Kategori: Makaleler

Marksizmin Kısa Formülü – Mehmet Aksoy

Çoğunlukla sanılanın aksine Karl Marx, sosyalizm ya da komünizmin, proletarya ya da onun diktatörlüğünün, burjuvazi ya da kapitalizmin, üretici güçler ya da tarihte ekonominin rolünün kaşifi değildi. Kendisini bu kavramların tek etkin kaşifi olarak tanımlayıp tanıtanların cehaletlerini yüzlerine vurmakla kötü şöhretine neler kattı bilinemez ancak kendisi hakkındaki cehaletin en sağlam kanıt işlevi görüyor olması hali

okumak için tıklayınız

”Nar Çiçekleri” Üzerine Naçizane Bir Yazı – Miralem Gür

Sürgünler,yasaklar,ölümler,anılar,hayaller… Çoğu kez gerçeğe dönüştürülmüş sanal hudutlar.. Tüm bunlar dokununca bir insanın yaşamına, susturulsa da diller kalemlere gem vurulamıyor ve nar çiçekleri açıyor Mehmed Uzun’un o eşsiz sayfalarında. Yaşananlar sözleşince cümlelerle; çokkültürlülük, ötekileştirilenler ve hakları gasp edilen bireylerin yaşam mücadelesi yani ”Nar Çiçekleri” çıkıyor ortaya. Haksızlıklara karşı sesini yükselten, ben de buradayım diyen her aydın

okumak için tıklayınız

Celal İlhan?ın ikinci öykü kitabı, Dokunan – Murat Erol

Celal İlhan, yirmi dört yılı aşan sanayi işçiliğinden sonra, 1999 yılında yayımladığı ?Anadolu?da Bir Nokta?, adlı araştırma kitabıyla, elli yedinci baharında edebiyat dünyasına ?merhaba? demiş bir yazar. O yaşta biri için uzun sayılmayacak bir aradan sonra, ikinci kitabını, buram buran emek ve alınteri kokan ?Ateşle Dans? adlı öykü kitabını yayımlıyor. ?Ateşle Dans? dosyasıyla, 2003?te Sağlık

okumak için tıklayınız

Üretken Emeğin Kalkış Noktasına Göre Başka Başka Görünüşü ve Varoluşu – Suat Kamil Aksoy

Sermaye ilkesi ile üretimin, kendisini önceleyen ?artı-değer? üretimlerine göre, emeği daha üretken kılmakta, kuşkusuz önemli üstünlükleri var. Biz şu an ilgimizi çekmediği için sermaye ilkesinin üstünlüklerini henüz ele almıyoruz. Ayrıca değer ve artı-değerin kendisini üretimin içinde değil de ancak dolaylı olarak gösterebildiği köleci, feodal, komünal üretimlerin özgünlükleriyle de ilgilenmiyoruz. Sermaye ilkesinin üretkenliği geliştirme konusunda bazı

okumak için tıklayınız

Erdoğan, Don Kişot’u Nâzım Hikmet’ten öğrensin

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na “Don Kişotlu” mesaj gönderdi. Okumuş mudur bilemeyiz, muhtemelen danışmanları söylemiştir. Anlamış mıdır? Anlamadığına eminiz. Belki kendisi değil ama, danışmanları okur diye, Nâzım Hikmet anlatsın istedik Don Kişot’u… Erdoğan bugün Kılıçdaroğlu’nun, hakkında fezleke hazırlanmasıyla ilgili eleştirilerine “O meşhur roman kahramanı Don Kişot’un bile hayal dünyası bu kadar zengin değildi. Don Kişot bari yeldeğirmenleriyle savaşıyor.

okumak için tıklayınız

Çavdar Tarlasında Çocuklar Üzerine Bir Yazı – Cem Uğur

J. D. Salinger hiç kuşkusuz dünya edebiyatının en ilginç yazarlarından birisidir. Yazdıklarıyla olduğu kadar özel hayatıyla (!)her zaman gündeme gelmiş bir yazardır. Özellikle ?Çavdar Tarlasında Çocuklar? romanından sonra özel hayatı daha çok merak edilmiştir ama Salinger bu romanından sonra gittikçe kendi içine kapanmış tam anlamıyla yıllarca münzevi bir hayat sürmüştür. Yıllarca hiçbir röportaj vermemiş, fotoğraf

okumak için tıklayınız

Satıl(amay)ıp, Alına(maya)n Sanat (ile Sanatçı)[*] Temel Demirer

?Ey insan! Sanat yalnız senindir.?[1] Adına ?sanat? denen çok şey ile bu alışveriş konusunun ?sanatçı?larının üzerinde bir fiyat etiketi var? Alıp, satabilirsiniz; paranız kadar ?özgür?sünüz! Ya alınıp-satılanlar! Fiyat etiketlerinden ne kadar ?bağımsız?lar? Sanat, bu/ ve böyle olabilir mi? Eğer Bertolt Brecht gibi, ?İnsanlık yara almışsa sanat yoktur artık. Güzel sözcükleri biraraya getirmek sanat değildir. İnsanların

okumak için tıklayınız

Kadın İçin? – Elif Kutlu

?Ancak olmaması gereken ama olan ve hiç durmadan olmaya devam eden bir şey, küçük bir şey, hatırlandığında her şeyi, yaşamın tüm zenginliğini ve kocamanlığını alıp çürük bir fındık tanesine, ezilmiş bir sineğin duvarda bıraktığı sapsarı lekeciğe indirgeyiveren bir hiçbir şey vardı.?(s. 31) Bu cümleyle başlıyor her şey. Esir alınmış iki kız kardeşin geçmişlerinden, esir alınmadan

okumak için tıklayınız

Reyhan Sur?un Yeni Kitabı ?Aşk Çarpsın? – Esen Yel

Yıllar önce bir yazısında şöyle bir dillendirme yapıyordu Sevgili Aziz Nesin? ?Sosyalist ülkede yazar olmak, kapitalist ülkede tüccar olmak?? Kapitalist ülkede yazar olmanın sürekli ?savaş durumunda olmak? gerektirdiğini çok iyi biliyoruz? Önce sistemle savaşacaksınız. Sonra sistemin içinde hala barınmakta olan feodal kalıntılarla savaşacaksınız. Sonra çağdaş yaşam çizgisini geçmemekte direnenlerle? Sonra yazdıklarınızı yayımladıklarınızı hep sömürme üzerine

okumak için tıklayınız

Omurgası Çelik, Sekseninde Bir Afacan, Osman Bolulu – Celal İlhan

Köy Enstitülü öğretmen yazarların; enstitülerde yaşadıklarına, o çatı altında kişiliklerinin nasıl değiştiğine, geliştiğine ilişkin yayımlanan kitap sayısı gün gün artıyor. Böyle olmasını doğal karşılamak gerekir. Asırlardır susmuş, susturulmuş büyük insan topluluklarının önü açılınca; üretime, okumaya, yazmaya nasıl bir iştahla saldırdığının, durup dinlenmek bilmeden çağlayıp coştuğunun göstergesi bu. Enstitü çıkışlı öğretmenlerimizin; yaşları hayli ilerlemiş olmalarına karşın

okumak için tıklayınız

“Düş Kırgınları”na Dair – Selman Büyükaşık

Okuma grubumuzun sezonun ilk toplantısında, bir sonraki oturumu için Mehmet Eroğlu?nun Düş Kırgınları romanı önerilince kafamda herhangi bir çağrışım yaratmadı. Ama ya-zardan bir şeyler okuduğum konusunda kısa bir duraksama geçirdim. Kitabı alıp ön kapağına baktım, bana yine bir şey anımsatmadı. Arka kapaktaki tanıtım yazısını okuyunca bu kez kuşkuya düştüm. Bana bir şeyler anımsatır gibi oldu.

okumak için tıklayınız

Türk Tiyatrosu Üzerine Önemli Bir Kaynak – Serkan Fırtına

?Türk Tiyatrosu Üstüne Notlar? Türk tiyatrosu tarihi açısından çok önemli ve ayrıksı bir yapıt olarak ön plana çıkıyor. Tiyatroya, eleştirmen, akademisyen olarak uzun yıllardır çeşitli hizmetlerde bulunan Ayşegül Yüksel?in, gayet anlaşılır ve sürükleyici bir anlatımla kaleme aldığı yapıt, sıkıcı tiyatro kronolojisi olmaktan öteye geçerek, Türk tiyatrosunun gelişim süreçlerini çeşitli başlıklar altında inceliyor. Yapıtı oluştururken sıralı

okumak için tıklayınız

İmge Dünyasına Giriş – Nejdet Evren

Algıya bağlı olarak olguyu kavramak, yeniden işlemek, değerlendirmek ve bir ortaklaşma ile kullanılabilir soyut bir varlığa dönüştürme işlemi olan kavram-laştrma, doğal seyri içerisinde kendine bağlanan ve somuttan soyuta giden çoğalan, eklemlenen iz-leri imge olarak düşünceye, bilince yerleştirirler. İmgeler, bu olguların/varlıkların bellekteki devingen ve sürekli aktif olan kavrayışlarıdırlar. Kolektif emeğin ürünü olan ortaklaşmalar önce hareketlere, sonra

okumak için tıklayınız

Okumak – Faiz Cebiroğlu

Okumak nedir? İyi bir okuyucu ne demektir? Bu yazı, bu sorulara kısa bir yanıt vermeyi amaçlıyor. Bu yazı, bu konunun ipuçlarını veriyor. Önemlidir; geleceğin büyükleri ve güzel bir yaşamanın kurucuları olacak olan çocuklarımızı bu alanda yetiştirmek ve bunu herkesin görev olarak algılamasını sağlamak. Okumak, dildir. Dil, anlamak içindir. Anlamak, yazılan metni anlamak oluyor. Yazılanları anlamak,

okumak için tıklayınız

Yalnızlığı Umutla Kımıldatan Şair: Doğan Şadıllıoğlu – Müslüm Kabadayı

Çocukluk döneminde iradesi dışında coğrafi ?göç? yaşayanlar, iç dünyalarında yoğunlaşan yaşantıların sivrilen uçlarını, yaratıcılığın ürüne dönüşebileceği uygun koşulları bulduklarında felsefi, sanatsal ya da bilimsel alanlara yönlendirebilmekteler. Köyden kente göç eden zeki, yaratıcı yeteneği olan çocukların 1950-1980 arasında bu bakımdan öne çıktıklarına tanık oluyoruz. Bölge ve ülke değiştirenler arasından da böyle örneklerin çıktığını biliyoruz. Bu konuda

okumak için tıklayınız

Don Kişot’a “Bin Selam”, Murtaza’ya “Merhaba” – Canan Koçak

Roman kahramanları deyince genelde hayal ürünü, inanması güç, erişilmesi zor tipler gelir akıllara. Ama toplumsal gerçekçi romancılar ve özellikle Orhan Kemal düşünüldüğünde işler bir anda değişiverir. Bir de bakmışız okuduğumuz romanın kahramanı, mahalle bakkalımız, olmadı yan komşumuz, o da olmadı her sabah bindiğimiz servisin şoförü oluvermiş. Kısacası, tamamen insani özelliklerden kaynaklı, bu tür romanlarda anlatılan

okumak için tıklayınız

”İki Dil Bir Bavul”la Çıkılamayan Yolculuklar – Hevi Gür

Dil sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir varoluş hikayesidir de. Yasaklanırsa şayet yok olur duygular, düşünceler, anılar.. Yok olur tarih. Kaleme dökülemeyen, cümlelere dönüşemeyen kelimeler yüreklere dokunamazsa sessiz birer çığlığa dönüşür bedenlerde. İşte bu çığlığın hikayesidir İki Dil Bir Bavul. Kendini var eden sembolün yok oluşuyla şaşkına ve ne yapacağını bilmeyen, insanoğlunun saflığının bozulmadığı

okumak için tıklayınız

Uludere – Tahir Ürper

Uzun gecelerin meskenidir Uludere. Yalnızlığı boldur. Düşler kendini bırakır sessizce insan ovasına. Onun içindir ki dengbêjleri çoktur. Her şeyin üstüne stranları vardır. Saatlerce üzüm bağları üstüne stran dinlediğimi hatırlarım mesela. Hele ki yaralı aşıkların üstüne söylenen şarkılar, başka diyarlara dağılan umutlara dair kılamlar çok söylenir. Herkes Uludere?de bir gece kalmalı, gökyüzüne doğru gözü açık bir

okumak için tıklayınız

“Yaşam, daha başında kaybedilmiş bir savaştır.” (*) – Canan Koçak

(*) “Yaşam, daha başında kaybedilmiş bir savaştır.” Franz Kafka 1883?te Prag?da başlayıp, 1924?te Viyana?nın Sanatoryum hastanesinde sonlanan bir hayat onunkisi. Başlangıç olduğunu bilerek, ?sonlanan? diyorum, çünkü ölüm için kullanılan genel bir tabirdir bu. Ölen kişi kaç yaşında olursa olsun, ardından kullanılan sözcükler genelde bitiş, son ya da kaybedişle ilgilidir. Kuşkusuz bahsi geçen şahıs içinde aynı

okumak için tıklayınız