Oyların Esrarı: Biz Sandığınız Kadar Mantıklı Mıyız?
Beyim, Pusulayı Cebinden Çıkar, Ama Kalbini Kim Yönetiyor Bak!
Yazar: Jungish
(Seçmen Sandığa Giderken, Yanında Akıl Defterini mi, Yoksa Kırgınlıklarını mı Götürür?)
Aziz Okuyucularım, Ey Demokrasinin O Komik Törenine Katılanlar!
Şimdi size öyle bir sırrı ifşa edeceğim ki, o koca koca siyaset bilimcileri bile bu gerçeği fısıltıyla konuşur: Siz, oy kullanırken, mantığınızın o buz gibi terazisini değil, ruhunuzun en derin, en çocuksu, en alaycı hislerini kullanırsınız!
Hani o kahvede oturup “Benim fikrim sağlamdır, ben rasyonel adamım!” diye ahkâm kesenler var ya, işte onlar bile sandığa giderken, gönlünün labirentinde kaybolur.
I. Gündelik Hayatın Korkuları ve Siyasi Tercih
Bizim o mektepli âlimler, seçmen davranışını hep ekonomik verilerle, mantıklı programlarla açıklamaya kalkar. Oysa hayatımız, o kadar düz bir hesap defteri değildir.
- Duygusal Kimlik: İnsan, bir partiye oy verirken, o partinin programını değil, o partinin kendi kimliğine, korkularına ve aidiyetine ne kadar uygun düştüğünü düşünür. Tıpkı, mahalledeki futbol takımını tutmak gibi: Takımınız kötü oynasa bile, siz ondan vazgeçmezsiniz, çünkü o sizin mahalleli kimliğinizin bir parçasıdır.
- Liderin Şahsiyeti: Siyasetçiler, mantıklı programlardan çok, baba figürü, otoriter bir ağabey ya da mağdur bir kahraman rolüyle bize hitap eder. Liderin güven vermesi, samimi (gibi görünmesi) ve bizim bastırılmış arzularımızı dile getirmesi, en mantıklı programdan daha çok oy getirir.
- Korku ve Kaygı: İnsanlar, genellikle ne istediklerinden çok, neden korktukları üzerinden oy kullanır. Siyasi tercihler, kaygı yönetimi aracıdır. “Bu adam gelirse düzen bozulur, o zaman ben eski düzene oy vereyim, emniyette kalayım!” Bu, rasyonel bir analiz değil, ilkel bir korunma içgüdüsüdür.
II. Oyların Esrarı: Seçmen Ne Söyler, Ne Yapar?
Seçmen, söylediği ile yaptığı arasında sıkça bir komediye düşer.
- Sözde Mantık: Ankete katılan vatandaş, elbette ki “Benim için ekonomi, gelecek, program önemlidir,” der. Zira akıllı ve sorumlu görünmek ister. Bu, sosyal hayatta takındığımız maskenin (persona) bir parçasıdır.
- Sandıktaki İhanet: Lakin sandığın başına geldiğinde, eline pusulayı aldığında, bütün o mantık defteri uçar gider. O an, çocukluğundaki travmalar, ailesinin ona öğrettikleri, maruz kaldığı bütün haksızlıklar pusulayı tutar. Bazen, oyu patrona olan öfkesi için, bazen komşusuna duyduğu haset için kullanır.
Velhasıl: Demokrasi, sanıldığı gibi rasyonel fikirlerin arenası değil, toplumsal ruhumuzun bütün bastırılmış arzularının, korkularının ve önyargılarının sandığa yansıdığı büyük bir psikolojik tiyatrodur.