Zehirli Yılanın İki Yüzü: Jung Amca’nın Penceresinden Kötülük ve İrfan

Yahu aziz okur, yine öyle derin bir konuya daldık ki, bizim mahalledeki Şevki Bey’in karısından gizlediği sırları bile yanında masum kalır! Bu seferki meselemiz, o kaygan, sinsi, hem korkunç hem de şifa veren hayvan: Yılan (Serpent). Bu yılanın ne menem bir arketip olduğunu, hem Jung Amca’nın (Carl Jung) defterinden hem de dünya mitolojisinden süzmüş getirmiş.

Bakın efendim, bu yılan denilen mahluk, ne yaman bir çelişki abidesi! Hem “lanetli düşman” hem de “bütüncül güç”. Hem “günahın fısıltısı” hem de “irfanın kaynağı”. Tıpkı bizim memleket insanı gibi, bir yüzüyle şeytan, diğer yüzüyle ermiş!

1. Dönüşüm ve Bilinçdışının Simgesi: Deri Değiştiren Sır

Jung Amca’ya göre, yılan aslında bizim bilinçdışımızı (unconsciousness) temsil edermiş. Yılanın gizemi, bilincimizle içgüdülerimiz arasındaki o bitmek bilmez çatışmayı simgelermiş.

  • Çok Yönlülük: Yılan, toprağın altında, denizin dibinde, hatta gökte (ejderha olarak) gezer. Yılanın farklı boyutlar ve dünyalar arasında hareket etme yeteneğini simgeler; bu yüzden dünyanın dört bir yanında “bilen” ve “var olan” bir aura taşır.
  • Yenilenme: Deri değiştirmesi yok mu? İşte o, tam bir bireyselleşme (individuation) sürecidir! Tıpkı insan ruhunun da kabuklarını soyarak, Ego’dan benliğin merkezine doğru gelişmesi gibi… Ouroboros (kendi kuyruğunu yiyen yılan) sembolüyle de pekiştiriyor: Sonsuz döngü, bütünlük.

2. Günah, Cinsellik ve Ademi Merkezcilik

Yılanın en meşhur hikayesi, elbette bizim Âdem ile Havva’nın Cennet’ten kovulma macerasıdır. Burada yılan, günahın ve cinselliğin hilekâr habercisi olarak sunulur.

  • Korku ve Arzu: Freudian terimlerde yılanın bir fallik sembol olduğunu, ancak hem Freudcu hem de Yahudi-Hristiyan geleneğinde yılanın daha çok cinsellik korkusunu temsil ettiğini vurguluyor. Sanki insanlar, o arzuladıkları ama bir o kadar da korktukları cinsel dürtülerini bir yılana yüklemişler!
  • Havva ve Yılan: Eski yorumlarda Havva’nın isminin bile yılan anlamına gelen İbranice kelimeye yakın olması, kadının ve yılanın, dolayısıyla “şeytanın sözcüsü” olarak görülmesi… Yahu, bu nasıl bir zihniyet bozukluğudur! Yılan soğukkanlı, yumurtlayan, kuytu köşelerde gezen bir hayvan diye, bütün günahı ona yıkmak, tam bizim memleketin “ötekileştirme” huyuna benzer.

3. İrfan ve İki Çatal Dil: Bilgelik mi, İkiyüzlülük mü?

Yılan aynı zamanda bilgi ve irfanın da simgesidir. Ne de olsa İncil’de İsa, öğrencilerine, “Gideceğiniz yerde yılanlar gibi bilge, güvercinler gibi masum olun” der.

  • İki Yüzlülük: Lakin bu bilgelik, aynı zamanda hileyi de beraberinde getirir. Halk dilinde “çatal dilli konuşmak” (forked-tongue) tabiri, yılanın o ikiyüzlü, zehirli ilişkiler kurma özelliğine atıftır. Ambiguitenin (muğlaklığın) ta kendisidir.

4. Tıp ve Koruma: Yılanın Şifası (Hüseyin Rahmi’lik Gözlem)

Hüseyin Rahmi’nin o eski İstanbul’undaki şifacılar, aktarlar olsa, bu yılanın şifalı yönünü hemen kaparlardı. Meşhur Caduceus (Tıp sembolü), asasına sarılı ikiz yılandan oluşur. Bu, ilacın içindeki zehir (zarar) ve şifa (koruma) arasındaki ince çizgiyi temsil eder. Tıpkı hayat gibi; neyin sana iyi geleceği, neyin seni zehirleyeceği belli olmaz!

Navajo ve Pueblo kabilelerinde yılanın koruyucu olarak görülmesi, hatta Buda’nın yedi yılan başı altında meditasyon yapması… Görüyor musunuz? Her kültür, bu kaygan dostu hem bir tehlike hem de bir kurtarıcı olarak bağrına basmış.

Kapanış: Tamamlanmışlık Hissi

Bu yılan, bazen hayatımızdaki bizi tehdit eden olumsuzluğu (negativity) temsil etse de, uzun vadede geçiş ve dönüşümü (transition and transformation) simgeler.

Sonuç: Yılan, bizim kişiliğimizin merkezine giden yoldaki rehberimizdir. Bizi tamamlanmışlık ve aşkınlık hissine ulaştırır.

Demek ki, insan evladı, o sinsi yılanın sembolize ettiği bilinçdışıyla yüzleşmeden, kendi “tamamlanmışlığına” ulaşamazmış! Peki bizim memleketteki yılanlar nerede? Ya kafamızı kuma gömdüğümüz için görmüyoruz, ya da zaten o kadar çok yalan ve ikiyüzlülük (çatal dil) var ki, yılanlar bile utancından yeryüzüne çıkmıyor! Akıl fikir versin!