Kategori: Orhan Kemal

Nazım Hikmet’in Orhan Kemal’e gönderdiği ümitsizlik ve yazarlık üzerine bir mektubu

Nazım Hikmet’in kendi hapishanesine düşecek olmasına sevinen Orhan Kemal’in, Nazım Hikmet ile ilgili tuttuğu notların bir kısmı ‘Nazım Hikmet’le 3.5 yıl’ adlı kitapta toplanmış. (Everest Yayınları, Haziran 2007) Nazım Hikmet’in sabah sporları, daktilodaki ustalığı, çilek tutkusu ve küçük bir tavşanla arkadaşlığı bir yana, Orhan Kemal’in Nazım Hikmet’i diğer arkadaşlarından sakınması, O gelince diğer herkesi ve

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal – Fikret Otyam

O canım yüreği Orhan Kemal’in, ilk ve son kez kötülük etti 2 Haziran 1970 saat 21.15’te «emeğine son verdi ..  Bükülmez bir devrimci, yüce gönüllü gerçek bir halk yazarı; şurda-burda işsiz kalan ırgatların, mapusane çilekeşlerinin, üç-beş kuruş kazanan küçük memurların, emeklilerin, çocukların, kimsesiz çocukların, iplik fabrikası kız ve delikanlılarının, iplik hükme makinelerinin başında yorgunluktan uyuyan bebelerin, sokakları süpüren çöpçülerin,

okumak için tıklayınız

Murtaza üzerine – Orhan Kemal

MURTAZA ÜZERiNE Yakın dostlarım, Murtaza’yı bu yeni hale getirmememi istediler. Hem de ısrarla. “Biz onu öyle bulduk, öyle okuduk, öyle sevdik. Ne diye değiştireceksin?” dediler. Hatta içlerinde çok önem verdiğim kimselerin de bulunduğu bu görüş üzerinde uzun uzun durdum. Kitabın üstünde ‘Roman’ yazıyordu, ama o haliyle Murtaza bir ‘roman’ değil, olsa olsa bir ‘büyük hikaye’ydi.

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in Don Kişot’u, Murtaza

Orhan Kemal, ölümsüz karakteri Murtaza ile edebiyatımıza asla silinemeyecek biçimde damgasını vurmuştur. İnsanın en çapraşık durumlarından birini kara mizahla yüklü bir dille anlatır. Otorite ile doğru kavramı arasında sıkışıp kalan, doğruculuğundan ödün vermemek için daha çözümsüz durumlara düşen, bu arada gittikçe insanı anlamaktan uzaklaşıp, salt ilkelerini savunan bireyin başına gelenlerin acıklı bir güldürüsüdür.

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal; daktilo sesi ve tütün kokusu

15 Eylül 1914… 2 Haziran 1970… Bu ay içinde Orhan Kemal’in 101. yaş gününü kutladık. İmgelemlerin büyüsüne takılmayan, kelimeleri gerçek öykülerden çıkaran büyük edebiyatçıyı, İstanbul’un kadim semtlerinden biri olan Cibali’nin gölgesinde anıyoruz. Biraz durursanız, hâlâ sokaklarda yankılanan daktilo seslerini duyar, surlara sinmiş tütün kokusunu alırsınız…

okumak için tıklayınız

“Haziranda Ölmek Zor”un üç toplumcu sanatçısı – Müslüm Kabadayı

“Haziranda Ölmek Zor”un üç toplumcu sanatçısı : Nâzım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmed Arif 3 Haziran 2015’te Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Nâzım Hikmet ve Yaşam” başlıklı bir panel yapıldı. Mehmet Aydın, Ahmet Özer ve Arslan Kavlak’ın konuşmacı oldukları panelde, Nâzım’ın Paris anıları, komünist bir şairin dünya görüşü, diyalektik ve tarihi materyalizm yöntemiyle “Büyük Tarihi”

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış romanı bulundu

Orhan Kemal’in daha önce yayımlanmamış bir romanı keşfedildi. sanatındibi.com’un haberine göre, Kenarın Dilberi adlı roman, mayıs ayında Everest etiketiyle raflarda olacak. Yazarın yeni keşfedilen kitabı Kenarın Dilberi, Kötü Yol’a yeni bir final ve yorum getiriyor.

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal, “Burdan çıkarken önce beni çiğne, öyle git.” Nazım Hikmet

Kitaplarında yer almayan başka bir anıyı da anlatmak isterim: Babam, hapishane dışına çalışmaya çıktığı bir gün ne olmuşsa olmuş bir olaya kafası bozulmuş. Bu ruh haliyle çalıştığı mıntıkada ne kadar meyhane varsa hepsine girmiş, körkütük sarhoş oluncaya kadar içmiş. Bu içme faslı akşama kadar sürmüş. Artık ayakta duracak halde değil. Arkadaşları iş dönüşünde karga tulumba

okumak için tıklayınız

“Bu satırları buz gibi odamda yazıyorum. Ne odun ne kömür alacak param var.” Orhan Kemal

(1960’lı Yıllar) Bu yıllarda da parasızlığı had safhadadır. Mali durumu için “Fecinin de fecii!” demektedir. Ne sinema ne de gazetelerde roman üzerine iş vardır. Bu sırada bir arkadaşının akıl vermesiyle vadeli olarak iki adet buzdolabı alır. Bunları yarı fiyatına peşin satarak dört aylık ev kirasını ve diğer borçlarını öder. Bu buzdolaplarını çok iyi hatırlıyorum. Çünkü

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet ‘in Tavşan Hikayesi

Zaman zaman zararsız mahkûmlar hapisten jandarma eşliğinde çıkarılarak devletin inşaat, yol, temizlik gibi işlerinde çalıştırılır. Babam da, Nâzım Hikmet de bu şekilde dışarı çıkar, hem çalışır hem de hapishane ortamından uzaklaşmış olurlardı. Böyle günlerden bir gün babam küçük bir çocuğun elinde tavşan yavrusu tuttuğunu görmüş. Çocuk satmak istiyor fakat diğer mahkûmlar sadece oynuyor, alıcı olmuyorlar.

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal ‘in şiir yazmayı bırakmasında Nazım Hikmet ‘in belirleyici rolü

Hayatın tesadüfü müdür, bir sanatçının yıldızının parladığı ânın gelmesi midir, kader dediğimiz alınyazısının yazıldığı gün müdür bilinmez, tarihler 5 Aralık 1940 Perşembe gününü gösterdiğinde Nâzım Hikmet Çankırı Cezaevi’nden, sağlık nedeniyle Bursa Cezaevi’ne nakledilmiştir.

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in bazı fotoğrafları ve anıları ilk defa okurla buluşuyor.

Siyah beyaz Orhan Kemal’e yakışıyor Orhan Kemal’in bazı fotoğraflarını ilk defa bu kitapta görüyoruz. Sadece bazı fotoğrafları değil, Işık Öğütçü bazı anıları da ilk defa okur ile buluşturuyor. Orhan Kemal’in oğlu Araştırmacı-yazar Işık Öğütçü’nün Orhan Kemal: Sessizlerin Sesi elime geçince, Orhan Kemal ile ilgili aslında bildiğim bir gerçeği ilk defa “fark edercesine” düşündüm. Türk edebiyatının

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Orhan Kemal’le tanışması

Sabahattin Ali Orhan Kemal’i Nâzım Hikmet’in mektuplarıyla tanımıştır. Nâzım Hikmet 6 Mart 1943 tarihli mektubunda, “Burada, Bursa Cezaevi’nde Raşit Kemali adında bir delikanlı var. Suçu benimki gibi. Altı ay sonra da cezası bitirip çıkıyor. Çok istidatlı ve şimdiden cidden güzel, nevi şahsına münhasır şiirleri ve hikâyeleri var. Altı ay sonra dışarı çıkınca siz ağabeylerinin yardımını

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in gözünde Nâzım Hikmet

(…)”Hapishanede çehrelerini sık sık görmeye mecbur olduğumuz bir topluluk var, kravatlı, bey ıskartası, muhasip, kasadar “hakaret olsun diye veznedar demiyorum- kâtip, tahsildar, maliye memuru, ne bileyim ben, bu çeşit “Küçük burjuva”lar. Bunların karakterleri malum: Hem kel, hem fodul. Bütün hareketlerinden, sözlerinden kendini beğenmişlikleri akar. Mesela Nâzım Hikmet’e bunlardan birisi der ki:

okumak için tıklayınız

Edebiyatımızın Ağır İşçisi : Orhan Kemal – Ahmet Ümit

Sık sık, köklü bir roman geleneğimizin olmayışından, edebiyatımızın cılız olduğundan söz edilir. Oysa, Batı Edebiyatı kadar görkemli olmasa da edebiyatımız hiç de küçümsenecek bir durumda değildir. Ama farkında olana. Farkında olana diyorum çünkü, yazarlarımızın çoğu edebiyat tarihimizi bilmezler. Kendi dilimizde yazan sanatçıları bilmenin önemini bile kavrayamamışlardır. Biraz da bu yüzden olacak, tüketim kültürünün, güncel olan

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal 100 yaşında

Türkiye edebiyatının büyük yazarlarından ?Mehmet Raşit Öğütçü? yani ?Orhan Kemal?i doğumunun yüzüncü yılında saygıyla anıyoruz? Tam yüz yıl önce, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde dünyaya geldi. Asıl adı “Mehmet Raşit Öğütçü”. Babası İttihat Terakki Cemiyeti üyesi sonrasında da milletvekilliği ve bakanlık yapmış Abdülkadir Kemali Bey siyasal nedenlerle 1931’de Suriye’ye kaçınca, orta öğrenimini yarıda bıraktı

okumak için tıklayınız

Edebi eserler ve televizyon dizileri – Sadık Güvenç

Edebi eserler sinemaya kaynaklık eder. Ölümsüz eserler, geniş kitlelere ulaşmak için bir yol daha bulmuş olur. Okuma oranının düşüklüğü, geniş kitlelerin televizyon (dizi) bağımlısı olduğu düşünüldüğünde yöntem olarak doğrudur edebi eserlerden dizi yapılması. Bir genç kızımızın aynı adlı kitabı kitapçı vitrininde gördüğünde ?anneciğim, uyanıklar dizinin kitabını çıkartmışlar,? diyecek kadar ilgi çekmesi de ayrıca dikkate değer.

okumak için tıklayınız

?Aslan Tomsonlar Ülkesi? – Mehmet Özçataloğlu

Orhan Kemal, Türkiye roman tarihinin en önemli isimlerinden biridir. Eserlerinde emek dünyasını konu etmiştir. İçinden çıktığı emek dünyasını! Yaşamını yazı ile sürdürmek zorunda kalan Orhan Kemal, durmaksızın yazmıştır. Yazıdan geçinmek zorunda olduğunu bildiklerinden, o günün gazete sahipleri, yayıncılar, yapımcılar yok pahasına almışlardır yazdıklarını. Bu yüzden sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir yazı emekçisidir o.

okumak için tıklayınız