Kategori: mehmet ercan

“Babamın Kuşu Ötmüyor” – Mehmet Ercan

Bu memlekette herkesin bir hastalığı var vesselam. Kimi araba hastasıdır.  Kimi pul hastası. Kimi av hastasıdır. Ne eder eder, bir yolunu bulur ava gider. Kimi futbol hastasıdır. Son kuruşunu takımı için harcar. O para, ekmek parası olsa bile. Kimi yeme hastasıdır. Memleketi verseniz ?yok? demez. Kimisi moda hastasıdır. Yoksulluğuna aldırmadan,

okumak için tıklayınız

Ateşin Dili – Mehmet Ercan

-?Hayata Dönüş Operasyonunda? Çankırı Cezaevinde katledilen kuzenim Hasan Güngörmez?in anısına saygılarımla. Dakikaların ay, saatlerin yıl kadar uzadığı anları yaşadınız mı hiç? Saçı ağarmış, avurtları çökmüş, beli bükülmüş, Hace Kadın, böyle anları fazlasıyla yaşamış ve yaşamaya da devam ediyordu.  Kendisi, yetmişine merdiven dayamıştı. Yedi çocuğu, yirmiye yakın torunu olan, köylü bir

okumak için tıklayınız

Düş Satıcısı – Mehmet Ercan

Dersine öylesine yoğunlaşmıştı ki kapı zilinin çaldığını geç duydu. Böyle zamanlarda saatlerin nasıl akıp gittiğini unuturdu. Başarılı bir öğrenciydi. Başarılı olmasını çalışkanlığına borçluydu. Üniversitenin üçüncü sınıfındaydı. Sınavlara hazırlanıyordu. Zilin sesini duyduğunda çalışma masasından kalktı, kapıya yöneldi. Zilin çalması kendisini rahatsız etmişti. ?Bu saate kapımızı kim çalar ki?? diye, düşündü içinden.

okumak için tıklayınız

Bekleyiş – Mehmet Ercan

Yıllardır doğru dürüst tatile çıkmamıştım. Artık tatil yapmamın zamanıydı.  Yılların yorgunluğunu üstümden atmalıydım. Yorgun bedenimin deniz suyuyla tanışma zamanı gelmişti. Kumların üzerinde uzanarak, güneşin tadını çıkarmayı çoktan hak etmiştim.  Deniz kenarında yazlık alalı on yıl olmuştu. İşlerimin yoğunluğundan dolayı gitmek bir türlü kısmet olmamıştı. Bizimkiler her yıl denize gidiyor, mavi

okumak için tıklayınız

Sırtcı adlı öykü – Mehmet Ercan

Rüzgâr, dağın yükseklerinde, uzun otlara, dikenlere ve bodur çalılara çarparak, yıllardır bildik türküsünü söylemeye devam ediyordu. Ne rüzgâr, bu türküyü söylemekten usanıyor, ne de dağ, onu dinlemekten bıkıyordu. Karaya sevdalı dalgalar; kendilerini nasıl sahillere vururlarsa, rüzgâr da yüreğini dağlara öyle vuruyordu. Kimi zaman, yârini yitirmiş âşıklar gibi ağlamaklı oluyor, kimi

okumak için tıklayınız

Hicivler 3 – Mehmet Ercan

-harimi başına. şeriat pazarında kamunun mallarını, çuş içinde sattınız kelepir fiyatına. tüyleri bitmemişin yağma edip hakkını, zengin edip yobazı dağıttın dostlarına. EŞEK OLMA eşek olma diyorum sana semer vururlar. onlar yarasalardır geceye kul olurlar. gelene ağam, gidene paşam deme, çoban ol, sürü olma seni sığır sanırlar.

okumak için tıklayınız

Bir Şiirle Kanatlanmak – Duran Aydın

Şöyle raflar dolusu kitaplarıyla zengin, okunmaya doyulamayacak türden; iştah kabartan görkemli güzelliği karşısında çoğalıp durduğumuz kitaplıklar hangimizin düşlerini süslememiştir? Sayıları öyle binlerle ölçülemese de, olanaklar ölçüsünde çoğu satın alınmış ya da kimilerinin izleri yitirilen dost ve arkadaş sanatçılarımızın içtenlikle yazdıkları birkaç cümlesiyle, imzalarını taşıyan vefalı ?yoldaşlarımız?dır kitaplar.

okumak için tıklayınız

Halk Ozanlığının Varoluş Biçimi ve Çağdaş Bir Örnek – Müslüm Kabadayı

?Bir ulusun türkülerini yakanlar, kanunlarını yapanlardan güçlüdür.? denir. Bir bakıma halk şiiri denince akla ilk gelen ?türkü? olduğundan, modern şiir yazan ustalardan bazıları da ?türkü? üzerinden değerlendirmişlerdir. Bedri Rahmi Eyüboğlu, ?Ne zaman bir köy türküsü dinlesem/ Şairliğimden utanırım? dizeleriyle özellikle çok etkilendiği trajik bir aşk ve dostluk ilişkisini konu edinen

okumak için tıklayınız

Fabl Taşlamaları – Müslüm Kabadayı

Edebiyatta ?hayvan masalları? ya da ?fabl? olarak kavramlaştırılan anlatıların, çocukların eğitiminde ne denli etkili olduğu bilinir. İlk kez Hititlerin tabletlerinde yazılı anlatımlarına ve resmedilmelerine tanık olduğumuz fabllar; toplumsal, siyasal olay ve kişileri yergi yoluyla topluma ders vermek amacıyla değerlendirilmiştir. Dünya edebiyatında Ezop başta olmak üzere Beydeba ve La Fontaine bu

okumak için tıklayınız

“Yaşam Döngüsü’ne Farklı Bir Yolculuk – Müslüm Kabadayı

10 Haziran günü, seçimden iki gün önce Sevda?yla otobüse binip Kulu?ya gittik. Akşamüzeri bizi terminalde sevgili dostum şair Mehmet Ercan karşıladı. Kucaklaştık, hal hatır sorduk önce, sonra Zincirlikuyu köyünün yolunu tuttuk. O, birkaç ay önce baypas olduğundan arabayı dikkatli kullanıyordu, arada bir göğsünü ovduğunu görmek, rahatsız ediyordu bizi. Yolda ekinlerin

okumak için tıklayınız