Yazar: cemalumit

Charles Dickens’ın Oliver Twist romanı, suç ve sefaleti merkezine alarak burjuva toplumuna radikal bir eleştiri getirdi

Büyük romancı Charles Dickens’ın Oliver Twist romanı, suç ve sefaleti merkezine alarak burjuva toplumuna radikal bir eleştiri getirdi. Kraliçe Victoria ile İngiltere Başbakanını karşı karşıya getiren bu roman ne anlatıyordu? Dickens uzmanı Profesör John Bowen’dan izliyoruz. Çeviri: Ayhan Koçkaya

okumak için tıklayınız

Jean-Jacques Rousseau: Egemen gücü zorbalıkla kendine mal edene despot diyeceğim

Hükümetin Kötüye Kullanılması ve Bozulmaya Yüz Tutması Özel istem durmaksızın genel istemi etkilediği için, hükümet de egemenliği etkilemekte sürekli bir çaba gösterir. Bu çaba ne denli artarsa, ana yapı o kadar değişikliğe uğrar ve burada hükümdarın istemine karşı gelip, bir denge kurabilecek bir bütün istemi bulunmadığı için, hükümdar sonunda egemen varlığa ister istemez baskı yapacak

okumak için tıklayınız

Jean-Jacques Rousseau: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi nasıl olabilir?”

Madem hiçbir insanın, benzeri üstünde doğal bir yetkisi yoktur ve madem kaba güç bir hak yaratmaz, öyleyse insanlar arasında her çeşit haklı yetkenin temeli olarak, kala kala yalnız sözleşmeler kalıyor. Grotius diyor ki: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi olabiliyor da, neden bütün bir ulus kendi özgürlüğünü aktarıp bir kralın buyruğuna giremesin.” Burada açıklanması

okumak için tıklayınız

Dobrolyubov ve Çernişevski

1 Dobrolyubov ve Çernişevski çapında iki yazar, iki sosyalist Lessing yaratan bir ülke, birdenbire Bakunin gibi bir şarlatan, birkaç tane de kocaman sözlerle kurbağa gibi şişinip sonra da birbirlerini yiyen acemi çaylak ürettiği için batmaz. Aslında genç kuşak Ruslar arasında da fevkalade teorik ve pratik yeteneklere ve büyük bir enerjiye sahip, dil kavrama yetenekleri sayesinde

okumak için tıklayınız

Eksik Dünya BALTI – İrem Uşar “insan ve para merkeziyetçi düşünce, dünyayı evimiz olarak görmemizi zorlaştırıyor.”

Doğanın gizemli güçlerini saklayan bilinçaltı… Lataşiba adlı romanıyla çok sevilen İrem Uşar, bu kez okurlarını yeraltında saklı fantastik bir dünyaya davet ediyor. Yerüstündeki bitmeyen bir savaş yüzünden yüzlerce yıldır yeraltına sığınanların yaşam mücadelesi, insanın doğayla eşsiz uyumunu yüceltiyor. Roman, gerçekle bilinçaltı arasında gidip gelen katmanlı kurgusuyla, insan zihninde şiddete karşı koyabilen gizemli güçleri şiirsel bir

okumak için tıklayınız

BBÇ – Ben Bir Çocuğum – Nejdet Evren

Ben Bir Çocuğum/*BBÇ. Masumiyetimden olsa gerek büyüklerimin benden gizleyerek konuştuklarında “sabi” dediklerini duymuşluğum vardır. Sabiydim, masum ve korunmasızdım; her türlü saldırıya maruz kalabilir, gücüm yetmediği için bir çoğunu geri-savuramazdım. Öyle de oldu; bir çok saldırıya maruz kaldım ve gücüm yetmediğinden sindim, sindirildim. Bu acımasızlığın bir ölçüsü yoktu; insanın skalası, ölçüsü, acıma duygusu ve acımasızlığı aynı

okumak için tıklayınız

Zamane canavarları zombiler: “Onlar biziz”

“Tek modern mit, zombi mitidir,” der Deleuze ve Guattari.i Vampirler, kurt adamlar, mumyalar gibi klasik korku canavarlarının altın çağının gerilerde kaldığı 21. yüzyılda zombi miti, peş peşe çekilen filmler ve dizilerle adeta çığ gibi büyüdü. Zombiler, sadece beyazperdede, TV ekranlarında, bilgisayar oyunlarında boy göstermekle kalmayıp dünyanın dört bir yanında düzenlenen zombi yürüyüşleriyle sokaklara dahi taştı.

okumak için tıklayınız

Sanatın Doğuşunda Emeğin Rolü

Atalarımızın, binlerce yıllık sürede, maymundan insana geçiş döneminde, ellerini yavaş yavaş uyarlamayı öğrendikleri ilk hareketler, ancak en basit işlemler olabilirdi. En ilkel vahşiler, hatta aynı zamanda fiziksel bir gerileme göstererek daha çok hayvana benzer bir duruma dönüşenler bile, bu geçiş dönemi yaratıklarından çok daha üstündür. İlk çakmak taşı insan eliyle bıçak haline getirilinceye kadar, öyle

okumak için tıklayınız

Sanatın Kökeni / Sanatsal Duyunun Tarihsel Gelişimi

1 Sanayi tarihinin ve sanayinin yapılaşmış nesnel varoluşunun, özsel insanal güçlerin açık kitabını, somut olarak varolan insanın ruhbilimini nasıl oluşturduktan görülüyor. Somut olarak varolan insan şimdiye değin insanın özüyle bağlantısı içinde değil ama her zaman yalnızca dışsal bir yararlılık bağlantısı içinde tasarlanıyordu. Çünkü –yabancılaşma içinde hareket edildiğinden– bu insanın özsel güçlerinin gerçekliği olarak ve insanal

okumak için tıklayınız

Yenilmez – Stanislaw Lem “İnsan, bilgisinin sınırlarının farkına vardığında verebileceği kararlar ne kadar güvenilirdir?”

Stanislaw Lem’in 1964 yılında yazdığı bilimkurgu kitabıdır. Almanca çevirisi 1967, İngilizce çevirisi ise 1973 yılında yayınlandı. “Yenilmez, giderek yükselen bir gerilimi seven okurları memnun edeceği kadar gizem okurlarını da etkileyecek.” Ursula K. Le Guin Solaris’in yazarı Stanislaw Lem’den, H. G. Wells ve Jules Verne gibi ustaların izlerini takip eden bir bilimkurgu klasiği: Yenilmez. Bilinmeyen bir

okumak için tıklayınız

Bokun Tarihi – Dominique Laporte “hümanist mitolojinin kirli çamaşırları”

1968 Mayıs’ındaki çarpıcı öğrenci isyanı günleri sonrasında ve AİDS salgınının tahribatı öncesinde Paris’te yazılan BOKUN TARİHİ, dönemin ve sonrasının: teori, politika, cinsellik, deneyleme ve mizahı birleştirme girişiminde bulunan teorik yazımının vahşi ve maceracı yapısının ürünüdür. Diyalektik düşünceyi ve Marksist politikaları temelinden yeniden tanımlayarak, Foucault, Deleuze, Guattari, ve Lyotard gibi postmodern düşünürlerin eserlerinin yanı sıra önemli

okumak için tıklayınız

Dünyalar Savaşı – H. G. Wells “istila altındaki umutsuz ve çaresiz bir gezegenin hikâyesi”

“H. G. Wells’in yazdıkları insanı kendine hayran bırakan ve hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağımız türden.” –Orson Welles “Bay Wells’in eserleri zamanın eskitemeyeceği ve gerçekleşmesi pek de imkânsız olmayan hikâyeler anlatıyor.” –Jules Verne “Her nesil Dünyalar Savaşı’nı kendi deneyimlerinin ışığında yeniden okuyup yeni bir şeyler öğrenebilir.” –Arthur C. Clarke “BU BİR SAVAŞ DEĞİL. HİÇBİR ZAMAN SAVAŞ

okumak için tıklayınız

Acımak Yok – Alfred Döblin

“Epiğin özünü en iyi Döblin’de kavradım. Epik metinleri ve epik teorisi, benim dramatik sanatımı derinden etkilemiştir.” Bertolt Brecht 1920’lerde Berlin: Dul bir kadın, üç çocuğuyla büyükşehre taşınır ve yokluk içinde yaşam mücadelesi vermeye başlar. Çocuklardan en büyüğü Karl’ın bir süre sonra şansı döner ve aile sınıf atlar. Ama tüm ülkeyi, hatta dünyayı sarsan büyük bir

okumak için tıklayınız

Sürgün Ruhum – Zabel Yesayan “ruhumun gözleriyle gördüğüm şeyle insanların gözlerinin önüne bıraktığım şey ne kadar da farklı.”

Türkçeye çevrilen kitaplarıyla büyük ilgi gören Zabel Yesayan, ‘Sürgün Ruhum’da, uzun yıllar yurt dışında yaşamış İstanbullu bir ressam olan Emma’nın memleketine dönüşünden sonra yaşadığı iç hesaplaşmaları ve yaşadığı güçlükleri anlatıyor. Yesayan’ın 1915’ten sonra kaleme aldığı ilk edebi eserlerden olan ve 1922’de yayımlanan ‘Sürgün Ruhum’, yaklaşık 1910’da, özelde Ermenilerin ve genelde tüm Osmanlı vatandaşlarının yaşadığı gerilimleri

okumak için tıklayınız

Krizde Felsefe ve Direniş – Costas Douzinas

Küresel kriz ve direnme hakkı, neoliberal biyopolitikalar ve doğrudan demokrasi, entelektüellerin sorumluluğu ve çokluğun şiiri hakkında bir kitap bu. Costas Douzinas Yunanistan örneğinden yola çıkarak birbiri ardına patlak veren protesto, ayaklanma ve devrimlerin siyaset manzarasını kökten değiştirdiğini öne sürüyor. Bu yeni siyaset direnme dürtüsünün, insan ruhunun o kalıcı özelliğinin son örneği. Avrupa Birliği ve IMF,

okumak için tıklayınız

Hepimiz Yamyamız – Claude Lévi-Strauss “mitik düşünce ile bilimsel düşünce arasındaki ayrılmaz bağlar”

Claude Lévi-Strauss gibi “uzaktan bakma”yı tercih ettiğini açıklamış bir antropolog günlük bir gazeteye yazı yazacak olsaydı ortaya nasıl bir toplam çıkardı? Hepimiz Yamyamız Lévi-Strauss’un 1989-2000 yılları arasında İtalyan La Repubblica gazetesine yazdığı yazılardan oluşuyor. Yeri geldiğinde “deli dana” hastalığı veya Lady Diana’nın ölümü gibi güncel konulardan hareket eden bu yazılarda, bir yandan antropolojinin ana temaları

okumak için tıklayınız

Demokrasi Nefreti – Jacques Rancière

“Rancière’in yazıları, solun yönünü şaşırdığı günümüzde, direnmeye nasıl devam edebileceğimizi gösteren ender anlamlı kavramlaştırmalardan biri.” Slavoj Žižek Düne kadar Avrupa’da resmî söylem totaliter dehşete karşı demokrasinin erdemlerini övüyordu. Devrimciler ise bugün ve buradaki demokrasiyi biçimsel bulup, gelecek bir gerçek demokrasiyi savunuyorlardı. Şimdi bütün bunlar geçmişte kaldı. Artık bazı hükümetler demokrasiyi silahların gücüyle ihraç ederken, Batı’da

okumak için tıklayınız

Bizans – Bir Ortaçağ İmparatorluğunun Şaşırtıcı Yaşamı – Judith Herrin

Bizans, imparatorluk ve devlet geleneği olarak kendi özelliklerini yaratmış ve etrafındaki diğer devletleri de etkilemiştir. Siyasi olduğu kadar yönetsel ve iktisadi araçlarının “ihracı” ile de bu etkisini pekiştirmiştir. Bu uzun ömürlü imparatorluğun yarattığı kültür ve toplumsal yaşam da aynı derecede ilginç olmasına rağmen daha az ilgi görmüştür. Bu nedenle Bizans’ın “ne olduğu”na dair bir anlatının

okumak için tıklayınız

Corona Ne Zaman Girdi? – Dr. Suat Kamil Aksoy

Arkadaşlar yaptığım hesaplara göre bu virüs ülkeye 28 Ocak günü bir kişi olarak girdi ve yayılmaya başladı. Bu tarih benim emekli dilekçemi verdiğim gündü. Virüs ilk canı 15 Mart günü aldı. Bu tarih ise yine benim dilekçemin onaylanması sonucu işten ayrıldığım gündü. Hesaplarıma göre işten ayrıldığım gün virüs 83 bin kişiye ulaşmıştı. Yani her bin

okumak için tıklayınız