Keşmir 1931: Bir İhanetin ve Kanlı Uyanışın Anatomisi
1931 Keşmir ayaklanmasını konu alan, dönemin baskıcı rejimini ve patlak veren şiddeti anlatalım. Unutmayın.
Cennetten bir köşe olarak pazarlanan Keşmir, 1931 yılının Temmuz ayında cehennemin dünyadaki şubesi haline geldi. “Huzur adası” masallarının arkasında gizlenen Dogra hanedanlığı zulmü, Srinagar’ın tozlu sokaklarında nihayet patlak verdi. Bu sadece bir “ayaklanma” değildi; yıllarca bastırılan, aşağılanan ve mülksüzleştirilen bir halkın, celladına karşı attığı son çığlıktı.
Kutsal Metinlerden Kurşun Seslerine
Huzursuzluğun fitili, inançların ayaklar altına alınmasıyla ateşlendi. Bir polis memurunun Kur’an-ı Kerim’e yönelik saygısızlığı, zaten barut fıçısı üzerinde yaşayan Keşmirli Müslümanlar için bardağı taşıran son damla oldu. Ancak Dogra rejimi için kutsal olan tek şey kendi iktidarlarıydı. Adalet arayan kitlelere verilen yanıt ise diyalog değil, barut ve çelik oldu.
13 Temmuz: Srinagar’ın Kara Günü
Srinagar Merkez Hapishanesi’nin önü, 13 Temmuz 1931’de bir ibadet alanından bir mezbahaya dönüştü. Abdul Qadeer’in yargılanmasını bekleyen kalabalık içinden bir genç, sadece ezan okumak için ayağa kalktı. Vali Raizada Tartilok Chand’ın emri netti: “Ateş!” İlk müezzin düştü, yerine bir başkası geçti; o da düştü, bir diğeri… Tam 22 can, bir şehrin ortasında, sadece inançlarını haykırdıkları için kurşunlarla delik deşik edildi. Rejim, sesi kısmak için boğazları kesmeyi tercih etmişti.
Linç Kültürü ve Karşılıklı Vahşet
Kan döküldüğünde akıl devreden çıkar. İnsanların cenazeleri sokaklarda taşınırken, yas tutan kalabalıklarla alay eden fırsatçılar, nefretin yönünü değiştirdi. Müslümanların öfkesi Hindu mahallelerine ve dükkanlarına yöneldi; yağmalar, kundaklamalar ve karşılıklı infazlar şehri sardı. 3 Hindu bu vahşet dalgasında can verdi. Mahalleler arasındaki o kadim komşuluk hukuku, bir haftada yerini on yıllarca sürecek bir kan davasına bıraktı.
Glancy Komisyonu: Bir Göz Boyama Tiyatrosu
Olayların ardından kurulan komisyonlar ve verilen reform vaatleri, aslında rejimin zaman kazanma hamlesinden başka bir şey değildi. Maharaja Hari Singh, İngilizlerin desteğiyle koltuğunu korurken, halkın taleplerini “temelsiz” olarak niteleyip geçiştirdi. Kağıt üzerinde kurulan meclisler (Praja Sabha), dökülen 25 canın ve parçalanan hayatların yanında sadece komik birer teselli ikramiyesiydi.
Miras: Bitmeyen Bir Kavganın Doğuşu
1931 Keşmir ayaklanması, bugün hâlâ kanayan o büyük yaranın ilk neşter darbesidir. Şeyh Abdullah gibi figürlerin sahneye çıkışı bu kanlı fonda gerçekleşti. O gün Srinagar sokaklarına sinen barut kokusu, Keşmir’in kaderine kalıcı bir mühür vurdu.
Sonuç olarak; 1931, Keşmir’de adaletin öldüğü, nefretin ise tahta oturduğu yıldır. Kralların saraylarında rahat uyuduğu, halkın ise sokaklarda can verdiği bu tarihsel kesit, bize otoriter rejimlerin kendi halkının kanıyla beslendiğini bir kez daha kanıtlıyor.