Ölü Zaman Gezginleri – Hasan Ali Toptaş

Hasan Ali Toptaş “Ölü Zaman Gezginleri” adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı.
“Zamanın ve mekânın sonsuzca çeşitlendiği ve bu gelgitler içinde yok olduğu, hayalle gerçeğin, yaşamla ölümün birbirinin içinde eridiği öyküler bunlar. Var mı yok mu bilemediğiniz, zamanın hangi boyutunda, hangi köyün, hangi kentin hangi sokağında olduklarını kestiremediğiniz kadınlar, erkekler, garsonlar, bekçiler, köpekler; zamanda gezen ve gezdikleri yerlerde boşluklar bırakan, şöyle ya da böyle hep var olan gezginler…Hasan Ali Toptaş her kelimeyi ağırlığına, kokusuna, tadına göre seçerek yerleştirdiği öykülerinde, okuru kendi iç dünyasında, öncesi ve sonrasıyla zamanda ve dilin büyülü atmosferinde doyumsuz bir gezintiye çıkarıyor.
Hasan Ali Toptaş’ın yalnızca genç edebiyatımızın sınırları içinde değerlendirilmesi doğru değil.. Ayrıksı bir yaratıcılığın sahibi Toptaş. İnsanın yaşadığı yerle kurduğu ilişki

Devamını oku

Küçük Anılar / Çocukluk ve İlkgençlik Anıları – José Saramago

?Küçük Anılar?ı José Saramago, yaklaşık iki yıl kadar önce kaleme almış. Anlattığı günlerden ortalama yetmiş yıl sonra. Bir insanı, seksenli yaşlarında böylesine bir berraklıkla çocukluk yıllarına götüren, pürüzsüz bir dille o yılları aktarmasına neden olan şey kitabın bir yerinde ?şimdi madalyonu çevirip öbür yüzünü gösterecek cesareti bulmam gerekiyor? sözlerinde yatıyor.
José Saramago geçen hafta seksen altı yaşına bastı. Yazarın çocukluk ve ilkgençlik anılarını anlattığı Küçük Anılar adlı kitabını tam da doğum günü 16 Kasım?da okuyordum. 20. yüzyılın büyük bir kısmını yaşamış biri olarak, bir hayat içinde dünyanın o denli değiştiğine tanık olması bir an gözüme inanılmaz göründü. Aslında ailemde onunla yaşıt çok kişiden duyduklarımdan farklı değildi; hiçbir çağda çevre koşullarının, toplumsal alışkanlıkların, yaşam hızının bu denli şiddetli değişimine insanoğlunun tanık olmadığı gerçeği yine de sarsıcı geldi. Portekiz?in ?yoksul ve ilkel? bir köyünde dünyaya gelen Saramago, emniyet görevlisi babası, okuma yazma bilmeyen annesi ile yüzyıl başında dünyanın herhangi bir yerinde de olağan sayılacak bir çocukluk geçiriyor.
Saramago, sayfalarca uzunlukta cümleler yazan, imla kurallarını esneten bir yazar olarak,

Devamını oku

“Örgütlü bir devlet yenik düşmez, yoksa dünyanın sonu gelir, ya da bu, yeni bir dünyanın başlangıcı olur.” – Canan Koçak

Jose Saramago?nun ?Körlük? romanını okuyanlar hatırlayacaktır. Roman araba kullanmakta olan bir adamın, yeşil ışıkta aniden körleşmesi ile başlayıp, körlüğü başkalarına bulaştırması ile devam ediyordu. Bu körlük, bildiğimiz körlüklerden biraz farklıydı. Bir salgın gibi bütün şehre yayılmakla kalmayıp, aynı zamanda halkı sonsuz bir beyazlığa hapsediyordu. Şehirde başlayan bu körlük salgını ile varolan tüm ahlaki değerler yok oluyor, toplum körleştikçe cinayetler ve tecavüzler artıyordu. Sağ kalan güçlüler dışında, körlükten etkilenmeyen bir kişi vardı. Görme yetisini yitirmeyen ve tüm bu olanlara tanıklık eden kişi, kör olan ilk adamı muayene eden doktorun karısı idi.?Körlük? şehri kaplayan kaosla devam ediyor ve bir cinayetle son buluyordu. Neden kör olmuşlardı? Bunun nedeni belki bir gün keşfedilecekti. Romanda dendiği gibi, belki de onlar zaten kördü, gören körler ya da gördüğü halde görmeyen körler. Aniden ortaya çıkan beyaz körlük, yine bir anda yok oluyordu. Tanık olunan tüm bu ahlaksızlıklarsa bir daha hatırlanmamak üzere

Devamını oku

Amerika?dan Bitlis?e William Saroyan ? Derleme

?Amerika?dan Bitlis?e William Saroyan?, ünlü Amerikalı yazar William Saroyan?ın yaşamı, yazarlığı ve ailesinin memleketi olan Bitlis?le olan ilişkisine dair çeşitli yazıları, fotoğraflar eşliğinde okura sunuyor. Kitapta aynı zamanda, Saroyan?ın ?Bitlis? isimli oyunu da bulunuyor. Saroyan?ın 100. doğum yıldönümü vesilesiyle hazırlanan çalışmada, Ara Güler, Aziz Gökdemir, Dickran Kouymjian, Bedros Zobyan, Fikret Otyam, Garig Basmadjian ve Stephen D. Calonne?un yazıları da yer alıyor. Bu kitapta bir araya getirilen yazılar, Saroyan?ın 1964 yılındaki Bitlis gezisine odaklanmalarının yanı sıra, yazarın iç dünyasına dair ilginç ayrıntılar da barındırıyor.
“Saroyan?ın yazar kimliğini, kişiliğini, sanatçı ruhunu ve görüşlerini yansıtan, doğumunun 100. yıldönümüne adanmış bir kaynak kitap?
Yazarın son yıllarında kaleme aldığı ?Bitlis? oyununun yanı sıra bu derlemede

Devamını oku

Takımdan Ayrı Düz Koşu – Tanıl Bora (Derleyen )

Futbol dünyasının içinden kişilerin, uzmanların ve bu ‘spor’a gönül bağları olanların yazdığı, futbolun farklı yüzlerini yansıtan makalelerden oluşan bir derleme. Birçok başarı elde eden Türk sporcuları hakkında yazılı eser yokluğundan yola çıkılarak kaleme alınmış. Sonuçta taraftarlıktan, amatörlüğe uzanan yelpazede futbolseverlik üzerine uzman işi bir kitap çıkmış.
*”Futbol gayet tabii ki bu ülkede de bir olgu. Onu önemli kılan ise sadece insanların durmaksızın ve bitmek bilmez bir alışkanlıkla peşinden koşmaları, takip etmeleri değil. Stadyumların doluluğu, maç sonuçlarının hayat üzerindeki etkisi de çok önemli, ama bir olgu haline gelişi çok yakın tarihe dayanıyor. Hali hazırdaki iki adet günlük futbol gazetesi, biri aylık biri haftalık iki futbol dergisi, bir tane de aylık kulüp dergisinin yanısıra kitle gazetelerinin sayıları 3 ile 12 sayfa arasında değişen

Devamını oku

Bab-ı Esrar – Ahmet Ümit

“Ahmet Ümit’ın son romanı, Bab-ı Esrar…Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden düşünmek için? Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti…
Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor.
Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için…

“Ahmet Ümit yeni romanı ?Bab-ı Esrar?da günümüzün maddi dünyasıyla, yedi yüz yıl önce hakikati arayanları birlikte ele alıyor. Londra?dan çıkıp gelen sigorta eksperi Karen Kimya, yedi yüz yıl önce Mevlânâ?yı etkilediği için tutucuların kurbanı olan Şems-i Tebrizi?yle buluşuyor.
Ahmet Ümit, tarihi ve bugünü paralel ele alarak insan ruhunun

Devamını oku

Küreselleşme ve Spor – Rahşan İnal

Rahşan İnal ?Küreselleşme ve Spor?da, küreselleşmenin sporun farklı dallarına olan ekonomik, siyasal ve kültürel etkilerine odaklanıyor. Sporun kırılgan, romantik, sevdalı izleyicileri taraftarlar; onları müşteriye dönüştürenler; yeni dünya düzeninin spor imparatorluğu labirentinin nasıl kurulduğu ve bu imparatorluğun küresel bağımlılık gösteren yapısı, İnal?ın bu çalışmasının asıl çerçevesini oluşturuyor. Konuya dair çalışmaların azlığı düşünüldüğünde, bu kitabın, günümüzde egemen sınıfın ideolojik ve kültürel araçlarından biri haline gelen sporun, gün geçtikçe insani ve paylaşıma dönük özelliklerini nasıl yitirdiğini gösterdiği ve böylece önemli bir boşluğu doldurduğu söylenebilir.

Rahşan İnal, çalışmasında olguyu (sporda küreselleşmeyi) tüm yönleriyle incelemektedir. Teorik, genel bakışları sayılarla, şekillerle, çizelgelerle somutlaştırmakta, içeriklendirmekte, bütünlüklü biçimde

Devamını oku

Neden Öldürüldüler? Dipsiz Kuyu – Orhan Tüleylioğlu

Orhan Tüleylioğlu, ?Neden Öldürüldüler?? dizisinin üçüncü kitabı olan ?Dipsiz Kuyu?da, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Musa Anter ve Uğur Mumcu cinayetlerini araştırıyor. Uğur Mumcu?nun bir yazısının başlığından adını alan ?Dipsiz Kuyu?, söz konusu isimlerin cinayetlerinin arkasındaki karanlıkları; dava dosyaları, gazete arşivleri, konuyla ilgili kitaplar ve Mumcu?nun yazılarıyla gün ışığına çıkarmayı amaçlıyor. Kitapta bunun yanı sıra, öldürülen aydınların aileleri, yakınları ve dostlarının anlatımları da yer alıyor. Tüleylioğlu?nun kapsamlı kitabı, okuru, fikirleri nedeniyle öldürülmüş aydınları yeniden hatırlamaya davet ediyor.
Ortadoğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık bir dipsiz kuyudur. Bu karanlık ve dipsiz kuyuda cinayetler birbirini izler. Halk deyişi ile Ortadoğu’da “kimin eli kimin cebinde” bilinmez. Kim, kimi, neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını

Devamını oku

Küreselleşme, Kim İçin? – Erinç Yeldan

Erinç Yeldan ?Küreselleşme, Kim İçin??de, 1980?lerden günümüze, küresel iktisat ikliminin tarihsel ve güncel analizini yapıyor. Yeldan kitabının ilk bölümünde, küreselleşmenin ideolojik niteliğini tanımlıyor ve küreselleşmenin muhafazakar, neoliberal ideolojinin yeni bir ürünü olduğunu gösteriyor. İkinci bölüm, neoliberal küreselleşmenin pratik yaşamdaki uygulama sonuçlarına odaklanıyor; üçüncü bölüm ise IMF programı ve AKP iktidarı ekseninde, Türkiye özelindeki iktisat politikalarını inceliyor. Yeldan?ın ele aldığı kavramların içini doldurabilmesi ve sade bir dille meramını anlatabilmesi de, kendisini, Prof. Oya Köymen?in tabiriyle ?televoleci iktisatçılar-dan? ayıran başlıca özellik.

ÖNSÖZ / Oya Köymen
1967 yılında ODTÜ Ekonomi Bölümü?nde akademik yaşama adım atmamdan 2004?te Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü?nde

Devamını oku

Dilsizdi Herkes – Güldal Öktem Okuducu

?Dilsizdi Herkes? isimli bu kitap, Güldal Öktem Okuducu?nun on bir öyküsünü bir araya getiriyor. İşsizlik, toplumsal sorunların yarattığı çatışmalar, göç ve sosyal adaletsizlikler, töre, işkence, intihar ve çaresizlik, Okuducu?nun öykülerinde yer alan konulardan birkaçı. Yirmi yılı aşkın bir süredir siyasetle uğraşan Okuducu?nun öyküleri, aynı zamanda görevi esnasında tanık olduğu olaylara dayanıyor. ?Kapımı çalan, uykularımı bölen hayatları öyküleştirdim.? diyen Okuducu, bu öyküler aracılığıyla Türkiye?de yaşanan sorunlara, bir kadının dünyasından bakmayı amaçlıyor.

“Kapımı çalan, uykularımı bölen hayatları öyküleştirdim. Yaşamak mı, tanıklık mı, yazmak mı zor?Bir yılan, çöreklendiği yerden hep başını kaldırdı, hep bağırdı; ?Bilmezlikten gelme, senin de payın var bu yaşananlarda. Bu hoyrat düzenin içinde,

Devamını oku

Hawar / Hasankeyf’in Çığlığı – M. Latif Yıldız

?Hawar? kelimesi, Kürtçe?de çığlık anlamına geliyor. Bu kelime kuşkusuz, Türkiye?nin en önemli kültürel hazinelerinden biri olan ve şimdi yok olmakla karşı karşıya kalan Hasankeyf?in durumunu çok iyi ifade ediyor. 1973 yılından bu yana gazetecilik ve yazarlık yapan M. Latif Yıldız?ın kendi imkânlarıyla yayımladığı bu kitap, Hasankeyf?in çığlığını insanlara ulaştırmayı amaçlıyor. Kendini ?Batmanlı bir Hasankeyf sevdalısı? olarak tanımlayan Yıldız?ın, bölgede yaptığı kırk yıllık gazetecilik deneyimiyle kaleme aldığı kitap, Hasankeyf?in tarihini, önemini ve Hasankeyf?e dair muhtelif yazıları bir araya getiriyor. 1968 den 2008 yılına kadar 40 yıl Hasankeyf vadisinde, kalede, kale dibinde, mağaraların çevrelediği kalyonlarda fotoğraf çektiğimde, haber yaptığımda, makale yazdığımda Ilısu Barajı nedeniyle sulara boğulacak bu tarihi şehirden sanki ? Hasankeyf için ne yaptın?? sesi kulağıma yankılanıyordu. İşte bu duygular içinde Tarih ve Kültür kenti Hasankeyf?i sulara gömmek isteyenleri

Devamını oku

Kapitalizm Demokrasiye Karşı / Tarihsel Maddeciliğin Yeniden Yorumlanması – Ellen Meiksins Wood

Ellen Meiksins Wood, altbaşlığı ?Tarihsel Maddeciliğin Yeniden Yorumlanması? olan ?Kapitalizm Demokrasiye Karşı?da, postmodern dünyada üzeri örtülmeye çalışılan kapitalizmi tekrar gün yüzüne çıkarıyor. Kavramların birbirine karıştığı günümüzde, eleştirisini sunmak bir yana, kapitalizm neredeyse hiç vurgulanmadığı günümüzde Wood, bir toplumsal ilişkiler sistemi ve bir siyasî alan olarak kapitalizmin özgüllüğünü vurguluyor; tarihsel maddeciliğin kuramsal temellerini yeniden değerlendiriyor. Wood ayrıca, eskiçağdan modern çağa demokrasinin seyrini inceliyor; kapitalizmin demokrasiye koyduğu sınırların sosyalizmle nasıl aşılabileceğine odaklanıyor.
Giriş
Komünizmin çöküşünün Marksizm için ölümcül bir kriz anlamına geldiği varsayımında bir tuhaflık var. Başka şeylerin yanı sıra, insanın aklına şu da geliyor; kapitalizmin zaferinin kutlandığı bir dönemde, Marksizmin esas görevi olan kapitalizmin eleştirisini yapmak için, her zamankinden daha da fazla fırsat ve olanak bulunuyor.

Devamını oku

Medyada Şiddet Efsanesi – David Trend

California Üniversitesi?nde öğretim görevlisi olarak görev yapan, ayrıca kültürel incelemeler ve medya analizi konularında uzmanlaşmış bir yazar olan David Trend ?Medyada Şiddet Efsanesi?nde, günümüzde medyada karşılaşılan şiddetin gelişimini ve değişimini değerlendiriyor. Kitabı ilgi çekici kılan bir husus da, Trend?in medyadaki şiddetin tipik görüşlerini sorgularken konuyu daha geniş bir bağlamda, şiddet içerikli eğlenceyi teşvik eden ve arttıran sosyal, ekonomik ve politik etkenleri ihmal etmeden incelemesi. Trend ayrıca, medyada şiddetin neden var olduğu ve onunla başa çıkmanın nasıl öğrenilebileceğiyle ilgili önerilerde de bulunuyor.

“Şiddet efsanesine şiddet betimlemelerinin tarihinden giriş yapan David Trend, şiddetin insan türü ile ilişkisini değerlendirirken hep göz önünde olanın yavaş yavaş göz önünden çekilmesiyle birlikte toplumsal olarak

Devamını oku

On Beş Türk Masalı – Adnan Binyazar

Adnan Binyazar?ın ?On Beş Türk Masalı? hakkında söylenecek son söz şudur: Fantom nasıl ki ormanda on kaplan gücünde ise, bu benzersiz yazar; Adnan Binyazar da, tıpkı soyadında olduğu gibi bu edebiyat cangılında bin yazar gücünde.
Çocuklara kitap önermek büyük sorumluluk. Bu sorumluluğu mümkün mertebe üstlenmemeyi tercih ederim. Çünkü her biri pırıl pırıl, tertemiz, yüce duygularla dolu, her türlü tavsiyeyi içtenlikle benimseyip uygulamaya hazır çocukların kalplerine sokulabilecek en ufak bir kötü düşüncenin sorumluluğunu almaktan korkarım. O yüzden bu işi mecbur kalmadıkça yapmam. Fakat kimi zaman öylesine hoş kitaplar çıkar ki, çocuk kitapları sektörünü gözüne kestirmiş kimi işbilirlerin sürekli piyasaya sürdüğü basmakalıp kitaplara nazire olsun diye bunları önermek bir vazife halini alabilir.
Değerli edebiyatçı ve yazar Adnan Binyazar?ın Cançocuk-Destanlar ve Masallar serisinden çıkan On Beş Türk Masalı adlı kitabı

Devamını oku

İnsan Postuna Bürünmüş Köpek – İngvar Ambjörnsen

İngvar Ambjörnsen’in 1982 yılında yayımladığı “İnsan Postuna Bürünmüş Köpek” adlı yapıtı, kalplerinde bomba taşıyan, içindeki duvarların dışına çıkamayan, başka insanların da kendisine ulaşmasına izin vermeyen insanlardaki “kötücülüğün” romanıdır…
“Köpek efendi istemezdi, efendi köpeğin dünyasını yıkmasaydı eğer” diyerek zorunluluğa dönüşmüş sadakatin ikiyüzlülüğüne dikkat çeken Ambjörnsen, bu kez “köpeksi” bir insanı anlatıyor. Ahlâki değer ölçülerinin iyice silikleştiği, ölüm ve boşluğun hüküm sürdüğü kentlerde “ilik” peşinde koşan ve yanlızlığa gömülmüş birini betimliyor yazar. O, ne tek başına ne de başkalarıyla “sevgi” adına bir şey üretebilmiştir.
İnsanları kullanarak, aşağılayarak, kişiliklerini parçalayarak onlardaki “sahicilik” kalıntılarından beslenmektedir…
Yüreğinde gardiyan vardır… Kadınlar

Devamını oku

Televizyon ve Siyasal Sistem – Bülent Çaplı

Bülent Çaplı, ‘Televizyon ve Siyasal Sistem’ kitabında ‘kamu yayıncılığı’ ve ‘özel yayıncılık’ arasında özellikle 80’lerden sonra başlayan çekişmeyi kamu politikalarını sorgulayarak ele alıyor. İngiltere, Almanya, Fransa, ve İtalya’daki siyasal değişimlerin televizyon yayıncılığına yansımalarını anlatıyor. Siyasal sistemin medyayı etkileme gücü ile medyanın kitleleri dolayısıyla toplumun siyasal tercihlerini etkilemesi gücü arasındaki bağı Batı Avrupa’daki ülkeleri örnek göstererek yayıncılığın son 10 yılda geçirdiği değimişimin boyutlarını gözler önüne seriyor.
“Son yıllarda televizyon sistemlerinde yaşanan değişimler sonucunda hemen hemen her ülkede yeni bir model arayışının başladığı gözlenmekte. Bu arayış sonucunda belirlenen modeli gerçekleştirmek amacıyla da yeni iletişim politikaları oluşturulmakta.
Türkiye’de bu tür bir model oluşturmak amacıyla özellikle

Devamını oku

Kapital’in Formülleri: Sömürü ve Artı-değer – Suat Kamil Aksoy

Sömürü yada artı değer kavramı, değişim değeri eşittir toplumsal olarak gerekli emek zamanı şeklindeki tanımdan dolaysızca çıkarsanabilir. Kapitalizm öncesi dönemler için de bir açıklayıcılığı vardır. Özünde insanın kendine yeter bir üretimin ötesine geçebilmesiyle artı değer ve dolayısıyla sömürü olanaklı hale gelir. Köleci dönemlerden beri ve belki daha öncesinde de insan kendi ihtiyacını karşılamanın ötesine geçebilmekteydi. Bu olanak insanoğluna iki seçenek sunmaktadır. Ya kendine yeter bir üretimle yetinip ötesini hoşca vakit geçirmeye ayırabilir, ya da daha fazla üretip bir başkalarının daha fazla hoşça vakit geçirmesini sağlayabilir. Bahsi geçen iki seçenek günümüzü de ilgilendirmektedir. İlk seçenek gelişme imkanlarından yoksun olmamakla birlikte, bu yönde güçlü güdülenmeler ve imkanlar yaratmaz. İkinci seçenek topluluğun kendi içinde ayrışması demektir, gönüllüce gerçekleşmez, ancak gelişim yönünde güçlü güdüler ve imkanlar yaratır. Sevgi ve özgürlük, zor ve disiplin karşısında kaçınılmaz

Devamını oku

Efendi ile Uşağı – Lev Nikolayeviç Tolstoy

Tolstoy’un hikâyelerinin bu ilk cildinde, yazarın farklı dönemlerinde kaleme aldığı üç önemli hikâyesini okuyacaksınız. Hikâyelerin üçünde de kar yağıyor. En erken tarihli olan Tipi (1856) ölüm korkusu, hayatta kalmak ve hatırlamak hakkında. 1861?de yazılmış olan Polikuşka’nın temelinde Tolstoy’un Brüksel’deyken duyduğu köy hayatıyla ilgili gerçek bir olay yatıyor. Efendi ile Uşağı (1895) ise, insanların birbirine muhtaç olmaları, eşitlik ve kendini ve ötekini keşfetmek üzerine bir başyapıt. Bu üç hikâyeyi, Mehmet Özgül?ün Rusça asıllarından yaptığı çeviri ve Richard Gustafson?un Efendi ile Uşağı hakkındaki güçlü incelemesiyle sunuyoruz.
Sözkonusu öyküler Tolstoy?un neredeyse bütün yazarlık dönemini kapsar, bu süreç içerisinde değişen görüş ve düşüncelerini yansıtır.
“Tolstoy konusunda da senden tamamen farklı düşünüyorum. Tolstoy muhteşem bir yazar. Hiçbir zaman anlayışsız değil, aptal değil,

Devamını oku

Duygusal Eğitim – Gustave Flaubert

1836 yılında Gustave Flaubert, 15 yaşında Trouville sahilinde, o sırada 26 yaşında olan Elisa Schlésinger ile tanıştı ve hayatı boyunca ?mesafeli bir şekilde de olsa- ona aşık kaldı. Bayan Schlésinger, Flaubert’in daha sonra kaleme alacağı Duygusal Eğitim’deki Marie Arnoux karakterinin temel ilham kaynağı oldu.
1845’te Duygusal Eğitim’in ilk taslağını bitirdi ve ailesiyle beraber çıktığı bir İtalya seyahatinde, Cenova’da görüp derinden etkilendiği bir Brueghel tablosunun verdiği ilhamla Aziz Anthony’nin Baştan Çıkışı’nı yazmaya başladı. 1849 sonbaharında, yakın dostları Louis Bouilhet ile Maxime du Camp’a Baştan Çıkış’ın taslağını yüksek sesle okudu. Arkadaşları da Flaubert’e bu metni çöpe atıp, böyle geniş ve belirsiz konulardan da vazgeçip, daha ‘yere yakın’, ‘hayatın içinde’ bir tema bulmasını tavsiye ettiler.
Genç Flaubert, madam Schlesinger?e duyduğu aşkı,

Devamını oku

Tavandaki Kukla – Ingvar Ambjörnsen

İngvar Ambjörnsen’in Tavandaki Kukla (Dukken I Taket) adlı romanı, intikamcı bir kadının hikayesi.. Ama aynı zamanda “suç”, “ceza” ve “intikam” üzerine düşünmeye davet eden bir yeraltı kitabı..
İnsanlığın “ilkel” diye adlandırılan dönemlerde kişi sorunu kendi çözerdi. “Uygarlık”la birlikte “toplumsal sözleşmeler” yapıldı ve “ceza” verme görevini devlet üstlendi. Peki, verilen her “ceza” mağdurdaki hasarı onarıyor, intikam isteğini dindiriyor, barışa imkan veriyor mu? Ya da verilen “ceza” tecavüz edilen kadınlardaki yarayı sarabilir mi?
“İmkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat yaşamayı seçmişlerin” hayatlarının anlatıldığı Beyaz Zenciler’le kendisine haklı bir hayran kitlesi edinen Ingvar Ambjörnsen bu kez insan ruhunun karanlıklarına iniyor. Tecavüz edildikten sonra intihar girişiminde bulunan ve hayatını bir akıl hastanesinde geçirmek zorunda kalan kız kardeşinin intikamını almak isteyen bir kadının

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme