Etiket: toplumsal sorumluluk

Dört Kapı Kırk Makam: Bireysel Ahlak Gelişiminin Manevi Haritası

Öğretinin Yapısı ve Temel İlkeleri Dört Kapı Kırk Makam, Alevilikte bireyin manevi ve ahlaki olgunlaşma sürecini yönlendiren bir yol haritası olarak tanımlanabilir. Bu öğreti, dört ana aşamadan (Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat) ve her birinde on makamdan oluşan bir sistem sunar. Şeriat kapısı, bireyin toplumsal kurallara uyumunu ve temel ahlaki ilkeleri

OKUMAK İÇİN TIKLA

Adler’in Sosyal İlgi Kavramının Sistemik Eşitsizliklere Katkısı

Birey-Toplum İlişkisi Sosyal ilgi, bireyin kendini topluma bağlama ve diğerlerinin refahına katkıda bulunma arzusunu kapsar. Sistemik eşitsizlikler, kaynakların ve fırsatların adaletsiz dağılımından kaynaklanır ve genellikle toplumsal gruplar arasında güç asimetrilerine dayanır. Bu bağlamda, sosyal ilgi, bireylerin bu asimetrileri tanımasını ve kolektif bir sorumluluk duygusuyla hareket etmesini teşvik eder. Örneğin, sosyal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Oya Baydar’ın Savaş Günlükleri: Cassandra Arketipi ve İstanbul’un Politik Atmosferinde Uyarı Dinamikleri

Anlatıcının Cassandra Kimliği Cassandra arketipi, anlatıcının savaşın yıkıcı sonuçlarına dair öngörülerini ifade etme biçiminde belirginleşir. Anlatıcı, tıpkı Cassandra gibi, felaketin yaklaştığını görür ancak bu uyarılar genellikle duyulmaz ya da önemsenmez. Bu durum, insanlığın tarih boyunca tekrar eden bir eğilimini yansıtır: Tehlikeyi görmezden gelme ya da inkar etme. Anlatıcı, savaşın yalnızca

OKUMAK İÇİN TIKLA

Göktürk Yazıtlarında Devlet Kavramı ve Milliyetçiliğin Erken Biçimleri

Yazıtların Tarihsel ve Kültürel Bağlamı Göktürk Yazıtları, 8. yüzyılda Orhun Vadisi’nde dikilen ve Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri olarak kabul edilen anıtsal metinlerdir. Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk adına yazılmış bu yazıtlar, Göktürk Kağanlığı’nın siyasi, sosyal ve kültürel yapısını ayrıntılı bir şekilde aktarır. Yazıtlar, Türk adının geçtiği ilk metinler

OKUMAK İÇİN TIKLA

Oidipus’un Yazgısı: Kader ve Özgür İrade Arasındaki Çatışmanın Çok Yönlü İncelemesi

Sophokles’in Oidipus Rex tragedyası, insanlık tarihinin en derin sorularından birini, kader ve özgür irade arasındaki gerilimi, çarpıcı bir anlatıyla ele alır. Oidipus’un trajik yolculuğu, bireyin kendi yazgısına karşı koyup koyamayacağı sorusunu merkeze alarak, etik, toplumsal, felsefi ve antropolojik boyutlarıyla evrensel bir tartışma yaratır. İnsanın Kendi Kaderini Belirleme ÇabasıOidipus’un hikâyesi, bireyin

OKUMAK İÇİN TIKLA

Otizm ve Boş Kalenin Anlam Ağı

Bruno Bettelheim’ın “boş kale” metaforu, otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocukların dünyayı algılama ve çevreleriyle etkileşim kurma biçimlerini anlamak için güçlü bir kavramsal çerçeve sunar. Bu metafor, çocukların iç dünyalarının karmaşıklığını, toplumsal bağlardan kopukluklarını ve kendilerini dış dünyaya karşı koruma çabalarını betimler. Bettelheim, bu kavramı özellikle otizmin erken çocukluk dönemindeki

OKUMAK İÇİN TIKLA

Çocukların Sosyal Dünyasını Desteklemek

Çocuklukta Bağ Kurmanın Önemi İnsan yavrusu, doğası gereği sosyal bir varlıktır ve çocukluk dönemi, bu sosyal bağların temellerinin atıldığı kritik bir evredir. Araştırmalar, akran etkileşimlerinin, çocukların empati, iş birliği ve çatışma çözme gibi sosyal becerileri geliştirmesinde merkezi bir rol oynadığını göstermektedir. Bu beceriler, bireyin yetişkinlikte sağlıklı ilişkiler kurabilmesi ve toplumsal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Çocukların Ekran Süresi: Dijital Çağda Denge Arayışı

2025’te yayımlanan bir OECD raporu, çocukların ekran süresinin öğrenme performansını olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Bu bulgu, dijital çağda ebeveynlerin çocuklarının ekran kullanımını nasıl sınırlandıracağı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Dijital Çağın Çocukları OECD’nin 2025 raporuna göre, uzun süreli ekran kullanımı, çocukların dikkat sürelerini kısaltıyor, bilişsel gelişimlerini yavaşlatıyor ve sosyal becerilerini olumsuz

OKUMAK İÇİN TIKLA

Alice Miller’ın Duygusal İhmal Vurgusu ve Güçlü Çocuk Miti Üzerine Bir İnceleme

Alice Miller’ın duygusal ihmal kavramı, bireyin çocukluk döneminde duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunu merkeze alarak, toplumsal ve bireysel düzeyde derin etkiler yaratan bir olguyu inceler. Bu kavram, özellikle “güçlü çocuk” mitinin, bireylerin duygusal kırılganlıklarını bastırmaya zorlayan bir kültürel anlatı olarak nasıl işlediğini sorgular. Güçlü çocuk miti, çocukların zor koşullara dayanabilecekleri, duygusal

OKUMAK İÇİN TIKLA