Ursula K. Le Guin’in 1979’da kaleme aldığı Malafrena, yazarın diğer bazı öykülerinden tanıdığımız hayali ülke Orsinya’da geçiyor. Fakat yazarın diğer romanlarında da olduğu gibi, mekân hayali olmasına rağmen resmedilen ortam ve ele alınan meseleler son derece gerçekçi. Sansürün insanları susturduğu, kısıtlamaların her türlü muhalefeti engellediği, iktidarın katı ve kati bir hal aldığı bir ülke Orsinya. Malafrena Vadisi’nde ailesiyle birlikte yaşayan başkahraman İtale Sorde, işte tam da bu koşullarla mücadele etmek üzere
Roman Dizisi
Yarasalar – Marcel Beyer
Dünyayı kulağıyla algılayan, seslerle düşünen, en küçük tıkırtıdan derin anlamlar çıkartan, bu dnyadaki her tınıyı kaydetmeyi arzulayan tutkulu bir akustik uzmanı. Nazi döneminde yaşıyor – ve “işini” görüyor: akustik düzenlemeler yapıyor, ses kayıtları alıyor. Savaş ortamında, devlet hizmetinde. Çeşit çeşit ses kaydı yapma imkanını değerlendirirken bazen irkiliyor Nazi ruhundan, ama tutkusu da baki. Eninde sonunda kendi başına, kendi içine kapanık bir adam o… Bir Nazi büyüğünün altı çocuğu… Babalarının hayatındaki ihtişama,
İçinde Ruhlar Dolaşan Kitap – Melike Uzun
Joel Koven ?Tarih ve Tin?de şöyle der: ?Geç kapitalizmin kendini iyi hissetme kültürü içinde, acı çekmenin değeri bugünlerde unutulmuştur. ? Ötekine açılma, dünyanın acısını hissetmek demektir. ? Ancak ruhun acı çekişi radikal mutluluk umudunu da ima eder. Acı çekmek ve varlığa açık olmak: bütünleşmiş varlığın olanaklıklarını beklemek ? anlamına gelir.?
Acıyı boş ver anı yaşa ya da şimdiyi boş ver, bu dünyanın kurallarını kutsal kitaplara göre biçimlendir anlayışlarının yaygınlığından kurtulup daha iyi bir dünya için başka felsefeler kurmaya gereksinmemiz var.
Umut Etmenin Muhteşemliği – Gülşah Elikbank
F. Scott Fitzgerald?ın 1925?te yazdığı ?The Great Gatsby?, ?Muhteşem Gatsby ?kitabı, Amerikan Edebiyatının en önemli örneklerinden sayılır. Bir Amerikan Rüyası eleştirisi olarak da görülen ve arka fonuna Caz Çağı?nı yerleştiren romanın, farklı yayınevlerinden çevirisi zaman zaman raflarda yerini alırken, beyazperde de bu romandan uzak kalamıyor. Özellikle de klasikleri modernize etme hastalığına tutulduğumuz bu yıllarda! Cannes Film Festivalinde boy gösteren yeni Muhteşem Gatsby, Türkiye?de geçen hafta vizyona girdi.
Balıklar Susadığında – Helim Yüsiv
Modern Kürtçe edebiyatın en tanınmış isimlerinden olan ve eserleri daha önce Almanca, Arapça ve Türkçeye çevrilen Suriyeli Kürt yazar HelîmYûsiv’in en beğenilen kitaplarından biri olarak ayrı bir yerde duran Balıklar Susadığında (Gavaku Masî Tî Dibin) dilini yitirerek zamanla dilsizleşmiş bir halkın yaşadıklarını edebiyatın tüm inceliklerini kullanarak anlatıyor. Kendisini yaşadığı coğrafyanın zorunlu bir sonucu olarak “bir sınır insanı” şeklinde tanımlayan yazar, dili yasaklanan ve aynı bölgede yaşamalarına karşın sınırlarla birbirinden kopartılan Kürt coğrafyasında yaşanmış acıları simgesel bir dille anlatıyor.
Türkiye’nin Ruhu / Direnmenin Trajedisi (3. Kitap) – Zahit Atam
Bir gün nereli olduğumu sordular. Babam Siverek’lidir dedim. Siverek adına şaşırdılar, hiç duymamışlar. “Nerededir bu Siverek?” dediler. Siverek Napoli’nin kazasıdır dedim.
Düşündüler bir süre, birbirlerine bakındılar. Biz İtalya’yı çok iyi biliriz. Yanlışınız olmasın. Napoli’nin böyle bir kazası yoktur.
Siverek İtalya’da olsa bileceklerdi. Siverek Urfa’nın bir kazasıydı. Urfa’da Türkiye’de bir şehirdi.
Asmalı Pencere – Mustafa Balel
Türkiye edebiyatının usta ismi Mustafa Balel bu romanında besleme kız Sırma?nın, Utarit Bey’in, Fikret Hanım ve ergenlik çağındaki oğulları Cudi ile yaşadıkları Yeşil Düş adında bir Boğaziçi yalısında başlayıp Sivas?ın bir kenar mahallesinde sona eren dramını anlatıyor.
Görülmemesi gereken bir şeyi görmüş olabilecekleri göz önüne alınarak ne kadar hizmetli varsa, bahçıvan, aşçı, uşak… Tümüne yol verilir. Sırma da bunlardan biridir. Ancak yol verilmeyip
Türkiyenin Ruhu / Direnmenin Trajedisi (1. Kitap) – Zahit Atam
Derler ki tek yumurta ikizlerinin bütün genleri aynıymış, yalnızca yüzü bedeni değil, ruhları da aynıymış, gerçeklik değişir de hisleri çok değişmezmiş, ama bir tek farkları varmış bunların: parmak izleri. Dünyaya gelen hiçbir insanın parmak izi aynı olmazmış, dil din ulus kültür uygarlık her şey aynı olsa ne yazar. İşte bu roman parmak iziyle imzalansın ve kanla yazılsın diye söylenmiştir, baştan sona bir halk mahkemesinde savunma yaparken dile getirilmiştir, çünkü Anadolu’da tarih kanla yazılır, bu satırlar bunun tanığı olsun diye kaleme alındı. Oysa ne biz dövüşme meraklısıyız, ne de dövüşmeyi seçtik, anca namus belasına gardaş diyerek nefsi müdafaa için
12 Eylül?ün Savurduğu Hayatlar – Birgül Can
Emrah Polat?ın yeni romanı Yüzler, İlk bölümden itibaren ironik ve politik bir anlatı olacağını fısıldıyor bize.
Peki bu anlatının olay örgüsü ne? Aslında klasik bir dille yazılmasına rağmen romanda klasik bir olay örgüsü bulunmuyor. Sıkça başvurulan geri dönüşlerle 12 Eylül?ün karakterler üzerindeki etkisi işlense de asıl olarak olay bir gün içinde başlayıp bitiyor. Bu anlamda çizgisel bir roman diyebiliriz Yüzler için.
“Ejderhanın üflediği kendi soluğu / Biz onu alev, ateş sanırız? Murathan Mungan
“Karamsarlığa en çok kapıldığımız noktada önümüze harika bir çiçek, içi ağzına kadar su dolu bir kuyu ya da tıpkı Şairin Romanı gibi yemyeşil kocaman bir ağaç çıkabiliyor. Ejderhalar soluk alıyor, soy devam ediyor.”
Günler geçer, kitaplar yayımlanır, okunur, üzerinde düşünülür, konuşulur, sonra bir yenisi, bir yenisi daha? Ancak bazı hikayeler vardır, bilirsiniz, sizi içine hapseder. Benliğinizin bir parçasını bırakırsınız sanki o hikayenin dilinde, sözünde, sesinde, tuzunda. Her ne kadar başka hikayelerin, başka sözlerin içinde gezip dursanız da, için için hep o hikayenin
Majesteleri Kral – Thomas Mann
Majesteleri Kral, iflasın eşiğinde hayalî bir küçük Alman devletinde geçer. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği Grimmburg Grandüklüğünün veliahtı Prens Albrecht hastalıklı bir insandır ve uzun yaşayamayacağından endişe edilmektedir. O nedenle tahtın ikinci vârisi Klaus Heinrich doğduğunda bütün Grimmburg sevince boğulur. Ne var ki ikinci vâris fiziksel bir kusurla doğmuştur. Zamanla, “aristokrasinin yalnızlığı”nı kendi ruhunda hisseden Klaus Heinrich, “kusurlu” varoluşuna ve doğuştan getirdiği asil haklara bakarak sıradan insanı anlamasının mümkün olmadığını fark eder.
Palyaço – Heinrich Böll
Hans Schnier, varlıklı bir ailenin oğlu olmasına karşın meslek olarak palyaçoluğu seçmiştir. Evlenmeye ve doğacak çocuklarını Katolik terbiyesiyle büyütmeye yanaşmadığından, toplum baskısına direnemeyen sevgilisi tarafından terk edilir. Hans bu kayıp yüzünden yıkılır, sanatı bitme noktasına gelir.
Palyaço 1963 yılında yayımlandığında Almanya’da büyük tartışmalara yol açmış, Heinrich Böll din karşıtı olmakla suçlanmıştır. Oysa yazar, İkinci Dünya Savaşı sonrası burjuva toplumunun dar kafalılığı ve çarpık ahlakı yüzünden “ayrıksı” bir bireyin o toplumda kendine
Tanyeri Yağmurla Geldi – Ozan Özgür
Elim yeteydi, gözümde ferim, dizimde dermanım çekilmeyeydi, tutarım olaydı, umarım olaydı, arayıp bulmaz mıydım, sağ anadan, essah yurttan habersiz kor muydum evlâdımı?.. Koydum! Batmaz sandığım gün devrildi, bitmez dediğim gece tükendi, ecel değneği kapıya indi. İhtiyar oldum, ihtiyar oldum, ihtiyar oldum! Zulümler, kırımlar, sürgünler yadigârı bir kız buldum, cihan parçası bir oğuldan oldum.
Haykırıyorum şimdi son nefesimle; hırıltım, dönmeyen dilim, titrek sesimle:
Unutmanın eşiğinde ölüme doğru… Elif Şahin Hamidi
“Her canlı ölmek için doğar.
Günler geçiyor.
Yakında hatıralarıma döneceğim.”
(Selim İleri, Mel’un-Bir Us Yarılması, Sf. 66, Everest Yayınları, 2013)
Tek Bacaklı Yolcu – Herta Müller
Çağdaş edebiyatın en önemli seslerinden yazar Herta Müller’den sorularla dolu ve soru işaretlerinden yoksun bir roman: Tek Bacaklı Yolcu. Müller’in benzersiz dili ve anlatımı eşliğinde sert, soğuk ve müdanasız bir ahir zamanlar portresi. Bir kadın ve üç erkek; bir kadın, birkaç ülke, bir deniz, dört duvar ve bitimsiz kentler… Aştıkça yenileri keşfedilen sınırların üzerinde bir denge mücadelesi, kuşatan korkular, ıssız odalar.
Herta Müller, Romanya’dan Almanya’ya göçtükten sonra
Paralı Asker – Georges Perec
Perec’in 1957-1960 yılları arasında yazdığı ilk roman olan Paralı Asker yazarın ölümünden otuz yıl sonra bulunur. Farklılığı ve yenilikçiliğiyle öne çıkan Perec dünyasını işte bu roman başlatmıştır.
Antonella de Messine’in 1475’te yaptığı Paralı Asker tablosunun sahtesini yapma işini üstlenen Gaspard Winckler’i heyecan ve gerilim dolu, hayat kadar gerçek, sanat kadar kurmaca bir serüven beklemektedir. Özgün yapıt ile sahte yapıt arasındaki karmaşık ilişkide ruhu ve bedeniyle birlikte
Röportajlar (Yargılayan Zaman İçinde) – Bekir Yıldız
Everest Yayınları Türkçe edebiyatın usta kalemlerinden biri olan Bekir Yıldız’ın kitaplarını Röportjlar-Yargılayan Zaman İçinde ile yayımlamaya devam ediyor.
Bekir Yıldız, bu kitapta kendisi gibi yıllarca Almanya’da yaşamış işçilerin zorlu hayatlarına ışık tutuyor. Bu işçilerin yaşadığı sorunların başında da iş kazaları, hastalıklar ve yabancı düşmanlığı geliyor. Bu röportajlar, kişisel tanıklıklar üzerinden, bir dönemi anlamamız için temel kaynak görevini görüyor.
Güneşdamlası – Eleni Hacudi Tunta
Eleni Hacudi Tunta, Doğu Marmara Bölgesi’nde Rumların tipik bir köyü olan Yalıçiftlik’te geçen olaylara dayanarak, gurbet yoluna düşen bazı Rumları, içinde bulundukları şartlar ve yaşadıkları olaylarla birlikte resmediyor.
1775’te Ali Paşa’nın Agrafya’dan kovaladığı Rumların bir kaçak gibi Anadolu’ya yerleştikleri günden beri başlarından geçen olayları gözler önüne seriyor.
İki kız kardeş, Güneşdamlası ve İpsimani, Doğu Marmara Bölgesi’nin
Son Günler (Aleksandr Puşkin) – Mihail Bulgakov
Kara gökte burgaçlanıyor karlar
Durmamacasına saldırıyor tipi
Bazen yabanıl hayvan gibi uluyor
Bazen ağlıyor bir çocuk gibi
Oyun boyunca sık sık tekrarlanan bu dizelerle anıyor Mihail Bulgakov, Aleksandr Puşkin’i. Yalnızca romanlarıyla değil, oyunlarıyla da 20. yüzyılın önde gelen Rus yazarlarından sayılan Bulgakov, Molière’den sonra bir diğer büyük yazara, Puşkin’e hayat veriyor Son Günler’de.
Ölümünde devletin parmağı olduğuna inandığı Puşkin’in
Hikayesi Faruk Duman?dan ? Erkan Aslan
Dilimiz kendi sesini, müziğini ve ruhunu her şeye karşın bulmakta ve tanelenmektedir. Bir dilin mimarı:, o dilin yazarlarıdır en çok da. Ona nefes aldıran, havalandıran, yenileyen, türeten ve aşık.
Dil, yazarın uzağıdır ve o uzak, peşindekinden öndedir kuşkusuz. îşte bunu böyle kabul eden ve tam da dilin bu uzak ufkunda Faruk Duman ve eserleri durur. Kendi dilini bulan, kendi sesiyle ünleyen ve dünyasını kuran günümüz Türk edebiyatının birkaç isminden biridir.