İktidarlar Sanattan Korkar – Mehmet Taşar

Sanat, her zaman iktidarların korkulu rüyası olmuştur. Genelde iktidarla sanat arasında sürekli bir savaş vardır ve sanat iktidarları her zaman yenmiştir.İktidarların sanat korkusu; toplumdaki beğeni düzeyini geliştirmesinden, yaşama biçimine, geleneklere ve inançlara müdahale etmesinden kaynaklanmıştır. Kendi kurulu düzenine çomak sokan, ezber bozan, bilinenin ve alışılanın dışında daha iyi ve daha güzel bir şeylerin olduğu konusunda

okumak için tıklayınız

?Tiyatrolar Halkındır / Özgür Sanat Sosyalizmde? – Müslüm Kabadayı

“Her şey göründüğü gibi olsaydı, bilim ve sanata ihtiyaç olmazdı.” dendiği biliniyor. Bu saptamanın ne kadar yerinde olduğunu, son dönemde yaşanan “sanata saldırılar” çıplak biçimde ortaya koyuyor. Her şeyi “satılık”a çıkaran talancı sermaye zihniyeti, onun adına iktidarı oluşturan AKP, “sanatın gerçekleri imgelerle yeniden kurma ve gösterilmeyeni gün ışığına çıkarma işlevi”nden korktuğu için sanata ve sanatçılara

okumak için tıklayınız

Bir Çocuk, Bir Kadın, Bir Anne – Elif Kutlu

Bu bir kadının ve onu çok seven çocuğunun öyküsü gibi görünse de ?yaşanan her şeyi Kenan aktarsa da- aslında bütün hikâye Dilber Hanım?ın imgesiyle ifade edilen Anadolu kadınının hazin öyküsüdür. Bir kadının yaptıkları, yapamadıkları, yapmak istedikleri ve yapmak zorunda oldukları ile oğlu Kenan?ı ?okutmak? uğruna verdiği mücadele ile örülmüş bir ?ölüm-kalım? meselesi. Dilber Hanım?ın imgesinde

okumak için tıklayınız

Ziyaret Tepe?de 2,500 yıldır saklı dil

Diyarbakır il sınırları içinde bulunan Ziyaret Tepe arkeolojik kazı alanından iki yıl önce çıkarılan kil tabletteki yazının 2,500 yıl önceye dayanan unutulmuş bir dil olduğu bulundu. Ziyaret Tepe höyüğündeki kazı çalışmaları sırasında çıkarılan kil tablet üzerindeki çalışmalar iki yıldır devam ediyordu. Tabletin üzerinde Assurca çivi yazısı ile yazılmış 60 kadın ismi var.

okumak için tıklayınız

Aslen Şiir Ülkesinin Yerlisi Nihat Ziyalan?ın Son Romanı: ?Attım Kapağı Yurtdışına?* – Duran Aydın

?Dıbbooa?dıbbooa?dıbbooa!? Yoğun yıldız yağmurları altında hem üşüyerek, hem uyuklayarak filmler izlediğimiz sinemalarda, birbiri ardı sıra ve böylesi abartılı bir tonlamayla gelirdi o yumruk sesleri? Çoğunlukla o ?anadan doğma kötü adamlar? daha filmin jönü yumruğunu savurmadan, bir metre öteden yüzlerini sağa-sola çevirir; yana döner, saman yığınının ya da istiflenmiş kaçak sigara kutularının üzerine atlayarak en fazla

okumak için tıklayınız

Türkiye İşçi Romanları / Bölüm:1 Maden İşçileri – Diyar Saraçoğlu

Türkiye?nin roman türü ile tanışması özellikle batı Avrupa ülkelerine göre (geç kapitalistleşme süreciyle ilişkili olarak) oldukça yeni sayılabilir. Çalışma kapsamında ele alınacak işçi romanları söz konusu olduğunda bu tarih günümüze daha da yakınlaşıyor. Birçok araştırmacı tarafından Türkiye?de yayınlanan ilk işçi romanı olarak Mahmut Yesari?nin yazmış olduğu ?Çulluk? (1927) kabul ediliyor. Bu çalışmayla, 1927?den günümüze Türkiye?de

okumak için tıklayınız

Nihat Ziyalan: ? Yılmaz?ı Kanal Köprü?de Çimerken Tanımıştım? – Duran Aydın

1-) Nihat Ziyalan için hayat Adana?da, 1936?da başlıyor. O yılların Adana?sını, mahallenizi; bir ucu da edebiyata, sinemaya varan arkadaşlıklarınızı, dostluklarınızı anlatırsanız özlem yüklü bu yolculuğa bizler de katılacağız. Ara ara düşlerinizde ?gurbet ellerden? , Avustralya?dan, Sdney?den Adana?nın Hürriyet Mahallesi?ne hüzünlü ve gözlerinizi buğulandıran gezintiler yaptığınız oluyor mu?

okumak için tıklayınız

Türk Edebiyatının Akdeniz?e Açılan Kapısı Bodrum…

1.ULUSLARARASI BODRUM KİTAP VE KÜLTÜR FESTİVALİ 01-07 Haziran 2012 tarihlerinde BODRUM BELEDİYESİ işbirliğiyle, gerek çevre il ve ilçelere, gerekse Akdeniz ülkelerine bir merkez oluşturmak amacıyla Bodrum Belediye Meydanı?nda gerçekleştiriliyor. ULUSLARARASI BODRUM KİTAP VE KÜLTÜR FESTİVALİ?nin ilk yılındaki konuk ülkesi ?Yunanistan? ve teması ?Komşuluk.? Festival her yıl bir Akdeniz ülkesini konuk ülke olarak ağırlayacak ve

okumak için tıklayınız

Uygarlık Yolunda Özgürler: ?Konstantinopolis Kapılarında? – Yavuz Angınbaş

Daha çok ?İstanbul Dörtlüsü? ve ?Dekadans Geceleri? gibi eserlerinde modern insanın varoluşsal bunalımlarını ve topluma ayak uyduramayan kaybedenlerin öykülerini ele alması ile tanıdığımız Hikmet Temel Akarsu bu defa tarihi bir roman ile karşımızda. ?Kontantinopolis Kapılarında?, yazarın 2008 yılında yayımlanan ?Özgürlerin Kaderi? ile başlattığı ve Türklerin Anadolu?yu yurt edinmelerini anlatan seriyi devam ettiriyor. Eserin konusu, kitabın

okumak için tıklayınız

Sanat ve İktidar (Siyasal Tarih Sürecinde Sanat Tarihi ve Sanat Akımları) – Aydın Şimşek

“Hemen her siyasi iktidar sadece bazen devrimcidir, çoğu zaman da tutucu ve muhafazakardır. Bu nedenle sanat her türlü iktidarın karşıtıdır ve karşı dille yaşamın içinde yer alır ve yaşamı yorumlar. İktidar kendisinden bağımsız bir ilişki dizilimine tahammül edemediği için, tarihin en eski sorunlarından birisi de sanat ve iktidar sorunu olagelmiştir. Elinizdeki bu çalışma, sanat ve

okumak için tıklayınız

Ağustosta Üşümek – Duran Aydın

Tek bir çatılı ev göremeyeceğiniz Adana’da ağustosta üşüyebilir misiniz? Ne soğuk suyun altında, ne klimalı bir odada, ne de vantilatörün karşısında değilsiniz ama… Kendi doğallığında herhangi bir “dış gerece” gereksinim duymadan ciddi ciddi üşüyeceksiniz! Kent içindeki mahalle aralarında yer yer gördüğünüz küçük küçük tarlalar da, hızla yükselen çok katlı binalarla beton çöplüğüne dönüşür oldu; farkındasınız…

okumak için tıklayınız

Sonsuz Unutuş – Kadir Aydemir

Yitik Ülke’nin, 80’ler ve 90’lar Kitabı’nın Yaratıcısından Edebiyat Ziyafeti. “Sonsuz Unutuş”, kurulduğu 2000 yılından beri binlerce okura sesini duyuran Yitik Ülke’nin yaratıcısı Kadir Aydemir’in “Aşksız Gölgeler” adlı kitabından sonra yayımlanan ikinci öykü kitabı… Rüyayla gerçeğin, uykuyla uyanışın, yalnızlıkla aşkın birbirine karıştığı büyülü, fantastik kısa öyküler… Şiirin gücüyle kaleme alınmış düşsel yolculuklar, kaçış ve karşılaşmalar… Edebiyatı

okumak için tıklayınız

“Duvar” adlı öykü – Jean Paul Sartre

Bizi büyük beyaz bir odaya soktular, gözlerim kırpışmaya başladı, ışık gözlerimi rahatsız ediyordu. Sonra bir masa ve masanın arkasında dört herif gördüm, sivildiler, kâğıtlara bakıyorlardı. Öteki tutukluları dibe yığmışlardı; onların yanına kadar gidebilmemiz için bütün odayı baştan başa geçmemiz gerekiyordu. Aralarında pek çoğunu tanıyordum; ötekiler yabancı olmalıydılar. Önümde duran ikisi yuvarlak kafalı, sarışındılar. Birbirlerine benziyorlardı.

okumak için tıklayınız

Çiztanbul – Studio Rodeo

İstanbul merkezli Studio Rodeo, özgün çizgi roman projelerine devam ediyor. Studio Rodeo?nun 2012 yıllığı olan ÇİZTANBUL, yüksek kaliteli albümler dizisinin yeni kitabı olarak Nisan 2012?de çıktı. ÇİZTANBUL, kadim, kaotik ve karizmatik şehr-i İstanbul?u merkeze alan bir çizgi roman projesinin ilk kitabı. Ustalıklarıyla nam salmış kıdemli isimlerin de dahil olduğu çeşitli sanatçılar, dünyanın farklı köşelerinden gelip

okumak için tıklayınız

Eskiyen – Mehmet Taşar

Yorulmuştum. O yorgunlukta yüzüm de sarkmıştı, kesin. Güneşi çalınmış kentin puslu ve nemli havasında soluksuz kalmak üzereydim. Kaldırım taşlarının ortasından gökyüzüne uzanan, dallarında yüzlerce güvercini saklayan çınar ağcının bedenine yaslandım. Açtığı şemsiyesinin altında tahta sandıktan tezgahına darı paketlerini dizmiş bekleyen satıcıya, güvercinleri yitmiş kaldırımlara, naylon leğenlere doldurulmuş kirli suya, sulandıkça güvercin boklarıyla yapış yapış olmuş

okumak için tıklayınız

Mutlu Olma ?Garantili? Hayata Katlanabilme Dersleri – Duran Aydın

Bildiniz: Gençler ?şiirsiz? artık! Gençliklerini şiiri gereksinmeden yaşayacakları yanılsamasındalar! Ama durun,sizler; örneğin bu yazıyı okumaya başladığınız için, ‘o’ gençlerden farklısınız! Benim çocuklarımdan da farklısınız! Çünkü bırakın benim yazdıklarımı, evdeki kitaplardan,dergilerden bile habersizler! Eve giren gazete sıkıntı kaynağı, bir kağıt parçası! Okulda ‘müfredat’tan öğrenebildikleri,onları hayat boyu ‘idare eder’ nasıl olsa.

okumak için tıklayınız

Aşk mı, Neydi o? – Celal İlhan

İlk ne zaman gördüm, neden başka bir değil de ona tutuldum? Kendimi çok mu önemsiyor, köyün ileri gelen bir ailesinin çocuğu olmayı abartıyor muydum? Öyle bir vurgun; ince hesaplardan tümüyle uzak, olur mu olmaz mı kaygılarına kulak tıkayacak denli sert ve acımasız olmasıyla mı anlatılabilirdi yoksa? Bilmiyorum. Nasıl başladığını da bilmiyorum aslında.

okumak için tıklayınız

Doğaya ve Tanrı?ya İhanet – Mehmet Taşar

Köy evinin çardağında oturuyorduk. Sırtını hasır yastığa dayamış, şapkasını da dizine asmış Nazım Amca?yla doğanın yeniden uyanışına tanıklık ediyorduk. Önümüzde uzanan renk ve koku cümbüşündeki bahçeyi izliyor, taze yapraklar arasında cıvıldaşan kuşların sesini dinliyorduk. Ağaçlar çıplak bedenlerine yapraklarını, çiçeklerini giyinmişti, Bahçenin bitiminde görmediğimiz, ama çağıltısını duyduğumuz Gövpınar?ın serinliğini buradan bile duyuyorduk.

okumak için tıklayınız

Yaşamın Değerleri – Faiz Cebiroğlu

Yaşamın değerlerinden bahsediyoruz. Yaşamı ?değerli ve anlamlı? kılan değerlerden söz ediyoruz. Yaşamsal değerler, belirli bir evrim sonucunda oluşan değerler ve toplumsal değişime paralel olarak kendini değiştiren ve sürekli geliştiren değerlerdir. Feodal toplumda yaşamın değerleri nasıldı? Kapitalist toplumda yaşamın değerleri nasıl?

okumak için tıklayınız

Maya – Duran Aydın

_Zorunlu bir rica: Bu yazı okunurken fonda Sezen Aksu, ?Eskidendi?yi söylemelidir?_ Daha Salih Bolat?ın yüzünü görmemişim. O uzun, ince, kıvırcık saçlı adamı esmer esmer gülümserken belleğim resmetmemiş?Salih?in adını epeydir işitiyor olmamla birlikte, asıl Mustafa Emre tanıştırmıştır. Ardından, o yoksul ve yalnız çocuk Mehmet Taşar?ı; şimdi ?profesör?, o zamanlar Erzurum Üniversitesi?ndeki ?öğrenci? Çetin Derdiyok?u da?

okumak için tıklayınız