Galton’ın Paradigması ve Normallik

“Normallik İmparatorluğu” kitabının üçüncü bölümü olan “Galton’ın Paradigması” (Galton’s paradigm), modern psikiyatrinin ve “normallik” anlayışının temelini oluşturan “patoloji paradigmasının” nasıl ortaya çıktığını ve Francis Galton’ın bu süreçteki merkezi rolünü incelemektedir.

Bu bölümün ana noktaları ve içeriği şunlardır:

  • Francis Galton’ın Tanıtımı:
    • Galton, 1822’de Birmingham’da bankacılar ve silah üreticilerinden oluşan bir ailede doğmuş, Erasmus Darwin’in torunu ve Charles Darwin’in yarı kuzenidir.
    • Çocukluğundan itibaren bir dahi olarak öne çıkmış, tıp ve matematik eğitimi almıştır.
    • Babasının ölümünden sonra aldığı büyük miras sayesinde seyahat etme, icatlar yapma ve dönemin en etkili bilim insanlarından biri olma imkanı bulmuştur.
    • Dehaya olan takıntısı ve insanları her yönüyle sıralama arzusu, Galton’ın çalışmalarının temelini oluşturmuştur. Viktorya dönemi beyefendisi olarak kendini hayali istatistiksel düzenin zirvesine yakın görüyordu.
    • Kalıtım konusundaki obsesyonu onu, Cambridge’de orta sınıf beyaz erkeklerin üstünlüğünü genetikle açıklamaya itmiştir. Böylece, İngiliz İmparatorluğu’nun hiyerarşilerini doğal bir üstünlük ifadesi olarak bilimsel olarak doğrulamaya çalışmıştır.
  • Patoloji Paradigmasının Kurucusu olarak Galton:
    • Galton, psikometri, davranışsal genetik ve öjenik (terimi kendisi türetmiştir) gibi alanların kurucularından biri olmuştur.
    • Yazar, Galton’ın psikiyatri tarihlerinde yeterince yer bulmamasının şaşırtıcı olduğunu belirtir, zira ona göre patoloji paradigmasının hem metafizik temelini hem de deneysel yöntemlerini Galton sağlamıştır.
    • Bu paradigma, Kraepelin gibi modern psikiyatrinin “babası” sayılan önemli klinisyenler ve araştırmacılar tarafından benimsenmiş ve kapitalizmin nöronormatif tahakkümünü bilimsel olarak meşrulaştıran bir temel oluşturmuştur.
  • Evrimsel Sıralama:
    • Galton’ın kilit katkısı, yarı kuzeni Charles Darwin’in doğal seçilim fikirlerini Quetelet’in popülasyonların istatistiksel analizleriyle birleştirmesidir. Bu, modern toplumun her köşesini etkileyen daha resmi ve kasıtlı bir bilimsel kültürel normalleştirme projesini başlatmıştır.
    • Darwin’in evrim teorisi, insanı sadece bir makine olarak değil, aynı zamanda diğer primatlarla ortak ataları olan bir varlık olarak yeniden ele almıştır. Bu, Galton’a Quetelet’in “mükemmellik” ve “canavarlık” gibi kavramlarını aşmak için zemin sağlamıştır. Galton için varyasyon yaygındı ve farklı organizmaların doğal yeteneklerine göre farklı uygunluk seviyelerine sahip olabileceği anlamına geliyordu.
    • “Kalıtsal Deha” (Hereditary Genius) adlı 1869 tarihli kitabı, Darwin’in teorisini Quetelet’in istatistiksel yöntemleriyle birleştirerek zekayı farklı nesiller boyunca analiz etmiştir. Galton, insanları doğal yeteneklerine göre sıralamak için “ortalamadan sapma” yasasını kullanmıştır.
    • Bu çalışma, beyaz, üst sınıf Avrupalıları ve Antik Yunanlıları en üste, Siyah Afrikalıları ve yerli Avustralyalıları ise en alta yerleştirerek İngiliz İmparatorluğu’nun ırksal, engellilikle ilgili, ekonomik ve cinsiyetçi hiyerarşilerini doğallaştırmaya hizmet etmiştir. Kadınlar Galton’ın sıralamalarında yer almamıştır.
    • Galton’ın yöntemleri, psikometrik ve biyometrik testlerin ilk örneklerini (örneğin ilk zeka testleri ve parmak izi teknolojisi) geliştirmiş ve bireysel yeteneğin çevreden bağımsız, kendi sabit değeri olan bir kavram olarak yeniden şekillendirilmesini sağlamıştır. Kurt Danziger’e göre, Galton’ın testleri bireylerin “yetileri”ni tanımlamış ve bu yetiler nüfus içindeki performans dağılımına göre ölçülmüştür.
    • “Doğa ve Yetiştirme” (Nature and Nurture) kavramını da Galton ortaya atmış ve ikiz çalışmaları gibi yöntemlerle yetenek, karakter ve eğilimin ne kadar kalıtsal olduğunu araştırmıştır.
    • Galton, Quetelet’in aksine, ortalamayı bir ideal olmaktan çıkarıp, aşılması gereken bir durum olarak görmüştür. O, dahilik ve aptallık gibi uç noktalara ve ırksal dejenerasyon korkularına odaklanmıştır.
    • Galton, üretkenliği üstünlükle ilişkilendirmiş ve “enerjinin” “emek kapasitesi” olduğunu ve “yüksek ırkların” bir özelliği olduğunu savunmuştur. Donald Mackenzie, Galton’ın istatistiksel ve metodolojik yeniliklerinin, dönemin ideolojisini yansıttığını ve kapitalist ve emperyalist İngiltere’nin bilişsel, ekonomik, cinsiyetçi ve ırksal hiyerarşilerini doğallaştırmaya yardımcı olduğunu belirtmiştir.
  • Öjenik Hareketin Doğuşu:
    • Galton, 1880’lerde “öjenik” adını verdiği yeni bir bilim önermiştir. Öjenik, “nesli iyileştirme bilimi” olarak tanımlanmış ve “daha uygun ırklara veya kan soylarına üstün gelme şansı verme” amacı gütmüştür.
    • Bu, nüfusları bilimsel olarak sıralama ve kontrol etme arzusuna bilimsel bir meşruiyet kazandırmıştır. Lennard Davis’e göre, Galton’ın istatistiksel yöntemlerdeki (ortalamadan medyana geçiş) değişimi, bireyleri ve popülasyonları “en uygun”dan “en az uygun”a doğru sıralama çabalarını haklı çıkarmıştır.
  • Kraepelin’in Psikiyatriyi Galtonlaştırması:
    • Galton’ın etkisi psikoloji ve psikometrik araştırmalarda iyi bilinse de, psikiyatri tarihlerinde çoğu zaman göz ardı edilmiştir. Ancak yazar, Galton’ın psikiyatri üzerindeki etkisinin çok önemli olduğunu vurgular.
      1. yüzyıl Alman psikiyatrisinin en önemli isimlerinden Emil Kraepelin, Galton’ın paradigmasını genişletmiştir. Kraepelin, otobiyografisinde Galton’ı “psikoloji alanını canlandıran hoş bir beyefendi” olarak anmıştır.
    • Kraepelin’in amacı, psikiyatriyi genel tıp ile uyumlu, katı bir bilimsel disiplin haline getirmekti. Onun biyomerkezci ve sınıflandırmacı yaklaşımı, 1980’lerden itibaren DSM’de yeniden doğan Alman psikiyatrisinin temelini oluşturmuştur.
    • Kraepelin, “Kitlesel Psikiyatri’nin Uçları ve Araçları” adlı 1919 tarihli makalesinde, Galtonvari bir vizyon sunarak, “normal varyasyon aralığını belirleyerek, morbid sapmaları ölçmek için bir standart elde edeceğimizi” belirtmiştir. Bu standart, okul kapasitesi, askeri yeterlilik ve ticari yetenek gibi pratik amaçlar için kullanılacaktır.
    • Kraepelin’in vizyonu, zekayı incelemek için Galton’ın geliştirdiği yaklaşımı, zihnin diğer tüm yönlerini kapsayacak şekilde genişletmekti. Amaç, işlev bozukluklarını daha iyi anlamak, tedavi etmek ve kontrol etmekti.
    • Kraepelin, bu araştırmanın “psikiyatrik öneminin abartılamayacağını” ve “kitlesel psikiyatrinin, en geniş kapsamlı istatistiklere sahip olarak, halk sağlığı biliminin temellerini sağlaması gerektiğini” savunmuştur.
    • Kraepelin ve çağdaşları (örneğin “şizofreni” ve “otizm” terimlerini ortaya atan Eugen Bleuler gibi), öjenik düşünceyi ders kitaplarına dahi dahil ederek, “ırkın hızla bozulmaması için daha ağır yükümlü olanların çoğalmaması gerektiğini” açıkça belirtmişlerdir. Bu, Galton’ın paradigmasını modern psikiyatrinin temeli haline getirmiştir.

Sonuç olarak, bu bölüm, Galton’ın modern psikiyatrideki patoloji paradigmasının kurucusu olarak konumlandırılmasını sağlar. Bu paradigma, zihinsel ve bilişsel işlevselliğin bireysel olduğu, doğal yeteneklere dayandığı ve tür genelinde istatistiksel bir norma göre sıralanabileceği varsayımına dayanır. Galton ile birlikte, bu sıralama ve kitlesel normalleştirme resmiyet kazanmıştır. Bu, “nörotipik zihnin tüm diğer zihin türlerinin ölçüldüğü ‘normal’ ideal olarak tahta geçirilmesi” anlamına geliyordu. Bölüm, öjenik teorisinin patoloji paradigmasıyla yakından ilişkili olmasına rağmen, tamamen aynı olmadığını, zira patoloji paradigmasının her zaman “ırkı veya türü iyileştirme” amacı gütmediğini, ancak bireysel yetenekleri sıralama ve üstün olanı daha arzu edilir görme fikrini paylaştığını belirtir.