Kategori: Romanlar

Muz Sesleri – Ece Temelkuran

Ece Temelkuran, kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikâyesini; Ortadoğu’dan. Bizden alıp döküntülerini iade ettikleri hikâyelerimizi geri almak için… Aşklarımızı, acılarımızı, haysiyetimizi… Yağmalandıkça kapattığın kalbini aç şimdi. Çünkü bu senin hikâyen. Sen de Ortadoğulusun! (Tanıtım Yazısı) İlk kez aşk romanı yazan Temelkuran, aşkın bir iç savaş olduğuna inanıyor ve bu yüzden kitabı Beyrut?ta yazdığını söyledi. Ece Temelkuran,

okumak için tıklayınız

Zapt-u-Rapt / Tabu / Mühürlü Panzehir ? Nejdet Evren

?Tabu koymak? çok eskilerden günümüze kadar gelen bir olgudur. Kaybolmasından korkulan şeyi/olguyu büyü yaparak zapt-u-rapt altına alan insan, zamanla büyüyü yitirince ?tabu? ile baş-başa kaldı. Bir zamanlar ateşi denetim altına almış olsa da, ateş bir top gibi avuçlarında dönmeye başladığında yarattığı eseri, ateş topunun içinden çıkartmak zorunda kalacaktı. Büyüsü bozulan tabu, killi mühür içindeki şeyi/olguyu

okumak için tıklayınız

Buckingham Buckingham Olalı Böyle Zulüm Görmedi! – Hikmet Temel Akarsu

Bayburt, kültür tarihimizde benzersiz bir imge ile yer etti. Tarihi vilayet hakkında rivayet edilen öykü, ciddiye alınıp televizyonlarda anlatılınca tüm ülkede yayıldı. Öyküyü bilmeyen kalmadı. Kısaca hatırlatalım: Çoksesli klasik müzik konseri verilen ilde, vatandaşlardan birine konseri nasıl bulduğu sorulur. Yanıt nettir: ?Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi!? İşin garibi; Bayburtlular?ın buna alınması, öfkelenmesi, ortalığı birbirine

okumak için tıklayınız

Şubattan Geçen Yol – Anna Seghers

1934 Şubat’ında Avusturya işçileri faşist Dollfuss rejimine karşı ayaklandıklarında Anna Seghers bir yıldır Paris’te sürgündeydi. Ayaklanma bir gün içinde bastırıldı, önderi Koloman Wallisch asıldı. “Şubat”, Avrupa faşizminin genel bir provasıydı. Yenilgiden iki hafta sonra Anna Seghers olayın izlerini araştırmak üzere Avusturya’ya gitti. Bu yolculuğun ilk ürünü Koloman Wallisch’in Son Yolu adlı öykü oldu. 1935’te bunu

okumak için tıklayınız

Katalin Sokağı – Magda Szabó

(*) İkinci Dünya Savaşı öncesinde başlayıp 60?lı yılların sonlarına kadar uzanan Katalin Sokağı?nda Magda Szabó, acılarını bizzat yaşadığı olaylardan yola çıkarak Macaristan tarihinin dönüm noktalarını sıradan bireylerin kaderlerine yaptığı etkiler ve yıkımlarla birlikte işliyor. Magda Szabo, Macaristan?ın en önemli yazarlarından biriydi 1917 Debrecen?de doğmuş, Latin ve Macar edebiyatı eğitimi almıştı. Bir süre öğretmenlik yaptı. Kültür

okumak için tıklayınız

Hiç Bir Yol Çatalsız Ve Yönsüz Değildir ? Nejdet Evren

?Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır.? diyor Lao Tzu. Hangi yolun bir başlangıcı vardır ki, sonu olsun!? Ve başlangıcı yok diye hangi yola çıkılmamış, hangisi aşılmamıştır ki?! Ve hiçbir yol çatalsız ve yönsüz değildir; hiç biri yek-diğerine benzemez; her birinin kendine has bir dokusu, genişliği, derinliği, çalı-çırpısı, bir kokusu ve geçmişi

okumak için tıklayınız

Kıskanmak – Nahid Sırrı Örik

Kıskanmak, Nahid Sırrı Örik’in ilk romanıdır. Roman kitap halinde basımından önce, 1937 yılında “Kıskançlık” adıyla Tan Gazetesinde tefrika edildi. Kitap olarak ilk defa, 1946 yılında Hilmi Kitabevi tarafından “Türk Romanları Serisi”nin ilk kitabı olarak basıldı. Yönetmen Zeki Demirkubuz, Kıskanmak romanını 2009 yılında sinemaya uyarladı. (*) Kıskanmak?ı daha evvelden okumak ister miydim? Bir vesile ile okumuş

okumak için tıklayınız

Dersim Dile Geldi / 1938’in Çocukları Konuştu – Celal Yıldız

Dersimli yazar Celal Yıldız’ın “Dersim Dile Geldi” isimli romanı Su Yayınları’ndan çıktı. Yazar, kitabında 1938 Dersim Katliamını gören çocukların gerçek hikayelerini anlatıyor.Kitabın tanıtım yazısında şöyle diyor: “Bu belgesel romanda anlatılanlar hayal ürünü değildir. Celal yıldız uzun uğraşlar sonucu 1937-38 yıllarındaki Dersim’de şiddet ortamında yapılan katliamda cesetler altında kalıp bir mucize eseri kurtulan masum çocukların hayatlarını

okumak için tıklayınız

Yükselen Güneşin Ülkesinde – Chimamanda Ngozi Adichie

(*) Gerçekliğin can acıtması, dayanılmaz, kaldırılamaz dehşete tanık olmak… Böyle bir roman Chimamanda Ngozi Adichie?nin Yükselen Güneşin Ülkesinde?si. 1960?lı yıllarda geçen roman, beş karakterden yola çıkarak Nijerya iç savaşını ya da başka bir tanımlamayla Biafra?nın Özgürlük Savaşı?nı anlatıyor. Romandaki ana karakterler, bir üniversitenin özgürlükçü, milliyetçi profesörü Odenigbo; profesöre uşak olmak için şehre gelen köylü çocuk

okumak için tıklayınız

Cemil Kavukçu’nun ‘Dönüş’ romanına dair – Canan Koçak

Dönüş, romandan çok, öyküye yakın olduğunu her fırsatta dile getiren Cemil Kavukçu?nun ilk romanıdır. Yazar genellikle kitaplarında, toplumdan uzak, ?tutunamayan? diye tabir edilebilen insanların hikayelerini anlatır. Edebiyatçıların ilgisini çeken bu hikayelerin baş karakterleri çoğu zaman birer alkoliktir. Özellikle okuyucuya roman tadı veren öykü kitaplarında bu karakterlere sıkça rastlanır. Yalnızlık, kitaplarındaki karakterlerin en temel ortak özelliğidir.

okumak için tıklayınız

Bahar Birgün Yeniden Gelir? – Canan Koçak

Yıllar önce gittiğim tek kişilik bir gösteride, Fransa?nın işgal edilişi ile ilgili oldukça etkileyici bir anlatı dinlemiştim. Anlatıyı anlatanında kattığı güzellikle birlikte, öykü 1940?larda Hitler ordusunun Paris sokaklarını işgal edişi ile başlıyordu. İşgal edilen dükkanlar arasında bulunan küçük bir kitapçının, bu saldırıya, kendince verdiği tepkiydi ilginç ve etkileyici olan. Tüm dükkan sahipleri sessizce işgali seyrederken

okumak için tıklayınız

Gao Xingjian’ın Ruh Dağı – Nejdet Evren

Her ruhun bir dağı vardır; o dağ, bir efsanedir; Kaf Dağı gibi… Ruhunun derinliklerine inen biri, hiçbir yer ve zamanda o-nun dışında huzur bulamaz. Yazar ?Ruh Dağı? na bir yolculuğa çıkar. Ön-görmediği bir rastlantı sonunda başlar bu yolculuk. Aslında ön-görüsünden bağımsız bir gelişme değildir yaşadığı ve onun olmasını ister ve fırsat bilir. Yolculuğun hedeflediği ise,

okumak için tıklayınız

Yorgun Sevda – İrfan Yalçın

2009 Yılı Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü”nü, roman dalında “Yorgun Sevda” adlı eseriyle kazanan İrfan Yalçın, uzun bir aradan sonra, hem kendi edebiyatında yepyeni bir sayfa açıyor, hem de edebiyatımıza taptaze bir soluk getiriyor. Yorgun Sevda, gençlik bunalımlarıyla sıkışmış, insanlardan, arkadaşlarından, hayattan umudunu kesmiş bir genç kadının bir lunaparkta çalışmaya başlamasıyla değişen, yenilenen ruhunu anlatıyor. Lunaparkta

okumak için tıklayınız

“Beklemenin ve sabrın romanı” Karıncanın Su İçtiği / Bir Ada Hikayesi 2 – Yaşar Kemal

?Ben bir süre kitaplarımı Şile?de yazdım. ?Karıncanın Su İçtiği? de Şile?de bir balıkçı deyimi. Anlamı ise; ?Deniz o kadar durgun, o kadar durgundu ki karıncalar su içerdi. Azıcık sallansa deniz, alır götürürdü karıncayı.? Bu deyim, sonsuz bir durgun deniz anlatımı. Ben de bu kitapta böyle bir denizi anlatıyorum.? Yaşar Kemal Bir Ada Hikayesi dörtlüsü, savaşlardan,

okumak için tıklayınız

Kardeş Evi – Fahri Erdinç

Kardeş Evi romanı, Fahri Erdinç’in yazgı adamlığı kimliğine giden yolda, önemli bir başka kesit. Daha önce Acı Lokma romanıyla sunduğu 30 yıllık yaşam dilimine, Kardeş Evi romanında, yurt dışına çıktıktan sonraki 20 yıllık bir yaşam dilimini daha eklemiş oluyor. Ama yaşamöyküsünün bu kesimi dile gelirken, kaldığı yerden gelişimini sürdüren sanatsal ve siyasal bir kimlik onun

okumak için tıklayınız

“Tante Rosa, tüm kadınca bilmeyişlerin tek adıdır.”- Sevgi Soysal

Sevgi Soysal’ın 1968’de yayımlandığında, çocukluğu Birinci Dünya Savaşı Almanya’sında geçmiş, Rosa adlı bir kadının hayat hikâyeciklerini içeren Tante Rosa adlı romanı, edebiyat çevrelerini şaşırtmış ancak pek de anlaşılamamış. Sevgi Soysal?ı 12 Mart dönemi edebiyatı yoluyla tanıyan okura ise hiç ulaşamamış. Oysa Tante Rosa, Sevgi Soysal’ı 12 Mart döneminin simge yazarı yapanın yalnızca 12 Mart değil,

okumak için tıklayınız

Hanımın Çiftliği 2 – Orhan Kemal

Orhan Kemal’in 1961’de yayımladığı en sevilen romanlarından biri olan, üçlemesi Hanımın Çiftliği’nin ikinci kitabı olan Hanımın Çiftliği, ağalık sorununu olduğu kadar, sınıfsal çelişkileri de yetkinlikle anlatır. Paranın değişime uğrattığı hayatları, el değiştiren paranın yarattığı çelişkileri, insanın en soylu duygularından biri olan aşkın bile soysuzlaşmasını anlatan bu roman, okuru hiç beklemediği bir sona doğru peşi sıra

okumak için tıklayınız

Hanımın Çiftliği 1 / Vukuat Var – Orhan Kemal

Çukurova’nın zorlu insan ilişkilerini ele alan Hanımın Çiftliği üçlemesinin ilk kitabı olan Vukuat Var değişen sosyal ilişkilerin insanların yaşamlarını ve bilinçlerini nasıl yönlendirip değiştirdiğini ele alan bir roman. Vukuat Var, toprağını kaybedip yoksullaşan köylülerle gittikçe güçlenen toprak ağalan arasında gerilen ilişkileri ele alırken kadın işçilerin de bu ilişki içinde kimliklerini yeniden oluşturmasına tanıklık ediyor. Orhan

okumak için tıklayınız

Vapurları Seven Çocuk – Behiç Ak

Mizah ustası sanatçı Behiç Ak’tan kentsel değişim ve yitirilen değerler üzerine düşündürücü bir İstanbul öyküsü. Güneşi Bile Tamir Eden Adam, Alaaddin’in Geveze Su Boruları, Kedilerin Kaybolma Mevsimi gibi öykü kitaplarını tüm çocukların severek okuduğu, ülkemizin tanınmış mizah sanatçısı, yazar Behiç Ak’ın yeni kitabı İstanbul’da geçiyor Sanatçı, yine günümüzün tartışılan sorunlarından birini, çarpıcı bir anlatımla kaleme

okumak için tıklayınız

Hacı Murat – Lev Nikolayeviç Tolstoy

Büyük Rus yazarı Lev Tolstoy?un 1896-1904 yılları arasında yazdığı ?Hacı Murat? yazarın olgunluk dönemi eserlerinden kabul edilir. On dokuzuncu yüzyılın Kafkas halkları arasında efsaneleşen Şeyh Şamil?le çekişen Hacı Murat?ın hikâyesini kaleme alan Tolstoy, zayıflıklarının ve gücünün farkında olan bir kahramanı anlatıyor. Hacı Murat yurt edinme, hayata tutunma, bağımsızlık, tutsaklık, ihanet ve iktidar sarmalında biçimlenen bir

okumak için tıklayınız