İtalyan tarihçi Carlo M. Cipolla bu kitapta ‘Saat neden Avrupa’da geliştirildi? Çin’de saate neden oyuncak gözüyle bakıldı? Japonlar neden kendilerine özgü saatler geliştirdiler?’ gibi birçok soruya yanıt veriyor. Bu soruları cevaplarken, teknolojik ilerleme ile iktisadi, toplumsal ve kültürel gelişmeyi bir araya getiren birçok karmaşık ve karşılıklı ilişkiyi çözümlemek isteyen bir kitap.
“İnsanoğlu hep zamanı ölçmek istedi, bunun için de pek çok yola başvurdu. Güneş saati, su saati, kum saati, derken mekanik saatler, elektronik saatler, atom saatleri hep bu soruna çözüm aramanın sonuçları oldu. Ama bu kitabın amacı saatin teknolojik tarihini sergilemek değil. Ünlü İtalyan tarihçi Carlo M. Cipolla bu küçük kitapta birçok soru soruyor: Üniversitelerin ve gotik katedrallerin yaygınlaştığı çağda, rahip Giordano da Pisa’nın vaazlarında “her gün yeni bir teknik keşfediliyor” diye haykırdığı dönemde, 13. yüzyılın sonuyla 14. yüzyılın başı arasında neden ilk toplar ve ilk mekanik saatler aynı zamanda belirdi? Saat neden Avrupa’da geliştirildi? Çin’de saate neden bir oyuncak gözüyle bakıldı? Japonlar neden kendilerine özgü saatler geliştirdiler? Sanayi Devrimi Avrupa’da yayılırken
cemalumit
Neden Bazı Filmler Daha İyi – Burak Göral
?Neden Bazı Filmler Daha İyi?, Burak Göral?ın, anlatı sanatındaki ustalıklarıyla öne çıkan filmlerden yaptığı bir derleme. Scarface, Aliens, Kuzuların Sessizliği, Rezervuar Köpekleri, Batman Dönüyor, Çılgın Romantik, Leon, Speed, Esaretin Beaeli, Olağan Şüpheliler, Görevimiz Tehlike, Çığlık, Günbatımmdan Şafağa, Koş Lola Koş, Snatch, Gladyatör Göral?ın değerlendirdiği filmler.
Göral?ın, ağırlıklı olarak 1990?lı yıllardan seçtiği bu on altı film, sadece yapıldıkları dönemde değil, günümüzde de etkilerini sürdürüyor. Kitap, film izleme alışkanlıklarını geliştirmek isteyen gençler ile bu filmleri yeni bir gözle izlemek isteyen tüm sinemaseverlere önerilir.
“Bazı filmleri neden bıkmadan tekrar tekrar izleme ihtiyacı hissederiz? Neden bazı kahramanların diyaloglarını unutamayız? Neden bu filmler zamana karşı hâlâ sapasağlam ayakta dururlar? Ve bize neden meydan okurlar? Neden rüyalarımızı, ruhlarımızı ve
Kapital’in Formülleri: Üretken Tüketim Ya da Değer Aktarımı Üzerine – Suat Kamil Aksoy
Kapital benim yazdığım yazılarda ele aldığım konularla ilgili ayrıntılı muhakemeler içermektedir. Ben mümkün olduğunca kısa ve özet bir biçimde hem anladıklarımı hem de düşüncelerimi dile getirmeye çalışıyorum. Marks’ın tercih ettiği anlatım ve vurguları başka türlü olsa da, yazdıklarımın Kapital ile uyumsuz olmadığını düşünüyorum. Uyumsuzluk ya da yanlış anlama tespiti olan varsa fikrini açıkça söyleyebilir. Benim için de yararlı olur.
Sorumuzu hatırlarsak, 80+10+10 formülü 50 işçinin yada çalışma saatinin 10+10 değer ürettiği 80 eski değeri, yada cansız emek zamanını ürüne aktardığı ilk kurgu, ve 50 emek zamanının 40+5+5 şeklinde s+d+a üretim alanlarına dağıldığı ikinci kurgu nasıl uzlaştırılacak. Uzlaştırma girişiminden önce durumu daha da karmaşıklaştıracak bir kurgu daha yapalım. İlk kurguda 80s kumaş piyasadan alınmıştı. Sermayenin genel yapısının
Öldürmeyen ?Ölüm? Öldürmüyor ? Canan Koçak
Bir eski Acem şairi:
«Ölüm âdildir» ? diyor.
?
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz…
Nazım Hikmet
Ve ertesi gün hiç kimse ölmedi?
Sonsuza dek yaşamak, başka bir deyişle ölümsüzlük, insanların yüzyıllardır hayalini kurduğu, peşine düştüğü bir ütopyadır. Kuşkusuz ölüm, her canlı için hayatın bitişini ifade eder. Yeri ve zamanı belli olmaksızın, ölümle buluşacağının bilincinde, dünyada bu gerçeği bilerek yaşayan
Martin Heidegger?den Esinle Otantik Varoluş Olanağı Aranışı I – Mert Sarı
Martin Heidegger günübirlik bir yaşamın tekdüze ve sıkıcı görünümlerini etkili bir biçimde betimleyebilmiş bir düşünürdür. Ancak, buna almaşık bir otantik varoluş olanağını sınırlı bir ölçüde sergileyebilmiştir. Gerçekte daha ilkçağda Aristoteles insan varlığının kendisini açıp tamamlama ödevinin bulunduğunu savunuyordu. Düşünce tarihinde pek çok düşünür insanın daha yetkin bir varoluş biçimine evrilebileceği gizilgücüne vurgu yaptı. Bu doğrultuda insana en dokunaklı öyküyü, üst insan idealiyle F. W. Nietzsche sundu. ?Üst insan? ben bu yazımda başta Heidegger, varoluşcu düşünce izleklerinden yararlanarak yer yer de kendi düşünce ve gözlemlerimden yararlanarak otantik bir varoluş olanağına ilişkin anlamlı notlar düşmeye çalışacağım. Otantik deyimini özgün, sahici, halis, anlamları karşılığı kullanmaktayım.
İstençli, kişilikli (otantik) bir yaşama bir kararla geçilir. Kişioğlu varolabilirliğini biricikliğini, bir defalığını, geçiciliğini ayrımsar. Kişinin hayatının belirli bir fasılasında varoluş bilinci uyanıp şavkır. Bu, varolmanın
Marx’ın Değeri / Çağdaş Kapitalizm İçin Ekonomi Politik – Alfredo Saad-Filho
“Kapitalizmin belalısı” Karl Marx’ın temel yapıtları ve özellikle de Kapital’i, çağdaş kapitalizmi anlamaya ve açıklamaya yeterli mi?
Neoklasik iktisatçılar ve ister “neo” olsun, ister “post”, liberaller bir kenara ayrıldığında; Marksizmin komşuluğunda yer alan yeni Hegelciler, Sraffacılar, postkeynesçiler, yeni Ricardo’cular, Yeni Yorumcular vb. geliştirdikleri eleştirilerle, onun kapitalizmi açıklama gücüne yeni bir şeyler katabildiler mi?
Yoksa, Marksizmin asıl kaynaklarını ve yöntemini, Kapital’in temel kavram ve yaklaşımlarını öne çıkararak; çağdaş kapitalizmin görüngülerini, emeğin, değerin ve paranın bugünkü hallerini açıklamak mümkün mü?
Filho’nun kitabı, bu tür sorulara yanıt arıyor. Marksizme ekonomi politik alanında gelen tüm kayda değer eleştirileri karşılıyor. Çağdaş kapitalizmi anlamaya dönük yeni ufuklar açıyor. Yazar, Kapital’in temel kavramlarını çağdaş kapitalizme yansıtırken, “Marx’ın Değeri”ni de ortaya koyuyor. Günümüz kapitalizmini anlamak, Marksizmin açıklama gücünü yeniden kavramak için…” Tanıtım Yazısı
GİRİŞ
Ölümünden bu yana yüz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, Marx?ın yazıları dünya ölçeğinde ilgi çekmeye
Neoliberalizm ve Kriz – Kolektif
?Neoliberalizm ve Kriz?e katkıda bulunan yazarlar, kapitalizmi tarihi ve güncel göstergeler üzerinden eleştirel bir gözle değerlendiriyor. William K. Tabb, Michael Perelman, Dan La Brotz, John Bellamy Foster ve Samir Amin gibi isimlerin katkıda bulunduğu bu nitelikli kitapta; ABD kapitalizminin finansal krizi; 1930?lar ve 1970?lerdeki krizlerin karşılaştırılması; kriz hakkında nasıl düşünülebileceği; borç ve spekülasyon patlaması; kapitalizmin ekonomik ve çevresel krizleri ve Neoliberalizmde sınıf pratiği gibi, okuru, krizler-kapitalizm ve neoliberalizm hakkında aydınlatan birçok konu ele alınıyor. “Kimsenin bu krizle nasıl “başa çıkılacağını” ya da durduracağını bildiğini sanmıyorum. Etrafımızdaki evler yıkılırken doğaçlama yapmak gibi bir durum yaşıyoruz. Bu noktada çok sert bir dünya ekonomik krizinden kaçınılmasının hiç ihtimali yok; hedef 1930’lu yıllarda olduğuna benzeyen derin bir borç deflasyonundan kaçınmaya doğru kaydırılmış durumda. Kapitalizmin tarihindeki en büyük krizlerden birisiyle karşı karşıyayız: Büyük Bunalım’dan bu yana ileri kapitalist dünyada bu kadar berbat bir durum görülmedi.
Şu anda sermayenin yüzünü dönecek bir yeri olduğunu düşünmüyorum, yani
Marx’ın Kapital’i – Ben Fine ve Alfredo Saad-Filho
Ben Fine tarafından ilk kez 1970?lerin başlarında yazılmış ?Marx?ın Kapital?i?, çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir Marx?ın ?Kapital?inin ekonomi politiğini ustaca açıklayan eserlerin en iyilerinden biri olarak kabul ediliyor. Bunu sağlayan etkenlerin başında da, yazarın, Marx?ın karmaşık bir dile sahip ?Kapital?ini, açık ve duru bir anlatımla sunmadaki becerisiydi. Dördüncü baskı için Alfredo Saad-Filho?nun da ortak yazarı olduğu kitap, dile getirdiği tezleri, güncel gelişmelerin süzgecinden geçirerek daha kapsamlı bir hale getirmiş. Çalışmanın yeni baskısının, son zamanlarda Marksist ekonomi politikte yaşanan canlanmayla da ilişkisi var kuşkusuz.
Dördüncü Basıma Önsöz
Bu kitap, ilk kez 1970?lerin başlarında yazılmış olup çok büyük ölçüde zamanının bir ürünüydü. O sırada Britanya?da ve başka yerlerde, ?soğuk savaş? kisvesi altında şiddetli baskıyla geçen yılların ardından,
Postmodernliğin Durumu / Kültürel Değişimin Kökenleri – David Harvey
Son yıllarda günümüz dünyasını betimlemede kullanılan “postmodern durum” üzerine, postmodern kültür, mimari, sanat ve toplum üzerine pek çok şey yazıldı. David Harvey, Postmodernliğin Durumu’nda başlangıç olarak terimin farklı anlamlarını inceliyor ve modernizm sonrası toplumsal yaşantıyı anlamakta bu kavramlaştırmayı kullanmanın ne ölçüde uygun ve yararlı olduğunu tartışıyor.
Ancak Postmodernliğin Durumu (The Condition of Postmodernism), bir kitap olarak bundan çok daha fazlasını vaat ediyor. Yazar, Aydınlanma’dan günümüze uzanan dönem boyunca modernizmin toplumsal bir tarihini kuruyor ve modernizmin politik ve toplumsal düşünce ve hareketler içindeki, sanat, edebiyat ve mimarideki ifadelerini inceliyor. En dikkat çekici ve Harvey’e özgü vurgulama ise, zaman ve mekân algılamalarımızın yine zaman ve mekân boyunca nasıl bir değişim gösterdiği ve bu değişimin bireylerin değerleri ve toplumsal süreçleri üzerinde nasıl etkili olduğudur. Bu kitap sadece doğrudan sosyal bilimlerle ilgili olanlar için değil, günümüz dünyasındaki değişimleri
Otistik Çocuklar Nasıl Öğrenir? – Hülya Kayaoğlu ve Özlem Görür
?Otistik Çocuklar Nasıl Öğrenir??, Hülya Kayaoğlu ve Özlem Görür?ün, otizm ve ilişkili durumlardaki eğitim uygulamalarından edindikleri deneyimlerinin ürünü. Türkiye?de otizm konusunda varolan sıkıntılar düşünüldüğünde, çalışmanın otistik çocukların eğitim süreçlerine önemli bir katkı yapacağı açık. Yazarlar, çalışmalarında, otizmin tanımını yapıyor; otizmin nedenlerini, otistik çocukların davranış özelliklerini ve otizme eşlik eden rahatsızlıkları anlatıyor. Kitapta ayrıca, otistik çocuklara yönelik eğitim yaklaşımları ile tedavi uygulamaları inceleniyor ve çocuklarla nasıl sağlıklı bir iletişim kurulabileceği konularında önerilerde bulunuluyor.
“Kitabımız beş bölümden oluşuyor. Otizmin tarihi, toplumun otistik çocukları kabul etmesinde sinema ve tiyatronun muhteşem katkıları, tabii basında otizm, eğitim yaklaşımları, görsel destek ve teknolojiler, etkinlik örnekleri, otizme eşlik eden tıbbi rahatsızlıklar gibi birçok başlığa yer verdik. Yedi yıldır otizm alanında çalışıyoruz ‘Bizim çocuklarımız’la yani otistik çocuklarla çalışma serüvenimiz
Tanımlar – Nihat Behram
Nihat Behram’ın son dönem şiirlerini içeren Tanımlar’ı, 1967-2007 arasında 40 yıla ve 16 kitaba yayılmış şiirlerinden seçilen 40 şiirden oluşmaktadır.
Coşkulu, politik, duyarlı, sevinçli ve kimi zaman öfkeli olan bu şiirlerden, ?İnsana Tanım? isimli olanından bir alıntı: ?Hiçbir şey heyecanlandırmadı beni/ ayaklanıp/ acısının hesabını soran/ halktan daha fazla;/ bir roman ya da bir filmin/ arasında bile ansızın/ çıkıverse karşıma/ böylesine bir başkaldırı sahnesi:/ ne hekimlik kaygılar, ne hakimin yargısı,/ Che?nin sesi bilenir ıslığımda,/ inci mi ince, derin mi derin, insan mı insan/ adları kardeşlerimin:/ Spartakus, Rosa Luxemburg, Lenin… (…)?
“Uzun yıllara yayılan politik mücadelenin içinde şiirini geliştiren Nihat Behram yeni şiir kitabında anlamları ve tanımları kaybolan şeyleri şiir ile yeniden keşfetmeye çalışıyor.
Kırk yıla ve on altı kitaba yayılmış şiirleriyle bir dönemin ruhunu şiirlerinde hâlâ diri tutabilen Nihat Behram, doğanın coşkun ahengini insanın sevinçleriyle ve umutlarıyla
20. Yüzyıl Kenti – Derleyen / Çevirmen : Ayten Alkan / Bülent Duru
Kent konusunda günümüz tartışmalarına kaynaklık eden, yapılan çalışmalarda kendilerine sık sık göndermede bulunulan, bugün artık klasik sayabileceğimiz kimi metinlerin henüz Türkçeye kazandırılmamış olması, böyle bir derlemenin yayıma hazırlanmasındaki türlü etmenlerden biridir. Bugüne değin dilimize çevrilen az sayıdaki yapıtı bir kenara bırakırsak, bu alanda büyük bir boşluğun bulunduğunu görebiliriz. Türkçede kentlerin tarihi, ekonomisi, toplumbilimi, kültürü gibi alanlarda azımsanmayacak ölçüde kaynak bulunmasına karşılık sanayi öncesi kenti, sosyalist kent, toplumsal cinsiyet ve kent, farklı ekonomik dizgelerin kentlere eskisi gibi konularda aynı değerlendirmeyi yapmak oldukça güç görünüyor. Kuşkusuz bu durumun nedenleri arasında, disiplinler arası bir uğraş alanı niteliğindeki kentin, tarih, toplumbilim gibi dallarda yapılan çalışmalarda zorunlu olarak odaklanılması gereken bir alan olarak algılanması da bulunmaktadır.
Kitap, kentlerin tarihi, sanayi öncesi kenti, kent toplumbilimi, kent ekonomisi, kent kültürü,
Cumhuriyetten Günümüze Basının Kısa Tarihi – Nebil Özgentürk
Nebil Özgentürk?ün ?Cumhuriyetten Günümüze Basının Kısa Tarihi?, basının tarihini, Türkiye?nin yakın tarihinden birçok renkli ayrıntıyla harmanlayarak veriyor. Özgentürk?ün ele aldığı konuyu, ilginç anekdotlar, basının içinde yer almış isimlerin anıları ve tarihe geçmiş hikâyeler çerçevesinden vermesi, kitabı derinlikli ve nitelikli kılan hususlardan birkaçı. Türkiye basınında önemli ağırlıkları olmuş otuz yedi gazetecinin anlatımlarıyla oluşan ve ders çıkarılabilecek öykülerle dolu belgesel kitap, bir yandan basının geçtiği zor durakları anlatırken, öte yandan Türkiye demokrasisinin kırılmalarla dolu tarihini sunuyor.
Kitaptan bir bölüm
?Falih Rıfkı Atay?ın sahibi ve başyazarı olduğu Dünya gazetesinin birinci sayfası…1959 yılının 19 aralık günü… Sol üst köşede Atay?ın makalesi… Yanında koca puntolarla Birleşmiş Milletler?e ilişkin haber… Alt sütunlarda PTT aleyhine açılan bir tazminat davası haberi ve karikatür… Ama o da ne?
Farsça Türkçe Sözlük – Mehmet Kanar
Hem klasik hem modern Farsçaya hitap etmesi amaçlanan bu sözlükte, manzum ve mensur olmak üzere klasik ve modern dönem İran edebiyatına ait bazı metinler taranmış, sözlük maddeleri ve ara maddeleri bu yolla tespit edilmiştir. Kavramların daha iyi anlaşılabilmesi için Farsça cümle örneklerinin hem Türkçe harflerle okunuşu ve tercümesi, hem de Farsça metni verilmiştir.
Daha çok klasik dönem Türk edebiyatında yer bulan Farsça ile ortak kelimeler, tamlamalar, kelime grupları da ana veya ara maddeler halinde, varsa Türkçe örnek cümleleriyle birlikte alfabetik sırada verilmiştir. Kimi maddelerde ise hem Fars edebiyatından hem de Türk edebiyatından örnekler bulunmaktadır. Böylece sözlük kullanıcısının bir kelimenin iki dilde, iki edebiyatta nasıl kullanıldığı, nasıl algılandığı konusunda fikir sahibi olması amaçlanmıştır.
Sözlüğe ayrıca, yararlanılan ve tarama yapılan kaynakların künyelerinin bulunduğu bir liste, Farsça grameri, klasik Farsçanın özelliklerini açıklayan bir bölüm ile
Pepo Kuşu – Arslan Kacar
Arslan Kacar ?Pepo Kuşu?nda, İran?da hüküm süren Kacar ailesinden iki kardeşin Elazığ Palu?ya yaptıkları göçü hikâye ediyor. 1779-1925 yılları arasında İran?da hüküm süren bir hanedanlık olan Kacarlar, Türkiye, Türkistan, Azerbaycan ve Esterâbad?ta da yaşıyor. Romanın dikkat çeken yönlerinden birinin, bu aileden Abbas Mirza ve Nasır isimli kardeşlerin göçünü, Türkiye?nin son 60 yılının önemli tarihi olaylarıyla harmanlayarak vermesidir diyebiliriz. Kacar, özenle kurduğu romanında, kardeşlerden Abbas Mirza?nın Elazığ?dan İstanbul?a gelişini, bu şehirdeki üniversite hayatını, cezaevine girişini ve trajik ölümünü, söz konusu ailenin ve Türkiye?nin tarihi çerçevesinden hikâye ediyor.
“1779-1925 yıllarında İran?da hüküm süren Kacar Hanedanlığı?nın kısa tarihçesiyle başlayıp, 1870 yılında Anadolu?ya gelerek Palu bölgesine yerleşen iki kardeşin yaşamı, Türkiye?nin 60 yıllık sürecinin önemli tarihi olaylarıyla harmanlanarak anlatılmaktadır.
1930?da olayların tetiklediği kan davası nedeniyle iki aile parçalanır. Ana karakter
Çağdaş İran Edebiyatının Doğuşu ve Gelişmesi – Mehmet Kanar
“İran edebiyatı denilince Türkiye?de karşımıza çıkan ilk isim Prof. Dr. Mehmet Kanar. İran?da modern roman ve hikâyeciliğin kurucusu Sadık Hidayet?in eserlerini Türkçeye kazandırmış olan Mehmet Kanar?ın Çağdaş İran Edebiyatının Doğuşu ve Gelişmesi isimli kitabı bu alanda Türkiye?deki neredeyse tek kaynak. Kanar?ın aynı zamanda doktora tezi olan bu incelemesi, İran edebiyatı tarihini 1979 yılına kadar getiriyor.” (*)
Profesör Mehmet Kanar?ın bu çalışması, İran?daki toplumsal ve kültürel alanlardaki yenileşme hareketleri ile filizlenen modern İran edebiyatının doğuşundan günümüze kadar gelişmesinin kapsamlı bir panoramasını veriyor. Kitap bu kapsamıyla, bir ilke de imza atıyor. Çünkü, bugüne kadar İran edebiyatına ilişkin
Din Savaşları – Fatma Mansur Coşar
Fatma Mansur Coşar?ın ?Din Savaşları? isimli bu kitabı, dinler ve mezhepler arasındaki hoşgörüsüzlüğün kaynağını, gelişimini ve sonuçlarını anlatıyor. Konuyu tarihsel süreklilik çerçevesinde analiz etmesi; konu değerlendirilirken klasik siyaset bilimi yaklaşımının temel alınması, böylece siyasal tartışmaların özgün tarihsel ortamı ile somut siyaset süreci bağlamında yorumlanması ve konuya ilişkin kavramlara somut düzeyde açıklık kazandırma çabası, Coşar?ın çalışmasını nitelikli kılan etmenlerin başında geliyor. Coşar, Batı Avrupa?da devlet ile kilise arasında yaşanan din savaşlarını tarihi, hukuki ve felsefi bir perspektifle ele alıyor, bunun günümüze yansımalarını değerlendiriyor.
“Din ve siyaset ayrı fakültelerde, ayrı bilim dalları olarak okutulabilir ama toplumdaki görünümleri ve sonuçları birbirinden kopuk değildir. Hatta tam tersine sıkı bir ilişki içindedir. Bu ilişki rastlantısal ve geçici değildir. Her kilise devleti, her devlet de kiliseyi bir araç olarak görmüştür. Bu karşılıklı kullanımın
Bir Elin Sesi Var – Anthony Burgess
İngiliz edebiyatının en verimli yazarlarından biri olan Anthony Burgess Türkçe’de daha çok Otomatik Portakal romanıyla bilinir. Anthony Burgess ‘in Bir Elin Sesi Var ( One Hand Clapping ) romanı, Roza Hakmen tarafından 1989 yılında türkçeye çevrildi.
“Bu eğer şiirse, o laf şiire yakışmaz,” dedim.
“Hangi laf?” dedi Howard.
“O terbiyesiz kelime,” dedim. “Hangisini dediğimi biliyorsun. Hiç yakışmıyor.” Ama Howard aldırmayıp okumaya devam etti:
“Hepimiz geçmişe ihanet ettik. Atalarımızın
Rüyasını yıktık. Bakın bize, şu halimize:
Titreyerek bekliyoruz bomba patlasın diye,
Sonuncu bomba, ama onurlu bir bekleyiş değil, ne yazık!
Sivri pabuçlu maymunlar gibi sırıtarak, sırıtarak
Sosyal Sigorta dişlerimizle, beylik moda şarkılara
Parmaklarımızı şaklatıp tempo tutarak bekliyoruz
Yoldaşım 40 Yıl / Edebiyatta 40. Yılında Hulki Aktunç – Söyleşi: Rıza Kıraç
Edebiyatımızda özellikle son yıllarda nehir söyleşi türü yaygınlaştı. Nehir söyleşiler sayesinde eserleriyle tanışık olduğumuz yazarların, şairlerin, sanatçıların, çalışma masalarından düşünme alışkanlıklarına, yazma ritüellerinden gündelik hayatlarına kadar onların dilinden tanık oluyoruz yaşamlarına. Geçtiğimiz günlerde Say Yayınları tarafından böyle bir kitap daha yayımlandı: ?Yoldaşım 40 Yıl? – Edebiyatta 40.Yılında Hulki Aktunç. Nehir söyleşinin diğer ucunda ise Rıza Kıraç var. Hulki Aktunç?la geçen kırk yılı konuştuk?
»1968 yılında ?Mektuplardan Yansıyan? adlı yazınız Yeni Ufuklar dergisinde yayınlanıyor; böyle başlayan edebiyat yolculuğunuz, Rıza Kıraç?ın sizinle yaptığı nehir söyleşiyi içeren ?Yoldaşım Kırk Yıl? kitabı ile kırkına erdi. Şiir, öykü, roman, deneme, sözlük gibi edebiyatın hemen hemen tüm alanlarında emek vermiş
Dünya Tiyatrosu Tarihi 2 – Özdemir Nutku
“On iki temel bölümden kurulu olan Dünya Tiyatrosu Tarihi’nin birinci cildi, tamamlayıcı nitelikte olmasına çalıştığım ikinci ciltte çağdaş tiyatroyu hazırlayan ve geliştiren bir süre üzerinde durdum. Dört temel bölümden kurulu olan bu ikinci ciltte yirminci yüzyılın başından bugüne değin ülkeleri tarayarak geldim. Birinci cildin Önsöz’ünde de belirttiğim gibi öğrenciler için düşünülmüş olan bu el kitabında elimden geldiği kadar özetleri vermeye ve ekonomik davranmaya çabaladım.” Özdemir Nutku
Kitaptan Bir Bölüm
?Eleştirel toplumcu gerçekçi tiyatro olarak epik tiyatroyu kuramsal ve uygulamalı olarak temellendirmiş olan B. Brecht, asıl olarak Meyerhold ve Piscator deneyimlerini özümseyerek, yepyeni bir tiyatro deneyiminin ufuklarını açmıştır.
Aristotelesçi olmayan tiyatro ve dramaturgi anlayışını temellendirmiş, kurumsallaştırmış ve yöntemleştirmiş olan Brecht, bu bağlamda,