Bireysel Dert Yoktur, Toplumsal Delilik Vardır! Trigant Burrow’dan Grup Analizinin Doğuşu
Freud’un Koltuğu, Nasıl Olup da Koca Bir Tımarhaneyi Tedavi Etmeye Kalktı?
Yazar: Jungish
(Amerikan Ruhu, Sadece Kişisel Değil, Kolektif Olarak da Neden Hastadır?)
Aziz Okuyucularım, Ey Kendi Derdiyle Yetinmeyenler!
Şimdi size, Amerikan psikiyatri âleminin o koca cenderesinden çıkan, lakin meslektaşlarının “Sen ne yapıyorsun?” diye dışladığı bir zattan bahsedeceğim: Trigant Burrow (1875–1950). O, sadece bir psikanalist değildi; o, bireysel dertlerin aslında toplumsal bir delilikten (social neurosis) kaynaklandığını gören, Grup Analizi’nin kurucusu ve nörodinamik kavramının mucidiydi!
I. Freud’un Zincirini Kırmak: Otoriter Doktor Tuzağı
Burrow’un hikayesi, bizzat mesleğinin temelini sarsan bir isyanla başlar. Freud ve Jung’un fikirlerini Amerika’ya taşıyan Burrow, 1921’de kendi hastası tarafından köşeye sıkıştırıldı:
- Hastanın İsyanı: Hastası Clarence Shields, analistin rolünün doğası gereği otoriter olduğunu yüzüne vurdu! Burrow, dehşetle fark etti ki, bireysel terapide analist tavrını otoriter tavırdan ayırmak mümkün değildi.
- Kendi Kör Noktası: Burrow ve Shields, rolleri değiştirerek ve karşılıklı analiz yaparak deneyler yaptılar. Gördüler ki, her ikisi de (analist de hasta da) sosyal konvansiyonlara, savunma mekanizmalarına sıkı sıkıya bağlıydı. Yani, dert sadece hastada değil, doktorun kendi toplumsal uyumunda da yatıyordu.
- Çözüm: Grup Terapisi: Burrow, duyguların ve bilişin nevrotik sapmasının ancak bir grup ortamında aydınlatılıp düzeltilebileceğine ikna oldu. Eski hastalarını, akrabalarını ve meslektaşlarını toplayıp, grup seanslarına başladı. İşte “Grup Terapisi” terimi böyle doğdu!
II. Nöroz Sosyaldir: Modern Bireyciliğin Zehri
Burrow’un psikanalize getirdiği en büyük eleştiri, meslektaşlarının onu dışlamasına neden oldu: Ona göre, psikanaliz bir sosyal bilim olmalıydı.
- Kolektif Bilinçdışı: Burrow, modern bireycilik kültünü ve biyolojik ihtiyaçlar yerine sosyal ihtiyaçlara verilen uygarlık önceliğini eleştirdi. Ona göre, insan düşüncesindeki ve bilincindeki toplulukçu (communal) unsurların vurgulanması gerekiyordu.
- Sistemin Hastalığı: Burrow’un nörodinamik kavramı, bireyin yaşadığı nevrozun, aslında kolektif bir nevrozun yansıması olduğunu söyler. Bu, bireyin kendine özgü bir dertten muzdarip olmaktan ziyade, hasta bir toplumun hastası olduğu anlamına gelir.
- Freud’un Reddi: Freud bu fikirleri kabul etmedi ve Burrow, ortodoks psikanalizden ayrıldı. Hatta Otto Fenichel gibi isimler, onun bu “filoanaliz” (phyloanalysis) denen yöntemini, hastaları doğal işleyişlerinden uzaklaştırmaya çalışan baskıcı bir çalışma olarak eleştirdi. Ancak bugün Burrow, karşı-aktarım (countertransference) ve intersubjektif psikanaliz gibi kavramların öncüsü olarak görülüyor.
III. Miras: Tıbbın Dışındaki Tedavi
Burrow’un kurduğu Lifwynn Vakfı, onun ölümüne kadar bu sosyal ve analitik araştırmalara adandı.
- Bedenin Dili: Burrow, gruplardaki fiziksel alt yapıya ve katılımcılar arasındaki uyum/rekabet ilişkilerine odaklandı. Hatta beynin elektriksel aktivitesini göz hareketleriyle ölçme yöntemleri geliştirdi; bu da onu travma terapisi (EMDR) konusunda bazılarına göre öncü yaptı.
Sonuç: Trigant Burrow, bize şunu haykırır: Dertlerinizi sadece bireysel bir zayıflık olarak görmekten vazgeçin! Sizin ruhunuzdaki o nevrotik düğümler, büyük ihtimalle hastalıklı bir toplumun size taktığı zincirlerdir. Gerçek şifa, o koltukta tek başına yatmakla değil, topluluk içinde, dürüst bir yüzleşmeyle ve grup olarak kendimizi iyileştirme sorumluluğunu almakla mümkündür.
Yayınları: The Social Basis of Consciousness (Bilinçdışının Sosyal Temeli) ve The Neurosis of Man (İnsanın Nevrozu) gibi önemli eserler bıraktı.