“Neden bu kadar çok acı var şiirlerinde?” diye soruyorlar bana – Metin Altıok

Bir yanım göçük altında kalmış, çürüyor. Bir yanım son umuduyla 900’lü telefonlara sarılıyor. Bir yanım dağ başlarında kurşunlanmış yatıyor. Bir yanım çaresiz kendini satıyor. Bir yaram canına kıymanın uygun yollarını arıyor. Bîr yanım avuç açmış dileniyor sokaklarda. Bir yanım seccadenin üstünde beş vakit namaz kılıp Tanrı’ya yakarıyor. Bir yanım şifa bekliyor hastane kapılarında. Bir yanım

okumak için tıklayınız

Fil beklemeyin serçecik olun – Metin Altıok

Fil Beklemek Serçe kuşu yağmurlu bir günde, şimşekler çakıp gök olanca hızıyla gümbürderken, yere sırtüstü yatmış, havaya kaldırdığı incecik ayaklarıyla boşluğu dövermiş. Bu tuhaf durumu görenlerin “Neden böyle yapıyorsun?” sorusuna, “Bunca mahlûkat var yeryüzünde, gök yıkılıp üstümüze düşerse hepsi telef olacaklar. Ben de göğü tutmak için kaldırdım ayaklarımı” cevabını vermiş. Sonra içtenlikle, “Kaldırdım kaldırmasına, ama

okumak için tıklayınız

Ey Tebrizli Şems, yüzünü gördüğümden beri dinim aşktır – Mevlana

Yakın bir dosta ve düşünce arkadaşına sahip olmanın mutluluğundan sonra yeniden yalnız kalmak, Celâleddin için ölümden beterdi. Aklı bu ayrılığın düşüncesine bile karşı çıkıyordu. Tadına doyamadığım ömür gibi gidiyorsun ama bizi unutma İnadımıza ayrılık atma eyer vurdun ama, bizi unutma Gökkubbe altında ne dostlar bulursun sen ama

okumak için tıklayınız

“Hiçbir işe yaramaz ve haddini bilmez yazar bozuntusuyum.” Montaigne

Düşünceler, Montaigne’in kafasında birbirini izlemektedir; Montaigne, onları kendini hiçbir yükün altına sokmaksızın kâğıda döker; çünkü Montaigne Şatosu’nun efendisi, bu küçük denemeleri bastırmayı aklının ucundan bile geçirmemektedir. “Düşüncelerimi böyle kumaştan kesilme, belli bir plan ya da niyet olmaksızın bir araya getirilmiş desenler gibi ortalığa saçıverdiğimde, ne onları savunma ne de onlara bağlı kalma yükümlülüğü altına giriyorum.

okumak için tıklayınız

Bir Deneyim – Zafer Köse

Dağların arkası Varna Ovası. Karadeniz kıyısında on binlerce Osmanlı askeri tepelere yaklaşıyor. Yıl 1444. Ordunun başında Murat Han. Osmanlı’nın durumu epeyce karışık. 12 yaşındaki Mehmet, Edirne’de hünkar tahtında oturuyor. Murat Han, tahtı oğluna bırakmış ama bu savaşta komutayı kimseye bırakmıyor. Bırakamıyor. Varna Ovası’nda, Osmanlı’yı defalarca zor durumda bırakmış Hünyadi, onun topladığı haçlı ordusu, atlıların, okçuların

okumak için tıklayınız

Hasret Gültekin’in oğlu Roni: Onunla gurur duyuyorum

Madımak Oteli katliamının bugün 22’nci yılı… Tam 35 canın diri diri yakılarak öldürüldüğü Madımak’ta yitip giden canlardan biri de halk ozanı Hasret Gültekin’di. Geride gözü yaşlı bir eş ile ‘hiç görmediği’ bir oğul bıraktı; Roni’yi. Babasının ölümünden sadece birkaç ay sonra dünyaya gelen Roni, şimdi 22 yaşında, tam da babasının öldüğü yaşta, bir hukuk öğrencisi.

okumak için tıklayınız

Örgütlü Edebiyat: Okur Grupları – Elif Şahin Hamidi

Okumak da yazmak gibi daha ziyade bireysel bir eylem. Ancak son zamanlarda giderek sayıları artan okur grupları/okuma grupları ya da kitap kulüpleri toplu halde de okuma yapılabileceğini, edebiyatla hemhal olunabileceğini gösteriyor. Belki çoğu birbirini hiç tanımayan birtakım insanlar bir araya geliyor, aynı anda kitaplar okuyor, şehir şehir örgütleniyor… Üstelik yazarları imzalara-söyleşilere çağırıyorlar ve o söyleşilere,

okumak için tıklayınız

Okul kaçkını, yazı düşkünü – Elif Şahin Hamidi

Yazar olmanın okulu yok. Ne ille üniversite bitirmiş olmak gerekiyor, ne de kesin kurallara, kaidelere uymak. Öyle olmasa, bugün Yaşar Kemal’i de okuyamazdık, Doris Lessing’i de, Metin Kaçan’ı da. Gelin hem yenilerden hem eskilerden okul kaçkını birkaç ismin yazarlık yolundaki ilk adımlarına yakından bakalım…

okumak için tıklayınız

Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar… – Cemal Süreya

*** Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli bir erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagona doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Anam sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.

okumak için tıklayınız

Montaigne’nin yaratıcı on yılını geçirdiği odası

Michel de Montaigne, babasının büyük olasılıkla savunma amacıyla yaptırmış olduğu yüksek, yuvarlak ve sağlam bir kuleyle karşılaşmıştır. Karanlık zemin katında küçük bir şapel bulunmaktadır; bu şapelde yan yanya silinmiş bir freskte ejderhayı yenmekte olan Aziz Mikâil betimlenmiştir. Buradan dar bir döner merdivenle, birinci kattaki yuvarlak bir odaya çıkılır; burasını Montaigne, ev halkından ayrı olabilmek için

okumak için tıklayınız

“Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları” na ilişkin – İbrahim Yurtsever

Ayşegül Kocabıçak’ın nota bene yayınlarından çıkan “Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları” adlı öykü kitabını bir solukta okudum. Her öyküyü okuyup bitirdiğimde arka sayfadaki diğer öyküyü merak ederek çevirdim sayfaları. İlk öykü Somada sistemin aşırı kar hırsı yüzünden yaşamını yitiren maden işçilerine adanmış. Madende babasını yitiren bir çocuğun duyguları sarsıcı bir kurguyla aktarılmış.

okumak için tıklayınız

insanokur.org, Haber Derleme Uygulaması ”Bundle Haber” de

Dünyada ve Türkiye’de sıkça kullanılan haber derleme uygulamaları Flipboard, Pulse, Smart News’ı eminiz pek çoğunuz kullanıyordur. Bu tür uygulamalar, mobil platformlarda, kullanıcıları çok rahat bir şekilde günlük haber içeriklerine ulaşabilmelerini ve bu haberleri kategoriler halinde derleyerek kolay bir şekilde okuyabilmelerini sağlamaktalar.

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Dehası ve Dramı – Ataol Behramoğlu

Nikolay Googol (1809 – 1852) Aleksandr Puşkin’le birlikte 19.yüzyıl Rus edebiyatını besleyen ve yönlendiren en büyük iki kaynaktan biridir. Çağdaş ve arkadaş olan Puşkin’le Gogol’ün yaratıcılıklan arasında bir karşılaştırma yapmak çok ilginç olurdu. Her birinin etkisi günümüz Rus edebiyatında da duyumsanmakta olan bu iki dev yazardan Puşkin, Rus edebiyatında, yalınlığın, özlülüğün, zekânın, halksal duyarlıkla yoğrulmuş,

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Palto’daki Dehası – Vladimir Nabokov

Gogol tuhaf bir adamdı, ama dahiler hep tuhaftır zaten; değer bilir okura, hayat hakkında kendi düşüncelerini geliştirme fırsatını ustaca veren şey sizin o sağlıklı,sıradan yanınızdır. Büyük edebiyat akla aykırılığın sınırında gezinir. Hamlet, nevrozlu bir bilge kişinin çılgınca rüyasıdır. Gogol’ün Palto’su hayatın karanlık seyrinde kara delikle açan, acayip, korkunç bir karabasandır. Metni üstünkörü bir gözle okuyan

okumak için tıklayınız

“bize sırt çevirenlere değil, ellerini uzatanlara yakınlaşması” için Montaigne’nin çocukken yoksul bir ailenin yanına verilmesi

Soylu bir ad, bilincinde olmaksızın kendini hep korumak ve kuşaktan kuşağa iletmek iradesini içerir. Seigneur de Montaigne unvanını taşıyan ilk kişi olan Pierre Eyquem de Montaigne için de 1533 Şubatı’nın son gününde, doğumlarından hemen sonra yitirdiği iki kızının ardından onca özlemini çektiği ilk erkek evlada, yani bizim Michel de Montaigne’imize kavuşmak, gelecekte ünlü olacak bir

okumak için tıklayınız

Tarih Üzerine, Tarih Nasıl Yazılır? – Müslüm Üzülmez

Tarih Üzerine, Tarih Nasıl Yazılır? (Tarihle İlgili Okuduğum Kitaplar 2) 3. Tarih Üzerine Alman düşünür Friedrich Nietzsche, Tarih Üzerine(*) kitabında tarihi felsefi açıdan sorgulayarak bilgi, tarih ve değerler alanına eleştiriler yöneltir. Tarihin, büyük yaratmaların, uygarlığın özünü kuran geliştirici ilkelerin, insanı aşamalı olarak başarının en yüksek doruğuna ulaştıran girişimlerin, kendi varlığında evrenin yaratıcı özünü dile getiren

okumak için tıklayınız

Birinin hüznü diğerini mutlu eder mi? – Neriman Kızılay

Ne kadar hoş karşılanır bilemem ama o gün çok mutlu oldum. Hep yüreğimde yaşattığım o sevgi coştu, salona taştı, diğer sevgilerle buluştu. Çünkü benim bir kaybım yoktu, hocamı fizik olarak hiç tanımadım, elini yüzünü görmedim ama özünü tanıdım yazılarından, kitaplarından… O kadar çok dönüp dönüp okudum ki yüreğim doluncaya kadar Ali Yüce sevgisiyle. Kaç kez

okumak için tıklayınız

Tam bir mahşer zamanı şimdi, Dante!

Tam bir mahşer zamanı şimdi, Dante! Dante’nin o girişimi bana hep daha muazzam gelmiştir. Kim onun gibi çıkıp da bizim çağımızın önemli isimlerini onun eserindeki gibi böyle bir mahkemede toplayabilirdi. Bugün bir insanın başarabileceği en güç şey, kendini yargılamaktır ve bunu gerçekten becerebilirse ne kadar gurur duyar!

okumak için tıklayınız