Doğum travması üzerinden acı ve mutsuzluk deneyimleri, insan hayatında bir dönüşüm ve anlam arayışı süreci olarak nasıl ele alınıyor?
İnsan hayatındaki acı ve mutsuzluk deneyimlerinin, özellikle Otto Rank’ın “Doğum Travması” teorisi ışığında, bir dönüşüm ve anlam arayışı süreci olarak nasıl ele alındığını detaylıca inceleyelim.
Otto Rank’ın perspektifine göre, insan yaşamındaki tüm kaygı ve sonraki mutsuzlukların temelinde yatan birincil deneyim, doğum travmasıdır. Bu, dölyatağındaki haz dolu, sınırsız ve korunaklı durumdan, dış dünyanın zorlu ve ayrı koşullarına ani geçişin yarattığı dehşet verici bir ayrılıktır. Bu ilksel acı ve hoşnutsuzluk deneyimi, sonraki yaşamdaki kaygıların ve acıların prototipini oluşturur. İnsan ruhsal yaşamı, bu kaynaktan gelen acıyı aşma veya inkar etme çabası üzerine kuruludur.
Acı ve mutsuzluk, Rank’a göre, sadece patolojik durumların değil, aynı zamanda normal gelişim ve kültürel yaratımın da itici gücüdür. Bu deneyimlerle başa çıkma, onlara bir anlam yükleme veya onları telafi etme çabası, tam da sözünü ettiğiniz dönüşüm ve anlam arayışı sürecini oluşturur:
- İlksel Travmanın Tekrarı ve Nevrozlar:
- Rank’a göre, ilksel travmayı tam olarak aşamayan kişilerde nevrozlar ortaya çıkar. Nevrotik semptomlar, doğum olayının veya rahim içi haz durumunun bedensel veya ruhsal düzeyde yeniden üretilmesidir. Bu durumlar, ilksel acıyla başa çıkma çabalarının patolojik tezahürleridir. Nevrotik kişi adeta çocuk kalmıştır.
- Histeri: Histerideki bedensel semptomlar, doğum travmasını doğrudan, fiziksel olarak yeniden üretme eğilimini gösterir. Yürüme bozuklukları rahimdeki hareketsizliği ve çıkışın dehşetini ifade eder; klostrofobi (kapalı yer korkusu) ise daralan doğum kanalını veya anne rahmini temsil edebilir. Bu, acının bedene yansıtılması ve orada sembolik bir anlam kazanmasıdır.
- Zorlantılı Nevroz: Bu türde, ilksel travma ile başa çıkma girişimi “zihinsel çaba” şeklinde kendini gösterir. Zorlantılı düşünceler, “çocuklar nereden gelir?” gibi temel çocukluk sorularına ve doğum travmasıyla zihinsel olarak güya başa çıkma denemelerine bağlıdır. Kişi “tümgüçlü düşünce” yoluyla ilksel duruma dönme fantezisini yaşar. Ahlaki ketlenmeler veya kendine yönelik cezalandırmalar (mazoşizm, depresyon) ise anneye yönelik ölüm arzusunu (ona geri dönme özlemini aşmanın bir yolu) ikame edebilir. Burada acı, düşünsel ve ahlaki mekanizmalarla işlenmeye çalışılır.
- Psikoz: Psikozda ilksel travmanın etkileri daha doğrudan regülasyonlar ve fanteziler şeklinde görülür. Psikotik sanrılar (kuruntular), dış dünyayı ilksel duruma (rahme) benzetme veya oraya dönme çabasıdır. Katatonik durumlar anne karnına geri çekilme veya dölüt pozisyonunu yeniden üretme olarak yorumlanabilir. Şizofrenideki “Etkileme Aygıtı” bile anne karnında cinsellik edinmiş bedenin yansıtılışına karşı bir savunmadır. Burada acı, gerçekliğin çarpıtılması ve ilkel savunma mekanizmalarıyla ele alınır.
- Yas ve Ayrılık Acısının Dönüşümü:
- Yakın birini kaybetmek, ilksel ayrılışı, yani anneden ayrılmayı hatırlatır. Ölen kişiden libidoyu uzaklaştırma görevi (yas tutma) ilksel travmanın ruhsal bir tekrarıdır. Yas ritüelleri, yas tutanın ölenle özdeşleşme çabasını gösterir, bu da ölenin anneye (rahme) dönüşünü kıskanmasının bir işaretidir. Burada ayrılık acısı, ritüeller, özdeşleşme ve içsel yas süreciyle bir anlama kavuşturulmaya çalışılır.
- Kültürel ve Sanatsal Yaratım:
- Rank’a göre kültür, sanat, din ve felsefe, ilksel travmayı aşma, ilksel durumu yeniden oluşturma ve ilksel kaygıyı inkar etme çabalarının “uyuma yönelik” ve daha başarılı biçimleridir. Acı ve hoşnutsuzluk, bu alanlardaki muazzam yaratıcılığın kaynağıdır.
- Sanat: Sanat (“biçim”) ilksel anne bedeninin (rahimdeki “testi”nin) idealize edilmiş bir kopyasıdır. Özellikle Yunan sanatı, insan bedenini hayvanvari (ilksel, anneyle ilişkili) ögelerden arındırarak dik duran, ayrışmış insanı betimlemesiyle, doğum travmasından uzaklaşmanın ve insan olma eyleminin bir tekrarı ve idealleştirilmesi olarak görülür. Sanat, ilksel acıyı “güzel” ve kabul edilebilir bir biçimde sunarak onu işleme ve anlamlandırma yoludur.
- Din ve Mitoloji: Mitolojik ve dinsel anlatılar, doğum, ayrılık, anneye dönüş özlemi gibi ilksel temaları sembolik olarak işler. Cennet ilksel haz durumunu (rahmi), cehennem ise travmatik doğum veya rahim içi varlığın korkutucu yönlerini temsil edebilir. Kurtuluş mitleri, doğum travmasının farklı bir şekilde değerlendirilmesini dile getirir. Bu anlatılar, ilksel acıyı kozmik veya ahlaki bir çerçeveye oturtarak anlam yükleme ve bireysel acıyı kolektif bir deneyimin parçası yapma işlevi görür.
- Felsefe ve Mistisizm: Evrenle bir olma (unio mystica) gibi mistik yaşantılar, ilksel, farklılaşmamış rahim içi duruma dönme arzusunun bir ifadesi olarak yorumlanır. Bilgi arayışı ve “ben ve ben-olmayan” arasındaki sınırın aşılması çabası, aynı ilksel özleme dayanır. Acı, varoluşsal soruları ve birleşme özlemini tetikleyerek felsefi ve mistik anlam arayışını besler.
- Gündelik Yaşamdaki Telafiler:
- Normal uyku bile, yaşamın yarısını rahim içi duruma benzer bir şekilde geçirme, dolayısıyla doğum travmasını tam aşamamış olmanın bir göstergesidir. Gündelik davranışlar ve fanteziler de ilksel durumun sınırsız özgürlüğünü sürdürme eğilimini açığa vurabilir.
Özetle, Rank’a göre acı ve mutsuzluk, insanı pasifize eden değil, aksine onu harekete geçiren, bilinçdışının ilksel kaynaktan (doğum travması) uzaklaşarak farklı yollardan “cenneti” (ilksel haz durumunu) yeniden aramasını sağlayan temel dürtüdür. Bu arayış, nevrotik semptomların tekrarlayıcı döngüsünde başarısızlıkla sonuçlanırken, kültürel ve sanatsal yaratımda daha uyumlu ve dönüştürücü biçimler alır. İnsan, acıyı ve ayrılığı inkar etme veya aşma çabasıyla, kendi varoluşuna ve çevresine anlam yükler, kültürü ve medeniyeti inşa eder. Dönüşüm, bu ilkel biyolojik olayın ve getirdiği acının, psikolojik, kültürel ve sembolik düzlemlerde işlenmesi sürecidir.
Bu bağlamda, Rank’ın psikanalitik tedaviyi nasıl gördüğünü incelemek faydalı olacaktır. Analiz, ilksel bastırmayı aşarak ilksel kaygıyı ve travmayı bilince getirmeyi hedefler. Bu sürecin, nevrotik kişinin ilksel travmada “takılıp kalmış” çocukluk durumundan çıkarak kültürel insanın “çocuk dünyasına” taşınmasına ne ölçüde yardımcı olabileceğini değerlendirebiliriz. Bu, Rank’ın tedaviye yönelik bakış açısını ve bu ilksel acı deneyiminin ruhsal iyileşme sürecindeki yerini anlamamızı sağlayacaktır.
Kaynak : Doğrum Travması Otto Rank