Kategori: Makaleler

Yazmak Eylemi Üzerine Yazarca Bakışlar – Erinç Büyükaşık

Bugünlerde birkaç kitabı bilinçli bir okuma eylemi adına gözden geçirme gereği duydum. Yazmak ve sözcükler üzerine kaleme alınmış söz konusu üç kitabı kayda geçirmenin ve üzerine birkaç söz söylemenin gereğine inandım. Bu üç kitaptan ilki Ayşe Böhürler?in Yazmasam Ölürdüm başlıklı kitabı. Birçok yazarın edebiyata girişini kendi ifadeleriyle, röportaj atmosferi içinde aktarmış yazar. Ahmet Altan?dan, Ahmet

okumak için tıklayınız

Anadolu’nun Yalnızlığında TAY Dergisi 13. Yılına Girerken… – Duran Aydın

MUTLU YALNIZLIK 1976?da 16. yaşımdayken bir yaz ikindisi gittiğim, Adana?nın İnönü Caddesi?ndeki bir film şirketinin 3. kattaki yazıhanesi, aynı zamanda, o yıllarda yörede yayımlanan ?KOZA? adlı edebiyat dergisinin bürosuydu da? Merdivenleri heyecanla tırmanmaktaki, bıyıkları henüz ?üçe üç maç yapan? şair çocuk; dergiyi yayımlayan Ahmet Fazıl Göktuğ ve Ali Sönmez gibi abilerine ?yazdığı? şiir ve öykülerini

okumak için tıklayınız

Bir Ada Söylencesi (Marmara Adası) – Erinç Büyükaşık

Her tatil öyküsü rutinleriyle ve ezberlenmişlikleriyle yaşanır. Yola çıkış sürecinde bunların birçoğunu bilerek, uysal bir kabulleniş içinde sığınıyorum Marmara Adası?na. Çetrefilli sayılabilecek bir yolculuğun ardından feribotun oldukça Trakyalı tavırları kadar darbukayla birleşen roman ezgileri kafamdaki tekrarlar öngörümü haksız kılacak adeta. Marmara Denizi serin,yeşille mavinin bileşkesinde İstanbul?un sıcağından ve dört duvarın boğuculuğundan kurtarıyor beni. Endişeli modern

okumak için tıklayınız

Bertolt Brecht ya da “Brekt” Diyenler İçin Beş Paralık Roman – Kamuran Şirin

Üç Kuruşluk Opera(1928), Üç Kuruşluk Film(1931), Üç Kuruşluk (ya da Sevgi Soysal?ın çevirisiyle Beş Paralık) Roman(1934). 20. yüzyılın önemli bir oyun yazarı, kuramcısı, şairinin kuruşlarla bu denli uğraşmasına ilişkin birkaç şey söylemek bu yazının varlık amacına değinir. Yılmaz Onay Evrensel Kültür?de(Ağustos 2011) Brecht romanıyla ilgili yazısında bir belirlemede bulunur: ?Öyle ki burjuva tiyatro aygıtı, Üç

okumak için tıklayınız

?Ada, bulutlarda / Bulut, denizde / Ressam, aramızda?? Abidin Dino?dan Adana?ya Armağan(*) – Duran Aydın

?Ne çok insan yüzü gördük bir ömür boyu, bre Yaşar!? Bunu söyleyen Abidin Dino, İstanbullu. ?Yaşar? da, eşi Güzin Dino?nun ?Göğceli?si Yaşar Kemal; sözü sektirir mi? ?Çukurova?dan başlayarak, ne çok insan! (?) Oraya Toroslar?dan, Anadolu?dan ne çok insan geliyordu? Kale Kapısı?nı, Yeniistasyon?un önündeki alanı, tarlaları, Akdeniz kıyılarını anımsıyor musunuz?? Dino, Adana?ya 1941 yılında sürgüne geldiğinde,

okumak için tıklayınız

1 Eylül Dünya Barışı İçin Mücadele Günümüz kutlu olsun.

“Sadece barışçı değil, militan bir barışçıyım. Barış için savaşmaya hazırım.” Albert Einstein İkinci İnsanlıkdışı Emperyalist Paylaşım Savaşı, 1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya’yı işgaliyle başladı. Ardında elli iki milyon ölü, milyonlarca yaralı, sakat ve moloz yığını haline gelmiş kentler ile acı ve gözyaşı bıraktı. İnsanlık tarihinin bu en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşının

okumak için tıklayınız

Sanatla Gerçeklik Arasındaki Estetik İlişkiler – Nikolay Gavriloviç Çernişevski

Deniz güzeldir, ona bakarken estetik olarak tatmin olmadığımızı düşünmeyiz. Fakat herkes denize yakın yerlerde yaşamaz, birçok insanın hayatları boyunca onu görme şansı olmamıştır. Yine de görmeyi çok isterler ve bu sebeple deniz manzaraları onların ilgisini çeker ve onları memnun eder. Elbette denizin kendisini görmek resimlerini görmekten çok daha iyi olacaktır ama iyi bir şey ulaşılabilir

okumak için tıklayınız

Kısa Felsefi Antropoloji Notları – Mert Sarı

Felsefi antropoloji başlığı çok boyutlu ve geniş oylumlu bir konudur. Böylesi bir başlığı, kısa bir yazının sınırlılıkları içerisinde tüketebilmek, dahası işleyebilmek olası olmasa gerektir. O bakımdan bu geniş çevrene(ufka) ancak kimi kısa notlar halinde değineceğim. Antropoloji terimi eski Yunanca bir sözcük olan antrophos sözcüğünden türemiştir. Antropoloji teriminin özleşmiş karşılığı ?insan bilimi?dir. Antropoloji, insan varlığını olgusal

okumak için tıklayınız

Antakya?ya Dair – Erinç Büyükaşık

Antakya. Yıllar sonra bir trajedinin izdüşümleriyle dönüyorum bu kente.Beklediğim hüzünlü bir tablonun aile bireylerine yansıyan yüzü olsa da özlediğim baba memleketine hasretimi daha iyi anlıyorum yol hazırlığı ve telaşında. Bir süre sonra havalimanına varmış olacağım, zorlu sayılabilecek bir kontrol işkencesinin ardı sıra yine gecikeceğini bildiğim Hatay uçağında koltuğuma yerleşeceğim. 2 saat sonra babamın oğlunu özlediğini

okumak için tıklayınız

Yunan Aydınlanması – Karl Marx

BİR Eskilerin kavgası, ancak görünür, cennetin, tözel (subs­tantial) yaşam bağının, politik ve dinsel yaşamın çekim gü­cünün parçalanmasıyla bitebilirdi; çünkü tinin kendinde tek olması için doğa ikiye ayrılmalıydı. Yunanlılar onu Hephais- tos’un sanat çekiciyle kırdılar, onu yontularında parçaladı­lar; Romalı, kılıcını onun yüreğine sapladı ve halklar öldü, ama modem felsefe sözün mührünü söker, tinin kutsal ateşi ve

okumak için tıklayınız

Bilge Karasu Üzerine – Erinç Büyükaşık

BİLGE KARASU?NUN METİNLERİ VE METİNLERDEKİ ?BEN? Türk edebiyatında farklı bir izlek ve söylem olarak Bilge Karasu metinlerinin çoğunlukla post-yapısalcı bir irdelemeyle çözümlendiği görülmektedir. Metinlerin elbette alt-metin ilişkidi üzerinden bakıldığında felsefece bir edebiyat yaratma savının somutlukları Bilge Karasu?nun edebi evreninde fazlasıyla gözümüze çarpar. Yaşam ve edebiyat bağlamını metinler aracığıyla ve bireyin evrendeki yalnızlığını sorgulayarak ortaya koyan

okumak için tıklayınız

Hayma – Duran Aydın

Babadan yana ?Antekeli? olduğumuzu algıladığımda ilkokuldan içeri adım bile atmamıştım. Kara trenlerin acı acı öten düdüğü pencerede habire dönen uzak dağlara ve tarlalara savrulurken ?İsgendurun?a, oradan da kamyon kasalarında, bir kez de eşek sırtında; yukarı dağ köylerinden ?Nergislik?e yaptığımız yolculuklardan da bunu öğrenecektim. İskenderunlu olmak; çok çok ayda yılda bir yapılan akraba gezileri, düğün ya

okumak için tıklayınız

Sınırda Ağaçlar Ağlarken? – Müslüm Kabadayı

?Ağaçlar gibi ayakta ölmek istiyorum.? demişti, ?bitmedi daha sürüyor o kavga/ ve sürecek / yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!? diyen şair Adnan Yücel, on iki yıl önceki bir sohbetimizde. Temmuz 2002?de bu doğa ve insan sevdalısı şairimiz toprağa kavuşurken, ben Şam?da Arapça yazı dilini ve edebiyatını öğrenmekle meşguldüm. Komşu bir ülkenin doğasını, tarihini, kültürünü de

okumak için tıklayınız

Kapitalist Toplumda Sanatçının İşi – Karl Marx

BİR Üretken emek burada kapitalist üretim bakımından ta­nımlanıyor, ve Adam Smith burada konunun en canalıcı nok­tasına dokunuyor. Onun en büyük bilimsel artamlarından biri budur (Malthus’un doğru olarak gözlediği gibi, üretken olan ve olmayan emek arasındaki bu ince fark, bütün burju­va ekonomi politiğinin temeli olarak kalır): Adam Smith, üretken emeği sermaye ile doğrudan doğruya değişilen emek

okumak için tıklayınız

Geriye Kalan Ağıttır! – Uğur Beydili

“Geçmiş gelecekten çok daha belirsizdir!” Bu söz ideolojik duruşların, taraf tutmanın ve iktidarların tarihe yaklaşımını çok iyi özetlemektedir.  Dersim meselesi yakın tarihin sırlarından biri(ydi). Gündeme düşmeden kimsenin daha o tarihte ne olduğunu tam bilmediği bir sırdı Dersim. Üzerinde daha önceden yapılan araştırmalara yeni araştırmacılarda eklenince ortaya bir hayli “Dersim meselesi hakkında” bir yığın araştırma çıktı.

okumak için tıklayınız

Bir Yetimin Romanı – Ahmet Oktay

Her yazınsal metin, kendini kuşatan daha önceki metinlerin ortamına doğuyor. O metinlerle sürdürdüğü diyalojik ilişkilerle biçimleniyor, güdüm kurgusu da (text strategy) içerik, biçim ve biçem düzeylerinde sürüp giden bu gerilimli ilişkiler çerçe vesinde netlik kazanıyor. Öteki metin, neredeyse ontolojik bir zorunluluk. Yazar, sürekli biçimde öteki metinlerle hesaplaşı-yor, yaklaşıyor ve kaçıyor onlardan. Yazınsal kanon son kertede

okumak için tıklayınız

Sherlock Holmes ; yazarının hain komplosuna rağmen hayatta kalmayı başaran dedektif – A. Ömer Türkeş

?Yaman Çelik, Keskin Bıçak, Arthur Conan Doyle, Şövalye, Vatansever, Doktor ve Edebiyatçı?? Mezar taşına yazılı bu sıfatlara bakılırsa renkli bir kişiliği, heyecanlı bir hayatı varmış Doyle?un. Tıpkı kahramanı Sherlock Holmes gibi. Ne yazık ki Doyle?un ünü zamana yenik düştü, adı kahramanı kadar anılmıyor, başından geçenler şimdilerde kimseyi ilgilendirmiyor. Oysa Sherlock Holmes güncelliğini hiç yitirmedi. Maceraları

okumak için tıklayınız

Son Şövalye Cervantes?le öldü – Hüseyin Çukur

Yazılı ve görsel medyanın günlük dili nasıl kullandığını, hangi olguları hangi sözcüklerle dayattığını düşünüyorum da, farkında olmadan maruz kaldığımız şiddet, sadece haber bültenlerinde ya da gazetelerin üçüncü sayfalarında karşımıza çıkmıyor. Kullanılan dil, şiddetin kendisi? Dayak, tecavüz, hırsızlık, cinayet vb. haberlerin sunum şekilleriyle kafanızı şişirmeyeceğim. Ancak, futbol maçında birkaç futbolcunun itişip kakışmasına ?saha savaş alanına döndü?

okumak için tıklayınız

Aydınlanma ve Fransız Devrimi dünyaya ne getirdi? – Afşar Timuçin, Ali Timuçin

Fransız Devrimi hangi koşullarda oluştu? Devrim rüzgarları esmeye başladığında Fransızlar mutlakyönetimin hiçbir denetime uğramayan keyfi tutamların­dan bıkmışlardı. Hükümetin neye yaradığı bilinmeyen usdı-şı uygulamaları da toplumda sıkıntılar yaratıyordu. Fransa kralı tüm erkleri elinde toplamıştı ve özellikle yürütmenin tek sorumlusu ya da daha doğrusu tek sorumsuzu durumun­daydı. Savaşa ve barışa karar vermekten memur atamalarına kadar tüm devlet

okumak için tıklayınız

Zübük Romanına İlişkin Yargı – Asım Bezirci, Refika Taner

“‘Zübük bir kere daha şu gerçeği açık seçik ortaya koyuyor: Aziz Nesin, ülkemizin erişilmesi gerçekten güç bir mizah ve yergi ustasıdır! Anlatımdaki o insanı şaşırtan rahatlık ve kolaylık, dilin­deki arılık, düşüncelerini belirtmekteki ustalıkla, mizah ve yergi­cilikteki şaşırtıcı gücüyle, bu alanın öncü, başustası olmakta de­vam ediyor. (…) Romanın özelliği, konunun romanda yer alan çe­şitli kişilerin ağzından

okumak için tıklayınız