Machiavelli’nin Prens’te Çizdiği İnsan Portresi: Siyasal Antropoloji ve Realist İnsan Anlayışı

Niccolò Machiavelli’nin Prens (1532) adlı eseri, modern siyaset felsefesinin kurucu metinlerinden biri olarak kabul edilir. Bu kurucu rolün temelinde, Machiavelli’nin insan doğasına ilişkin geliştirdiği radikal ve realist yaklaşım yer alır. Prens, yalnızca iktidarın nasıl ele geçirileceğini ve korunacağını anlatan bir yönetim el kitabı değil; aynı zamanda insanın siyasal koşullar altında nasıl davrandığını betimleyen örtük bir siyasal antropoloji sunar. Machiavelli’nin insan portresi, klasik felsefenin erdem merkezli insan anlayışından bilinçli bir kopuşu temsil eder ve siyaseti ahlâkî ideallerden ziyade insanın fiilî davranışları üzerine temellendirir.


I. Normatif İdealizmin Reddi ve “İnsan Olduğu Gibi”

Machiavelli’nin insan anlayışının çıkış noktası, siyaset felsefesinde yerleşik olan normatif idealizme yönelttiği eleştiridir. Prens’te Machiavelli, “nasıl yaşanması gerektiği” ile “nasıl yaşandığı” arasındaki farkın göz ardı edilmesinin siyasal yıkıma yol açtığını belirtir (Machiavelli, 1532/2019, s. 84). Bu tespit, onun insanı ahlâkî ideallerle değil, ampirik gözlemle ele aldığını gösterir.

Machiavelli’ye göre siyaset teorisi, insanların erdemli olduğu varsayımıyla değil, çoğunlukla erdemsiz davrandıkları gerçeğiyle inşa edilmelidir. İnsan doğası değişken değildir; tarih boyunca benzer tutkular, korkular ve çıkar hesaplarıyla şekillenmiştir. Bu nedenle siyasal düzen, insanın “olması gereken” değil, “olduğu” haline göre kurulmalıdır (Skinner, 1978, s. 131).


II. Çıkarcılık, Nankörlük ve Güvenilmezlik

Prens’te çizilen insan portresinin en belirgin özelliklerinden biri, çıkar merkezli davranıştır. Machiavelli, insanların iyilik gördüklerinde minnettar, fakat çıkarları tehlikeye girdiğinde hızla nankör olduklarını vurgular. Ünlü pasajında insanları “nankör, değişken, ikiyüzlü, tehlikeden kaçan ve kazanç düşkünü” olarak tanımlar (Machiavelli, 1532/2019, s. 88).

Bu nitelikler, bireysel ahlâkî zaaflardan ziyade, siyasal koşullarda ortaya çıkan yapısal eğilimlerdir. Machiavelli’ye göre insanlar, güvenlikleri ve çıkarları garanti altındayken sadakat gösterirler; ancak tehdit veya belirsizlik durumunda bu sadakat çözülür. Dolayısıyla insan, siyasal ilişkilerde güvenilir bir aktör değildir.

Bu yaklaşım, Machiavelli’yi klasik cumhuriyetçi gelenekten ayırır. Aristotelesçi anlamda yurttaş, ortak iyiyi gözeten bir varlık iken; Machiavelli’nin insanı, öncelikle kendi çıkarını kollayan stratejik bir özne olarak belirir (Pocock, 1975, s. 156).


III. Korku, Sevgi ve İtaat: Psikolojik Bir İnsan Modeli

Machiavelli’nin insan portresi yalnızca ahlâkî değil, aynı zamanda psikolojik bir çözümleme içerir. Prens’in en bilinen sorularından biri şudur: “Sevilmek mi, korkulmak mı daha iyidir?” Machiavelli, ideal olanın her ikisi olduğunu kabul etmekle birlikte, pratikte korkunun daha güvenilir bir bağlayıcı olduğunu savunur (Machiavelli, 1532/2019, s. 90).

Bu tercih, insanın duygusal yapısına ilişkin örtük bir varsayımı yansıtır: Sevgi, karşılıklıdır ve kırılgandır; korku ise tek taraflıdır ve cezaya dayanır. İnsanlar sevgilerini çıkarları doğrultusunda geri çekebilirler; ancak cezadan duyulan korku daha kalıcıdır.

Bu bağlamda insan, Machiavelli’de rasyonel olduğu kadar duygusal ve tepkisel bir varlıktır. Siyasal itaat, ahlâkî bağlılıktan çok, korku ve beklenti dengesi üzerine kurulur (Strauss, 1958, s. 177).


IV. Ahlâk, Görünüş ve İkiyüzlülük

Machiavelli’nin insan anlayışının en çarpıcı yönlerinden biri, ahlâk ile görünüş arasındaki ayrımı vurgulamasıdır. İnsanlar, çoğunlukla görünüşe göre yargılar; içsel niyetlerden ziyade dışsal davranışlara tepki verirler. Bu nedenle Machiavelli, prensin erdemli olmasından çok, erdemli görünmesini öğütler (Machiavelli, 1532/2019, s. 92).

Bu yaklaşım, insanın algısal ve bilişsel sınırlılıklarını esas alır. İnsanlar gerçeği değil, kendilerine sunulan temsili kabul etmeye yatkındır. Böylece Machiavelli’nin insan portresi, yalnızca ahlâkî açıdan değil, epistemolojik açıdan da kuşkulu bir varlık tasvir eder.

Leo Strauss’a göre Machiavelli’nin asıl radikalliği, insanın erdem arayışını değil, erdem imgelerine olan ihtiyacını esas almasıdır (Strauss, 1958, s. 181).


V. Değişmez İnsan Doğası ve Tarihsel Süreklilik

Machiavelli, insan doğasını tarihsel olarak değişmez kabul eder. Bu nedenle antik Roma örnekleri ile kendi çağının İtalyan siyasetini aynı analitik çerçevede değerlendirir. İnsan tutkuları –hırs, korku, çıkar arzusu– çağlar boyunca sabit kalmıştır (Machiavelli, 1532/2019, s. 41).

Bu varsayım, Machiavelli’nin tarih anlayışını döngüsel kılar ve siyasal derslerin tarih boyunca tekrar edilebileceğini savunmasına olanak tanır. İnsan doğasının sürekliliği, siyasal realizmin epistemolojik temelini oluşturur (Skinner, 1978, s. 146).


***

Machiavelli’nin Prens’te çizdiği insan portresi, siyaset felsefesinde normatif ahlâk anlayışından köklü bir kopuşu temsil eder. İnsan, erdemli bir yurttaş değil; çıkarcı, güvenilmez, korkuya duyarlı ve görünüşlere kanan bir siyasal aktördür. Machiavelli, bu portreyi ahlâkî bir yargı olarak değil, siyasal gerçekliğin zorunlu bir tasviri olarak sunar.

Bu nedenle Prens, yalnızca iktidarın değil, insanın siyasal doğasının da kitabıdır. Machiavelli’nin sorusu hâlâ geçerliliğini korur: Siyaset, insanın zaaflarına rağmen mi, yoksa tam da bu zaaflar üzerine mi inşa edilmelidir?


Kaynakça

  • Machiavelli, N. (2019). Prens (Çev. S. Eyüboğlu). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser 1532).
  • Pocock, J. G. A. (1975). The Machiavellian Moment. Princeton: Princeton University Press.
  • Skinner, Q. (1978). The Foundations of Modern Political Thought, Vol. I. Cambridge: Cambridge University Press.
  • Strauss, L. (1958). Thoughts on Machiavelli. Chicago: University of Chicago Press.