Cemil Kavukçu ile Öyküleri Üzerine Söyleşi – Şaban Özüdoğru ve Ethem Baran

– 2003 Türkiye Yazarlar Birliği hikâye ödülünü aldınız. Daha önce de Yaşar Nabi Nayır ve Sait Faik öykü ödüllerini almıştınız. Bu gibi ödüllendirmeler yazar açısından nasıl bir önem taşıyor? Bunun Cemil Kavukçu üzerinde nasıl bir etkisi oldu?
– Önce ilk aldığım ödülden başlayayım. 1987 yılında Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü?nü aldım. Bu ödülü aldığımda ?Pazar Güneşi? adını taşıyan tek bir öykü kitabım vardı. O kitabı da kendi imkânlarımla yayımlatmıştım. Bir dosyayla Varlık dergisinin yarışmasına katılmıştım. Tabiî bu ödülü almam beni şu açıdan çok mutlu etti: Hiç değilse dosyalarımı yayımlatacak bir yayın evi bulduğum hissine kapıldım. Kitabımla ilgili yazılar çıktı ve önümde bir yolun açıldığını düşündüm. Ben erken sevinmişim, fazla hayale kapılmışım. Öyle birdenbire açılan bir yol değil bu. Ödül, sihirli değnek değil. Ödül alan ?Patika? adlı kitabımdan sonra, yine kitabımı yayımlatmakta zorluk çektim.
– Ödüllü kitabınızla bir sonraki kitabınız arasında ne kadar zaman geçti?

Devamını oku

Arabacı – Kemal Tahir

Çerkeş’ten çıkınca hayvanları durdurttu. Yere atladı.
Arabanın üstünde döşeme yoktu. Arkada dingili, sulak çivisine kadar geri çekti. Bu suretle araba, ok boyunca uzamıştı. Çatalın altına asılı yağdanlıktan tavuk kanadını alıp tekerlekleri yağladı.
Sağ hayvan, Delikır, huysuzlanıyordu.
Arpa çuvalıyle, saman çuvalını arka çatalın üstüne taşıdı. Dikkatle bağladı. Ön tarafa, hayvanların yem torbalarını, örtülerini kendi yorganını yerleştirdikten sonra, arabaya bindi. Dizginleri topladı. Kamçısını beygirlerin sağrısına hafif hafif dokundurdu:
-Döyyt! Haydi oğlum! Al aslanım!
Güneş batmak üzere idi. Ağaçların uçları kızarmıştı. Dumanlı akşamın içinde şose dümdüz görünüyordu. Kenardaki hendeklerin hizasında aralık aralık kavak ağaçları, tarla çitleri vardı. Tarlaların çok uzağında boz tepeler başlıyordu.
Delikır’ın rahvanı açık olduğundan, sol hayvan Pamukkır, ona yetişmek için tırısa kalkmıştı.
Arabacı, iyi beslenmiş, genç beygirlerine muhabbetle, iftiharla baktı. İkisi de

Devamını oku

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü – Victor Hugo

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü (Le Dernier Jour d?un condamné de), dünya edebiyatının ölümsüzlerinden Victor Hugo’nun 1829 yılında yirmi altı yaşında yazdığı ölüm cezasına karşı çıktığı bir yapıtıdır. Victor Hugo’nun içerik olarak bu romandaki amacı çok yalın, çok açık: İdam cezasının hem trajik, hem de saçma yanını göstermek. Onun büyüklüğünde, onun dehasında bir yazar için böyle bir savı insani ve etik boyutlarıyla sergileyerek kanıtlamak hiç de güç değil. Ama bu romanın büyük önemi başka özelliklerinden kaynaklanıyor. Bu yapıt, birinci tekil kişi ben ile yazılan romanın ilk örneği. Daha önce böyle bir yöntem bilinmiyor. Demek ki bu özelliğiyle

Devamını oku

Dönüş – Cemil Kavukçu

Cemil Kavukçu, 1998 yılında yayımladığı Dönüş adlı ilk romanında 12 Eylül’ün öncesi ve sonrasının hesaplaşmalarını anlatıyor. Yazar ustaca anlatımı, kıvrak diliyle daha ilk sayfadan romanın içine çekiyor, sürükleyip götürüyor.
Romanın konusu ise şöyledir: Vedat, 1980 öncesinin çalkantılı döneminin yıktığı, dört bir yana savurduğu genç insanlardan biridir İnandığı her şeyi ve herkesi, hatta kendi benliğini ve kimliğini bile yitirmiş, çökmüş yaşamıyla baş başa kalmıştır. Bir yol ayrımındadır; devam edip etmemeye karar vermesi, kendi içine yapacağı bir dönüş yolculuğuyla belli olacaktır; bu yolculuğun başlangıç noktası da doğduğu, büyüdüğü, köklerinin olduğu yerdir. Geçmişe doğru çıktığı içsel yolculuğun acı vereceğini bilse de, bunu göze alır ve hem kendisiyle hem de geçmişindeki kişilerle yüzleşir: Sevgilisi Neslihan’la, kader arkadaşı Mesut ve Mustafa’yla, ailesiyle… Bütün bunlar, Dönüş’ün başarılı örgüsü içinde harmanlanıyor, romanın kahramanı Vedat’ı olduğu kadar okuru da sarsıyor;

Devamını oku

Kıskançlık – Yuri Oleşa

Sovyet yazar Yuri Oleşa, Kıskançlık adlı romanını 1927 yılında yayımladı. Bu roman ilk kez dönemin Sovyet edebiyat dergisi Bakir Kızıl Topraklar?da yayınlanır ve oldukça övgü toplar.
(…) Stalin?in 1934?teki Yazarlar Birliği kongresinde yazarlar için kullandığı meşhur tanımlama ?insan ruhunun mühendisleri? kavramının yaratıcısı olan Oleşa bu romanla devrimin ilk yıllarında yaşanan ciddi değer çatışmalarını Sovyet toplumunun sıradan karakterleri üzerinden verir. Dönemin iç savaş kahramanlarını konu edinen ve doğrudan siyasi mesajlar içeren romanlarının aksine alegorik bir yapı kuran yazar dönemin çatışmalarını kendince somutladığı ?kıskançlık? kavramı ile anlatır. Yazarın bu üslubu ölümünden sonra, açıkça Sovyet yanlısı bir mesaj içermeyen her Sovyet yazarını Batı?nın sığ bir okumayla ?aslında gerçekten söylemek istediklerini ağır sansür koşulları yüzünden söyleyemediği için bu yolu seçmiştir? safsatasına meze yapılmaya çalışılmıştır. Halbuki meselenin özü yazarın yeni bir toplumsal yapılanmanın eşiğindeki Rusya?yı ve onun bağrındaki tarihsel-sınıfsal kökenlere dayanan çatışmaları en iyi nasıl söze dökebileceği sorunudur. Öte yandan

Devamını oku

Yatak – Yaşar Kemal

Şimdiki gibi aklımda.Ben, o yıl orta okulun üçüncü sınıfında, bizim Durmuş Ali de ikincideydi. İkimizin de parası yoktu. Köyde, onun bu dul anası, benim bir dul anam vardı. Onlar da kendilerine zar zor geçindirebiliyorlardı.Durmuş Ali’nin umudu, parasız yatılıdaydı. İmtihana girmiş, yüzde yüz kazanacağından emindi. Bana gelince ben, bir umutsuzluk içinde yuvarlanıyordum. Nereye gitsem, ne yapsam? İki yıldır geceleri çalıştığım fabrika, bu yıl beni almıyordu. Talebeleri fabrikada çalıştırmak yasakmış! Neden yasakmış, bir türlü anlayamıyordum. Bu yıla kadar ne güzel, çalışıp okumuştum.
Beş parasız… Başımı sokacak bir ağaç kovuğu bile yok! Kocaman şehrin ortasında yalnız, yapayalnızım. Sarılacak bir dalım da yok! İçerime de dayanılmaz bir keder, bir hınç.
Durmuş Ali ile bir zaman istasyonun önündeki sıtma ağaçlarının altında geceledik. Sonra olmadı. Bu böyle sürüp gidemezdi. Bekçiler de rahat vermiyorlardı. Sonra da okula gitmek zorundaydım. Biz okula gidince, meydanda kalan yataklarımızı çalmazlar mıydı?

Devamını oku

Adı Yok – Cemil Kavukçu ‘Bir gün belki hayattan, geçmişteki günlerden bir teselli ararsan, bak o zaman resmime, gör akan o yaşları…’

Güneşli bir nisan günü mezarlıkta toplanmışlardı. Kalabalık sayılmazlardı. İkindi namazından çıkıp cenazeye katılan cemaatin dışında eski arkadaşlarından birkaçı vardı. Uğur Ankara’dan gelmişti. Hocanın bezgin bir sesle okuduğu duaya kuşların cıvıltısı karışıyordu. Rıfat, içinden ‘Resimdeki Gözyaşları’nı mırıldanıyordu. İlhan’ın en sevdiği şarkı. Ölümü hiçbirinin ciddiye almadığı günlerde, “Moruk,” demişti İlhan, “ben ölünce cenazemde bu parçayı çalın. Anfi falan da getireceksiniz mezarlığa, Cem Karaca gümbür gümbür haykıracak. Çember sakallı ihtiyarların her biri bir yana kaçışacak, hoca feleğini şaşıracak…” “Çalarız oğlum,” demişti Rıfat, “yeter ki sen iste…” Gitar sesini taklit ediyordu İlhan, ardından hep birlikte başlıyorlardı: “Bir gün belki hayattan…”
Hoca duayı bitirdi. Kuşlar hiçbir şeyin farkında değildi. Mezarın çevresinde çömelmiş ihtiyarlar elleriyle yüzlerini sıvazlayıp doğruldular. Tören sona ermişti. İlhan, bir daha

Devamını oku

Israr Falcıları – Mehmet Butakın

Israr Falcıları, 2003 yılında yayımlanan Mehmet Butakın’ın ilk kitabı. Türkçe yazan Kürt şairler arasında yer alan Butakın da, Ortadoğu coğrafyasına mahsus çokdilli, çokkültürlü, çokdinli, masalı ve söylencesi bol bir toplumdan getiriyor şiirini:
“Ve remilciler. O yenik yanlarıyla geçtiler / parsın kızıl damarlarından. Beni tutyalı / sedir dallarından neşterle koparılmış tılsım / say ve küfre ikna olmuş dualarla aldat. / Şimdi uzak sulara dönmüş yüzümden / tanıyorum kendimi. Ruhum, uzun seferlerden / çağrılmış bir su tarihçisi. Kendimi acze / bırakıyorum. Ey eski kent çarşılarının dalgın / ve tütsülü yerlerinden geçen sebepsiz / hüzünler. İzi silinmiş kıyılardan, şehvetli / bir korkuyla dönen ısrar falcıları. Lekeli / bir zamanda kendimi terk ediyorum.”
Bazen şairin tarihçi görevini üstlendiği de olur ve yok hükmünde halkların şairleri ister istemez bu bilinci de taşımakla yükümlü olurlar. Kendi deyimiyle

Devamını oku

Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (1950’den Günümüze) – Tevfik Çavdar

Tevfik Çavdar’ın ikinci cildi olan ‘Türkiye’nin Demokrasi Tarihi 1950’den Günümüze’ adlı çalışmasında Türkiye’deki demokrasi tarihinin kendi deyimiyle panoramik bir görüntüsünü sunar.
Çavdar, Türkiye’nin Demokrasi Tarihini; Demokrat Parti Dönemi, 27 Mayıs’tan 12 Mart 1971 Darbesine, 12 Mart’tan 12 Eylül’e, 12 Eylül 1980’den 1990’lı Yıllara, Koalisyonlardan Temelde İslamcı olan Tek Parti İktidarına olmak üzere beş bölümde incelemiş.
Şiddet aynı şiddet, soygun aynı soygun, kan dökmede geriye adım yok; gene ilmikler boyunda, gene köşe başlarında kim vurduya gitmeler, karakol dayakları dört başı mamur işkenceye dönüşmüş; gene pahalılık, gene açlık, gene eğitimsizlik, gene sağlıksız milyonlar. Eskilerden sadece görece farkları var. Bunun için demokrasimiz Hilmi Yavuz’un şu dizelerini anımsatırcasına acılı ve sanaldır:

Ölümün anayurdu bendedir

Devamını oku

Başkasının Rüyaları – Cemil Kavukçu

Cemil Kavukçu?nun 2003 yılında yayımlanan ‘Başkasının Rüyaları’nda toplam dokuz öykü bulunuyor. Gerçekle rüya arasında gel-gitlerle örülmüş bu öyküler, çocukluktan başlayarak gençlik ve orta yaş sınırındaki kahramanın perspektifinden anlatılmaktadır.
Bu dokuz öykü, bağımsız okunabildiği gibi, birbirinin devamı niteliğinde, âdeta bir roman havasında da okunabiliyor. Bir öyküdeki karakterler bir başka öyküde tekrar karşımıza çıkabilmektedir. Rüya faktörü ağır bastığından bu durumu yadırgamıyorsunuz da.
‘Başkasının Rüyaları’ adlı kitap, Türkiye Yazarlar Birliği?nin ‘2003 Yılının En iyi Öykü Kitabı’ ödülüne değer bulundu. Ayrıca ‘Başkasının Rüyaları’ Almanca?ya çevrildi.
“Başkasının Rüyaları, bittiğinde ‘müthiş hikâyeler okudum, ama sanırım bir roman da okudum’ dedirtecek kadar ustaca yazılmış, kurgulanmış olduğu için.” Murat Uyurkulak
“Başkasının Rüyaları, hepimizin rüyalarının içine saklanmış, bizi gözetleyen ‘benleri’ anlatıyor,

Devamını oku

Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (1839-1950) – Tevfik Çavdar

Tevfik Çavdar iki ciltten oluşan Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (1839 – 1950) ve “Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (1950 – 1995)” çalışmalarında Türkiye’deki demokrasi tarihinin kendi deyimiyle panoramik bir görüntüsünü sunar. Demokrasi tarihini 1839-Tanzimat fermanı ile başlatan yazar bu tarihsel süreç içinde “Türkiye’de tüm kurum ve kuralları ile bir demokrasi hiçbir zaman var olmadı” der.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde “Politikadaki hürriyet bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık kapısıdır” diyor. Bu çok önemli ve aynı zamanda çok da acı bir saptamadır. Tanpınar şöyle devam ediyor:
“Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtların altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi-sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Neyin? Hürriyetin… Bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde yedi-sekiz defa geldi. Ve o geldi diye sevincimizden

Devamını oku

Yaylılar İçin Dörtlü – Mehmet Butakın

Mehmet Butakın’ın kendi ifadesiyle gerginliğin işareti olan ‘Yaylılar İçin Dörtlü’ adlı şiir kitabı 2006 yılında yayımlandı.
“Yaylılar İçin Dörtlü?de yer alan şiirler daha yüksek sesle söylenebilir tarzda. Şairin dili çözülmüş diyemesek bile sesi daha bir gür çıkıyor. ?Sayık Hattatlar Baladı?, ?Dağ Kantatı?, ?melez kızkuşu? ve ?ruhsuzlar için dörtlü? başlıklı şiirler diğer şiirler gibi aynı yere dökülseler de farklı bir akışkanlığa sahip. Uzak zaman ve ırak mekânların çağıltısını yüreğine yüklenmiş bir şairin nasıl bu denli sözcükler arasında sükûneti sağlayabildiğine bir kez daha şaşırdım.” (Hüseyin Akın, www.e-mizah.com)
Berat Açıl, Mehmet Butakın?ın ikinci şiir kitabı Yaylılar İçin Dörtlü?yü ele aldığı yazısında, şairin temel kavramlarını ?dil, zaman, tarih, ölüm ve aşk? olarak ortaya koyuyor.

(…) O gün, bir yazgının içinden mukaddes nesneler gibi yüzüme kahırla inmiş semavi bir felç. /

Devamını oku

Ulviye Aygün

Giden Sevgiliye,
Gidişinle beyaza boyandı
saçlarım,
Bir sonbaharda geldin
hayatıma,
Yine bir sonbaharda
gittin.
Griye döndü gündüzlerim.
Uykusuz gecelerde sensizlikle
boğuşuyorum.
Git yaralı kuşum
Sen hep benimdin.

Ulviye Aygün

(…)

Devamını oku

Atinalıların Devleti (Athenaion Politheia) – Aristoteles

Ünlü Yunan filozofu Aristoteles?in yok olduğu sanılan ?Atinalıların Devleti? (Athenaion Politheia) adlı yazısı, Mısır?dan Londra?daki British Museum?a getirilmiş olan bir papirüs elyazmasının ortaya çıkartılmasıyla 1891 yılı Şubat ayında yeniden tanındı. Elyazmasının ilk okuyucusu ve ortaya çıkarıcısı F. G. Kenyon?dur. Aristoteles?in eseri, ön yüzü İsa?nın doğumundan sonraki 78-79 yılıyla ilgili hesaplarla dolu dört papirüsün arka yüzüne yazılmıştır. Ancak hesaplar zamanla önemini kaybettikten sonra bu papirüsler Aristoteles?in eserini kopya etmek için kullanılmış olabileceklerinden, bu elyazması yaklaşık olarak İsa?nın doğumundan sonraki birinci yüzyılın sonlarına doğru tarihlenebilir.
Elyazmasında kitabın başı yoktur. Papirüs üzerinde ne kitabın adı, ne de kitabın yazarının adı vardır. Fakat bunun Aristoteles?in Atina devleti üzerine yazmış olduğu yazı olduğundan şüphe etmemize bir neden yoktur. Çünkü Aristoteles?ten sonraki birtakım eskiçağ adamlarının yazılarındaki göndermelerle Aristoteles?in eserinden bugüne kalmış olan

Devamını oku

Japon Çocuklarının En Sevdiği Masallar – Derleyen: Florence Sakade

Florence Sakade’nin derlediği Erhan Kuzhan’ın çevirdiği Japon Çocuklarının En Sevdiği Masallar (Japanese Chidren’s Favorite Stories) adlı kitabı okuduğunuzda, Japon çocuklarının en sevdiği yirmi masalla ve olağanüstü kahramanlarla tanışacaksınız. Kültürel motiflerden ilham alan ve kuşaktan kuşağa aktarılan bu masallar; dürüstlük, alçakgönüllülük, nezaket ve iyilik erdemleri üzerine kurulu. Kitabın en belirgin özelliği ise, ?bir ülkedeki? çocukların en sevdiği masalların, tüm dünya çocuklarınca sevilebileceğine dikkat çekmesi.
Çocuklar ve anne babalar Japon Çocuklarının En Sevdiği Masallar?ı okurken, en sevdikleri masalın hangisi olduğuna karar vermeye çalışacak ve harika vakit geçirecekler…

“Bu kitabın ilk baskısını, Japonya?nın önde gelen çocuk dergilerinden birinin

Devamını oku

İnsansız Anı Olmaz – Ara Güler / İlker Maga

İlker Maga, bugüne dek yapılmış en kapsamlı Ara Güler söyleşisini ‘İnsansız Anı Olmaz’ adıyla kitaplaştırdı.
“İnsansız Anı Olmaz adlı kitap bu anlamda büyük bir boşluğu dolduruyor. Söyleşiyi; Türkçe, İngilizce ve Almanca olarak yayımlanan Ara Güler’e Saygı kitabını hazırlayan, ardından ustanın en büyük retrospektif sergisini Almanya’da açarak “Ara Güler: Fotojurnalizmde 50 Yıl” adıyla kitaplaştıran fotoğrafçı İlker Maga yapmış. Büyük boy yayımlanan Ara Güler’e Saygı kitabı için Güler’le ustaca bir söyleşi yapan Maga, fiyatı yüksek olan ve baskısı çoktan tükenen kitaptaki söyleşinin eksik kısımlarını daha sonra tamamlayarak bu kitabı oluşturmuş. Gerek ülkemizde, gerek Almanya’daki fotoğraf öğrencilerine önerilen bu söyleşinin üstelik çok makul bir fiyatla kitaplaşması, fotoğraf tutkunları için sevindirici bir haber. Aslında benzer bir söyleşi, Sevgili Dostum Ara’ya sergisinin kitabı için Samih Rifat tarafından yapılmıştı. Ancak sohbetin konusu genel olarak Ara Güler’in ahbaplık yaptığı yabancı fotoğrafçılardı ve bu anlamda çerçeve oldukça kısıtlıydı.
Gelelim kitabın içeriğine… Bir çırpıda okunan kitabın her sayfası,

Devamını oku

Umut Tarlaları (Levantado do Chão) – José Saramago

José Saramago ‘nun Umut Tarlaları (Levantado do Chão) adlı romanı, yoksul halkın, sömürücü güçlere ilk başkaldırışından, Portekiz’deki ilk örgütlü greve giden süreç içinde, tutuklanmalar, kovuşturmalar, zulüm ve işkence, ama illede yoksulluk ve haksızlıklar anlatılıyor. Evrensel boyutlardaki toplumsal sorunlara parmak basan bu politik- tarih roman, yazarın keskin gözlem gücüyle özgün ve unutulmaz bir romana dönüşmüş.
Yapıtlarında tarihe, bütün gelişmeleri ve raslantısal ayrıntılarıyla yer veren, onu sıradan insanların beklentileri ve umutları ışığında sorgularken, yepyeni bir açıdan bakan José Saramago, hafif alaycı ve barok üslubuyla, zengin diliyle, ustalığını tartışılamaz bir biçimde gözler önüne seriyor. Portekiz’in güneyindeki Alentejo eyaleti, verimli toprakların

Devamını oku

Fotoğrafçıya Fısıltılar – İlker Maga

“Fotoğrafçıya fısıltılar, değişik konu başlıklarında dünya fotoğraf ustalarının alıntıları ve İlker Maga?nın kendi önsözleriyle tamamlanmış bir fotoğrafçı başucu kitabı niteliğini taşıyor. Kısa ama çarpıcı konularla fotoğrafın insani-estetik ve yaşamla barışık yanlarına vurgu yapıyor.
Son zamanlarda teknik-form abartılarına karşı ustaların yılların birikimiyle oluşturdukları çarpıcı sözleri fotoğrafa dair, düşünmeyi ve tavır alışı anlatıyor. Nasıl ki fotoğrafta ışık olmazsa olmazlardan biriyse, bu kitapta da insan fotoğrafın olmazsa olmazlarından biridir.
İnsan yalnızca fotoğrafın bir objesi değil, aynı zamanda fotoğrafsal bir birikimdir de; “insan hafızası an fotoğraflarından oluşan bir birikimdir?(S.8)? diyor, İlker Maga önsöz yazısında. Evet, insanın fotoğraflarla ilişkisi; hem fotoğrafı oluşturmakta, hem de onu toplumsallaştırarak bir bellek aracına dönüştürmektedir.
Fotoğraf yalnızca görsel bir amaç değildir. Aynı zamanda toplumsal araçtır. Toplumsal bir araç olma özelliği kitapta şöyle anlatılıyor; “sadece fotoğraftan anladığını ya da sadece fotoğrafla ilgilendiğini söyleyen insan aslında

Devamını oku

Nâzım Hikmet’in Şiiri – Afşar Timuçin

Nâzım Hikmet?in şiiri gerçek anlamda bir arayışın şiiridir. Her sanat arayıştır, her yapıt bir insan araştırmasıyla ilgilidir. Ancak bazı yapıtlar insanı daha genel açıdan, daha bildik, daha alışılmış görünümleriyle ele alırken, bazı yapıtlar insana daha köklü, daha köktenci bir tutumla yönelirler. Dehanın özelliği insanı ortaya çıkarmak adına kılı kırk yarmasıdır. Şiir dehası Nâzım Hikmet insana kabataslak bakmakla yetinmez, insanı bilgece ele alır, filozofça tartışır. Bunun bir bilgi işi olduğu kesindir. Sanatçının gündelik bilgiyle yetinemeyeceği de kesindir.
Nâzım Hikmet?in büyüklüğü, bütün bir insanlık kalıtından en yüksek düzeyde yararlanabilecek bir bilinç yüksekliğine ulaşmış olmasından gelir. Anlamak için bilmek, bilmek için anlamak gerekir. Sanatçı da bu zorunluluktan kaçamaz. Nâzım Hikmet bu zorunluluğu erkenden sezmiş, kendini her şeyden önce bir bilgi insanı olarak yetiştirmenin yollarını aramıştır.
Nâzım Hikmet son derece bilgi tutkunu bir sanatçı olduğu gibi,

Devamını oku

2008 Kavşağında Türkiye – Siyaset, İktisat ve Toplum – Bağımsız Sosyal Bilimciler

2008 Kavşağında Türkiye, ‘farklı hükümetler, tek siyaset’le geçen 1998-2007 çevrimini genel siyasal ortam, uluslararası ekonomik çerçeve, makroekonomik politikalar, dış ekonomik ilişkiler, kamu maliyesi, tarım, sanayi, enerji sektörleri, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, kamu yönetimi ve yolsuzluk, yasal düzenlemeler gibi konu başlıkları altında irdeliyor.
Ekonomi ‘gayet istikrarlı ve uyumlu bir biçimde sürekli iyiye giderken’ bazı felaket tellalları ortalığa çıkıp, aslında gizliden gizliye bir krizin tırmanmakta olduğunu söyleyip duruyorlar. Oyunbozan bunlar: Söylemekle yetinmiyor, bir de bunu temellendiriyor, bilimsel dayanaklarını ortaya koyuyor, istatistiki verilerini sergiliyor, toplum ve siyasetle bağlantılarını kuruyorlar. Üstelik bu bağlantı ve sergilemeleri, öyle ‘çok derinlerde işleyen, o yüzden de herkesin görüp değerlendiremeyeceği’ olgular olarak adlandırmıyor, ‘sadece uzmanların fark edip anlayabileceği’ bir biçimde ortaya koymuyor; tam tersine, herkesin açık seçik takip edebileceği bir şekilde paylaşıyorlar.’Bağımsız Sosyal Bilimciler’ adını taşıyor bu ‘oyunbozanlar’. 2000 yılından itibaren, farklı kapsam ve platformlarda gerçekleştirdikleri

Devamını oku

Cezaevi kontör yükleme