Aşk, Zincirler ve Yanılsamalar: Pari (1995) Filminden Psikodinamik Çözümleme
Rumi’nin Kanatları Altında Ezilen Hayyam: Zihnin Labirenti ve Yıkımın Dairesi
Yazar: Jungish
(Arzu, Kâr Amacı Gütmeyen Bir Delilik Midir?)
Aziz Okuyucularım, Ey Çelişkilerin Kıskacında Kalanlar!
İran sinemasının o derinlikli eseri “Pari” (1995), sadece bir film değil, aynı zamanda psikodinamik ve tasavvufi çatışmaların yaşandığı bir laboratuvardır. Film, karakterlerin içindeki “Katil Animus” enerjisinin, aşk, ölüm ve manevi arayış üzerinden nasıl yıkıcı bir döngü yarattığını gösterir.
I. Zihinsel Kutuplaşma: Hayyam ve Rumi’nin Savaşı
Filmin entelektüel gerilimi, iki büyük şairin felsefesi üzerinden kurulur:
- Hayyam (Şüphe ve Sınırlılık): “Dünya sınırlıdır ve insan bu dünyanın tutsağıdır.” Bu, Nihilizm, şüphe ve varoluşsal çaresizliğin sesidir. Pari’nin ve kardeşlerinin yaşadığı melankoli, alaycılık ve hayattan yıkıcı bir tatminsizlik bu görüşün psikolojik yansımasıdır. Pari’nin o kibirli, kötümser profesörleri de bu Hayyamcı, dünyayı küçümseyen akla sahiptir.
- Rumi (Sevgi ve Özgürlük): “İnsan sınırsız özgürlüğe sahiptir, sevgi kanatlarında mükemmelliğe ulaşır.” Bu, Tasavvufun, manevi umudun ve ilahi aşkın sesidir.
- Çatışmanın Kurbanı: Pari’nin kardeşi, sürekli olarak bu iki kutbu teraziye koyup birini yüceltmek, diğerini yerin dibine sokmakla meşguldür. Bu, bütünleşme (coniunctio) yerine bölme (splitting) savunmasını kullanan bir zihnin patolojik döngüsüdür. “Neden bu edebiyat rollercoaster’ında mücadele ediyoruz?” sorusu, bu içsel ve yorucu çatışmanın itirafıdır.
II. Narsisizm ve Yıkım: Pari’nin “Ego, Ego, Ego” Suçu
Pari’nin kendisinin ve çevresindeki ilişkilerin krizleri, gölge ve narsisizm üzerine kuruludur.
- Sahneden Kaçış ve Yıkıcılık: Pari, tiyatro provasında aynada kendini görünce “kustuğunu” söyler ve rolü bırakır. Ardından, “ne kadar egomanyak olduğumu anladım” der. Bu, Gerçek Benliği ile gösteri için takındığı Maske (Persona) arasındaki çatışmadır. Kendini kusursuz bir sanat eseri olarak görme arzusu, narsisizminin bir göstergesidir.
- “Katil Eleştirmenler” Kompleksi: Pari, “yıkıcı hissediyorum” der ve profesörleri “katil eleştirmenler” ve “teröristler” olarak adlandırır. Bu, onun kendi içindeki bastırılmış öfkeyi ve yıkıcılığı (Katil Animus) dış dünyaya yansıtmasıdır. O, dışarıdaki eleştirmenleri değil, kendi içindeki acımasız, yargılayıcı sesi duymaktadır.
- Bağımlılık ve Yemek: Pari’nin yemek yemeyi reddetmesi (salata istemesi, yemeğe dokunmaması), sadece fiziksel bir durum değil, bedenin kontrolünü ele geçirmeye çalışan duygusal bir isyandır. Tıpkı anoreksiya gibi, bu “yapmamak” eylemi, onun hayatındaki kaosa karşı ilan ettiği son kontrol alanıdır.
III. Kurtuluşun Dili: Sembol, Teslimiyet ve Manevi Arayış
Filmin finali, bu kısır döngüden çıkışın tasavvufi ve Jungcu yolunu gösterir.
- Sufi İbadeti ve Otomatikleşme: Pari’nin okuduğu “Eğer yalnızsan böyle söyle…” şeklindeki dua (zikir), Tekrarın (repetition) gücünü vurgular. Sürekli tekrarla miktar, niteliğe dönüşür; söz kalpten kendiliğinden akmaya başlar. Bu, ego’nun iradesi dışında çalışan, iyileştirici bir bilinçdışı sürecin (Numinosum/Öz’e teslimiyet) yoludur.
- Yeniden Bağlantı: Pari, ölen kardeşi Assad’ı ve onun “testten önce yeni ayakkabı giyme” (batıl inanç/ritüel) veya “sakalar (jug bearers) için oynama” gibi garip ritüellerini arar. Bu, kaybolan anlamı ve kutsal ritüellerin gücünü geri çağırmadır.
- Gerçek Teslimiyet: Pari’nin filmin son sahnesinde abdest alıp namaz kılma çabası, zihinsel kaostan bedensel ve ruhsal bir teslimiyete geçme arzusudur. Bu teslimiyet, dışarıdaki tiranları (sistem, profesörler, yargılayıcılar) değil, içindeki kaosu yenme mücadelesidir.