Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük katliam kampı Auschwitz’den Alman halkının haberi var mıydı?

Nazi Almanyası’nda sıradan Alman vatandaşlarının Holokost’tan, özellikle de Auschwitz-Birkenau gibi imha kamplarından ne ölçüde haberdar olduğu, tarihçiler arasında “kolektif suçluluk” ve “kamusal bilgi” ekseninde en çok tartışılan konulardan biridir. Bu durumun analizi; propaganda, sosyal psikoloji ve devlet terörünün iç içe geçtiği karmaşık bir yapıyı ortaya koyar.

Alman halkının bu süreçteki konumunu üç ana başlıkta inceleyebiliriz:


1. Kamusal Bilginin Sınırları: “Neyi Biliyorlardı?”

Resmi Nazi propagandası, Yahudilerin “doğuya yerleştirildiğini” (Umsiedlung) iddia etse de, toplu katliamların bilgisi çeşitli kanallardan sızıyordu.

  • Askerlerin Tanıklığı: Doğu Cephesi’nden (Einsatzgruppen katliamlarının yaşandığı bölgeler) izne dönen askerler, gördükleri infazları ailelerine anlatıyordu. Robert Gellately, The Gestapo and German Society (1990) adlı eserinde, rejimin bu sızıntıları tamamen engelleyemediğini belirtir.
  • BBC ve Yabancı Radyolar: Dinlenmesi yasak olmasına rağmen, müttefik devletlerin radyoları toplu katliam haberlerini yayınlıyordu.
  • Boşaltılan Evler: Yahudi komşuların aniden ortadan kaybolması ve mallarının açık artırmayla halka satılması, sürecin “insani bir yerleştirme” olmadığını gösteren en somut kanıttı.

2. “Bilmek İstememe” (Psikolojik Mesafe ve Kayıtsızlık)

Bir halkın devasa bir suç işlenirken “habersiz” kalması, genellikle bilgi eksikliğinden ziyade bilişsel bir tercihtir.Tarihçi Ian Kershaw, bu durumu “Yahudilere karşı kayıtsızlık” olarak tanımlar.

  • Seçici Körlük: Birçok Alman, detayları öğrenmenin kendilerini tehlikeye atacağını (Gestapo korkusu) bildiği için soru sormamayı seçti. Peter Fritzsche, Life and Death in the Third Reich (2008) kitabında, halkın büyük kısmının “tam olarak ne olduğunu bilmese de, kötü bir şeyler olduğunu hissettiğini” ancak bunu içselleştirmediğini savunur.
  • Sosyal Fayda ve Suç Ortaklığı: Yahudilerden boşalan kadrolara yerleşen veya onların mülklerini düşük fiyata alan vatandaşlar için sistemin işleyişini sorgulamak, kendi çıkarlarıyla çelişiyordu.

3. Auschwitz: “Uzaktaki” Fabrika

Auschwitz, işgal altındaki Polonya topraklarında kurulmuştu. Bu coğrafi uzaklık, rejime “nihai çözüm”ü Alman kamuoyunun gözünden uzak tutma şansı verdi.

  • Resmi Söylem vs. Gerçek: Auschwitz ismi o dönemde bir “çalışma kampı” olarak biliniyordu. Ancak 1943’ten itibaren “bacalardan yükselen dumanlar” ve “insan yakma” hikayeleri, fısıltı gazetesiyle Almanya’nın en ücra köşelerine kadar ulaştı.
  • Kolektif Bilgi: Nicholas Stargardt, The German War (2015) çalışmasında, 1942 sonbaharı itibarıyla Alman toplumunun geniş kesimlerinin Yahudilerin sistemli bir şekilde öldürüldüğünden haberdar olduğunu, mektuplar ve günlükler üzerinden kanıtlar.

Sonuç ve Değerlendirme

Alman halkının Auschwitz’den haberdar olup olmadığı sorusuna verilecek bilimsel cevap; “mutlak bir cehalet” ile “tam bir teknik bilgi” arasındaki gri alandadır.

Almanların çoğu gaz odalarının teknik işleyişini veya günlük ölü sayısını bilmiyordu; ancak Yahudilerin geri dönmemek üzere yok edildiğini biliyorlardı. Bu noktada toplumun büyük kesimi desteklemekten ziyade, rejimin sunduğu ideolojik ve maddi konfor alanını korumak için “bilinçli bir kayıtsızlığı” (willful ignorance) tercih etmiştir.