Ejderha Öldürme: Cinayet mi Kurban mı?
Marion Woodman’ın “The Ravaged Bridegroom: Masculinity in Women” adlı eserindeki “Dragon Slaying: Murder or Sacrifice?” başlıklı birinci bölümü, eril ve dişil bilincin dönüşümünde köhneleşmiş ataerkil mitolojinin yarattığı tehlikeleri ele almaktadır. Yazar, içsel ve dışsal eşit ortaklığın temelinin bireyin kendi içindeki dengeyi kurmasıyla atılabileceğini savunur: “İçeride ne varsa, dışarıda da o vardır”.
Bölüm Özeti: Ejderha Öldürme Kavramının Dönüşümü
1. Ataerkinin Kaynağı ve Eleştirisi: Ataerkillik, kahramanın yolculuğu mitinden doğmuştur. Bu mitte güneş tanrısının soyundan gelen kahraman, mutlak otoriteyi temsil eder. Kahramanın temel ataerkil eylemi, bu yaratılış eylemini tekrarlamaktır. Kahramanın karşısındaki karanlığın güçleri (dişil/ay döngüsü/ejderha), maskülen ışık getiren yaratılışın yansıması olarak görülür.
2. Dişil Enerjinin Bastırılması: Bu solar mitte, ejderha genellikle öldürülmelidir. Ejderha öldürmenin simgesel bir dönüşüm süreci olarak anlaşılmadığı durumlarda, dişillik, yaşam kaynağı olan maddeden (mater) ayrılır. Bu, ataerkil gelenek içinde dişilliği doğal düşmanı haline getirir ve kadınlar, “kendi karanlıklarından kurtarılması gereken” varlıklar olarak algılanır. Bu baskı, erkekleri de ataerkinin korkusundan arındırarak yeni bir ilişkinin dinamiklerini serbest bırakmayı zorunlu kılar.
3. Cinayet mi Kurban mı Krizi: Woodman’a göre, ejderha öldürme eylemi zamanla dönüşüm aracı olmaktan çıkıp basit bir cinayete dönüşmüştür.
- Cinayet (Murder): Ejderha öldürme eylemi somutlaştırıldığında (konkretize edildiğinde), dönüşüme yol açan simgesel anlamı kaybolur ve geriye sadece ölüm kalır. Bu durum, yüzyıllardır ejderhayı (bilinçdışı anneyi) öldürme çabasının, ironik bir şekilde somut materyalizmde anneye tapınmayla sonuçlandığını göstermektedir. Bu, dönüşümün durdurulmuş bir eylemidir.
- Kurban (Sacrifice): Gerçek dönüşüm, enerjiyi bilinçdışından bilince taşımayı içerir. Ejderha (simyacıların maddedeki gizli tanrısı olan deus absconditus‘a benzer) öldürülmemeli, aksine yaşayan kurtarıcı haline gelmelidir. Kurban, ego arzusunun teslimiyetine dayanırken; cinayet, iktidar ve tahakküm için ego ihtiyaçlarına kök salmıştır.
4. Othello Örneği ve Metot: Yazar, Shakespeare’in Othello‘sunu bu çelişkinin çarpıcı bir örneği olarak sunar. Othello, Desdemona’yı öldürmeyi yüce bir kurban eylemi olarak görür, ancak bu eylem aslında solar mitin tutuklanmış, öldürücü formuna (ataerkilliğe) hizmet eden bir cinayettir.
5. Çözüm: Ruhsal Yaratım ve Metafor: Öldürücü çatışmadan kaçınmanın yolu, bilinçdışı dişilin reddedilmesi yerine ayrımcı entegrasyonudur. Bu entegrasyon, ruhsal yaratım (soul making) süreciyle desteklenir.
- Ruhsal yaratım, madde ve ruh arasındaki görünür boşluğu metafor (Yunanca’da “karşıya taşıma” anlamına gelir) yoluyla birleştirir. Metafor, maddeyi ruhun sembollerine dönüştürerek bu birleşmeyi kansız gerçekleştirir.
- Ataerkil dişi korkusunu yenmek için, ne ruhtan ne de maddeden korkmayan, bilinçli bir dişil kap (alıcı ruh) inşa edilmelidir.
- Bu yeni ortaklık, ne maskülen ne de dişilin diğerini kontrol ettiği veya domine ettiği yaratıcı dinamikler içinde var olur. Bilinçli dişillik, kendi yaratıcı açılımının kutsallığına saygı duymayı gerektirir.
Eleştirel Açıdan Önemli Vurgular
Bu bölümün en önemli eleştirel katkıları, geleneksel kahraman mitini psikolojik ve kültürel sonuçları açısından tersine çevirmesidir:
- Patriyarkinin Krizinin Tanımlanması: Woodman, günümüz ataerki krizini, bir zamanlar yaratılış eylemi olan eylemin (ejderha öldürme) simgesel kapasitesini yitirerek, sadece yıkıcı bir güce (cinayete) dönüşmesi olarak tanımlar. Bu durum, doğayı (matter/mater) ve gezegeni yok etme tehlikesini de beraberinde getirir.
- Erilliğin Dönüşümü Gerekliliği: Erkekler, ataerkinin dayattığı ejderha öldürme mitini reddettiklerinde, dişil tarafından ele geçirilme veya fallik güçlerini kaybetme korkusuyla yüzleşirler. Yazar, bu korkunun aşılması için bilinçli bir sıçrama gerektiğini ve bunun eril enerjinin Logos (rasyonel içgörü) olarak değil, yaratıcı dişil ile ayrımcı entegrasyon yoluyla dönüştürülmesini içerdiğini vurgular.
- Metoforun Terapötik Rolü: Metafor, ruh (spirit) ve madde (matter) arasında arabuluculuk yapan ruh (soul) alanının doğal dili olarak sunulur. Bu dil, kanı dökülmeden (şiddetsiz bir şekilde) zıtlıkları birleştirmenin tek yoludur ve eski kan akıtma ritüellerinin (cinayet) yerine geçen yaratıcı çözümdür.
- İçsel Savaşın Dışsal Yansımaları: Montreal Üniversitesi’ndeki trajik silahlı saldırı gibi olaylar, metnin yazıldığı döneme ait kolektif bilinçdışındaki derin kadın nefretini ve şiddeti yansıtır. Yazar, bu tür cinayet eylemlerinin, toplumu dönüştürebilecek anlamlı bir kurbana (sacrifice) dönüşebilmesi için bireylerin kendi “güç gölgelerine” (power shadow) bakması gerektiği çağrısında bulunur.