Yüzüklerin Efendisi: Ortalıkta Arketip Olarak Yalnızca Bir Yüzük Kaldı! (Jung Amca’nın Defterinden)

Bu blog yazısı, J.R.R. Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi” (Lord of the Rings – LOTR) eserini Carl Jung’un arketipleri ve bireyselleşme (individuation) kavramları üzerinden incelemekte, eserin psikolojik derinliğini Wagner’in “Yüzük Döngüsü” ile karşılaştırmaktadır. Film Jungcu bir analiz için “mitos”tan ziyade “sanatsal olarak işlenmiş bir eser” olarak değerlendirilebilir.

Yahu okur efendilerim, şimdi karşımızda öyle bir mesele var ki, ne bizim mahallenin zengin konaklarının sırları ne de memleketin bitmek bilmez kuyruklu yalanları bu kadar fantastik olabilir. İngiliz muharriri Tolkien Efendi, oturmuş, “Yüzüklerin Efendisi” diye bir destan yazmış. Buna “yeni bir mitos” diyorlar. İyi de, bu mitosun içinde Jung Amca’nın o meşhur arketiplerinden ne kadar var, ne kadar yok? İşte asıl mesele bu!

1. Frodo’nun İşi Yarım Kaldı mı? (Bireyselleşme Nerede?)

Jungcu Analitik Psikoloji’ye göre, kahramanın yolculuğu, kişinin olgunlaşması, yani bireyselleşmesi (kendi “Ben”liğini bulması) demektir. “Frodo’nun bu yolculuğu bireyselleşme mi, yoksa haçı almaktan çekinen İsa’ya benzeyen bir tereddüt mü ?”

“Frodo, Anima’sına (içindeki kadınsı ruha) değil, daha çok Gölge’sine (karanlık tarafına) kulak veriyor.” Yahu, bizim mahallede de öyle değil midir? Adam karısını dinlemez, nefsine uyar, sonra da “iyilik yapayım” derken Gölge’sine yem olur!

  • Gölge: Şüphesiz ki Gollum. O, Frodo’nun karanlık, egoist tarafının vücut bulmuş hali.
  • Anima (Dişil İlke): Lothlórien’deki Hanımefendi Galadriel. O, herkesin kalbine bakıp “Gölge”sini gösteren, bir nevi “vicdanın aynası”. (Ama Frodo’yu tam olarak bireyselleştirmeye yetmiyor, demek ki o kadar derin değil!)

2. Yüzük Diyorlar, Büyü Diyorlar: Sembolizm Curcunası

Tolkien’in eseri, her ne kadar mitos gibi dursa da, “Bu, Wagner’in derinliğine sahip değil, daha çok tiyatroluk, sanatsal bir eserdir.” Yani, duygusal tepki yaratmak için zekice tasarlanmış bir yapım.

Fakat inkar edilemez bir sembolizm var:

  • Yüzük: Şahsi gücün ve Egoyu şişirmenin sembolü. Ego’yu öyle bir büyütüyor ki, Boromir gibi adam bile Galadriel sınavında Gölge’sine teslim oluyor.
  • Dört Sayısı: Jung, bu sayıyı çok sever. Üç Elfin Yüzüğü’ne karşı Tek Yüzük. Tıpkı Hristiyanlığın Kutsal Üçlemesi’ne (Baba, Oğul, Kutsal Ruh) karşı gizli kalmış, bazen “kötü” bazen de “dişil” olan dördüncü ögeyi (Simya’da gizlenen sır) simgelemesi gibi.

3. Hobitlerin Komik Takımı: Fonksiyonel Arketipler

Yahu, Jung’a göre dört Hobit (Frodo, Sam, Merry, Pippin) aslında birer “Takım Bilinci” oluşturuyorlarmış. Sanki her biri Jung’un psikolojik işlevlerinden birini (Düşünme, Hissetme, Duyumsama, Sezgi) temsil ediyor. Bizim memleketteki bir takım olsa, hepsi birden “Duyumsama” ve “Hissetme” (daha çok açlık ve öfke) fonksiyonlarını temsil ederdi. Düşünme mi? O ne ki?

Yine de Hobitler, kendileri için çok önemli bir görevi başarıyor: Yeraltı Dünyasına İniş (Descent into the Underworld). Yani, insanın ruhunun en karanlık köşelerine yolculuk.

  • Frodo, Gölgesi Gollum’un rehberliğinde Ölü Bataklıklar’dan geçiyor. Tam son anda Yüzük’e yenik düşüyor.
  • Ama ne hikmetse, onun Gollum’a gösterdiği merhamet, yani vicdan kırıntısı, nihayetinde görevi tamamlıyor.

İşte görüyorsunuz efendim! Ne kadar büyük bir destan yazılırsa yazılsın, sonunda iş dönüp dolaşıp insanın en basit duygularına, o küçük merhamet kırıntısına geliyor. Ne kadar Ego şişirilirse şişirilsin (Yüzük gibi), bir tutam vicdan her şeyi düzeltiyor.

Kapanış: Masal mı, Kolektif Bilinçaltı mı?

Netice-i kelam: Tolkien’in bu eseri, hem yazarın kendi Katolik inancından hem de Kuzey Avrupa mitolojisinden besleniyor. Kitap, “Amerikan Ulusal Parkı” motifleri gibi görsellerle okuyucunun duygusal tepkisini tetikliyor. Bu yüzden, Tolkien’in inancını paylaşmayanlar bile bu hikâyeden derinden etkileniyor.

Bizim Jung Amca’nın dediği gibi, mitolojinin temel işlevi, insan ruhunu taşıyan sembolleri sağlamaktır. Tolkien de bunu sağlam bir şekilde yapmış. Yoksa kim kalkar da, bir yazarın yazdığı eseri ciddiye alıp, taa 1979’dan beri üzerine kitaplar yazar ki? Demek ki bu Hobbitler, bizim bilinçaltımızda bir yerlere dokunmuş.

Yahu, bu Yüzüklerin Efendisi, sadece eğlencelik bir masal değilmiş; insanın kendi ruhunun Labirenti’ne (Gollum’un tünellerine) yaptığı yolculukmuş! Şimdi gidin de, etrafınızdaki Gollum’lara dikkat edin. Onlara göstereceğiniz merhamet, belki de sizin kendi Mordor’unuzdan kurtulmanızı sağlar! Haydi sağlıcakla kalın!