyalarını doğrudan ve kesintisiz bir şekilde aktarmak için kullanılır. Bu yöntem, geleneksel anlatı yapılarının aksine, zihinsel süreçlerin doğrusal olmayan, parçalı ve öznel doğasını yansıtır. Woolf, karakterlerin düşüncelerini, anılarını ve duygularını birbiriyle iç içe geçirerek, onların bilinçaltı akışını okura sunar. Örneğin, Clarissa Dalloway’in

okumak için tıklayınız

T.S. Eliot’un Çorak Ülke Şiirinde Modern İnsanın Çaresizliğinin Betimlenmesi

Modern İnsanın YabancılaşmasıÇorak Ülke, modern insanın varoluşsal bunalımını ve toplumsal çözülmeyi çarpıcı bir şekilde resmeder. Şiir, 20. yüzyılın savaş sonrası kaotik dünyasında bireyin anlam arayışındaki başarısızlığını yansıtır. İnsanlar, kendi benliklerinden ve çevrelerinden kopmuş bir halde, anlamsızlık ve boşluk duygusuyla mücadele eder. Bu durum, şiirin temel imgelerinden biri olan çöldeki kuraklık

okumak için tıklayınız

Tutunamayanlar’da Selim Işık’ın İntiharı: Anomi ve Absürdün Karanlık Yüzü

Normların Çözülüşü ve Bireysel Kopuş Durkheim’ın anomi kavramı, toplumsal normların zayıflaması sonucu bireyin yönelim kaybı yaşadığını ve bu durumun intihar gibi patolojik davranışlara yol açtığını belirtir. Selim Işık’ın intiharı, tam da bu anomik durumun bir tezahürü olarak okunabilir. Romanın başlarında, Selim’in gazete haberinde “intihar eden mimar” olarak anılması, onun toplumdaki

okumak için tıklayınız

Savaşın Anlamsızlığına Karşı Paul Bäumer’in İsyanı

İnsanlığın Yitirilişi Erich Maria Remarque’ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı eserinde, Paul Bäumer’in savaşın anlamsızlığına isyanı, bireyin insanlığını yitirme sürecinde kristalleşir. Paul, genç bir Alman askeri olarak, Birinci Dünya Savaşı’nın siperlerinde hem fiziksel hem de manevi bir mücadele içindedir. Achilles arketipi, onun kahramanca bir figür olarak başlayıp savaşın

okumak için tıklayınız

Attilâ İlhan’ın Memleket Kavramı: Nostalji ile Modernizm Arasında Bir Köprü

Geçmişle Bağ Kurma İlhan’ın memleket kavramı, geçmişle kurulan derin bir bağ üzerine inşa edilir. Bu bağ, bireylerin ve toplumların tarihsel köklerine duyduğu özlemi yansıtır. İlhan, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte, kültürel sürekliliğin önemini vurgular. Ona göre, memleket, sadece fiziksel bir alan değil, aynı zamanda kolektif hafızanın bir yansımasıdır. Bu hafıza, halk

okumak için tıklayınız

Günümüz Ebeveynlik İdealleri Karşısında Winnicott’ın “Yeterince İyi Anne” Kavramı Ne Kadar Geçerli?

Ebeveynlikte Mükemmeliyetçilik Baskısı Winnicott’ın “yeterince iyi anne” kavramı, ebeveynliğin kusursuzluk arayışından ziyade, çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı, esnek ve hata yapabilen bir yaklaşımı savunur. Bu yaklaşım, çocuğun özerklik geliştirmesine olanak tanır; çünkü ebeveynin küçük “başarısızlıkları”, çocuğun kendi sınırlarını keşfetmesine yardımcı olur. Ancak günümüz toplumunda, sosyal medya platformları ve ebeveynlik rehberleri, idealize edilmiş

okumak için tıklayınız

Efruz Bey’in Milliyetçilik Serüveni: Anderson’un Hayali Cemaatleri ve Ziya Gökalp’in Türkçülük İdeali Arasında Bir İroni Dansı

Efruz Bey’in Kimlik Arayışı Efruz Bey, Ömer Seyfettin’in hikâyesinde, milliyetçilik idealini coşkuyla benimseyen ancak bu ideali yüzeysel ve kimi zaman gülünç bir şekilde yaşayan bir karakter olarak tasvir edilir. Onun milliyetçiliği, Anderson’un “hayali cemaatler” kavramıyla ilişkilendirildiğinde, bir topluluğun ortak değerler etrafında birleşmesi fikrinden çok, bireysel bir kimlik performansı olarak öne

okumak için tıklayınız

Burj Khalifa’nın Simgesel Anlamları ve Uzay Mimarisine Yansımaları

İnsan İddiasının Doruk Noktası Burj Khalifa, 829,8 metrelik yüksekliğiyle yalnızca bir mimari yapı değil, aynı zamanda insanlığın teknolojik ve ekonomik gücünün bir göstergesidir. Dubai’nin çöl manzarasında yükselen bu kule, modern çağın hırslarını ve sınırları zorlama arzusunu somutlaştırır. Yapının tasarımı, Hymenocallis çiçeğinden esinlenerek merkezden yayılan üç kanatlı bir form benimser; bu,

okumak için tıklayınız

Büyük Anlatıların Çöküşü: Lyotard’ın Modernite Eleştirisi Ne Anlatıyor?

Anlam Arayışının Dönüşümü Lyotard’ın büyük anlatılar eleştirisi, modernitenin evrensel hakikat iddialarına dayanan anlam arayışını sorgular. Aydınlanma dönemi, akıl ve bilim aracılığıyla insanlığın sürekli bir ilerleme içinde olduğunu savunuyordu. Marksizm, tarihsel materyalizmle sınıfsız bir topluma ulaşmayı vadederken, liberalizm bireysel özgürlük ve piyasa ekonomisiyle refahı garanti altına almayı öneriyordu. Ancak Lyotard, bu

okumak için tıklayınız

Deleuze’ün Fark ve Tekrar Kavramı Modern Çalışma Hayatının Monotonluğunu Nasıl Aydınlatır?

Zamanın Döngüsel Tuzakları Modern çalışma hayatı, zamanın lineer değil, döngüsel bir yapıda algılanmasına neden olur. Deleuze’ün “tekrar” kavramı, aynı eylemin sürekli yinelenmesi değil, her yinelemede fark üreten bir süreçtir. Ofis ortamlarında, fabrikalarda veya hizmet sektöründe çalışan bireyler, her gün benzer görevleri yerine getirir: e-postalar yanıtlanır, raporlar hazırlanır, üretim bandı döner.

okumak için tıklayınız

William Burroughs’un Çıplak Yemek’inde Anlatı Yapısının Politik İmgeleri

Anlatının Parçalı Doğası Çıplak Yemek’in anlatı yapısı, geleneksel doğrusal hikâye anlatımından radikal bir şekilde kopar. Burroughs, metni bir dizi bağlantısız gibi görünen sahne, imge ve diyalogdan oluşan bir mozaik olarak kurgular. Bu parçalı yapı, okurun alıştığı anlam arayışını bozar ve onu sürekli bir yeniden yapılandırma sürecine zorlar. Bill Lee’nin bilinci,

okumak için tıklayınız

Mainadlardan Sosyal Medyaya: Kaos ve Özgürlüğün Dönüşümü

Antik Mitlerde Mainadların Yeri Yunan mitolojisinde Dionysos’un çıldırmış takipçileri olan Mainadlar, ekstaz ve taşkınlığın temsilcileridir. Dionysos, şarap, bereket ve ritüel çılgınlığın tanrısı olarak, Mainadları doğanın vahşi enerjisiyle özdeşleştirir. Euripides’in Bakkhalar tragedyasında Mainadlar, toplumsal normları yıkan, dağlarda dans eden ve hayvanları parçalayan kadınlar olarak tasvir edilir. Bu davranışları, bireysel kimlikten sıyrılıp

okumak için tıklayınız

Modernist ve Postmodernist Estetik Arasındaki Çatışmaların Edebiyattaki Yansımaları

Bireyin Kimlik Arayışı ve Varoluşsal Belirsizlik Modernist estetik, bireyin iç dünyasına derinlemesine bir bakış sunar ve genellikle bireyin kendi varoluşunu sorguladığı bir çerçeveyi benimser. Franz Kafka’nın Dava adlı eserindeki Josef K., modernist estetiğin bu yönünü temsil eden bir kahramandır. Josef K., anlamını çözemediği bir suçlama ile karşı karşıya kalır ve

okumak için tıklayınız

Yaban Romanında Köylü-Aydın Çatışmasının Sosyolojik Dinamikleri

Toplumsal Yapıların Ayrışması Farklı toplumsal katmanlar arasındaki gerilim, Yaban’da köylü-aydın çatışmasının temelini oluşturur. Aydınlar, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde modern eğitimle şekillenmiş, bireycilik ve akılcılık gibi Batılı değerleri içselleştirmiştir. Buna karşın köylüler, geleneksel kolektif değerlere bağlı, yerel kültürle yoğrulmuş bir yaşam sürer. Bu ayrışma, yalnızca eğitim farkından değil, aynı zamanda ekonomik

okumak için tıklayınız

Odysseus’un Eve Dönüş Yolculuğu: Kahramanın Arketipi ve Modern Anti-Kahramanın Zekâsıyla Karşılaştırmalı Bir Analiz

Kahramanın Yolculuğu ve Odysseus’un Serüveni Odysseus’un Odysseia’daki eve dönüş yolculuğu, Joseph Campbell’ın “kahramanın yolculuğu” monomitiyle uyumlu bir yapı sergiler. Campbell’ın monomiti, kahramanın sıradan dünyadan ayrılarak olağanüstü bir maceraya atıldığı, denemelerden geçtiği ve dönüşümle evine döndüğü üç aşamalı bir şablon sunar: ayrılış, inisiyasyon ve dönüş. Odysseus’un serüveni bu şablona çarpıcı bir

okumak için tıklayınız

Pasternak’ın Sonsuzluk Şarkıları ve Heidegger’in Varlık Felsefesi: Doğa, Maneviyat ve Rus Modernizmi

Doğa ve Varlığın Birliği Pasternak’ın Sonsuzluk Şarkıları’nda doğa, yalnızca bir fon ya da estetik bir unsur olmaktan öte, bireyin varoluşsal deneyiminin bir yansımasıdır. Doğa imgeleri, evrensel bir düzenin parçası olarak insan bilincinin sınırlarını aşan bir gerçekliği ifade eder. Heidegger’in felsefesinde, varlık (Sein), varolanların (Seiendes) ötesinde, dünyayı açığa vuran bir hakikat

okumak için tıklayınız

Yakup Kadri, Yaban: Ahmet Celal ve Neriman’ın Yabancılaşma Deneyimleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme

Ahmet Celal’in Köylülere Yabancılaşması ve Kültürel Hegemonya Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanında Ahmet Celal, Osmanlı’nın son dönemlerinde eğitimli, şehirli bir subay olarak Anadolu’nun kırsal bir köyüne sürgün edilir. Bu süreçte köylülere duyduğu yabancılaşma, Antonio Gramsci’nin kültürel hegemonya teorisiyle açıklanabilir. Gramsci’ye göre, egemen sınıf, kendi dünya görüşünü ve değerlerini toplum遵. Ahmet

okumak için tıklayınız

Gide’in Pastoral Senfoni’sinde Ahlaki Çelişkiler ve Nietzsche’nin Efendi-Köle Ahlakı: Modern Bireyin İnanç-Arzu Çatışması

Çöldeki Çoban: Papazın İkilemi ve Ahlaki Gerilimlerin Kökeni Pastoral Senfoni, bir Protestan papazın kör bir kıza duyduğu aşk üzerinden ahlaki çelişkileri inceler. Papaz, inancının rehberliğinde bir kurtarıcı rolü üstlenirken, kendi arzularıyla yüzleşir. Bu durum, bireyin içsel çatışmalarını ve dışsal sorumluluklarını sorgular. Nietzsche’nin efendi ve köle ahlakı kavramı, bu çelişkileri çözümlemek

okumak için tıklayınız

Sekülerleşme Ortadoğu’da Neden Tartışmalı? Katolik Müslümanlığın Yeri Nedir?

Sekülerleşmenin Ortadoğu’daki Kökleri Sekülerleşme, dinin toplumsal ve siyasal alanlardan çekilerek bireysel bir inanç meselesine indirgenmesi olarak tanımlanır. Ancak Ortadoğu’da bu süreç, tarih boyunca dinin devlet, hukuk ve günlük yaşamla iç içe geçtiği bir coğrafyada karmaşık bir hal alır. Bölgedeki toplumlar, İslam’ın sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda hukuk, ahlak

okumak için tıklayınız

Çıplak İrade: William Burroughs’un Naked Lunch Romanında Bağımlılık ve Kontrol

William Burroughs’un Naked Lunch (Çıplak Yemek) adlı eseri, modern edebiyatın en tartışmalı ve yenilikçi metinlerinden biri olarak, bağımlılık ve kontrol temalarını merkeze alarak kapitalist sistemin birey üzerindeki etkilerini sorgular. Roman, Bill Lee karakteri üzerinden, bireyin özgür iradesinin kapitalist düzenin manipülatif yapıları tarafından nasıl erozyona uğratıldığını inceler. Bağımlılığın Bireysel Yıkımı Naked

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar’ın Melankolik Orpheus’u ve İstanbul’un Gece Dokusu

Aşkın Orpheus’la Buluşması Turgut Uyar’ın şiirinde aşk, Orpheus mitolojisinin gölgesinde, hem yaratıcı hem de yıkıcı bir güç olarak belirir. Orpheus, mitolojide sevgilisi Eurydice’yi yitirmenin acısıyla lirini çalan, doğayı ve tanrıları bile etkileyen bir şair-müzisyendir. Uyar, bu arketipi kullanarak, aşkın insanı hem yücelten hem de yok eden doğasını vurgular. Şairin melankolisi,

okumak için tıklayınız

Garip Hareketi’nin Türk Şiirindeki Kuramsal Devrimi

Ölçü ve Uyağın Reddi Garip Hareketi’nin en dikkat çekici sorgulamalarından biri, Türk şiirinde asırlardır kullanılan ölçü (vezin) ve uyak (kafiye) sistemlerine yöneliktir. Geleneksel Türk şiiri, özellikle Divan ve Halk şiiri geleneklerinde, aruz ve hece gibi katı ölçü sistemlerine dayanıyordu. Bu sistemler, şiirin biçimsel yapısını düzenlerken aynı zamanda içeriğin ifade edilme

okumak için tıklayınız

Perihan Mağden, İki Genç Kızın Romanı: Behiye’nin Medea Arketipi ve İstanbul’un Modern Dokusu

Behiye’nin Tutkulu Bağlanması Behiye, İki Genç Kızın Romanı’nda, Medea’nın mitolojik özüne benzer bir yoğunlukla Handan’a bağlanır. Medea, Yunan mitolojisinde sevgi ve öfke arasında gidip gelen bir figür olarak, sevdiği için her şeyi göze alan, ancak ihanete uğradığında yıkıcı bir güce dönüşen bir arketiptir. Behiye’nin Handan’a duyduğu tutku, onun “Handan Kokusu”nu

okumak için tıklayınız

Kinyas ve Kayra’da Nihilizmin Boşluk Duygusu ve Küresel Şehirlerin Kaotik Yansıması

Nihilizmin Kinyas Üzerindeki Yansımaları Kinyas karakteri, nihilizmin insan bilincindeki etkilerini temsil eden bir figür olarak ortaya çıkar. Nihilizm, yaşamın anlamdan yoksun olduğunu savunan bir felsefi duruş olarak, Kinyas’ın iç dünyasında derin bir boşluk duygusu yaratır. Bu boşluk, onun anlam arayışını terk etmesi ve varoluşsal bir kayıtsızlıkla hareket etmesiyle belirginleşir. Kinyas,

okumak için tıklayınız