Kırlangıçlar – Sabahattin Ali “Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?”

Şehrin kıyısında, ufacık bir derenin kenarında, dalları suya sarkan ihtiyar bir söğüt ağacı vardır. İlkbaharın başlangıçlarında bu söğüdün dallarına bir dişi kırlangıç gelip kondu; derenin bir başından bir başına yıldırım gibi uçan, beyaz göğüslerini suya dokundurarak şeffaf kanatlı küçük böcekleri yakalayan diğer kırlangıçlara bakmaya başladı. Başını hafif hafif sallıyordu. Derin düşüncelere daldığı belliydi. Söğüdün dalları … Devamını oku

Abidin Yağmur’da Sıcak, İşşizlik ve Yalnızlık! – Adil Okay

“Deve bayıltan sıcakları” şeklinde bir sıcaklık tanımı var mıdır?  O sabah evden çıktığımda, insanı ikinci adımda terleten, beşinci adımında bunaltan sıcağı böyle tanımladım. Hatta tanımlamakla kalmadım, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne bu tanımın kullanılması ricasını ileteceğim mektubu kafamda tasarladım. (…) Kendi kendime güldüm” (Ket, S. 41) Başlıktaki “Sıcak” sözcüğünü iki anlamda kullanıyorum. Birincisi eğretileme, diğeri sözlük anlamı. … Devamını oku

Samuel Beckett ve yayımlanmamış öyküsü: Echo’nun Kemikleri

Genç Beckett ilk eseri olan Whoroscope’u yayımlatmayı başardığında henüz 24 yaşındaydı. Ardından Londra’nın seçkin yayınevlerine gönderdiği Sıradan Kadınlar Düşü romanının ise okuyucuyla buluşabilmesi için 60 yıl beklemesi gerekecekti. Tabii, geçen bu 60 senelik zamanda Beckett ününü yürütmüş, Nobel Edebiyat Ödülü’nü çoktan kazanmış, hatta ölmüştü bile. Başka bir deyişle bu kitabı yayımlatmayı başaramamış, yenilmişti. Fakat hayattayken söylediği üzere: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.” Özü sözü bir olan biri olarak Beckett, yaklaşık bir yıl sonra Echo’nun Kemikleri öyküsünü yayımlatmayı denedi ve daha iyi miydi değil miydi bilemiyorum ama yine yenildi.

Devamını oku

Düştü Çamura – Zafer Köse (Öykü)

– Günaydın

– Ooo, aleykümselâm. Gel buyur. Bu başıma gelenlerin güzel tarafı da var; sık görüşmeye başladık.

– Dışardakiler, köydekiler iyi. Selam gönderdiler. Karşı tarafla da işler yolunda.

– Daha öğrenciyken başlamıştın bizi ihmal etmeye. Ama iyi ki büyük okulları bitirip avukat oldun. İşimiz düşünce sana güvenebilirmişiz demek.

Devamını oku

Yalana Karşı Duran – Zafer Köse

Bir deprem olur bir yerlerde. İnsanlar enkaz altında kalır, umutlar ezilir, hayaller yıkılır. Felaketle ilgili haberleri duyarsınız, okursunuz. Çeşitli rakamlar ulaşır size. Bir sürü görüntü, açıklama, yorum…

Bir adam işsiz kalır bir yerlerde. İş ilanları takip edilir, yaşama hevesi azalır, akşamları eve gitmek zorlaşır. Çeşitli rakamlar ulaşır size. Bir sürü görüntü, açıklama, yorum…

Bir çocuk ağlar bir yerlerde. Hıçkırıklar bastırılır, babanın neden kızdığı anlaşılmaz, çocuk suçunun ne olduğunu bilemez. Anne babasına ulaşan rakamlardan da bir şey anlamaz çocuk. Bir sürü görüntü, açıklama, yorum…

Çok şey yaşanır hayatta. Ama bunları sadece haber alarak bilemezsiniz. Hatta bizzat yaşamak bile, hayatın gerçeğini anlamak için yetersiz kalır, edebiyat olmayınca.

Devamını oku

Limon Yağmuru tutulması

?Sonra, ben o limon ağacına çıktım. Komşu çocukları, minik kanatlarıyla doluştular dallarına. Ağacı tutup sarstığımda bir limon yağmuru yağdı. (…) Her şeye rağmen yağdı. (?)?
Öyküleriyle de öyle sarsıyor sonra limon yağmuru başlıyor. Tutuluyoruz. Genç yazar Emrah Öztürk?ün, ilk kitabı ?Limon Yağmuru? tutulur mu tutulmaz mı bilinmez ama biz o yağmura tutulduk.

Lefkoşa doğumlu yazar, yaşadığı coğrafyadan izlenimler sunuyor öykülerinde. Özellikle kitabına adını verdiği ?Limon Yağmuru? adlı öyküsünde; Denktaş?ın, Talat?ın imzalamadığı barış ve ?savaşın kekremsi tadının? hüküm sürdüğü duvarlardan, kaçış provalarına değinen Öztürk bu durumu, ?Kendimize doğru kaçıyoruz ve kıyamet borusu üflendiğinde korkmayalım diye alışmanın provasını yapıyoruz?. (s. 47) ifade etmektedir.

Devamını oku

?Ayışığı? ve Koca Dağ – Adil Okay

Emine Kocadağ, yüzyıllardır kan ve gözyaşıyla yıkanan bir coğrafyanın, Mezopotamya?nın çocuğu. Bu coğrafyada doğan çocuklar oyuncaklarını tez kırıp, taş alırlar ellerine. Ne o taşı yontmaya ne de estetize ederek betimlemeye zamanları vardır. Ninelerin mesellerinden öğrendikleri ile yani sözel kültürle beslenirler. İşte, bu tez büyüyen çocuklardan biri de Emine Kocadağ?dır. Kocadağ, zulme karşı eline aldığı taşı zindanda yontmaya ve ?acı?yı estetize etmeye zaman bulmuştur. Yabancı diliyle yani Türkçe yazdığı öyküleriyle kan ve gözyaşını, taşı ve taşı atan çocuk ellerini ve sevdayı ak kâğıda nakşetmiştir.

Devamını oku

Tekerleklerin Türküsü – Yordan Yovkov

Yovkov’u okumak XIX. yüzyılın ilk yarısında Balkanların sosyo-kültürel yapısına tanık olmak demektir. Âşıklarıyla, eşkıyalarıyla, ağalarıyla köy yaşamının gerçek bir panoraması yer alır onun öykülerinde. Yöresel temaları işlerken evrenseli yakalamayı başarır. Dönemin yaşamsal açmazlarını belirtmekle yetinmez, olması gerekeni de dile getirir. Belgesel nitelikli ustaca yazılmış öyküleriyle tanınan Yovkov’un bir diğer özelliği, siyasi ve ideolojik oluşumların ötesine geçebilmesidir.

Devamını oku

Dost 60 Yaşında / Vüs’at O. Bener – Selma Sayar

Tam adı, Vüs’at Orhan Bener. 1922’de Samsun?da doğdu. İlk, orta öğrenimini Anadolu?nun çeşitli kentlerinde tamamladı. 1941’de Harbiye Mektebi’ni, 1957’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.
Ticaret Bakanlığı’nda raportör, Karayolları Genel Müdürlüğü’nde hukuk müşaviri olarak çalıştı. Ayşe Bener`le evlendi. Bir sendikanın danışmanlığını yürüttü. Emekliye ayrılıp yazarlıkla geçindi.

Devamını oku

Gecenin Kapıları – Ozan Özgür

“Bir sembol olarak da bilinen Abdullah Çatlı ve onun şahsında bir kuşağı anıyoruz. Şahsi çıkarlarını milletin çıkarlarına feda eden bir kuşağın. Devletin yönetiminin felç olduğu, yargı ve hukukunun işlemediği bir dönemde bu millet ve devlet için ne yapabiliriz düşüncesindeydik.”
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, birkaç gün önce bu sözleri Abdullah Çatlı’nın mezarı başında sarf etti. Dualar okundu ve sembol bir kez daha taçlandırıldı? Fakat

Devamını oku

Ca Yo Ke Tij Ti Ra Bena Vila – Ahmet Say

Daha önce yayınevimiz tarafından çıkarılan “Güneşin Savrulduğu Yerden- Bingöl Hikayeleri” adlı kitabımız şimdi de Zazaki çevirisiyle okurlarla buluşuyor.
“Ahmet Say binî halî merdimatî de rexneyî cemaatkî zaf hol dano. Nayê serkote vatişî ey de, hedîseyanî ke o neqil keno, goreyî nê hedîseyan yew hawayî şayî esto. Hîkayeya no nuştoxî ke bi nameyî “Rayerî Averşîyayişî” yew di aşm cuwa ver yew kovar de çap bibîy, bi rastî zaf weş bîy. Ez tehmîn kena Bayo Çehov zî biwendênî, verba no qeyde yew eser de heyfî xo ardênî.

Devamını oku

Tanyeri Yağmurla Geldi – Ozan Özgür

Elim yeteydi, gözümde ferim, dizimde dermanım çekilmeyeydi, tutarım olaydı, umarım olaydı, arayıp bulmaz mıydım, sağ anadan, essah yurttan habersiz kor muydum evlâdımı?.. Koydum! Batmaz sandığım gün devrildi, bitmez dediğim gece tükendi, ecel değneği kapıya indi. İhtiyar oldum, ihtiyar oldum, ihtiyar oldum! Zulümler, kırımlar, sürgünler yadigârı bir kız buldum, cihan parçası bir oğuldan oldum.

Haykırıyorum şimdi son nefesimle; hırıltım, dönmeyen dilim, titrek sesimle:

Devamını oku

Sibel Öz ve SERÇELER ÖLÜRSE – Adil Okay

Sibel Öz?ün, ?Serçeler Ölürse? adlı öykü kitabı, iki aydır masamın üzerinde sırasını bekliyordu. Elimde, Muzaffer Tansu?nun hapishanede yazdığı ?İki Kıyı Arasında? adlı öykü kitabı ile Marge Piercy?nin ?Zamanın Kıyısındaki Kadın? adlı romanı vardı. Bu iki kitabı bitirdikten sonra ?Serçeler Ölürse?ye başladım ve bir solukta okudum. ?Serçeler Ölürse? hakkında notlarıma değinmeden önce, Muzaffer Tansu ile Marge Piercy?nin eserleri hakkında okuyucuya kısaca bilgi vermek istiyorum.

Devamını oku

Beyaz Mendil – Nevzat Güngör

Nevzat Güngör, Beyaz Mendil’de insanların ellerinden zorla alınan hak ve özgürlüklerini, ayrımcılığın yarattığı çelişkileri, yaşama hakkının vazgeçilmezliğini anlatıyor. Özellikle de bütün bu demokratik haklardan yoksun bırakılan Kürt coğrafyasındaki Kürt insanının hallerini öyküleştirmiş. Bu insanların yaşadıklarını yer yer gerçeküstü gibi görünen aslında gerçeğin ta kendisi, gerçeğin de gerçeği olan bir anlatımla aktarıyor.

Devamını oku

Doğu, Batı (*) ? Nejdet Evren

Gün-güneşin- doğuşu ve batışını ve buna göre yönlerin bir kısmını açıklayan, kavramlaştıran ?Doğu, Batı? (*) neye ve kime göre doğu ve neye ve kime göre batıyı ifade etmektedir? Oryantalist Avrupa merkezli aydınlanma dönemi ile başlayıp günümüze kadar paradigması ile taşınan öğreti Avrupa?yı batı, Ortasında-Asyayı doğu olarak tanımlamıştır. Batının uygarlaşmasına koşut ve ona göre doğunun geri kaldığına temas edilmiştir. İşin esası böyle midir?

Devamını oku

Pêl bi pêl çîroka kurdî – Receb Dildar

Not: Bu yazıda Kürt öykü dünyası anlatılmaktadır. İlk yazılı öykünün yazıldığı günden bugüne Kürtlerin yaşadığı coğrafyalardaki üretimlere ve bu üretimlerin yazarlarından söz edilmektedir.

Rastî çiqas astengiyan hatibe jî niha çîroka kurdî di nav qada edebiyata cîhanê de ciyê xwe girtiye û her diçe di nav vê qadê de ciyê xwe xweş dike. Lê dîsa jî çîroka kurdî qasî helbesta kurdî ne bi siûd e.

Devamını oku

“Aşkın Kükürt Kokusu”nda İlkay Tuna Öyküleri – Duran Aydın

Bence, ötesi şiir… Belki bir sözcük fazlası; ama koluna girilen, yanağına dokunulan bir imge; iyi kurgulanmış bir gözlem sonrası nadasa bırakılmış olan… Eğer az biraz bu işten anlıyorsak, İlkay Tuna her ne kadar bu yazdıklarına ?öykü? dese de, ötesi şiir…
Büyük bir olasılıkla ?Aşkın Kükürt Kokusu?nu okuyan herkes aynı kanıya varıyordur: Olsun, öykülerinde İlkay Tuna ruhumuza insanlık maceralarımızı teyellerken, ?öykü?yü kardeşi ?şiir?le sık sık el ele tutuştursun; bundan daha güzeli ne?

Devamını oku

Kamil Sümbül?ün “Ana! Esas Duruşa Geç” kitabına dair – Müslüm Üzülmez

kırk kapı açıldı
kırk kapı kapandı
iki gözü iki çeşme
anam içeri alındı

Devrimciler biraz divane olur. Fırtınalara aldırmazlar yürekten menzili uzak umutlara koşarlar. Aşkla yıldızlara bekçilik edip sevdayla güneşin doğuşunu bekler. Gökyüzü mavi özgürlüğün, yaşadıkları topraklar zulmün karanlığı altındaysa geceleri cehennem sıcağında üşürler. Altın başaklı buğday başaklarının herkese yetecek aş, özgürlüğün tüm dillerde coşkuyla söylenen bir türkü olmasını isterler.

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme