Kalküta 1964: Medeniyetin İflası ve Kanlı Sokaklar
1964 Kalküta’da yaşanan olayları bilir misiniz ? Öğrenelimde tarih unutulmasın…
Tarih kitapları bazen rakamlarla yalan söyler, ama sokaklar asla. 1964 yılının Ocak ayında Kalküta, sadece bir şehir değil; nefretin, linç kültürünün ve ilkel bir vahşetin açık hava mezbahasıydı. Medeniyet maskesinin ne kadar ince olduğunu, bir tel saç uğruna insanların nasıl birbirinin boğazına çöktüğünü hatırlamak isteyenler için 1964 Kalküta ayaklanmaları, insanlık onurunun yerle bir edildiği bir ibret vesikasıdır.
Kutsal Bir Bahane, Gerçek Bir Katliam
Her şey Keşmir’deki Hazratbal Türbesi’nden çalınan bir kutsal emanetle başladı. Bir “saç teli” kayboldu ve bu bahaneyle binlerce canın ipi çekildi. Önce Doğu Pakistan’da başlayan kıvılcım, Kalküta’ya ulaştığında artık kontrol edilemez bir yangına dönüşmüştü. Sınırı geçen mültecilerin anlattığı işkence hikayeleri, Kalküta’nın gecekondu mahallelerinde birer intikam manifestosuna dönüştü. Kimse adaleti beklemedi; herkes kendi celladını yarattı.
Sokaklar Ceset Kokuyor
9 Ocak akşamı Kalküta’nın varoşları hareketlendiğinde, artık geri dönüş yoktu. Müslüman mahallelerine giren kalabalıklar sadece mülk yağmalamadı; onlar bir toplumu kökünden kazımaya yemin etmişçesine saldırdı. Gaz yağına bulanmış bezlerle kundaklanan evler, içinde diri diri yanan insanlar ve çocuklarının gözü önünde katledilen babalar… Resmi rakamlar 200 küsur ölü diyor; ancak o sokakların karanlığında kaybolan, nehirlerde sürüklenen ve asla bulunamayan yüzlerce isimsiz ruhu kimse hesaba katmıyor.
Ordu Bile Durduramadı
Şehre ordu girdiğinde, manzara bir savaş alanından farksızdı. 11 Ocak’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi ama nefret yasağı tanımazdı. Polisler, saldırganları durdurmaya çalıştıkları için bizzat kendi halkı tarafından linç edildi. 70.000’den fazla Müslüman, canını kurtarmak için evini, barkını, geçmişini bırakıp açık havada ordunun korumasına sığındı. Kendi şehirlerinde birer mülteciye dönüştüler.
Sonuç: Sadece Küller ve Nefret Kaldı
Kalküta 1964, basit bir “mezhep çatışması” değildi. Bu, organize bir nefretin, devletin acizliğinin ve insanlığın toplu intiharıydı. Bugün o sokaklarda yürüyenler, 60 yıl önce dökülen kanın izlerini görmeyebilirler; ancak Kalküta’nın o gün kazandığı “gettolaşma” ve “karşılıklı güvensizlik” mirası, şehrin hücrelerine bir kanser gibi işledi.
Bu olaylar bize şunu gösterdi: Bir toplum, bir gecede komşusunun boğazını kesecek kadar canavarlaşabiliyorsa, orada ne hukuktan ne de insanlıktan bahsedilebilir. 1964, sadece ölenlerin değil, insanlık onurunun da toplu mezara gömüldüğü bir yıldır.