Kategori: Makaleler

Gerici Tanıklar Kahvesi – Barış İnce

(*) ?İsrail saldırılarına uğradık. Ölenler oldu içimizde. En yiğit, en gözü kara savaşanlar kimlerdi biliyor musun? Yan yana vuruştuğumuz, kelime-i şahadet getirip ölürken doğru cennete gideceğine inanan koyu Müslümanlar. Hani bizim burada tepeden bakıp alay ettiklerimiz.? Vedat Türkali?nin son romanı Yalancı Tanıklar Kahvesi?nde, Filistin?de savaşmış bir solcu militan, Türkiye?deki arkadaşına/yoldaşına anılarını böyle aktarıyor. Koyu Müslümanların

okumak için tıklayınız

Bir Doğu Masalına Gizlenmiş Ütopik Gerçekler – Muhsine Helimoğlu Yavuz

Bilindiği gibi, söz yazıdan önce gelir. Böyle olunca da yazılı edebiyat türlerinden önce, sözlü halk anlatıları yaratılmıştır. Bu halk anlatılarının başında da masallar, efsaneler, destanlar, halk hikâyeleri, türküler, ninniler, maniler, bilmeceler, gülmeceler gelir. Bu anlatılar içinde masallar, dil ve anlatımlarının akıcılığı, rengi, kapsamlarının genişliği, coğrafyalarının sınır tanımazlığı, olaylarının olağanüstülüğü nedeniyle elde edilen aksiyon özgürlüğü, kahramanlarının

okumak için tıklayınız

Klasiğimiz, Marquez ? Semih Gümüş

Sayısız insanın tutkulu hayranlığını kazandıktan sonra bugün ilk akla gelen çağdaş klasiklerimizden olan Gabriel Garcia Marquez, nasıl oluyor da günümüze hem çok benzeyen, hem de yaşadıklarımıza bu denli yabancı romanların yazarı olmuştur… En çok da ”Yüzyıllık Yalnızlık” için yapılabilir bu saptama; o da yalnızca Marquez?in değil, yirminci yüzyılın başyapıtlarından sayılır. Gerçek ile fantastik olanı bir

okumak için tıklayınız

Kuramsal Tiyatro Okumaları – Hikmet Temel Akarsu

Çarpıcı bir tiyatro şölenine dahil oldum. Fakat beklenenin tersine bir sahne karşısında değil, kitaplar arasında oldu bu. Boğaziçi Üniversitesi Yayınları?ndan çıkan Brezilyalı tiyatro kuramcısı Augusto Boal?a ait üç etkileyici kitabı aynı anda edindim: ?Oyuncular ve Oyuncu Olmayanlar İçin Oyunlar?, ?Arzu Gökkuşağı (Boal?in Tiyatro ve Terapi Metodu)? ve ?Ezilenlerin Tiyatrosu?. Hepsi de son derecede ilginç gözüken

okumak için tıklayınız

Bir Ortadoğu Güncesi I – Erinç Büyükaşık

Fotoğraf : Suriye – Lübnan sınırı. Şehrin bol ışıklı ve hareketli sokağında yürümeye çalışırken kar sulusepken yağmaya başlamıştı. Günlerdir soğuğun ve ayazın İstanbul’u kuşattığı Ocak’ın son günlerinde yeni bir yılı daha arkasında bırakmanın görsel ifadelerini yansıtıyordu camekanlar ve reklam tabelaları. ‘Yeni yılda düşük faizli kredi bizden” ‘Mağazamızda yeni yıl şenliği”

okumak için tıklayınız

Büyümemek İçin İnat Eden Bir Çocuk Ve Trampet’in Vurduğu Gerçekler – Canan Koçak

Bizler büyüdük ve çocuklar istese de, istemese de büyümeye devam ediyorlar. ?Tanıdığımız bütün çocuklar? bu ifade, çok iddialı belki bilemiyorum ve tabi kendi çocukluğumu da dahil ederek söylüyorum, çocuklar büyümenin neme nem bir şey olduğunu henüz keşfedemediklerinden midir nedir? ki büyük bir olasılıkla bu sebeptendir, biran önce büyüyüp, gelişme ve boy atma telaşı içindedirler. Oynadıkları

okumak için tıklayınız

Yerel Tarihin İyisi: Hilar… Hilar – Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

1965 yaz dinlencesindeyiz. Ergani?de. Bir yıl öncesinde İstanbul ve Ankara?daki değişik fakültelerin giriş sınavını kazanmış ve ilk ders yılını idrak etmiş « Ergani?nin medar-iftiharı » biz gençler, yani Şeref Yıldız, Zeki Sezer, Zülküf Güneli ve bendeniz kulunuz, dinlence vesilesiyle biraraya gelmenin tadını çıkarmak için Hilar Çayı tarafına gidiyoruz. Bizden birkaç yaş büyük ama gönlü hep

okumak için tıklayınız

Güz Çiçeklerinden Nâzım’a Çelenk “teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için”

Güz Çiçeklerinden Nâzım’a Çelenk Niçin öldün Nâzım? Ne yaparız şimdi biz şarkılarından yoksun? Nerde buluruz başka bir pınar ki onda bizi karşıladığın gülümseme olsun? Seninki gibi ateşle su karışık acıyla sevinç dolu, gerçeğe çağıran bakışı nerde bulalım? Kardeşim, öyle derin duygular, düşünceler yarattın ki bende, denizden esen acı rüzgâr kapacak olsa bunları bulut gibi, yaprak

okumak için tıklayınız

İşçiden Beethoven Yaratmak – Sadık Albayrak. “Aydınlık gerçekçi bakışıyla Orhan Kemal aramızda yaşıyor”

“Özellikle, hapishanede Nâzım Hikmet?in öğrencisi olma şansına erişen Orhan Kemal?le emekçi insan, köylü-işçi geçiş dönemi tipi olarak usta yazarına kavuştu. ?Bereketli Topraklar Üzerinde?de kapitalistleşme sürecinde köyünden sürülerek şehre inen ve fabrikalarda, büyük çiftliklerde iş bularak acımasız kapitalist sömürü çarkının dişlilerinde öğütülen köylü-işçilerin trajedisini okuruz. Bu romanın ilk kuşak köylü-işçilerinden, Çukurova?dan sağ dönmeyi başaran İflahsızın Yusuf?un

okumak için tıklayınız

Bazı Şehirlerde Sadece Tek Bir Mevsim Yaşanır, Yollar Hep Kapalı, Tutulacak Eller Hep Uzaktadır ? Canan Koçak

Küçük şehirleri bilir misiniz? Bodur binalar ve sonu hep aynı caddeye çıkan, sıkkın dar sokaklar, ki zaten küçük şehir dediğin böyle olur, belki birkaç fazladan devlet yapısı, o kadar. Yaşamaya gelince, ille de sıkıcı olacak diye bir şey yok elbette, dört duvar, iki pencere, birkaç parça eşya, her türlü şehirde yaşanan ve kurulan aynı mahpus

okumak için tıklayınız

Hasan Hüseyin Korkmazgil’e dair – Metin Günaydın

Kolay değildir, yıllar boyunca göz ardı edilmiş olan toplumcu ürünler vermiş olan bir sanatçıyı tanıtmaya, daha doğrusu hatırlatmaya çalışmak. Eğer tanıtacağınız şairle bir birlikteliğiniz olmuşsa, onun dünyasına girmeyi başarmışsanız, onu, eserlerinden çok, onunla yaşadığınız anıların ışığında anlatabilirsiniz. Ama eğer böyle bir şansa sahip olamamışsanız, onu en iyi tanıtabileceğiniz araç olan ?eserlerine? yöneleceksiniz. 26 Şubat 1984

okumak için tıklayınız

Augusto Boal’ı sonsuzluğa uğurladık. ‘Hepimiz birer aktör, yani aktif oyuncuyuz: vatandaşlık toplumun içinde yaşamak değil, onu değiştirmektir.’

“Ezilenlerin Tiyatrosu” kavramının yaratıcısı, kuramcısı ve uygulayıcısı, muhalif tiyatrocu Augusto Boal, 2 Mayıs 2009 tarihinde yaşama veda etti. Ve onu sonsuzluğa uğurlarken tiyatro sanatçımızın anısına kendisinin yazdığı 2009 Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün mesajını yayınlıyoruz. *Boal “Hepimiz birer aktör, yani aktif oyuncuyuz: Vatandaşlık toplumun içinde yaşamak değil, onu değiştirmektir” diyor. Augusto Boal, 2009 Dünya Tiyatro Günü mesajında

okumak için tıklayınız

Karl Jaspers Düşününde Sınır Durumlar Kavramı ? Mert Sarı

Kişioğlunun Yaşamda Kafasını Duvara Toslamasının Felsefesi Başlangıçta bir kavramsal ayrıştırmanın gerekli olduğunu düşünmekteyim. Burada ?sınır durumlar? kavramı Jaspers felsefesine içkin özgün felsefe terimi olarak kullanılmıştır. Ruh hekimliğindeki nevrotik, psikotik sınıflandırmanın yanı sıra Borderline ruhsal bozuklukları anlatan sınır durumuyla karıştırılmamasını dileriz. Karl Jaspers ?in mesleği de olası böylesi bir karmaşada etkili olabilir. Felsefe kürsüsünde öğretim üyeliği

okumak için tıklayınız

Komünizme Karşı Bir Komünist – Suat Kamil Aksoy

Karl Marks sosyalizm ve komünizmin en acımasız eleştirmeniydi! Sanmayın ki bir noktadan sonra yanıldığını anlayıp aklını başına topladı! O fikrini hiç değiştirmedi. Yaptığı eleştiri sonucu ölümcül darbeler indirdiğini söylediği fikirler çoğunlukla emek yandaşı düşünürlere aitti. Sosyalizm, komünizm, anarşizm Marks’ın bir veri olarak karşısında bulduğu akımlardır. Marks çocuksu, hayalci, temelsiz, ütopik, imkansız ve yanlış fikirlere acımasızca

okumak için tıklayınız

Sosyolojik Eleştiri – Berna Moran

Sosyolojik eleştiri edebiyatın kendi başına var olmadığı, toplum içinde doğduğu ve toplumun bir ifadesi olduğu ilkesinden hareket eder. Yazarı, eseri ve okuru sosyal koşullar belirlediğine göre, yapılacak iş, bir bilim adamı gibi davranmak ve bu koşullar üzerine eğilerek sanatla ilgili sorunları açıklamaktır. Sosyolojik eleştirinin başlangıcını Vico’nun La Scienza Nuova (1725) adlı kitabında bulurlar çoğu eleştiriciler.

okumak için tıklayınız

Körlük: Zamanı Ve Mekanı Alt Etmeye Yarayan Bir Silah Mıdır? ? Canan Koçak

?Kör?ler ve ne gördüklerinin farkında değiller? Siz hiç kendi gerçeklerinden kaçan insanlar gördünüz mü? Düpedüz delirmiş olduklarını düşündüğümüz, hissizleşmiş ve yaşadıklarını artık görmediğine ya da tercihen görmek istemediğine kanaat getirdiğimiz insanlardandır onlar. Ve eminim bilinmeyen sayıları, bilinenlerden çok daha fazladır. Gören gözlerle algılanamayan Dünya, belki de hakiki bir körlük ile daha kolay algılanabilecek ve yalanlarla

okumak için tıklayınız

Modernizmin İdeolojisi – Georg Lukacs

Herhangi bir sanat yapıtının biçemini belirleyen nedir? Niyet biçimi nasıl belirler? (Burada değindiğimiz, kuşkusuz, yapıtta gerçekleştirilmiş olan niyettir; dolayısıyla, yazarın bilinçli niyetiyle örtüşmeyebilir). Bizi ilgilendiren farklılıklar, biçemsel ?teknikler? arasında olan farklılıklar değildir. Önemli olan dünya görüşü, yazarın yapıtında vurgulanan ideoloji ya da Weltanschaung-dır. Ve yazarın çabası ya da girişimi onun ?niyetini? oluşturan ve herhangi bir

okumak için tıklayınız

Putları Niçin Kırıyoruz? Nâzım Hikmet Ran (Resimli Ay, Ağustos 1929)

Her cemiyetin yaşadığı devre mahsus bir takım mefkureleri vardır. Bu mefkureleri insanlar mücerret bir şekilde kavrayamadıkları için onları bazı fertlerde temessül etmiş görmek isterler. Bu mefkureleri en iyi hazmeden, onu her mana-sile kendisinde aksettiren kimseler o mefkurenin mümessili olarak görülür. Biz o ferde baktığımız zaman onda kendi mefkurelerimizi, kendi hülyalarımızı, kendi rüyalarımızı görürüz. İşte bunlar

okumak için tıklayınız

Belinski Ve Aydın Sorumluluğu / Ali Ziya Çamur

Dünya düşün ve edebiyat tarihine baktığımızda önemli, unutulmaz yazılar vardır. Her dönemde insanlığın gelişimine ve onuruna ışık tutan yazılar. Yazarının ölümü üstünden uzun yıllar geçse de yazıldıkları kişiler var oldukça, bu yazılar da hep var olacak, okunacak, ışık saçmayı sürdürecektir. İşte böylesine önemli ve ölmez yazılardan biri de Rus eleştirmen ve düşünür Belinski?nin gene ünlü

okumak için tıklayınız

‘Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.’ Gabriel Garcia Marquéz ? Canan Koçak

24 yaşında yazdığı ?İnsancıklar? adlı romanıyla ?yeni bir Gogol doğdu? diyerek edebiyat dünyasında karşılanan Dostoyevski darağacından kurtulduğu sıradaki düşüncelerini yazarken: ?Yazmak, bir yazarın tüm yaşamıdır. Yazmak içimizdedir, yaşamdır. Kalemi elimden almasınlar tek, onbeş yıl tutsaklığa katlanırım’. demiştir. Dostoyevski, en umutsuz koşullarda bile, yazacağım diye umut ve sevinç dolar. Çünkü onun için yazmak, yaşamaktır. 82 yaşındaki

okumak için tıklayınız