Lauren Berlant, Zalim İyimserlik’te neoliberal kapitalizmin kişiyi kandırıp nasıl sömürdüğünü ortaya koyarken “iyi yaşam” fantezisinin absürtlüğünü gösteriyor ve hem umut krizini hem de umut tacirliğini resmediyor.

Neoliberal kapitalist sistem, öne çıkardığı bireycilikle kişiyi toplumun önünde konumlandırdığı gibi olumsuzlukları paranteze almayı öğütlüyor, hatta bunun hem propagandasını hem de ticaretini yapıyor.

Sistem, herkesi liderliğe, iyi yaşama, olumlu düşünmeye ve bir şey olmaya çağırarak kendisine daha fazla hizmet etmeye ve bu güçle ayakta kalmaya uğraşıyor.

Lauren Berlant, Zalim İyimserlik’te neoliberal kapitalizmin bu bağlamda kişiyi kandırıp nasıl sömürdüğünü ortaya koyarken “iyi yaşam” fantezisinin absürtlüğünü gösteriyor ve hem umut krizini hem de umut tacirliğini resmediyor.

Sürekli güncellenen şimdi

Sistem ve onu işleten aktörler, bahsettikleri “iyi yaşam” ve “iyi yaşama”yı çeşitli şekillerde pazarlasa da bunun gerçekleşmesini engellemek için ellerinden geleni ardına koymuyor. Üstelik ticari olmadığı sürece en ufak bir arzuya bile set çekiyorlar. Berlant işte bu süreci yorumlayıp çözümlediği Zalim İyimserlik’te konunun bir başka tarafına daha dikkat çekiyor:

Arzu ettiğiniz şey, gelişiminizin önünde bir engele dönüştüğünde zalim bir iyimserlik ilişkisi ortaya çıkar. Arzu ettiğiniz şey yemek ya da aşk olabilir, iyi bir yaşam fantezisi ya da politik bir proje de… Daha basit bir şeye de dayanabilir, örneğin size daha iyi bir var oluş biçimi vaat eden yeni bir alışkanlık gibi. Bu tür iyimser ilişkiler doğaları gereği zalim değildir. Sadece sizi kendisine bağlayan nesne, başlangıçta sizi kendisine bağlayan amacı aktif olarak engellediğinde zalimleşir.

“Şimdi”nin egemenliğinin, tarihselliği geri plana ittiğini ve sürekli güncellendiğini söyleyen yazar, hayatta kalma ve hayatı yaşama ölçütlerinin de devamlı değiştiğini hatırlatırken önemli bir not düşüyor:

Bu kitap, kişisel/kolektif yaşamda neler olup bittiğine, neyin mümkün ve neyin kısıtlanmış göründüğüne dair eşzamanlı, tutarsız anlatıları idare etmenin farklı tarzlarına dikkat çekiyor. Şimdiki zamanın üretimini hesaba katmadan politik olanın çıkmazları hakkında hiçbir şey anlayamayız.

Berlant şimdiki zamanı incelerken güncel-tarihsel geriliminin “çıkmaz”la şekillendiğini belirtiyor. Ardından “duyarsızlığın” geldiğini anımsatıp bunlara “endişe”yi ekliyor. Çalışmasının neyi betimlediğini de şöyle dile getiriyor:

Zalim İyimserlik, öznelerin ekonomik ve mahrem iyimserliklerinden kopuşunu göstermek için durum trajedisi (melodram ve durum komedisiyle ilişkili olarak) gibi yeni janrların ve güvencesizlik sinemasında olduğu gibi günümüz yaygın toplumsal güvencesizlik hâline gösterilen dikkatin eski neo-realizm gelenekleriyle de bir ilişkiyi işaret ettiği ve aynı zamanda ‘güvencesizlik’ ve ‘prekarya’ tabirleri altında örgütlenen yeni toplumsal hareketlere de seslenen yeni bir estetiğin işleyişini tasvir ediyor.

Anlamı değiştirilen kapitalizm

Berlant, çalışmasında şimdiki zamanın tarihselliğini ve anlamını belirleyen, hatta günü etkileyen “kitlesel krizlerin duyusal kayıtlarını” çözümlüyor. Başka bir deyişle kapitalizmin düzenlediği yaşam yerine, gündelik yaşamın kapitalizm tarafından nasıl düzensizleştirildiğine ve sıradanlaştırıldığına yoğunlaşıyor. Bu sırada kapitalizmin de anlamının değiştirildiğini, kararsız failliğin ve dağılmış öznelliğin ortaya çıktığını belirtiyor. Sonrasında ise kriz ile var oluş ilişkisine dikkat çekiyor:

“Krizin yol açtığı çıkmazda var oluş suyun üstünde kalır; yani esasen boğulmaz. Yenildiğini düşündüğünüz kişiler bile, bu hâl içinden hayata nasıl bağlı kalacağını ve en azından bunun için sahip olduğu iyimserliği nasıl koruyacağını düşünen var oluş biçimleridir. Marcuse’nin savaş sonrası ABD toplumuna ilişkin kehanet niteliğindeki betimlemesi bunu ortaya koyuyor: İnsanlar sistemi alt etme ya da sisteme yenik düşme hikâyeleriyle kendilerini avuturken var olma mücadelesini acı verici, maliyetli ve işe yaramaz biçimlerde de olsa sürdürür.”

Berlant, kişisel ve kolektif ilişkinin tariflerini yaptığı kitapta, söz konusu bağlantının tarihsel alana ve âna nasıl yerleştirilebileceğine kafa yoruyor. Bu ilişkide iyi yaşam fantezisinin nerede durduğunu da açıklıyor:

Zalim İyimserlik, politik olanın devlet-vatandaş ilişkisinden, hayatı birlikte icat eden insanlar arasında her zaman karşılaşılan ve icat edilen başka bir şeye doğru yer değiştirmesiyle yeni bir sıradanlığın ortaya çıktığını iddia ediyor. Sıradan olanı bu şekilde yeniden tanımlamak, geleneksel, arkaik politik duyguların ve bu duyguların nesnelerinin/sahnelerinin değerini riske atmak demektir. Ancak şimdinin çıkmazını değerlendirmenin anlamı budur: Zayıflayan iyi yaşam fantezisinden kopuşun tam ortasında olmanın neyi durdurduğunu, neyi tutuklaştırdığını ve neyi acıttığını görmek ve aidiyetin bazı konforlu taraflarını ortaya koyması beklenen toplumsal dünyada duygulanımsal olarak hissedilen ancak tanımlanmamış bir tarihsel an duygusuna aracılık etmenin daha iyi yollarını üretmek, ki böylece bütün o tali hasarı yeniden üretmeyen potansiyel hâlindeki bir şimdiyi hayal etmek mümkün olsun.

ALİ BULUNMAZ
k24kitap 14 Kasım 2024