Kafamızdaki Makineyi Kim Kurdu?
Diyelim ki bir sabah uyanıyorsun.
Dışarıda iklim krizi var: ormanlar yanıyor, denizler kirli, canlı türleri tek tek siliniyor.
Ama senin gündemin başka:
- İş yetişecek mi,
- Faturalar ödenecek mi,
- WhatsApp’ta kim ne yazmış,
- Patron bugün kaşlarını nasıl çatacak…
Gezegen yanıyor, ama bizin kafanın içinde bambaşka bir yangın var.
Glenn Parton tam buradan yakalıyor meseleyi:
“Çevre krizi, modern insanın psikolojik krizine dayanıyor.”
Yani sorun sadece dışarıdaki fabrika bacasında değil;
içerideki bacada, kafamızın içindeki küçük ve gürültülü makinede.
Bu yazı, o makineyi mahalle diliyle anlatma,
biraz da fişini çekmeye niyetli bir deneme.
1. Kafamızdaki Makine: İç Sesler Apartmanı
Parton’a göre, kafamızda çalışan bir “makine” var:
- Bizim gibi konuşuyor,
- Bizim adımıza düşünüyor,
- Ama aslında biz değil.
Bu makine;
- anne-babanın “ayıp”ları,
- öğretmenin “başarılı olmalısın”ları,
- devletin “vatandaşlık görevin” tembihleri,
- patronun “verimlilik” nutukları,
- reklamların “daha çok iste, daha çok al” fısıltılarıyla kurulmuş.
Zamanla bu sesler kafamızda birleşip tek bir persona oluyor:
Sahte Benlik.
Parton diyor ki:
- Medeniyet (yani hiyerarşi, mülkiyet, devlet, teknik toplum vs.)
çocuğu korkutarak “uyumlu vatandaş”a dönüştürüyor. - Çocuk, hayatta kalmak için, kendini güçlü olana benzetiyor:
“Ben de sizdenim, vurmayın, terk etmeyin.”
Bu savunma, kafamızda küçük bir işgal hükümeti kuruyor:
İçimizde bir “üst kurul” peydahlanıyor.
Bir şey yapmak isteyince, hemen toplanıyorlar:
“Maaşlı işi bırakıp daha sade yaşam mı? Olmaz, saçmalama.”
“Betondan kaçıp daha fazla doğa mı? Romantik bunlar, geç.”
“Az tüketip daha çok paylaşmak mı? Sonra enayi kalırsın.”
Böyle böyle, biz değil, “makine” karar verir hale geliyor.
2. Peki Bu Makine Ne Zaman Kuruldu?
Taş Devri Çocuğundan AVM Vatandaşına
Parton, meşhur cümleyi hatırlatıyor:
Ontogeni filogeniyi tekrarlar.
Yani:
Bir çocuğun büyüme süreci, insan türünün tarihini kısaca tekrarlar.
Bunu mahalle mizahıyla çevirelim:
- Yeni doğan bebeği düşün.
İçinde hâlâ “taş devri programı” çalışıyor:
ten teması istiyor, küçük grup istiyor, oyun istiyor, merak istiyor, gökyüzüne bakmak istiyor. - Sonra bu çocuk,
anne-baba → öğretmen → din hocası → polis → patron hattına devrediliyor.
Mesaj net:
“Bizim kurallara uyarsan yaşarsın, uymazsan dışlanırsın, sevilmezsin, hatta ‘yok sayılırsın’.”
Çocuk, “kabile doğası” ile “medenî sopa” arasında kalıyor.
Kaçamıyor da. O yüzden ne yapıyor?
“Kendimden kaçayım bari,” diyor.
Kendi içsesini bastırıp,
kafasındaki makinenin sesini büyütüyor.
Böylece:
- İçindeki “orman” sesi kısılıyor,
- Dışarıdan gelen “form doldur, sınava hazırlan, kariyer yap” sesi yükseliyor.
- İçimizdeki “kabile çocuğu”, apartmanın en dip dairesine kilitleniyor.
3. Sahte Benlik: İçimizdeki Küçük Bürokrat
Parton, bu işgalci yapıya “false self / sahte benlik” diyor.
Bu sahte benlik:
- Yüzde donuk ifadeler,
- Otomatik hareketler,
- Ezberlenmiş cümleler,
- “Herkes böyle yapıyor” refleksleriyle kendini belli ediyor.
“Adam kahveye girer, kendi gölgesinden bile müsaade almadan sandalye çekmez.
Ne yapacağına şapkasının içindeki küçük müfettiş karar verir.”
Sahte benlik, travmanın çocuğudur:
- “Bana vurmayın, beni terk etmeyin” diye diye kendi zalimini içeri buyur eden ruh hali
Ve işin kötüsü:
- Bu sahte benlik, sadece bizi ehlileştirmekle kalmıyor,
- Gezegenin yok oluşuna da dahil ediyor.
Çünkü:
- Sorgulamadan çalışıyoruz,
- Sorgulamadan tüketiyoruz,
- Sorgulamadan “normal”i sürdürüyoruz.
Makine çalıştıkça,
hem dünya hem içimiz eksiliyor.
4. Orijinal Benlik: İçimizdeki Mahalle Çocuğu Hâlâ Orada
İyi haber şu ki, Parton’a göre:
“Sahte benliğin altında, hâlâ yaşayan bir orijinal benlik var.”
Bu orijinal benlik:
- Çocukken kim olduğun,
- Cezadan, utandırılmaktan önceki halin,
- İçten içe “ben galiba başka bir şeyim” dediğin çekirdeğin.
Ve bu çekirdek,
kabilenin sesiyle bağlantıda:
- Küçük gruplar,
- Yüz yüze ilişki,
- Doğayla iç içe olma arzusu,
- Sahici oyun, sahici sohbet, sahici dayanışma…
Problem şu:
Orijinal benlik, sahte benlik tarafından içeri çekilmiş halde.
Yani:
- Hâlâ var,
- Ama konuşmaya korkuyor,
- Sesini çıkarırsa “medeni dünya”nın onu tekrar döveceğinden endişeli.
“İnsanın içinde küçük bir çocuk oturur;
elinde taş, toprağın içinde oynama arzusu…
Fakat ensesinde kravatlı bir gölge dikildiğinden,
‘ayağım kirlenir’ diye kendi toprağından ürker olmuş.”
5. Gerçek Benlik: Kabile + Orijinal Benlik’in Ortak Şirketi
Parton’a göre, zihnin sağlıklı hali şöyle:
- Kabile benliği (en derin, türsel, “ilksel ses”),
- Orijinal benlik (senin çocukluk çekirdeğin),
- Bunların diyalogundan doğan gerçek benlik.
Yani ruh sağlığı =
“İlkel bilgelik + kendi kişisel eşsizliğin + bilinçli seçimlerin”
Ama travmatik medeniyet,
- Kabile sesini bastırıyor,
- Orijinal benliği korkutup içeri sokuyor,
- Araya sahte bir yönetici (false self) yerleştiriyor.
Gerçek benlik de,
doğmadan boğuluyor.
Parton’un radikal cümlesi:
“Gerçek benliğin gelişebilmesi için, medeniyetin içimizde ve dışımızda çözülmesi gerekiyor.”
Yani sadece sistem eleştirisi yetmez;
evin içinde, beynin içinde, WhatsApp grubunun içinde de bir çözülme, bir açılma şart.
6. Kabile Mesajı: İçimize Düşen Küçük Ama İnatçı Bir Fikir
Metnin bir yerinde “Mesaj” diye anıyor bunu:
“Kabile benliği fikri, insanlara dışarıdan geldiğinde,
içerdeki bastırılmış hakikate dokunur ve bir daha tam olarak kaybolmaz.
Yani bir gün biri sana şunu derse:
- “Sen yalnız yaşamak üzere yaratılmış bir ofis çarkı değilsin.”
- “Küçük gruplarla, doğayla, paylaşmayla daha iyi işleyen bir tarafın var.”
- “Mutluluk dediğin şey, AVM indiriminde değil; ateş başında, gökyüzü altında, dostlarla ekmek bölüşmekte.”
Bu fikir önce teorik gelir.
Sonra, bir yerde, içerdeki çocuk, kafasını kaldırır:
“Ben bunu bir yerden hatırlıyorum…”
İşte Parton’a göre, bu uyanışın başlangıcı.
Ama uyanmak yetmez.
Her birimizin bu mesajı kendi hayatında test etmesi,
yani:
“Kabile fikri, benim gündelik hayatımda neye dönüşür?” sorusunu sorması lazım.
7. Dışa Doğru Yolculuk: Bugünün Kabile Savaşçısı
Parton, modern dünyada “kabile savaşçısı” olmayı çok güzel tarif ediyor:
“Bu, mızrak kuşanıp ormana gitmek değil;
yüz yüze demokrasi, temiz su, yaban hayatına saygı gibi temel fikirleri savunma cesaretiyle yaşamak demek.”
Yani mesela:
- Apartman toplantısında gerçekten konuşmak,
- İş yerinde saçma hiyerarşiye itiraz etmek,
- Mahallede minik bir topluluk bahçesi örgütlemek,
- Çocukla tabletten çok parkta zaman geçirmek,
- Ekran yerine gökyüzüne daha çok bakmak.
Bunların hepsi,
orijinal benliği güçlendiren küçük savaşlar.
Parton’un terapötik önerisi de bu zaten:
“Korktuğumuz derin düşünmeye adım adım geri dönmek;
sahte benliğin tehditlerine rağmen, kabile fikrini davranışlarımıza yedirmek.
Kazansak da, kaybetsek de,
önemli olan kimin adına hareket ettiğimiz:
- Makinenin mi,
- İçimizdeki kabile çocuğunun mu?
8. Delirme Yolu: Selfie Çubuğundan Megalomaniye
Parton, medeniyetin bizi götürdüğü “delilik yolunu” da üç adımda anlatıyor:
- Temel ihtiyaçların karşılanmaması
- Güneş, toprak, su, yüz yüze ilişki, ait olma duygusu…
- Yerine: beton, ekran, yalnızlık, rekabet.
- Sonuç: frustrasyon + öfke.
- Öfkenin içeri çekilmesi
- Dünyaya kızmak yerine, “ben niye böyleyim?”e dönüyor.
- Empati ve merhamet, başkalarından çekilip kendini “idare etmeye” harcanıyor.
- Ortaya “herkes sadece kendine baksın” kültürü çıkıyor.
- Megalomani ve nihai delilik
- İnsanlar kendi küçük dünyasında kendini dev aynasında görmeye başlıyor.
- İçeride öfke ve yalnızlık büyürken, dışarıda “kontrol bende” illüzyonu.
- Orijinal benlik, kafanın içinde işkence gören bir tutsağa dönüşüyor.
Bak etrafa:
- Aşırı filtrelenmiş mutluluk pozları,
- “Ben özelim, siz anlamazsınız” narsisizmi,
- Dünyayı yakan sisteme değil,
sadece kendine odaklanmış öfke…
Parton, bunları medeniyetin son evresi olarak görüyor: toplu delirme.
9. İyileşme Yolu: Özsaygı, Özsevgi ve Taşra Kabileleri
Peki alternatif ne?
Parton diyor ki:
- Kabile idealini benimse
- “Benim temel ihtiyaçlarım var ve bunlar medeniyetin dayattığı ‘başarı’dan farklı.”
- Küçük topluluk, doğayla temas, gerçek özgürlük, yüz yüze söz hakkı…
- Özsaygı inşa et
- Kabile idealini savunurken dayak yesen de, yalnız kalsan da, “boş konuşuyorsun” deseler de…
- İçeride şu cümle büyüyor: “Ben deli değilim; deli olan, bu saçma düzen.”
- Özsevgiye geçiş
- Kendi idealiyle tekrar çakışan insan, kendini sevmeye başlıyor.
- Bu sevgi taşınca, başkalarına ve doğaya doğru akıyor.
- Kabilelere dönüş
- Yeterince insan, yeterince içsel çalışma yapınca,
- Küçük, yüz yüze topluluklar, “modern kabileler” oluşmaya başlıyor:
- Ekoköyler, dayanışma ağları, komünler, kolektifler…
- Ama bunlar “hobi projesi” değil,
medeniyetten çıkış kapıları
Parton’un final cümlesi şu minvalde:
“Son kriz geldiğinde,
kafasındaki makineye teslim olanlar sistemi destekleyecek;
kendi içindeki kabileyi geri kazanmış olanlar ise,
yeni köyler kurulmasına öncülük edecek.”
10. Bugünün Okuruna Küçük Pratik Öneriler
Hadi bu ağır teoriyi, biraz günlük hayata indirelim.
1. Makineyi Fark Et
- Bir karar verirken dur:
“Şu an konuşan kim?
Gerçekten ben mi, yoksa içimdeki yönetici mi?”
2. Küçük Kabile Alanları Aç
- Düzenli yüz yüze buluştuğun küçük bir grup yarat:
kitap grubu, film gecesi, ortak yemek, mahalle toplantısı… - Ekransız zaman dilimleri koy:
ateş başında değilse bile, en kötü ihtimalle mum ışığında sohbet.
3. Bedenini Doğaya Geri Gönder
- Betonun dışına çık: park, orman, deniz kıyısı, boş arazi…
- Yalnız olsan da git; orijinal benlik,
gökyüzünü görünce daha kolay konuşmaya başlar.
4. Uyum Değil, Uyanıklık Pratiği
- Her “herkes böyle yapıyor” cümlesine şüpheyle yaklaş.
- Özellikle: iş, tüketim, eğitim ve “başarı” kalıplarında.
5. Kendine Acıma Değil, Kendine Saygı
- “Ben bozuk, yetersiz, geri kalmışım” cümlelerini yakala.
- Dur ve sor:
“Yoksa medeniyetin taleplerine uymadığım için mi böyle hissediyorum?”
Belki de sorun sende değil;
makinenin benden beklediği saçmalıkta.
Son Söz: Makinenin Fişini Tamamen Çekebilir miyiz?
Glenn Parton’un metni,
bize şunu fısıldıyor:
- Bir yanda,
kafamızda devletle, piyasa ile, hiyerarşiyle işbirliği yapmış sahte benlik makinesi var. - Diğer yanda,
hâlâ hayatta olan, bazen rüyalarda, bazen bir orman kokusunda,
bazen bir çocuk kahkahasında kendini hatırlatan kabile benliğimiz.
Belki makinenin fişini tek seferde çekemeyiz.
Ama her küçük hatırlayış,
her küçük reddediş,
her küçük dayanışma,
onun kablolarını biraz daha gevşetiyor.
Ve günün birinde,
kafamızdaki makine sustuğunda,
belki ilk duyacağımız şey,
uzaktan gelen bir ses olur:
“Gel, ateşin etrafına oturalım.
Bu sefer gerçekten konuşacak çok şeyimiz var.”
Kaynak: Glenn Parton, “The Machine in Our Heads”,