Kategori: Nejdet Evren

Tembellik – İnsan – Nejdet Evren

Üretim halkasına emeği ile katılmadan kendini de tüketen insan, tembelliği ne zaman ve nerede edinmiştir? Bu durum doğuştan gelen bir davranış biçimi midir? Yoksa zamanla kazanılan bir sapma mıdır? İnsan neden üretmek istemez? Ruhunun doymazlığına karşın bedenin üretim söz-konusu olduğunda takındığı edimsizlik salt bireysel bir tutum mudur? Tüketim konusundaki aceleciliği, zamanla yarışması, zamansızlığının bir nedeni

okumak için tıklayınız

Eleştiri Yokluğu / Eleştirisizliğin Eleştirisi – Nejdet Evren

Genel olarak eleştiri, bir kişi, konu ya da olayın seçilen başka bir ölçüye göre değerlendirilmesi, ölçümlenmesi, yanlış olarak değerlendirilen noktalarının açığa çıkartılması ve yine aynı ölçüye göre yapısal olarak bir öneri, bir sonuca bağlanması şeklindeki karşı-düşünce açıklamasıdır. Her-hangi bir düşünce yapısının kendi içinde tutarlı olması onun eleştiriye kapalı olduğu anlamına gelmemektedir. Tüm düşünce sistemleri kaynağını

okumak için tıklayınız

Yalnızlığın Hafifliği – Nejdet Evren

Ozan ne demiş; ?yalnızlık paylaşılmaz/ paylaşılsa yalnızlık olmaz? (1) Yalnızlık gerçekten paylaşılamaz mıdır? Yalnızlığın gerçek deryası çıkışsızdır; yolu/yordamı olmadığından bunu hiç kimse gösteremez. Böyle olunca yalnızlık ilk görünüşte paylaşılmaz olarak algılanacaktır. Başka bir ozan diyor ki; ?yalnız insan merdivendir/ hiçbir yere ulaşmayan? (2) Paylaşım temelinde türler arasında ve diğer türlere göre daha fazla sosyalleşen tür

okumak için tıklayınız

Yansımaların Ağırlığı – Nejdet Evren

Kendini insanların tümüne karşı sorumlu olarak duyumsayan sanatçı, sanatını icra ederken, muhataplarınca görülen/duyumsanan/izlenen kişi midir gerçekten? Onun iç dünyasındaki yansımaların ağırlığı ne kadar anlaşılabilir? ?Derken her şey biter Ben ve 2500 kişiden arta kalan yine yalnızca benim Yalnızlığımdır? ? Oysa ben o insanların hiç biriyle bir kafede oturup tanışamadım? dizeleriyle bir yandan ?Yalnızlık Kederi? notlarını

okumak için tıklayınız

“Kırık Konga?nın Yararları” adlı öykü – Nejdet Evren

Beş-bin nüfuslu bir kasabada geceler sessiz ve uykular derin olur. Uykuya dalalı birkaç saat geçmişti ki ter basmış şekilde uyandı. Lavaboya gitti ve ellerini yıkadı. Aynaya bakması ile irkilmesi bir oldu. Boynuna siyah bir cisim yapışmış duruyordu. Bir telaşla yatak odasına döndü, hışımla lambayı yaktı. -hanım? Hanım? uyan, beni kene soktu? diye çağırarak eşini uyandırdı.

okumak için tıklayınız

Sevgi ve Nefrete İlişkin – Nejdet Evren

Sevgi, bir tanıma göre karşılık beklemeden verebilmektir; öğreti bunu gösteriyor. Retorik de böyle… Gerçekte ise sevginin kökeninde neler var? İnsan türü soyutlamayı öğrendikten/keşfettikten sonra her olguyu sevdiğini söylemeye başladı; buna mistik bir boyut katarak sevgiyi tanrısallaştırdı. İşte o gün sevgi yok oldu. Sevgiye duyulan gereksinim, insan ruhunun yalnızlığına, güçsüzlüğüne, kendisine duyduğu inancın zayıflığına karşılık gelmeye

okumak için tıklayınız

Ütopya Ağacı / Felsefi Meyve – Nejdet Evren

Bir ağaç dikelim ve adı ütopya olsun; öyle bir ağaç ki, adı gibi özgür ve sınır tanımaz olsun, öyle bir ağaç ki, kimsenin mülkiyetinde ve egemenliğinde olmasın, öyle bir ağaç ki, herkesin çiçeklerle bezediği ve herkesin meyvelerinden sonsuzca yararlandığı bir ağaç, bir ağaç olsun ki, bilgenin sevgisini paylaşsın… Canetti?nin dediği gibi, ütopyaların olmadığı yerde geleceği

okumak için tıklayınız

Tabu/lar/dan Seçmeler – Nejdet Evren

Tabular, tartışılmadan benimsenen, dokunulmaktan korkulan, statükonun düşüncedeki yansımaları/duvarlarıdır. Düş dünyamızı parçalayan ve onu köleleştiren, adeta esir alan sözde değerlerdir. Peşin benimsemeyi zorunlu olarak taşıdığı için doğruluğu hiçbir zaman kanıtlanamayan toplumsal dayatmalar ile oluşan bireysel korkulardır. Bir düşüncenin/ bir hipotezin / bir bilginin doğruluğu ancak tartışılmaya, eleştiriye açık olması ile mümkündür. Tartışmaya kapalı bir düşünce peşin

okumak için tıklayınız

“Sorumluluğunu Arayan Sözün Derinliği” / “yaşamayı bilmeden, ölümü bilemezsin?(*) – Nejdet Evren

?Sözcüklerin bilinci? olur mu? Sözcükler sorumluluklarının peşinden koşuyorlarsa bu neden olmasın ki? Sorumluluk bir yönüyle kişinin her şeyden önce kendine karşı bir yükümlülüğü değil midir ki; her zaman söylendiği gibi ?üstlenemeyeceğini yapma ve yapamayacağını üstlenme ? diye…İnsan, iki ayak üzerinde dik durmaya başladığı günden bu güne değin hep koşmuştur; ve fakat kaçmak bundan öte bir

okumak için tıklayınız

İnsanlaşma/ya – Değer ? Nejdet Evren

Gerçek bir açıdan görecelidir. Boşuna denmiyor; bütün, tüm parçaların toplamından daha fazlasını ifade eder. Göreceli de olsa gerçeğin/gerçek olarak benimsenenin değeri onunla hem bir bütünlük içerisinde olurken , diğer yönden onunla bir çelişki içerisinde bulunur. Değer, ona yüklenen sosyal/tarihsel bir anlam taşır ve onun gerçeği ile örtüşmez. Gerçeğin salt varlığı ile paylaşılması ve üzerinde ortaklaşılması

okumak için tıklayınız

Rekabet / Yarışma Kültürü / Sanat ve Sanatçı ? Nejdet Evren

Öküzün sabana koşulması neolitik dönem için nasıl yeni bir dönemin başlangıcı olmuşsa, buharın makineye uyarlanması da 19. yüz yılda aynı şekilde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Ateş, daha önceleri salt bir aydınlatma ve ısıtma aracı iken artık o, dişlileri seri halde devindiren mekanik bir gücün tetikleyeni konumuna geçmiştir. Sanayi devrimi olarak tanımlanan bu gelişme bir

okumak için tıklayınız

Dünya Kadını’na Bir Bakış – Nejdet Evren

Dünya Kadını rakamlarla konuşmasını sürdürecektir. Entel gevezeliğin, ben özgürüm şeklindeki bireysel yaklaşımlar ile kadın sorununu göremeyen ve erk-egemene sür-git gizli onay veren kadınların, çocuklarını erkek ve kız diye farklı düşüncelerle büyütmeyi sürdüren anaların ve rütbeli sefillerin gözlerinin içine içine bakarak Dünya Kadını rakamlarla ne denli eşitsiz, ikincil ve sömürülen olduğunu görmek/anlamak/görülmesini sağlamak ve bu eşitsizliği

okumak için tıklayınız

Bilinç/siz/lik – Nejdet Evren

Bilinç, insan denilen iki ayaklı memeli canlının imgelerin peşinden koşarken kendisi için biçtiği şekilsiz dondur. İçini doldurmak için çırpınıp duran da yine kendisi olmuştur. Tam karşıtında duran bilinç/siz dediği canlı türlerinin yaşam için verdikleri mücadeleyi doğallıklarını küçümseyerek izlemesi bundan olsa gerek. Doğa tüm canlılara eşit koşullarda acımalı/acımasız davranmıştır; doğanın eşitliğini bozan insandır. Eşitliği bozduğu oranda

okumak için tıklayınız

Mumbai’nin Çocukları – Nejdet Evren

Bir zamanlar Kongo ve Rodezya diye bilinirlerdi. İsimleri onlara Fransızlar ve Portekizler vermişlerdi. Ne ki onlar, daha sonra kendilerince karar verdiklerinde, asıl isimlerine geri döndüler; Zaire ve Zimbabwe… Bombay, Karaçi, Keşmir, Pakistan ve Hindistan özde aynı süreçleri yaşamışlardı. Mahzuni Şerif ne diyor ?parsel parsel eylemişler dünyayı?… Mahatma Gandhi yer-yüzünün belki de en öğretisel sivil itaatsizi

okumak için tıklayınız

Küfür / Erk-Sefalet – Nejdet Evren

Onur, insanların sahip oldukları değerlerdendir. Küfür, genel olarak insan /kişi onurunu kıran, inciten,aşağılayan söz ve eylemlerin tanımı olarak kullanılır. Hemen hemen tüm toplumsal düzlemlerde bu eylemin bir yaptırımı vardır. Kişi onurunun korunması, toplum içerisinde bireyin yok edilmemesi elbette doğru bir yaklaşımdır. Küfrün soyut varlıklara yöneltilmesinin de gerçek kişilerin düşünce/duygularında yarattığı kırılma/ezilme/üzüntünün giderilmesi amacı ile yaptırıma

okumak için tıklayınız

Sürü/leş/mek! – Nejdet Evren

Sürü, her şeyden önce sayısal bir çokluk demektir; ancak bu çokluk, ögeleri yek-diğerine benzeşen bir çokluktur; heterojen/çok türlü görünen türlerinde de tam anlamıyla homojen/tek-tür olma özelliğini taşır. Sayısal çokluklar bir araya gelmeyle oluşurlar. Fiziksel olarak bir araya gelen sayısal çokluklar ile bilgi/deneyim/bilinçsel olarak bir araya gelen sayısal çokluklar arasında önemli farklar vardır. Deniz ya da

okumak için tıklayınız

Kudret Tapınağı / Tersinden Okumak / Tuğlanın Rengi – Nejdet Evren

Kudret, güç/lü olmayı ifade eder. Tapınak ise, insanların manevi / tinsel inanç ve değerlerini yaşadıkları / gerçekleştirdikleri yerlerdir. Her tapınak temsil ettiği bir güce dayanır ve o güç karşısında her bireyin boyun eğmesini ister. Kudret tapınağı ise, ?güç istenci?nin tabulaştırıldığı bir paradigmadır. Bir yandan gücün bireyde yaratılması gerektiği düşüncesi diğer yandan o gücün ?mükemmelin- esriği

okumak için tıklayınız

“Ey Özgürlük!”/ Hürriyet (*) – Nejdet Evren

Bireysel ve toplumsal yönlerden özgürlük, aydınlanma dönemi ile başlayan düşünce fırtınasına bağlı olarak her yönden ele alınmaya başlanmış ve haklar ve bildirgelere işlenip normatif olgulara dönüştürülerek işlevselleştirilmeye çalışılmıştır. Ne ki, bu tanım/olgu kimilerince bireyin her istediğini yapabilmesi, kimilerince zorunluluğun bilincinde olunması ve kimilerince de bir diğerinin haklarının başladığı yerde biten sosyal bir içerikte değerlendirilmiştir. Ötekileştirmenin

okumak için tıklayınız

İyelik / Kölelik / Özgür Düşünce / Bağlılık – Nejdet Evren

Tüm iyeliklerinden sıyrılıp bağsız kaldığında birey bir korku yaşar. O güne/ana kadar hep içinde var olduğu şekil ona yabancılaşır ve yok olmaktan korkar. Korkuların temelinde, dış olgu/etkileyen olay/oluşum/ve bunların sonuçları karşısında olgu/olay/oluşumun tanımlanamamış olması, kişinin bir açıdan bilgi yetersizliği içersinde olması yatar. Bilgiye dayalı korkular ise olgunun zararlı yönünün ve etkisinin bilinmesi ile gerçekleşir. Toplumsal

okumak için tıklayınız

Bilinç / Altından Sıyrılmak / Tarihsel Bellek – Nejdet Evren

Bilinç, insan türünü diğer türlerden ayıran düşünsel bir olgudur. O, doğanın zor koşullarına uyum sağlamayı değil doğayı kendisine uyarlamayı hedefleyen bir birikimdir. Taşı yontarak kesici alet yaptığında insan bunun sırrını sonraki kuşağa aktarırken kıskanç davranmış ve gözlem/deneylerinin sonucunu başkalarından gizlemiştir. Derken bakırın eridiğini, kalay ile karıştığında daha yetkin olan tunç alaşımını keşfettiğinde ateşin gizemiyle yarattığı

okumak için tıklayınız