Dalit Panterleri Manifestosu: Kibar Sözlerin Bittiği, Yumrukların Konuştuğu Gün

1972 yılında yayınlanan Dalit Panterleri Manifestosu’nu (Dalit Panthers Manifesto) bilir misiniz ?

Bazı metinler sadece okunmak için yazılır; Dalit Panterleri Manifestosu ise yakmak, yıkmak ve yeniden inşa etmek için yazıldı. 1970’lerin başında Hindistan’ın o “parıltılı” demokrasisinin maskesi düşerken, bir grup genç şair ve aktivist sahneye çıktı. Ellerinde kalem değil, birer ideolojik el bombası vardı. Bu manifesto, yüzyıllardır süren sessizliğin sonu, organize öfkenin başlangıcıydı.

“Dalit” Kavramını Yeniden Tanımlamak

Manifesto, işe en temelden başladı: Kimlik. “Dalit” (Ezilen/Kırılan) kelimesini bir utanç nişanesi olmaktan çıkarıp bir direniş rütbesine dönüştürdüler. Onlara göre Dalit sadece kast sisteminin en altındakiler değildi; topraksız köylüler, işçiler, sömürülen kadınlar ve sistemin dışına itilmiş her bir ruh birer “Panter”di. Manifesto, kastçı hiyerarşiyi sadece eleştirmiyordu; onu bir “insanlık suçu” ilan ederek tarihin çöplüğüne süpürmeye yemin ediyordu.

Reform Değil, Devrim!

Gandi’nin “Harijan” (Tanrı’nın çocukları) gibi pasif ve lütufkâr tanımlamalarına Manifesto’nun cevabı sertti: “Bize acımanızı değil, hakkımız olanı istiyoruz.” Manifesto, sistemin içinde iyileştirme arayan reformistleri “sistemin uşakları” olarak nitelendirdi. Onlar için Hinduizm’in kutsal metinleri (Veda’lar ve Puranalar), sadece dini kitaplar değil, bir halkı köleleştirmek için tasarlanmış “suç delilleri”ydi.

Şiddet Bir Seçenek Değil, Gereklilik

Dalit Panterleri, ABD’deki Black Panthers hareketinden sadece ismi değil, “özsavunma” (self-defense) ilkesini de almıştı. Manifesto, Dalitlere yönelik saldırılara karşı sessiz kalmayacaklarını açıkça ilan ediyordu. Eğer devlet ve polis, üst kastların yanında saf tutuyorsa, Panterler kendi adaletlerini kendileri tesis edecekti. Metin, şiddeti yüceltmiyordu ancak ezilenlerin şiddete başvurmasının, celladın şiddetinden bin kat daha meşru olduğunu haykırıyordu.

Düşman Kim?

Manifesto düşmanını net bir şekilde tanımladı: Kastçılık ve Kapitalizm. Bu ikiliyi aynı madalyonun iki yüzü olarak gördüler. Onlara göre üst kastlar sadece “ruhsal” bir üstünlük iddia etmiyor, aynı zamanda ülkenin kaynaklarını, toprağını ve emeğini de sömürüyordu. Manifesto, sınıfsal bir bilinçle donatılmıştı; dini bir kavganın ötesinde, mülkiyetin ve gücün yeniden dağıtımı için radikal bir çağrıydı.

Miras: Kırılan Zincirler, Kapanmayan Yaralar

Bu manifesto yayınlandığında Hindistan entelijansiyası sarsıldı. Mahallelerdeki “sessiz köleler”, bir gecede sistemin uykularını kaçıran “panterlere” dönüştü. Hareket daha sonra bölünmüş olsa da, 1972 manifestosu Dalit edebiyatının ve politikasının DNA’sını sonsuza dek değiştirdi.

Sonuç olarak; Dalit Panterleri Manifestosu, nezaket kurallarını hiçe sayan bir haysiyet manifestosudur. Sistemin çarkları arasında ezilmeyi reddedenlerin, o çarklara birer demir çubuk sokma eylemidir. Bugün bile bu metni okumak, statükonun konforlu koltuklarında oturanlar için bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.