Kategori: Romanlar

Gurbet Kuşları – Orhan Kemal

Orhan Kemal 1962 yılında yayımladığı ‘Gurbet Kuşları’ adlı romanında, 1960?lı yıllarda almaya başladığı göçle birlikte gecekondulaşmanın ilk filizlerinin atıldığı İstanbul?un, dönemin politik ortamının, bu ortamın yarattığı toplumsal yapının ve kimliklerinin panoramasını yansıtır. 1950’li ve 6O’lı yıllarda göçler ve inşaatlarla çehresi hızla değişmekte olan İstanbul Gurbet Kuşları’nın acımasız toprağıdır. Ekmek kavgası uğruna İstanbul’a göçmüş Anadolulular, bu

okumak için tıklayınız

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak / Bu cehennem, bu cennet bizim!..* ? Canan Koçak

Eski bir Ermeni mahallesinde oturdum bir zamanlar. Ordu?nun, diğer adıyla Kotyora?nın, Zaferi Milli mahallesiydi burası. Boztepe?nin eteklerinden aşağı, azgın bir selden kaçarcasına yuvarlanmış gibi görünen, çoğu müstakil, en çok üç katlı evlerden oluşan bu mahalle, şehirde sayıları toplasan beşi bulmayan, Ermeni ailelerden, sadece birine ev sahipliği yapıyordu. Yaklaşık 60 yaşlarında ki, ev sahibesinin adı Angel?di,

okumak için tıklayınız

Üstüne İğne Toplarsın; İçine Derdini? – Fazilet Karahallı Avcu

Bazıları şehr-i İstanbul?un yalnız kalburüstü semtlerinde yaşayan kadınların modayı takip ettiğini düşünür; oysa aynı şehrin bazen biraz ötesinde bazen biraz berisinde kalan, biraz sağına biraz soluna düşen ? ama asla ortasına düşmeyen ?Kozluk ve benzeri yerlerde yaşayan kadınlar da modadan haberdardır. Misal, doğurmanın modası mı olur denmemeli hiç! Olur. Kozluk?ta yaşayan kadınlar, şunun şurasında daha

okumak için tıklayınız

Tarihin Akışını Sekteye Uğratanlar? – Canan Koçak

Büyü ve orman ol! Daha ruh dolu, çiçek açmış bir dünyaya! 1968?Bu tarih üzerine geçmişten günümüze çok şey yazıldı ve tartışıldı. Geçtiğimiz yılın 68 hareketinin kırkıncı yılı olması sebebiyle, çeşitli festivallere ve anmalara konu olan bu tarih, anlaşılan Dünya ve Türkiye için önemini hala kaybetmedi. Türkiye ile eş zamanlı, dünyanın hemen her ülkesinde gerçekleşen eylemlerin

okumak için tıklayınız

Tepedeki Ev (La casa in collina) – Cesare Pavese

İtalyan edebiyatının en önemli adlarından biri olan Cesare Pavese romanlarında ve şiirlerinde çağdaş dünya sorunlarına, bu sorunları yaşayan insanların yazgılarına eğilmiş genç bir yazardı. Daha kırk iki yaşındayken 1950 yılında intihar ederek yaşamına son veren Pavese, Tepedeki Evi yaşamının son yıllarında kaleme almıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın bitimine yakın bir dönemde, faşistlere karşı yürütülen iç savaş

okumak için tıklayınız

Boşlukta Sallanan Adam: Saul Bellow – Remziye Serap Ekim

Düşünce bir tür haberleşme yoludur,?????. Kişinin kendi kendisiyle sık sık konuşma alışkanlığına sahip olduğu bir dönem vardı ve iç dünyası ile ilgili olayları belgelemek utanç verici değildi. Oysa bugün, günlük tutmak kişinin kendine yenilgisi olarak nitelendirilecek bir zayıflık ve küçümsenerek değerlendirilen bir zevk sayılıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında askere çağırılan Joseph, orduya katılacağı için seyahat

okumak için tıklayınız

Mantığın Hükmünün İptali Ve “Kayboluş”un İktidarı – Canan Koçak

Yeraltından notlar 19.yy?ın sonu ve 20.yy?ın başı, kuşkusuz dünyanın hızlı bir değişime ve buhrana sürüklendiği bu yıllar, edebiyat içinde de köklü değişiklikler yarattı. Sistemlerin ve sınırların değiştiği bu dönem, dünyanın hemen her yerine kapitalizmin yerleşmesini ve tüm saldırganlığı ile kök salmasını sağladı. Kapitalizmin güç gösterisi eşliğinde, kapitalist yaşam biçimi ve ahlaki değerleri oturmaya başladığında, bazı

okumak için tıklayınız

Ağlayan Dağ Susan Nehir – Ayşegül Devecioğlu

“Yol yorgunudur Çingeneler, yerleşikliğin imkânsız olduğunu bilir, yerleşik hayatı kekeleyerek yaşarlar.” Kuş Diline Öykünen kitabının yazarı Ayşegül Devecioğlu?ndan bu kez Çingenelere dair bir roman? …ağaçların toplantı yaptığı kasvetli kırda kocaman bir gökkuşağı belirdi. Öylesine güzeldi ki onu ancak yalan yaratabilirdi. İsmi ve yüzü olanlar adsız ve yüzsüz olana dönüştüğünde cesetlerin ardında, yakılmış yıkılmış evlerin, ölü

okumak için tıklayınız

Umut (L’espoir) – Andre Malraux

Umut (L’espoir), İspanyol iç savaşını bir faşizm çözümlemesiyle birlikte aktarıyor. Romanın dokusu, mücadelenin seyrini belirleyecek kent olan Madrid´de kurulmuş, Faşist saldırılara karşı sosyalistlerin cumhuriyetçiler, anarşistler ve sendikacılarla kurduğu cephe, ülkenin her yerinde çökmek üzeredir. Askeri karmaşa ideolojilerde de yansımasını bulur. Devrimci ordunun içindeki görüşleri ayırt etmek giderek olanaksızlaşır. Paris Komünü ve Sovyet Devrimi, geçmişteki modeller

okumak için tıklayınız

Dono’nun Köyü (Gundikê Dono)- Mahmut Baksi

Son derece başarılı bir gerçekçi romandır ?Gundikê Dono?. Bir kırılma noktasını anlatır. Yıllar yılıdır var olan feodal yapı ve o yapının içine sızmaya başlayan kapitalizmin insanları iyice köleleştirmesi ve Yaşar Kemal?in deyişiyle ?mecbur insan?ın kırılma noktasıdır. Mahmut Baksi çok yönlü bir kişiliğe sahipti. Daha yirmili yaşlarında Batman gazetesinde yazmaya başlamış, sonrasında Batman TİP başkanı olmuş,

okumak için tıklayınız

Nam-ı Diğer Kaptan: Selim İleri – Remziye Serap Ekim

Dinledim: Kasetlerde ince esintinin sesi, suların fışırtısı var. Yaz böylece geçmiş. Fışırtılar, onulmaz bazı acıları söyleyip durmuş. Ve Attila İlhan’ı dinlemişim. Söyleşilerimiz geç saatlere kadar sürüyordu. Büyük bir mutlulukla dinliyordum. Herkesin bildiği gibi, Attila İlhan ?tartışmacı? bir edebiyat adamı. Bizim söyleşilerimizde tartışmalar sebepleri ve sonuçlarıyla bir kez daha gündeme geliyordu. Ama bir yandan da Attila

okumak için tıklayınız

Bunlar da mı İnsan – Primo Levi

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı anti-faişist mücadele içinde yeralan, 1944 yılında henüz 24 yaşında iken Nazi yönetimince Auschwitz Toplama Kampı’na gönderilen ve o kamptan sağ çıkan 24 kişiden biri olan Primo Levi, ‘Bunlar da mı İnsan’ (Se questo è un uomo, 1947) adlı yapıtında Nazi toplama kamplarında yaşadıklarını, gördüklerini, olağanüstü bir nesnellikle anlatıyor. “Levi, Auschwitz’den

okumak için tıklayınız

Yaşam Kullanma Kılavuzu – George Perec

Perec’in doksan dokuz bölümde tamamladığı sihirli bir başyapıt olan ‘Yaşam Kullanma Kılavuzu’ adlı roman (Le Vie Mode D’Emploi) 1978 yılında Fransa’da yayımlandığı yıl Medicis ödülünü almıştı. 1978 Medicis ödülü jürisini tam anlamıyla hayran bırakan bir titizlik ve büyüleyici bir virtüözlükle kurulan; yaşanmış ve düşlenmiş anıların, yan yana gelen, zincirlenen, iç içe geçen yaşamların olağanüstü romanıdır

okumak için tıklayınız

Zola’nın “Meyhane”si – Remziye Serap Ekim

Sabahın ikisine kadar pencerenin önünde Lantiye?yi bekleyen Jerves, onun gelmediğini görünce titreye titreye yatağına girdi. Ateşler içinde yanıyor, gözyaşları yüzünün iki yanından sızıyordu. Meyhane (Assommoire), Zola’ya ün kazandıran en önemli yapıtlarından biridir. Meyhane, yayımlandığı yıllarda Fransa?da büyük bir tartışma başlatır. Fransız yazarları birbirine düşüren roman, ülkenin edebiyat dünyasını da ikiye böler. Ama yazarını ne kadar

okumak için tıklayınız

İnsan Yazgısı – André Malraux

André Malraux, 1925 yılında Çin’e giderek, oradaki toplumcu devrime katılmıştı. Yazarın ‘İnsan Yazgısı’ romanı da, kuşkusuz kendisinin o dönemdeki politik çalışmalarının ve hayallerinin bir meyvesi olarak düşünülmeli. Malraux’nun kurgusunda, düzenli bir orduya sahip İmparator Çan Kay Şek’i öldürerek, kendilerini devrimi gerçekleştirmeye adamış bir grup militanın hikâyesi anlatılıyor. Romanın, Rus kökenli Katov, Alman Hemmelrich, bilge Gisors,

okumak için tıklayınız

Kırmızı – Uwe Timm

68 kuşağının ve çağdaş Alman edebiyatının *postkolonal akımının önemli temsilcilerinden ödüllü yazar Uwe Timm, Kırmızı adlı kitabında 68 kuşağının ümitleri ve istekleri arasında yeşeren yasak bir aşkı konu ediyor. “Uwe Timm, Kırmızı?da artık çok gerilerde kalmış isyan günlerinin günümüzde atomize olmuş isyancılarında bıraktığı izleri araştırıyor. Aslında yaptığı bir özeleştiri; kendisinin ve kuşağının hayat muhasebesi. Böyle

okumak için tıklayınız

Savaş ve Barış – Erwin Piscator, Alfred Neumann, Guntram Prüfer

Dünyanın en büyük romanlarından biri kabul edilen Tolstoy´un Savaş ve Barış adlı eseri, ünlü tiyatro adamı E. Piscator ile iki tiyatrocu arkadaşı tarafından oyunlaştırılmış ve ilk kez Piscator´un rejisi ile Almanya´da sahnelenmiştir. Oyun, “Politik Tiyatro”nun kurucusu Piscator´un, bu türdeki temel ve öncü bir yaratısıdır; ülkemizde profesyonel olarak günümüze dek sahnelenmiştir. Oyunda, romanın özünde çatışma olan

okumak için tıklayınız

Yaşayıp da Farkına Varamadığımız Hayat! – Canan Koçak

Bellek yoksa suçta günahta yoktur? Bir sabah yatağımızdan kalktığımızda, belleksiz, acılarımızdan ve bütün anılarımızdan arınmış olarak uyansak, unutmak istediğimiz tüm ?an?larımız birdenbire silinse ve biz adımız dahil kendimize ait hiçbir şeyi hatırlamasak, ne kadar süredir yaşıyoruz?, kaç yaşındayız? bilmesek, ve tüm bu çok bilinmeyenli denklemin içinde, acaba hayatımız nasıl olurdu? Bir olasılık bu, unutkanlığın zarıyla

okumak için tıklayınız

Karanlığın Sol Eli, Ursula K. LeGuin

“Işık karanlığın sol elidir ve karanlıksa ışın sağ eli ikisi birdir, Yaşam ve ölüm, yatarlar Birlikte kemmerdeki aşıklar gibi, İki el birbirine kavuşmuş gibi Sonuç ve yol gibi.” “Ursula K. LeGuin?in en sevdiğim romanı olan Karanlığın Sol Eli (The Left Hand of Darkness), ilk kez 1969 yılında yayınlandı. Ve bilimkurgu türünün önemli ödüllerinden sayılan Nebula

okumak için tıklayınız

Sıcak Yaz – Uwe Timm ‘Germanistiği öldürün, mavi çiçeği kızıllaştırın’

Uwe Timm, 1974 yılında yayımlanan Sıcak Yaz (Heißer Sommer) romanında apolitik bir üniversite öğrencisinin politik bilinç edinme, dünyayı değiştirmeye dayalı toplumsal bir ideale bağlanma ve eylemciye dönüşme sürecini anlatır. “68 başkaldırısı Almanya’nın Münih ve Hamburg kentlerinde nasıl yaşandı? Politikaya ilgi duymayan bir üniversite öğrencisi olan Ullrich, ’68 olaylarının coşkulu ve gerilimli ortamında giderek nasıl politik

okumak için tıklayınız