YENİDEN AKDENİZ’DE – Tezer Özlü

YENİDEN AKDENİZ’DE

En sevdiğim görüntü Antalya’da Torosların denize dikey indiği görüntüdür. Dağların dibinde Akdeniz masmavi pus içinde sonsuza açılırken, Torosların dik, güçlü tepeleri zaman zaman pus, zaman zaman havanın berraklığı içinde gökyüzüne yükselir.

Duisburg’un işçi, özellikle Türk işçilerinin oturduğu mahallelerin üzerimde bıraktığı izlenimi anlatmaya neden Torosların görüntüsüyle başladım? Bunlar birbirlerine o kadar ayrı dünyalar ki… Ama biri güzelliği ile çarpıyor, biri korkunçluğu ile. Yağmurlu gri bir hava. Gökyüzünün terkedilmişliği içinde siyah taş bloklar. Hiçbir yerde bu denli büyük siyah taş blokların ev diye dizildiğini görmedim. Kaldırım yollar. Bunlar yol kenarında mezartaşlarından daha ürkütücü. Kapkara. Kaba. Kocaman. Ürkütücü. Herbirinin içi daha da karanlık olmalı. Birçok camdan, başörtülü bir kadın yüzü bakıyor… Gene donuk, gene kara bakıyor? Dışarıda ne görüyor? Taşları, ya da karşısında yükselen kara beton yapıyı. Yoksa özlemini mi? Evlerin arkalarında çamur yığını alanlar var. Bunun dışında başka hiçbir şey yok. Ve birbirine yakın aralıklarla konulmuş, büyük, metal, koyu gri çöp tenekeleri. Taş, kara, eski, kaba, kocaman, karanlık, mutsuz, ürkütücü evler. Çamur. Ve gri, kocaman çöp tenekeleri. Başka hiçbir şey.

İşte çağdaş dünyanın, Batı’nın ileri sanayiinin çalışan yabancılara verdiği mutluluk. Duisburg bacaları ve betonları arasında… giderek uzaklaşan… giderek insanların içindeki özlemini, özlemle birlikte erişilmesini bir düş durumuna getirdiği ülkelerin, uzaklaştıkça hastalandıkları ülkelerinin düşü. Yaşlanan babalar, çöken anneler. Çırpınan, ayak uydurmaya çalışan ikinci kuşak. Evinin, ana-babasının baskısından kurtulamayan, çevresini daha genç, daha atılgan gözlerle izleyen, çırpınan ikinci kuşak.

Kalanlar,
Tezer Özlü
Yapı Kredi Yayınları