Rekabet / Yarışma Kültürü / Sanat ve Sanatçı ? Nejdet Evren

Öküzün sabana koşulması neolitik dönem için nasıl yeni bir dönemin başlangıcı olmuşsa, buharın makineye uyarlanması da 19. yüz yılda aynı şekilde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Ateş, daha önceleri salt bir aydınlatma ve ısıtma aracı iken artık o, dişlileri seri halde devindiren mekanik bir gücün tetikleyeni konumuna geçmiştir. Sanayi devrimi olarak tanımlanan bu gelişme bir

okumak için tıklayınız

Moshi Moshi Japan? Raşomon – Hikmet Temel Akarsu

İlginç Japon yazar Ryunosuke Akutagava?nın Raşomon başlıklı öyküler derlemesi Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi?nden çıkınca, acaba üniversite yayınevleri de rekabetçi telif piyasasına mı giriyor diye meraklandık ilk önce. Öyle ya; kültür piyasasına giren bankalar, vakıflar, meslek odaları, medya holdingleri; hatta bakanlıklar bile rekabetçi telif piyasasının cerbezesine dayanamadıktan sonra üniversite yayınevlerinin dayanması neden beklenmeliydi ki? Kuşkusuz bu, özünde

okumak için tıklayınız

Parma Manastırı – Henri Beyle Stendhal

19. yüzyılın en özgün Fransız yazarlarından biri olan ve modern romanın gelişiminde tek başına bir aşamayı temsil eden Stendhal, çağdaşları tarafından önemi anlaşılamamış olsa da, psikolojiyi ön plana çıkaran romancılardan söz edildiğinde ilk akla gelen adlardandır. Keskin gözlemleri, kişilik çözümlemeleri, sezgileri, süslemesiz sayılan üslubunun temel özelliği olan hareketle birleşince, Stendhal, en az kendi kişiliği kadar

okumak için tıklayınız

Tekel Direnişinin Işığında Gelenekselden Yeniye İşçi Sınıfı Hareketi – Derleyen: Gökhan Bulut

Son yılların en büyük işçi direnişi olan Tekel direnişi üzerine yazılan ?Tekel Direnişinin Işığında Gelenekselden Yeniye İşçi Sınıfı Hareketi?, Nota Bene Yayınları?ndan çıktı. Kitap ?Tekel direnişinin üst anlamı?, ?Direnişin politik pusulası?, ?Günlük notlarından teorik tartışmalara?, ?Neye direniyorlar??, ?Egemen siyasetin gündemi olarak Tekel?, ?Röportajlar? ve ?Ülke-Gündem-Direniş? olmak üzere yedi ana başlıktan oluşuyor. Nota Bene Yayınları?nın çıkardığı

okumak için tıklayınız

Unutturulamayan romancı Reşat Enis – Aydan Gündüz

Çok zaman olmuş. Yazıyı yazdığım tarih 1996. Bir de başlık atmışım: ?Unutturamadıkları Romancı Reşat Enis? diye. Topu topu bin tane basılan ve satış rakamı yüzü geçmeyen bir gençlik dergisinin on sayfası bu yazıya ayrılmıştı. Uzun süren bir araştırmanın sonucuydu bu çalışma. Hakkında tek satır yazı bulabilmek için ne kadar da uğraşmıştım. Oysaki Reşat Enis, Türk

okumak için tıklayınız

Avrupa ve Türkiye Futbolunda Milliyetçilik – Osman Bulugil

Türkiye?de spor medyasında hemen her gün karşımıza çıkanları şoven milliyetçiliğin bir parçası olarak ele aldığımızda durumun aslında bir İngiliz, bir Alman ya da bir İtalyan basınından çok da farklı olmadığını görebiliyoruz. Basının milliyetçiliği yeniden üretiyor olmasına öncelikle bir sorunsal meselesi olarak bakmamız gerekiyor. Söylemlerinin karşıtını koymak bile milliyetçilik sorunsalına dahil olmayı getiriyor. Örneğin Galatsaray?a ?Avrupa

okumak için tıklayınız

Güneşe Vurgun Çocuk ? Vartan İhmalyan ( İhmal Amca )

“İhmal Amca’nın bu masallardaki diline dikkat ediniz. Ben, Onun sözcüklerinin dizilişinde akide şekeri tadı buluyorum. O ne tatlı dil… İhmal Amca, bu masallarında şiir söyüyor tatlı tatlı… Bilirsiniz ya, akide şekeri çiğnenmez, dişler arasında ezilmez, emile emile yenilir. Siz de İhmal Amca’nın bu atalı masallarını eme eme okuyun çocuklar.” Aziz Nesin Vartan İhmalyan, Türkçe yazan

okumak için tıklayınız

Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl – José Saramago

( * ) José Saramago’nun, 1982 yılında yayımlanan ve on sekizinci yüzyılı konu alan başarılı romanı ‘Baltasar ve Blimunda’yı, 1984 yılında çıkan ‘Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl’ izledi. Bu roman, Portekiz tarihinin günümüze daha yakın bir dönemini, Salazar diktatörlüğünün ve 1926’dan 1971’e kadar süren ‘Estado Novo’ rejiminin yerleştiği 1930’ları ele alıyor. Arka planda Portekiz’deki milliyetçi cehaletin,

okumak için tıklayınız

İsyan Borusu (Kapitalizmin Yükselişi ve Siyasal Teori 1509 – 1688) – Neal Wood, Ellen Meiksins Wood

Neal Wood ve Ellen Meiksins Wood isimli yazarların ortak çalışması olan ?İsyan Borusu? adlı kitap, kapitalizmin yükselişe geçtiği on altıncı ve on yedinci yüzyıl Avrupa?sına uzanıyor. Bu yüzyılların, kültür ve dindeki devrimci gelişmeler kadar, kapitalizmin ve modern ulus-devletin yükselişine, giderek artan biçimde uluslararası hale gelen bir ekonominin oluşumuna ve modern sömürgeciliğin başlangıcına tanıklık ettiğini söyleyen

okumak için tıklayınız

Bu Tufandan Sonra / Ingeborg Bachmann’dan Seçme Yazılar

Metis Seçkileri’nin ikinci kitabı “Bu Tufandan Sonra”yı Ahmet Cemal hazırladı ve çevirdi. Seçkide şiirden denemeye farklı türden Bachmann ürünlerinin yanı sıra yazarla yapılmış bir dizi söyleşiye de yer veriliyor. “Hepimizin isteği, görebilen kişiler olabilmektir. Ve bizi ancak o sözünü ettiğim gizli acı, deneyimlerin karşısında, özellikle de gerçeğin karşısında duyarlı kılar. Bu konuma girdiğimizde, acının üretkenliğe

okumak için tıklayınız

Bay Keuner’in Öyküleri – Bertolt Brecht

Bertolt Brecht, ”Bay Keuner’in Öyüküleri”ni (”Geshichten vom Herrn Keuner”), ilk kez 1930 yılında, Berlin’de yayımlanlanmaya başladı ve bu yayın, yaşamı boyunca sürdü. Daha sonra bu öyküler, Brecht’in eserlerinin toplu basımlarında, düzyazılara ayrılan bölümlerde sürekli olarak yer aldı. ”Me-ti” gibi, bu öyküler de, gerçekte Brecht’in kendi dünya görüşünü, yaşamın türlü yansımalarına yedirerek dile getirdiği bir araç

okumak için tıklayınız

Bütün Filmleriyle Yılmaz Güney – Agah Özgüç

Yılmaz Güney: 53 yıllık kısa ömrüne tam 111 film sığdıran Türk sinemasının çirkin kralı; seyircinin gönlüne taht kurmasını sağlayan ilk dönem filmlerinin yanı sıra, gerçek sinemacı kimliğini oluşturduğu ”Acı”, ”Ağıt”, ”Umutsuzlar”, ”Umut”, ”Zavallılar” ve ”Arkadaş” gibi filmlerle, toplumsal duyarlılığını sinema anlayışının orta yerine yerleştiren bir devrimci tutum takınırken, ”İzin”, ”Sürü”, ”Yol” ve ”Duvar” gibi gerçekten

okumak için tıklayınız

Sanık – Yılmaz Güney

Sanık (1975), Yılmaz Güney’in “Selimiye Üçlüsü”nü oluşturan kitaplarından biri. 12 Mart döneminde opera binası ve tersane yangını olayları nedeniyle “sabotaj davası” sanığı olarak tutuklanan Yaşar Yılmaz’ın öyküsü. Bireyin yaşadığı durumlardan yola çıkarak yansıtmaya çalışıyor… Sanık, insanın dayanma, direnme gücünü, değişebilme gücünü, değişebilme durumunu, ayrıca yazarın bilinçlenme sürecini yansıtması açısından, Yılmaz Güney’in en başarılı romanlarından biridir.

okumak için tıklayınız

Boynu Bükük Öldüler – Yılmaz Güney

1971’de yayımlanıp 1972 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan “Boynu Bükük Öldüler”, Yılmaz Güney romanları arasında kuşkusuz en başarılısıdır. Toplumsal sorunları, özellikle kırsal kesim insanlarının dramlarını anlatma eğiliminin roman yazımına egemen olduğu, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Kemal gibi yazarların ustalık ürünlerini verdikleri, sosyalist düşüncelerin edebi alana yayıldığı bu yıllarda yazılan “Boynu Bükük Öldüler”, Halil

okumak için tıklayınız

Selimiye Mektupları – Yılmaz Güney

Sinema yönetmeni, oyuncusu, senarist ve öykü yazarı Yılmaz Güney’in Selimiye Mektupları, cezaevine girdiği 1972’den 1974?e kadar ki yazışmaları kapsamaktadır. Kitaptan Bölümler Ulaş Bardakçı 19 Şubat 1972’de öldürüldü. 17 Mart’ta ben yakalandım. Ulaş’ın ölümüyle yoğunlaşan baskılar,baskınlar,tutuklamalar, sonunda bana da ulaşacaktı; biliyordum. Yurtdışına çıkmayı hiç düşünmedim. “Kaçtı” desinler istemiyordum; yakalanmalıydım; gazeteler en açık biçimiyle, neler yaptığımı yazmalıydılar;

okumak için tıklayınız

Salpa – Yılmaz Güney ‘Arayışını inatla sürdüren bir delikanlı’

Yılmaz Güney’in ?Selimiye Üçlüsü? olarak adlandırılan “Sanık” ve “Hücrem” romanlarıyla birlikte “Salpa” da 1971-1973 tarihleri arasında yazılıp 1975’te art arda yayımlanmıştır. Yılmaz Güney’in deyişiyle; Salpa’nın kahramanı Mehmet Salpa, hayatın daraldığını hissedip taşradan İstanbul’a kaçan, umduğunu bulamayan, yoksulluğunu anlamlandıramayan; ama arayışını inatla sürdüren bir delikanlı.” Feridun Andaç, ?Salpa? için şu değerlendirmeyi yapar: ?Yılmaz Güney, bu ürünleriyle,

okumak için tıklayınız

Şolohov, Durgun Don ve Gelenek – İ. Leşnev

Sovyetler Birliği yazarları arasında Mihail Aleksandroviç Şolohov, yeteneğinin gücü ve parlaklığıyla, Rus ulusal karakterinin derin bilgisiyle ilk sırayı alır. Adı, 1945?te yaşamını yitiren Aleksey Tolstoy?un yanı sıra, Gorki ve Mayakovski?nin hemen ardından anılır. Bu arada Aleksey Tolstoy?un eski Rus yazarları neslinden olduğu ve bir sanatçı olarak geliştiği yılların devrim öncesine rastladığını belirtmeliyiz. 1917 yılı, onunla

okumak için tıklayınız

Kapitalizmin Hapishanelerinde Ödünç Hayatlar ? Yüksel Akkaya

“Mülklerinden edilen insanlar hiç bilmedikleri yeni mekanlara (kentler) koşarken, aynı zamanda yeni bir yaşama koşuyorlardı. Yani işçileştiriliyorlardı. Sahip oldukları tek şey kendi enerjileri (emek gücü) idi. Nesneleri dönüştüren, onlara biçim veren enerji (emek gücü) aynı zamanda işçileşmelerinin temel nedeni haline gelmişti. Çünkü birilerinin (kapitalistlerin) bu enerjilere ihtiyacı vardı. Karl Marx’ın emek gücü dediği bu enerji,

okumak için tıklayınız

?Marx?ın Kriz Teorisi? adlı kitaba dair ? Suat Kamil Aksoy

Simon Clarke gerçekten özenli bir çalışma yapmış. Ekonomi politik üzerine yazılan kitapların önemli çoğunuğunda yazarın kavrayışsızlığı göze çarpar. Bir emek harcanmıştır, ama yararsızdır ve dolayısı ile değersizdir. Bir de gereksiz düşünce dizileriyle okuyanın da zamanını boşa harcar. Simon Clarke hem ilgilendiği konuyu kısa sunmakla, hem de konuya ilişkin çok geniş bir yazın toplamını muhtemelen hiçbirşeyi

okumak için tıklayınız

“Yayla Çiçeği Kokuşlu Erdem’ime” – M. Şehmus Güzel

Bin çeşit renkle nakış işlemek / Yiğitliğin alıyla kederin karasıyla / acının sarısıyla, umudun mavisiyle /  şarkı söylemek….” İşte böyle: Şarkı söylemek “gönül haykırması” madem ki. Annesi Çerkes, anneannesi Çerkes ve maalesef tutucu; Tülay önce ana-babasına, aileye baş kaldıracak. Sonra bütün verili düzene, kurallar silsilesine. Annesiyle hesaplaşması ilginç. “O’nun hayalleri varsa, benim de var (*)…

okumak için tıklayınız