Son Nefeste Nevbahar: Abbas Kiarostami’nin Vedası
Bir Şairin Son Arzusu
Abbas Kiarostami, İran sinemasının sessiz devrimcisi, son nefesinde Sadi Şirazi’nin “Nevbahar” şiirini, Solmaz Naraghi’nin sesiyle dinlemeyi seçti. Bu tercih, yalnızca bir sanatçının estetik duyarlılığını değil, aynı zamanda insan varoluşunun kırılganlığına dair derin bir farkındalığı yansıtıyor. Kiarostami’nin sineması, sıradan anlarda evrensel anlamlar arayan bir meditasyon gibidir; bu son istek de onun hayatı ve ölümü birleştiren estetik anlayışının bir uzantısıdır. Şirazi’nin dizeleri, baharın yeniden doğuşunu, umudun sürekliliğini ve insan ruhunun geçiciliğini çağrıştırır. Kiarostami, bu şiirle, belki de kendi sinemasının özünü, yani hayatın basit ama derin anlarını yüceltme çabasını bir kez daha hatırlatmak istedi. Naraghi’nin sesi, bu dizelere hem bir kırılganlık hem de bir kararlılık katar; sanki ölümün eşiğinde bile umut, bir şekilde varlığını sürdürebilir. Bu an, bir sanatçının dünyaya veda ederken bile anlam arayışını terk etmediğini gösterir.
Baharın Nefesi ve İnsanlığın Yankısı
Sadi Şirazi’nin “Nevbahar”ı, doğanın döngüsel yenilenmesini ve insan hayatının bu döngüdeki yerini sorgulayan bir eserdir. Şiir, yüzeyde baharın tazeliğini överse de, derinlerde insanın kendi geçiciliğiyle yüzleşmesini içerir. Kiarostami’nin bu şiiri seçmesi, onun sinemasında sıkça işlenen temalarla örtüşür: basitlikte saklı derinlik, sıradanlığın içindeki mucize. Naraghi’nin yorumu, bu dizelere bir insan sesinin kırılganlığını ekler; sanki her nota, yaşamın hem neşesini hem de hüznünü taşır. Bu seçim, bireyin son anlarında bile kolektif bir insanlık hikâyesine bağlanma arzusunu yansıtır. Kiarostami, belki de bu şarkıyla, insanlığın bitmeyen umut arayışını, kendi kişisel yolculuğunun son perdesinde kutlamak istedi. Şiir ve müzik, onun için bir veda değil, hayata dair son bir diyalog oldu; bir sanatçının, dünyayı anlamaya ve anlamlandırmaya yönelik bitmeyen çabasının son notası.
Sanatçının Son Perdesi
Kiarostami’nin son isteği, yalnızca bir şarkı seçimi değil, aynı zamanda onun sanatsal mirasının bir özetidir. Sinemasında, imgeler ve sessizlik, kelimelerden daha fazla konuşur. “Nevbahar”ın seçimi, onun minimalist ama yoğun anlatım dilini yansıtır. Şirazi’nin dizeleri, doğanın döngüsel ritmiyle insan hayatının kırılganlığını birleştirirken, Kiarostami’nin filmleri de sıradan anları evrensel birer yoruma dönüştürür. Naraghi’nin sesi, bu anlara bir insan sıcaklığı katar; sanki bir filmin son sahnesinde, tüm duygular tek bir melodiyle özetlenir. Kiarostami’nin bu tercihi, onun ölümle barışık bir duruş sergilediğini de gösterir. Hayatın geçiciliğini kabul ederken, aynı zamanda onun güzelliğini yüceltmek, onun sinemasının temel taşıdır. Bu son istek, bir sanatçının dünyaya veda ederken bile estetik bir duruş sergileyebileceğinin kanıtıdır; bir nevi, hayatın anlamını son bir kez çerçeveleme çabasıdır.
Umudun Son Sesi
“Bir ömür daha lazım ölümümüzden sonra, çünkü bu ömrümüzü yalnızca umutlanmakla geçirdik…” dizeleri, Kiarostami’nin son anlarında dinlediği şarkının kalbinde yatar. Bu sözler, insanlığın bitmeyen arayışını, umudun hem lanetini hem de nimetini yansıtır. Kiarostami, bu dizelerle, belki de kendi hayatının bir özetini gördü: her filmi, her karesi, insanın anlam arayışına adanmıştı. Naraghi’nin sesi, bu dizelere bir insan yüzü, bir nefes katar; sanki umut, ölümün eşiğinde bile bir şekilde varlığını sürdürür. Bu seçim, Kiarostami’nin sinemasındaki insan merkezli yaklaşımı bir kez daha vurgular. Onun için sanat, insanın kendi sınırlarıyla yüzleştiği, ama aynı zamanda bu sınırları aşmaya çalıştığı bir alandır. “Nevbahar”, bu bağlamda, sadece bir şarkı değil, bir sanatçının dünyaya son bakışıdır; bir veda değil, bir devamlılık arzusudur.
Evrensel Bir Veda
Kiarostami’nin son isteği, bireysel bir tercihten çok daha fazlasını ifade eder. Şirazi’nin yüzyıllar öncesinden gelen dizeleri, Naraghi’nin çağdaş sesiyle buluşarak zaman ve mekânı aşar. Bu buluşma, insan deneyiminin evrenselliğini vurgular: doğanın döngüleri, umudun kırılganlığı, ölümün kaçınılmazlığı. Kiarostami, bu şarkıyı seçerek, belki de kendi sinemasının sınırlarını bir kez daha zorladı; bireysel bir vedayı, insanlığın ortak hikâyesine bağladı. Naraghi’nin sesi, bu evrensel hikâyeye bir insan dokunuşu katar; sanki her nota, farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda yaşayan insanların ortak duygularını taşır. Kiarostami’nin bu tercihi, onun sanatının özünü yansıtır: basitlikte evrenseli bulmak, sıradanlıkta derinliği yakalamak. Bu son istek, bir sanatçının yalnızca kendi hayatına değil, tüm insanlığa hitap eden bir veda mektubudur; bir şarkı aracılığıyla, sonsuzluğa uzanan bir diyalog.