Yazar: cemalumit

Tarih Nasıl Yazılır?, Tarih ve Yerel Tarihçi – Müslüm Üzülmez

Tarih Nasıl Yazılır?, Tarih ve Yerel Tarihçi (Tarihle İlgili Okuduğum Kitaplar 1) Tarih, yerel ve sözlü tarih, tarihyazımı konularında daha önce birkaç kez değindiğim gibi değişik zamanlarda Diyarbakır ve çevre ilçelerden, köylerden mektuplar, iletiler alıyorum. Gelen mektup ve iletilerin çoğunda aileleri, aşiretleri, köyleri, ilçeleri veya geçmişte yaşanmış önemli mekân ya da olaylar hakkında sorular sorulmakta; bazen

okumak için tıklayınız

“Dağ Kokusu” veya “Kalbini Arayan Kavmin Öyküleri” – Adil Okay

“Tıpkı bakışların gibi o ıssız gecede, uçurum kenarında sevginin seline uğradık. İşte sırf bu yüzden bile, bizi masal sanacaklar…” Seyit Oktay “Hapishane Edebiyatı” kavramı tartışmalıdır. Zira biz zindandaki tutsaklardan hep ve sadece “içeriyi” anlatmalarını bekleriz. Ya da içeriden bir gözle “dışarının” anlatılmasını. Oysa politik tutsaklar anı bohçalarını asıl olarak dışarıda doldurmuşlardır.

okumak için tıklayınız

15 Haziran 1915 Beyazıt Meydanı: Darağacında 20 Ermeni Sosyalist – Erol Yeşilyurt

Geçtiğimiz yıl, Gezi İsyanı günlerinin önemli gelişmelerinden biri 15 Haziran 1915’de Beyazıt meydanında 20 Ermeni devrimci’nin asıldıkları yer olan Beyazıt meydanı ve Gezi Parkında Türkiyeli ve Ermeni sosyalist ve demokratların katılımıyla anılması oldu.

okumak için tıklayınız

Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı – Ümit Alan

Gezi günlerinde izlediğimiz penguen belgeselinin gerçek künyesi… O belgeselin yayınında ve yapımında emeği geçen kara tarih: Gazeteciliğin Osmanlı saltanatındaki ilk yıllarından cumhuriyet yıllarına; darbe dönemlerindeki pozisyonundan siyasi iktidarlarla ilişkilerine; 6-7 Eylül 1955’teki rolünden Maraş, Çorum, Sivas, “Hayata Dönüş” katliamlarındaki duruşuna; Ahmet Kaya lincinden Hrant Dink’in hedef haline getirilişine; 28 Şubat sürecinden Andıç olayına; 1990’larda sendikanın

okumak için tıklayınız

İkinci Yeni’nin poetik politikası – Nuray Sancar

İkinci Yeni 1950’lerin ortalarında doğdu. Bir manifesto ile başlamadığı halde hem eleştirmenlerin şiiri kategorize etme çabasından hem de mensuplarının genel olarak şiir, özel olarak da kendi şiirleri hakkında bolca yazmış/konuşmuş olmalarından dolayı bir poetik anlayışın bayrağı oldu giderek. Bugün akımla özdeşleşen İkinci Yeni şairleri sadece şiirsel söylem, dil ve üslup, tematik yönelim bakımından değil aynı

okumak için tıklayınız

Çelik İşçileri – Zafer Aydın

Can Şafak; Haydarpaşa Sendikası, 1971 Cam Grevleri ve Büyük Grev’den sonra Çelik İşçileri kitabıyla emek tarihine ilişkin monografiler serisine yeni bir halka daha ekledi. Sosyal Tarih Yayınları’ndan çıkan kitabında Can Şafak, 1965’den 1980’e kadar Karadeniz’in şirin bölgesi Ereğli’de kurulu Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları (Erdemir)’nda içinde solun, devletin, sendikaların ve sermayenin yer aldığı uzun metrajlı

okumak için tıklayınız

Sansüre Karşı Karamizah – Barışcan Demir

Sansürün içinde, sansüre rağmen açığa çıkan bir edebiyattır Bulgakov’unki. Hatta tıpkı Zamyatin’in edebiyatı gibi Bulgakov’un özgün dilininin de sansür sayesinde ortaya çıktığı söylenebilir. Sovyet sansürü Walter Benjamin’in Moskova Günlüğü’nde değindiği gibi, devrimci olduğu için “yeni” olarak ortaya çıkan kültürün, yeni olmasından dolayı tarihsiz oluşu ile, kendi tarihini barındıran burjuva kültürünü kapsamaya çalışması sırasında açığa çıkan

okumak için tıklayınız

Karanlığa Mektuplar / Kayıtsızlık Şenliğinden Balon Uçurmak! – Dağhan Dönmez

Hayatta her şey anlamdır. Işıksız, kımıltısız bir gecede, gökyüzünde romantik çağrışımlar yapan yıldızlar dahi, uzak gezegenlerdeki yaşantıları taşır belleğimize. Kahvemden bir yudum alıyorum. Bir çırpıda okuduğum kitabın, son sayfalarını okumamak adına kendime direniyorum Tatlı bir direniş bu! Saygıdeğer okur, bazı kitaplar hiç bitmesin istersiniz. “Kayıtsızlık Şenliği” de bende bu hissi uyandırıyor.

okumak için tıklayınız

Kohlhaas’ın isyanı – Selin Aksoy

Behzat Ç. dizisinde komiser Suna’nın intihar sahnesini hatırlayanınız var mıdır bilmiyorum. Komiser Suna kadın cinayetlerine sebep olanlar ve tecavüzcülerin peşine düşmüş ve listesindeki isimleri tamamladıktan sonra silahı kafasına dayayıp ülkede son 7 yılda kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığını haykırıp “sadece beş dakika daha yaşamak istedim, öldürülen bütün kadınlar gibi” diyerek tetiği çekmişti. Bu sahnede Behzat

okumak için tıklayınız

Barbarlar Zamanı ‘nın yazarı Cem Uğur ile Söyleşi: Melike Uzun

Barbarlar Zamanı, Cem Uğur’un ilk romanı. Cem Uğur ilk romanında Dersim’i mekân tutmuş. Yazar, temel olay örgüsünü ölen /öldürülen arkadaşının izini süren kahramana dayandırsa da romanın dokusunu Dersim felaketi üzerine kurup barbarlığın uzun ve sonlanmayan tarihini anlatıyor. Cem Uğur’la ilk romanı Barbarlar Zamanı üzerine konuştuk.

okumak için tıklayınız

Shakespeare ve Hamlet – Mina Urgan

Shakespeare’e tutulan ayna? Geçenlerde, Mîna Urgan’ın “Shakespeare ve Hamlet” kitabının Yapı Kredi Yayınları’nca yeniden basıldığını görünce, aklım ve yüreğim, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuduğum yıllara uzandı. Hep söylemişimdir: Berna Moran’lı, Tatyana Moran’lı, Vahit Turhan’lı, Akşit Göktürk’lü, Cevat Çapan’lı, Murat Belge’li ve elbette Mîna Urgan’lı yıllar, kanımca, bu bölümün Altın Çağıydı.

okumak için tıklayınız

Guatemala Efsaneleri, Miguel Angel Asturias, Sonu gelmeyen tümceler ve sınır tanımayan bir düşgücünün romanı

Sonu gelmeyen tümceler, sınır tanımayan bir düşgücüdür “Guatemala Efsaneleri”. Ne öykü, ne şiirdir anlatılan. Ne olaylar ne de duygulardır verilen. Psikoloji ile biyolojinin ötesinde, doğal yaratıcı öğelerin kökensel yaşamsallığıdır aktarılmak istenen okura. Kızgın doğanın bir tür karışımıdır. Karmaşık bir bitki örtüsü, çağlar ötesinden gelen yerli büyüleri, “Salamanca” Hristiyanlığının deli bir düş içinde birbirine karışan “yanardağ”

okumak için tıklayınız

Gece ile Gündüz Kuşlara Uzanan Dallar – Sima Özkan Yıldırım

Gece ile Gündüz ve bir de arkadaşları Yazgülü, Burgazada’da hep birlikte kahvaltı ederek güzel yaz sabahının tadını çıkarmaktadırlar. Fakat radyodaki bir son dakika haberiyle keyifleri kaçar: “Bugün saat 09:15’te İstanbul’daki tüm kuşlar esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldular. Ne gökyüzünde ve sokaklarda, ne de bahçelerde ve parklarda tek bir kuş bile yok. Şehri aniden saran bu

okumak için tıklayınız

Ah Şu Tasarımcılar – Gönül Topuz

“Hayallerini Meslek Seçenler” deyince ilk akla gelecek meslek grubu hangisidir? Tabii ki tasarımcılar! Onlar sadece çocukluklarında değil, birer yetişkin olup mesleklerini yapmaya başladıklarında da hayal kurmayı asla elden bırakmazlar. Çünkü bir şeyi tasarlamak, o şeyi önce hayal etmekle başlar…

okumak için tıklayınız

Yüreğim el sallar elinde mendil – Ali Ozanemre

Ruhi Su(1), şair Ali Yüce’nin(2) “ABOOOV” adlı şiirini besteledi, “Semahlar Çocuklar Göçler Balıklar” adlı uzunçalarında (Sümeyra Çakır’la birlikte, ayrıca salt kendi sesiyle, Kadıköy Tiyatrosu Konseri’nde ve başka yerlerde) “Mürselekli Kadınlar” adıyla okudu. Bunlardan birinde ezgiye geçmeden şu açıklamayı yapıyor Ruhi Su:

okumak için tıklayınız

“Haziranda Ölmek Zor”un üç toplumcu sanatçısı – Müslüm Kabadayı

“Haziranda Ölmek Zor”un üç toplumcu sanatçısı : Nâzım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmed Arif 3 Haziran 2015’te Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Nâzım Hikmet ve Yaşam” başlıklı bir panel yapıldı. Mehmet Aydın, Ahmet Özer ve Arslan Kavlak’ın konuşmacı oldukları panelde, Nâzım’ın Paris anıları, komünist bir şairin dünya görüşü, diyalektik ve tarihi materyalizm yöntemiyle “Büyük Tarihi”

okumak için tıklayınız

Can Dündar Kurtçuğu – Zafer Köse

Can Dündar yıllar önce, “Kahramanlar Çağının Sonu” başlıklı bir yazı yayımlamıştı. Özellikle Arafat ve Ecevit gibi zamanında halk kahramanına dönüşmüş kişilerden söz ediyordu. Allende, Che, Gandi… Hepsini anmasa da kahramanların ortaya çıkışını, efsaneleşmesini ele alıyordu. Dündar’ın bildiğimiz türde yazılarından biriydi o. Sağlam, işin özüne dokunan, sözünü esirgemeyen, ama bağırmadan, yapıcı biçimde konuşan bir ses… En

okumak için tıklayınız

“Sanatçı, yalanla ve kölelikle uzlaşamaz, çünkü…” Albert Camus

Ben kendi hesabıma sanatım olmadan yaşayamam. Ama, bu sanatı her şeyin üstüne koymuş da değilim. Tersine, onsuz edemeyişim, onun beni herkesle bir etmesi ve olduğumdan başka türlü olmaksızın herkesle bir düzeyde yaşatmasıdır. Sanat, benim için tek başına tadı çıkarılan bir şey değildir. Sanat bence, en büyük sayıda insanı, ortak acılar ve sevinçlerle coşturacak görüntüleri, biçimleri

okumak için tıklayınız