Lev Tolstoy: Doğru ve yetkin olanı arayışta dev bir yazar – Ataol Behramoğlu

Eski bir Rus aristokrat ailesinin çocuğu olarak Lev Tolstoy 1828 yılı Eylül ayında (eski tarihle 28 Ağustos) Tulsk ili Yasnaya Polyana bölgesinde doğdu. Annesini ve babasını çok erken yaşta yitirdi. Çocukluk yıllarında, bütün aristokrat aile çocukları gibi, evde öğrenim gördü. 1844 yılında, diplomat olmak amacıyla, Kazan Üniversitesi, Arap-Türk Edebiyatı Bölümüne girdi. Bir yıl sonra, aynı

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar ile Mario Levi tanışması “Benim için Zeus gibi bir insan”

– Evet, babamla arası iyiydi, görüşürlerdi. Mario Levi’nin babamla tanışma hikâyesi de çok hoştur. Mario Levi üniversitede ya da lisede okurken, babamın kitaplarını çok okuyormuş, çok da seviyormuş. Tanışmak istiyormuş ama “benim için Zeus gibi bir insan,” diye düşünüyormuş. Bir gün kafenin birinde otururken bir arkadaşı gelmiş yanma ve “Haydi kalk, seni bir yere götüreceğim,”

okumak için tıklayınız

Bitmeyen bir şarkı: Bobby Sands “Evet, bizim de günümüz gelecek!”

Bobby Sands ve yoldaşları, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insana ilham veren bir direnişin simgesidir artık: “Evet, bizim de günümüz gelecek!” Açlık grevi ve ölüm orucu denince dünyada akla ilk gelen isim Bobby Sands olacaktır. 5 Mayıs 1981 tarihinde ölüm orucunun 66. gününde yaşama gözlerini kapamasının ardından tüm dünya saygı duruşuna geçti. Hindistan ve Fransa

okumak için tıklayınız

Aşkın Suçları – Marquis de Sade “Felsefenin meşalesini her zaman tutkunun ateşi yakar.”

Marquis de Sade, ilk ve tek ahlaksızlık filozofudur. Ancak Sade’ın önemi bununla sınırlı değildir. Sade’ın eserleri bütün insan ilişkilerini öyle ya da böyle etkileyen cinsel içgüdülerle ilgili her şeyi dikkatle çözümler. Sade’ın eserlerinde felsefe önemli bir rol oynar. Eserlerinde sık sık şu türden ifadelerle karşılaşılır: “Felsefenin meşalesini her zaman tutkunun ateşi yakar.” -Iwan Bloch-

okumak için tıklayınız

Frankfurt Okulu’nun tarihi

“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl, elimizdeki kitap; marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup

okumak için tıklayınız

Fesat – Paul Nizan

Sartre, yakından tanıdığı ve sevdiği Nizan’ın bu çok boyutlu romanı için yazdığı uzun bir yazıda, eseri ayrıntılı olarak incelemekte, bu arada şöyle demektedir: “Nasıl Marks’ta, özellikle mal fetişizmini çözümlediği ilginç bölümlerde, ekonomik kavramların bir fenomenolojisi varsa, onun gibi Nizan’da da, hareket halinde bir kavram olan gençliğin, toplumsal ve tarihsel verilerden kalkarak yapılmış bir saptaması ve

okumak için tıklayınız

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim – Joanne Greenberg

Amerikalı roman ve öykü yazarı Joanne Greenberg’in dilimize çevrilen ilk yapıtı “Sana Gül Bahçesi Vadetmedim”, deliliğin ?resmi tanımıyla akıl hastalığının? serüvenidir. İnsanın, neredeyse toplum düzenine geçtiği ilk günden başlayarak, kitlesel uzlaşımlara, kabullenilmiş değer yargıları ve davranış biçimlerine aykırı düşen bireylere yakıştırdığı konumun serüvenidir. Romanın baş karakteri Deborah, hastanede gördüğü yanlış bir uygulamayı doktora anlatıyor. Doktor

okumak için tıklayınız

Özdemir İnce’nin Yannis Ritsos ile söyleşisi “bir ozan sadece yapmayı düşündüğünü yaparsa başarıya ulaşmış sayılmaz, yapmayı düşündüğünü aşmalıdır.”

1965 ya da 1966 yıllarından birindeydi, Kemal Özer’den bir mektup aldım. Paris’teydim. Attila Tokatlı ona bir yunan ozanından söz etmiş, adı Yannis Ritsos’muş. bu ozanın, Aragon’un yönettiği ‘lettres françaises’ dergisinde birkaç yıl önce uzun bir şiiri yayınlanmış. şiirin yayınlandığı sayıyı bulup kendisine göndermemi, şiiri çevirtip ‘şiir sanatı’ dergisinde yayınlayacağını yazıyordu.

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in bilinmeyen gizli İstanbul ziyareti

Şair Nazım Hikmet, 87 yıl önce bugünlerde gizlice bir vapurla İstanbul’a gelmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı. Karaya çıkıp çıkmadığı hala bilinmiyor. Nâzım Hikmet 1931’de çıkarıldığı mahkemede şöyle demiş: “Evet, ben bir komünistim, bu muhakkaktır. Komünist şairim ve daha esaslı komünist olmaya çalışıyorum.” (Nâzım Hikmet, Memet Fuat, Adam yay. 2000, s. 107) Nâzım’ın TKP ile

okumak için tıklayınız

*Belki de yaşamı yeterince sevmiyor muyuz? Duygularımızı yalnız ölümün uyandırdığına dikkat ettiniz mi? Albert Camus

“Belki de yaşamı yeterince sevmiyor muyuz? Duygularımızı yalnız ölümün uyandırdığına dikkat ettiniz mi?” ‘Düşüş’, varoluşçu yazar Albert Camus’nün 1956 yılında yayınladığı romanıdır. Yazarın 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmasında büyük etkisi olduğu iddia edilen roman, klasikleşmiş roman biçeminden farklı olarak, kahramanın monologları üzerine kuruludur.

okumak için tıklayınız

Amin Maalouf’un Gözünden Kültür, Kimlik ve Bugün Üzerine

Amin Maalouf metinleri kendini keşif ve Batı coğrafyasından Doğu’ya sorgulayıcı bir bakış çerçevesinde ele alınabilir. Çoğu noktada tarihsel romanın izinden giderek Doğu-Batı kültür çatışmasına dair seçenek arayışları gözüyle de irdelenmesi gereken bu metinlerde Beyrut ve Lübnan’ın çok kimlikli, parçalı ve bölünmüş bir coğrafya olarak yazınsal karşılığı okur tarafından fark edilebilir kolaylıkla.

okumak için tıklayınız

Doğu Karadeniz Lehçeleri Karşılaştırmalı Sözlüğü, Müslüm Kabadayı

Kültürel bir kavşak olarak geniş Karadeniz coğrafyası bünyesinde farklı lehçeleri barındırıyor. Bu çalışma da bizlere bölgenin kültürel anlamda ne zengin bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Türkiye’de genel olarak Karadeniz dendiğinde akla Lazca gelmesine karşılık, aynı coğrafyada Gürcüce, Hemşince, Ermenice, Rumca, Yunanca ve Megrelce de konuşuluyor. Doğu Karadeniz dillerinin karşılaştırmalı sözlük denemesi dilbilimcilerin başvurabileceği bir kaynak

okumak için tıklayınız

Yarından Sonra – Gillian Cross

Carnegie, Whitebread ve Smarties gibi ödülleriyle Avrupa çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen yazarlarından Gillian Cross, ilk kez Türkçe’de. Paranın değerini yitirdiği, yaşamın tek amacının yiyeceğe ulaşmak olduğu bir ülkeden kaçıp başka bir ülkeye sığınanların mücadelesini anlatan romanda, Matt ve Taco isimli iki kardeş, üvey babalarıyla birlikte Fransa’ya umut yolculuğuna çıkar. Sığındıkları kampta onları bekleyen

okumak için tıklayınız

Apple’ın karanlık yüzü: Asya’da işçilere kötü muamele

BBC’nin araştırmacı gazetecilik programı Panorama, Asya’da Apple ürünlerinin imal edildiği fabrikalara girdi ve işçilerin içinde yaşadığı koşulları görüntüledi. Çıkan sonuç, 16 saat aralıksız çalıştıktan sonra uyuyakalan işçiler ve ölümle burun buruna gelen çocuk madenciler:

okumak için tıklayınız

Sizin hiç suçunuz yok mu?

Bolay Demir, 24 yaşındayken 19 Aralık 2000’de sabahın beşinde Bayrampaşa Cezaevi’nde silah sesleriyle yataktan nasıl fırladığını, devletin “şefkatli eli”nin yanık et kokusu, insan kokusu, çığlıklar eşliğinde beline isabet eden kurşunla kendisini hayata nasıl döndürdüğünü anlatırken hayatı salt seyre dalanları eleştirip, “Sizin hiç suçunuz yok mu?” diyerek hesap soruyor.

okumak için tıklayınız

Turgut Uyar’ın çocuklarıyız

Militarist sloganlara inat Gezi’de, ağaçların hışırtısında yükselmişti başlıktaki cümle. Böylece şiir, fildişi kulelerden bir kez daha sokağa inmiş şairlerin dokunuşları bizlere bir kez daha fısıldamıştı. Ama “Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız” kitabı, sadece bu metafor üzerinden yükselmiyor, bizlere dört evladının anıları ile o güzel şairi anlatıyor.

okumak için tıklayınız

Kendimce / Aforizmalar 7 – Nejdet Evren

1. Bir tabloyu kırdığınızda parçalar yanında kırıntılar olduğunu göreceksiniz; kırıntıları bir araya getirmeye kalktığınızda tablonun aynı olmadığını göreceksiniz; demek ki, kırıntıların toplamı ya da bir araya getirilmesi hiç bir zaman bir bütün tablonun kendisi değildir ve kırıntılardan bir tablo oluşturmak mümkün değildir. Öyle ise ne yapmalı? “başka bir dünya” mükünse, ki, mümkün, o zaman yeni

okumak için tıklayınız

Hacerler – Zafer Köse

Onlar hapishanelerde isyan çıkarmadılar. Silahları falan yoktu. İtirazlarını dile getirmek için açlık grevi dışında bir çareleri de yoktu. Devletin denetimde, can güvenlikleri de yasalarca devlet sorumluluğunda olan mahkumlardı. 19 Aralık 2000’de, 20 cezaevinde “Hayata Dönüş Operasyonu” düzenledi devlet. 32 kişiyi öldürdü. Hacer Arıkan, sağ kurtulanlardan biri. “Hastanede aylar boyunca bakıma muhtaç kaldım. Zaten ayağa kalkamaz

okumak için tıklayınız

Eğitim Neye Yarar? Fikret Başkaya

Her tarihsel dönemde ve her toplumda bir “eğitim sistemi” bulunur, söz konusu eğitim sistemi, geçerli egemenlik ilişkilerini, toplumsal hiyerarşiyi, toplumsal kutuplaşmayı, eşitsizlikleri yeniden üretip, devamlılığını sağlama işlevi görür. Eğitim, okul, eğitilmiş insan, uzman, uzmanlık, vb. mutlaka “olumlu bir şey” olarak sunulur ve ekseri öyle de sanılır. Oysa, herşeyde olduğu gibi, eğitimin de çelişik veçheleri olan

okumak için tıklayınız