İçsel Evliliğin Sırrı: Eril Tarafımıza Dişil Hislerimizi Nasıl Öğretiriz?

**Marion Woodman’ın “Yaralı Damat” (The Ravaged Bridegroom) adlı eserindeki Jungcu analizlere göre, dış ilişkilerdeki çatışmanın ve acının kökeni, bireyin kendi içindeki eril ve dişil enerjileri arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanmaktadır.

Eğer kendi içimizde erile, dişil hislerimize değer vermeyi öğretebilirsek, dış hayatımızdaki partnerin de bir gün belki yaşadığımız acıyı daha iyi anlaması mümkündür. Çünkü içeride nasılsa, dışarıda da öyledir (As within, so without).

İşte bu içsel eğitimi başlatmanın ve kendi “gönül gerçeğimizi” (feminine feeling) içimizdeki erile kabul ettirmenin yolları

1. Dışsal İlişkiler Neden Çöküyor? (Projeksiyon Tuzağı)

Günümüz dünyasında, cinsiyetler arasındaki çatışma daha da sertleşiyor. Partnerler arasındaki müzakereler genellikle yanlış anlamalara çöker veya kimseyi tatmin etmeyen uzlaşmalar olarak kalır, çünkü hem erkekler hem de kadınlar kendi içsel gerçekliklerine yabancıdır.

Bu yabancılığın temel nedeni projeksiyonlardır. Kendi olgunluğumuzdan ve özgürlüğümüzden feragat ederiz, çünkü içsel eril ve dişil enerjilerimizi başkalarına yansıtırız. Örneğin, bir kadın kendi içsel dişil kimliğini (anima) geliştiremediğinde, feminizme dair sahip olduğu kavram, bir erkeğin kadınlık hakkındaki fikrinden ibaret kalır ve özsaygısı erkeklerin onay gülümsemelerine bağlı hale gelir.

Öğrenmenin Ön Şartı: Partnerimizin acımızı anlamasını istiyorsak, önce o acının kaynağı olan kendi içimizdeki kurban ve zorbanın sorumluluğunu almalıyız. Bu, bizi hapseden köhnemiş ebeveyn komplekslerinin gücünü ortadan kaldırmaktır. Bu güçten kurtulduğumuzda, özgürce sevebiliriz.

2. İçimizdeki Erili Eğitme Yöntemleri (Dişil Değerlerin İnşası)

Kendi içimizdeki erile (ister erkek ister kadın olalım, burası bizim Logos/animus prensibimizdir) dişil hislerimizin ne kadar değerli olduğunu öğretmek için atılması gereken adımlar, bilinçli, sabırlı ve dönüştürücü bir çalışma gerektirir.

A. Dişil Duygusal Değeri Tanıma ve Yükseltme

Kendi içimizdeki erile öğretilmesi gereken ilk şey, duygusal değerlerimizin mantık dışı, naif veya aptalca olmadığıdır.

  • Değerlendirme Gücünü Geri Alma: Kadınlar (ve dişil enerjiler), kendi dişil değerlerini değerlendirme gücünü, dışsal veya içsel ataerkil yargıçlarına teslim ederler. Bu durum, otantik duyguları “mantıksız, aptalca” olarak reddetme ile sonuçlanan derin bir kendine ihanettir.
  • Duyguyu Kompleksten Ayırma: Partnerimizin acımızı anlaması için, önce kendimiz gerçek duygularımızla (bir şeyin bize ne kadar değerli olduğu) duygusal tepkilerimizi (kompleks temelli reaksiyonlar) ayırt etmeyi öğrenmeliyiz.
  • Erilin Değere İkna Edilmesi: Eğer içimizdeki eril, dişil duygumuzu takdir etmeyi öğrenebilirse, o zaman dışarıdaki partnerlerimiz de bir gün bu ıstırabın ne anlama geldiğini anlayabilir.

B. Beden ve Ruh Çalışması Yoluyla Topraklanma

Duygusallığımızın kıymetini içimizdeki erile öğretebilmemiz için, bu duyguların sağlam bir gerçeklikte temellenmesi gerekir. Ruh, bedende var olur (Soul making goes on in the body).

  • Işığın Maddeye Gelmesi: Conscious feminine (bilinçli dişillik), maddeye (bedene) ışık (bilinç) getirmeyi hedeflemelidir. Beden, bu sayede kendi içsel ışığıyla aydınlanmış, parlak bir konteynır haline gelir.
  • Disiplinli Sevgi: Bedenimizle yeniden bağ kurmalıyız; bu, baharın kokusunu içimize çekmek, tenimizin güneşe teşekkür ettiğini hissetmek gibidir. Bu, içgüdüsel arzuların gücünü disipline ederek sevginin önünü açmaktır. Bu disiplin, ruhsal ışığı (spirit) alabilmek için gerekli olan topraklanmış bir dişil konteyner oluşturur.

C. Dönüşümün Aracı Olarak Istırap ve Metafor

İçimizdeki erile acımızı anlamasını öğretmenin yolu, acının kendisini bütünleşme aracı olarak kullanmaktan geçer.

  • Acıya Dayanma: Eski benliğin ölümü acı vericidir ve bu geçişin çarmıhını (crucifixion of the transition) taşımalıyız. Acıyı kesmek, ruhu kesmek anlamına gelir. Ego, bu acı çekme anlarında dahi, acıyı doğum sancısı olarak deneyimleyebilir.
  • Yaratıcı Teslimiyet: Dönüşüm, metafor yoluyla gerçekleşir. Yaratıcı süreç, bilinen ego sınırlarının, bilinmeyen bilinçdışı potansiyele teslim olmasıdır. Dans, müzik, imgeleme ve sanat (metaforlar) yoluyla, bilinçdışı imgeleri duygu ve zihinle bütünleştirerek hapsedilmiş enerjiyi dönüştürürüz. Bu, aynı zamanda “oyun oynamak” ve inancın bir sıçramasıdır.

3. Özgürleşmiş Birliktelik (Nihai Sonuç)

Kendi içimizdeki erile dişil hislerimizi başarıyla öğretebilirsek, sonuç nevrotik bir ilişki değil, bilinçli bir ortaklık olur.

Bu içsel evlilik sağlandığında, dışarıdaki ilişkilerimiz karşıtların çekiminden çok, paylaşılan insanlığımız (shared humanity) temelinde birleşecektir. Kadınların olgun maskülenliği güçlü erkekleri çekecek; erkeklerin olgun feminenliği ise güçlü kadınları çekecektir.

Önemli Uyarı: Olgun ve sevgi dolu bir partnerle dış ilişki kurmak, yapılan içsel çalışmanın bir yan ürünüdür (by-product). Eğer dış ilişki, içsel çalışmanın tek amacı haline gelirse, içsel evlilik kirletilmiş olur ve dış ilişki gelişmez.

Ruhumuz, eski komplekslerin gücünden kurtulduğunda, nevrozla sakatlanmamış, aydınlatıcı bir alevle yanan sevgiye açılmakta özgürdür.


Bu içsel dönüşüm süreci, bir bahçıvanın toprağına benzer. Bahçıvan (bilinçli ego), toprağın (beden/dişil) ne kadar verimli ve ne kadar asi olduğunu öğrenmek zorundadır. Toprağın içindeki yabani otları (kompleksler) temizlemek acı verir (ıstırap/acıyı anlama), ancak bu kök salma çabası olmadan, toprağın derinliklerinden fışkıran tohum (yaratıcı eril/spirit) gelişemez. Bahçıvan kendi toprağına değer vermeyi öğrendiğinde, toprağın verimliliği (dişil hisler) dışarıdaki herkese, yani partnerine de yansır ve birlikte yeni, bereketli bir yaşam (yeni ilişki) inşa edilebilir.