Freud’a göre uygarlık, insanları içgüdülerine karşı suçluluk duymaya iter mi?

Freud’a göre uygarlık, insanları içgüdülerine karşı suçluluk duymaya iter. Bunun nedenleri şunlardır:

  • İçgüdülerin Bastırılması: Freud, uygarlığın bireylerin doğal içgüdülerini (cinsellik, saldırganlık gibi) bastırmasını gerektirdiğini savunur. Bu bastırma, toplumsal düzenin sağlanması için zorunludur, ancak bireyde içsel bir çatışma yaratır. İçgüdülerin bastırılması, bu içgüdülerin toplum tarafından kabul edilmeyen veya yasaklanan davranışlara dönüşmesine yol açar.
  • Süperego’nun Rolü: Freud, insan zihninin üç bölümden oluştuğunu öne sürer: Id (içgüdüler), Ego (gerçeklik ilkesi) ve Süperego (ahlak ve toplumsal normlar). Süperego, toplumun değerlerini ve kurallarını içselleştirerek bireyin davranışlarını denetler. İçgüdüsel arzulara karşı Süperego’nun baskısı, bireyde suçluluk duygusu yaratır çünkü bu arzuların tatmini toplum tarafından yasaklanmış veya kınanmıştır.
  • Toplumsal Normlar ve Yasalar: Uygarlık, bireyin içgüdülerini kontrol altına almak için çeşitli yasalar, normlar ve kurallar koyar. Bu kurallar, bireyin doğal eğilimlerine aykırı davranışlar sergilediğinde suçluluk hissetmesine neden olur. Örneğin, saldırganlık içgüdüsü toplumda cezalandırılır ve bu davranışın bastırılması gerektiği öğretilir.
  • Kültürel ve Dini Etkiler: Freud, kültür ve dinin de bireyin içgüdülerine karşı suçluluk duygusu yaratmada büyük rol oynadığını belirtir. Din, özellikle, cinsellik ve saldırganlık gibi içgüdüleri kontrol altına almayı amaçlayan bir dizi kural ve yasak getirir, bu da bireylerde suçluluk duygusunu pekiştirir.

Sonuç olarak, Freud’a göre uygarlık, bireylerin içgüdülerini toplumun beklentileriyle uyumlu hale getirmek için sürekli bir mücadele içinde olmasını gerektirir, bu da doğal olarak suçluluk duygusunu doğurur.