Etiket: Nietzsche

Ölümsüz Kimlikler ve Kodlanmış Gerçeklik: John Wick ile Matrix’in Anlam Evreni

  Lakapların ve Kod Adlarının Anlam Ağı John Wick’te “Baba Yaga” lakabı, dilbilimsel olarak korku ve efsanevi güç çağrıştırır; bir Rus halk masalından türeyen bu isim, John’un hem insanüstü bir intikamcı hem de karanlık bir mitolojik figür olarak konumlanmasını sağlar. Bu lakap, onun kimliğini bireysel bir öfkeden çok, toplu bir

okumak için tıklayınız

Nesnelerin Ağırlığı ve Dilin Sınırları: Sartre’ın Bulantı’sı ile Wittgenstein’ın Dil Felsefesi Üzerine Bir İnceleme

Jean-Paul Sartre’ın Bulantı romanı, Antoine Roquentin’in nesnelerin varoluşsal ağırlığına dair hisleri üzerinden, dilin anlam yaratma kapasitesini ve sınırlarını derinlemesine sorgular. Roquentin’in dünyayla kurduğu ilişki, nesnelerin anlamsız varoluşu karşısında duyduğu bulantı, dilin gerçekliği temsil etme çabasını çökertir. Bu sorgulama, Ludwig Wittgenstein’ın dil felsefesiyle, özellikle Tractatus Logico-Philosophicus ve Felsefi Soruşturmalar eserlerindeki dilin

okumak için tıklayınız

Kronos ve Hegel’in Tarih Felsefesi Üzerine Bir İnceleme

Kronos’un çocuklarını yutması, Yunan mitolojisinin en çarpıcı imgelerinden biri olarak, yalnızca bir tanrının otorite hırsını değil, aynı zamanda zamanın ve tarihin doğasına dair derin bir sembolizmi barındırır. Hegel’in diyalektik tarih anlayışı, insanlığın özgürlük bilincinin zaman içinde evrilmesini bir çatışma ve sentez süreci olarak ele alır. Bu iki anlatı—mitolojik ve felsefi—birbirine

okumak için tıklayınız

Yeraltının Mağarası: Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı ile Platon’un Alegorisi Arasında Bir Karşılaşma

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ındaki “yeraltı” imgesi, Platon’un Devlet’teki mağara alegorisiyle derin bir diyalog kurar. Yeraltı Adamı, hem gerçeklikten kaçan bir gölge figürü hem de hakikati arayan bir filozof olarak ikircikli bir varoluş sergiler. Bu metin, iki eser arasındaki ilişkiyi kuramsal, kavramsal, felsefi, ahlaki, etik, metaforik, alegorik, sembolik, mitolojik, antropolojik, dilbilimsel, tarihsel

okumak için tıklayınız

Zebercet’in İntiharı: Varoluşsal İsyan mı, Toplumsal Teslimiyet mi?

Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’nde Zebercet’in intiharı, yalnızca bir bireyin trajik sonu değil, aynı zamanda insan varoluşunun karmaşık katmanlarına ve toplumsal yapının birey üzerindeki ezici etkilerine dair bir sorgulamadır. Zebercet’in kendi yaşamına son vermesi, ne salt bir isyan ne de basit bir teslimiyet olarak okunabilir; bu, bireyin kendi boşluğuna, toplumun dayattığı

okumak için tıklayınız

Hades’in Görünmez Tacı: Foucault’nun Panoptikonuyla Yeraltı Otoritesinin Alegorik Dansı

Hades’in yeraltı dünyasının soğuk, mesafeli otoritesi, mitolojik bir figür olmanın ötesinde, modern gözetim toplumlarının psikolojik ve politik dinamiklerini anlamak için derin bir alegori sunar. Foucault’nun panoptikon kavramı, bireylerin sürekli izlendikleri hissiyle kendi davranışlarını disipline etmelerini sağlayan bir güç mekanizması olarak tanımlanır. Hades’in yeraltı krallığı, görünmez ama her yerde hissedilen bir

okumak için tıklayınız

Gregor Samsa’nın Böcekleşmesi: İnsanın Özüne Dönüş mü, Nesneleşmenin Tıpkısı mı?

Franz Kafka’nın Metamorfoz adlı eseri, Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında kendini devasa bir böceğe dönüşmesiyle başlar ve bu olay, insan varlığını hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sorgulayan bir anlatıya dönüşür. Gregor’un bu grotesk değişimi, insanın hayvansı doğasına bir dönüş mü, yoksa kapitalist toplumun bireyi nesneleştiren mekanizmalarının bir yansıması mı?

okumak için tıklayınız

Ulysses’te Bilinç Akışı ve Bergson’un Süre Kavramı: Zamanın ve Gerçekliğin Yeniden Tanımlanışı

James Joyce’un Ulysses romanı, modernist edebiyatın doruk noktalarından biri olarak, bilinç akışı tekniğiyle insan zihninin karmaşıklığını ve zamanın öznel doğasını sorgular. Bu teknik, Henri Bergson’un süre (durée) kavramıyla derin bir felsefi akrabalık taşır; her ikisi de zamanın mekanik, saatle ölçülen bir çizgiden ziyade, bireyin içsel algısındaki akışkan, kesintisiz bir deneyim

okumak için tıklayınız

Medusa’nın Bakışı ve Lacan’ın Gaze Kavramı Üzerine Bir İnceleme

Medusa’nın taşa çeviren bakışı, mitolojik bir imge olmanın ötesinde, modern toplumun birey-öteki ilişkisine dair derin soruları açığa çıkarır. Jacques Lacan’ın “bakış” (gaze) kavramıyla kesişen bu mit, bireyin kimlik inşası, ötekileştirme süreçleri ve toplumsal dinamiklerin psişik yansımalarını sorgulamak için güçlü bir metafor sunar. Medusa, hem korkutucu hem de büyüleyici bir figür

okumak için tıklayınız

Ulysses’in Dil Labirenti: Göstergebilim, Bilinç Akışı ve Anlamın Çoğulluğu

James Joyce’un Ulysses’i, modern edebiyatın en karmaşık ve devrimci eserlerinden biri olarak, dilin sınırlarını zorlar ve anlamı sabitlemekten çok, onu çoğullaştırır. Ferdinand de Saussure’ün göstergebilim kuramıyla ilişkilendirildiğinde, Joyce’un bilinç akışı tekniği, dilin yapısal sınırlarını hem benimser hem de bu sınırları aşar. Bu metin, Ulysses’in dilbilimsel, estetik, felsefi, metaforik, sembolik, mitolojik,

okumak için tıklayınız

Gılgamış ile Sisifos: Ölümsüzlük ve Absürdün Kesişiminde İnsan Varoluşu

Mitik Mirasın İzinde: Gılgamış’ın Ölümsüzlük Serüveni Gılgamış Destanı, insanlığın en eski yazılı anlatılarından biri olarak, Uruk’un yarı tanrı kralı Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışını merkeze alır. Enkidu’nun ölümüyle yüzleşen Gılgamış, varoluşsal bir kırılma yaşar; tanrısal kudretine rağmen faniliğin ağırlığı altında ezilir. Bu arayış, mitolojik bir kahramanın insanlaşma sürecidir: Gılgamış, tanrılara kafa tutan

okumak için tıklayınız

Maskenin Sureti: V ve Joker’in Kimliksizleşme Serüveni

Yüzün Ötesindeki Kimlik V’nin Guy Fawkes maskesi ve Joker’in makyajı, bireysel kimliğin silinip kolektif bir sese dönüşmesi için birer araçtır. V for Vendetta’da maske, tarihsel bir figür olan Guy Fawkes’tan ilham alır; 1605’te İngiliz Parlamentosu’nu havaya uçurma planıyla başarısızlığa uğrayan bir isyancının simgesidir. Bu maske, V’nin yüzünü gizlemekle kalmaz, aynı

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumunun Çelişkileri

Görünürlüğün Vaadi Şeffaflık toplumu, bireylerin ve kurumların her hareketinin, düşüncesinin ve eyleminin görünür olduğu bir düzen olarak sunulur. Bu, bir iyilik vaadiyle pazarlanır: daha açık bir dünya, daha dürüst ilişkiler, daha az gizem ve daha çok güven. Ancak bu vaat, bireyleri bir yanılsamaya sürükler; görünürlüğün özgürleştirici olmaktan çok, bir denetim

okumak için tıklayınız

Arıların Toplumsal Düzeni ve İnsanlığın Yansımaları

Arı Kolonisinin Modeli Arıların kusursuz iş bölümü, hiyerarşik düzeni ve kolektif hedeflere adanmışlığı, insan toplumu için bir düzen modeli olarak düşünülebilir mi? Arılar, kraliçenin liderliğinde, bireysel çıkarları göz ardı ederek koloninin hayatta kalması için çalışır. Bu, insan toplumlarında merkezi planlamaya veya kolektivist ideolojilere ilham verebilir; ancak bireysel özgürlüklerin tamamen yok

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumunun Derinlikleri

Dil ve Anlamın Görünür Yüzü Şeffaflık, dilin anlam üretim süreçlerini derinden etkiler; çünkü dil, bir toplumu bir arada tutan en temel araçlardan biridir ve şeffaflık ideali, bu aracı saydamlaştırma vaadiyle ortaya çıkar. Byung-Chul Han’ın şeffaflık kavramı, dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda güç ilişkilerinin, ideolojilerin ve toplumsal düzenlemelerin

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumu ve Tarihsel Dönüşümleri

Şeffaflık, insanlık tarihinin farklı dönemlerinde hem bir ideal hem de bir tartışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Bilginin, iktidarın ve toplumsal ilişkilerin görünür kılınması çabası, birey ile toplumu, akıl ile otoriteyi, gizlilik ile açıklığı yeniden tanımlayan bir güç olmuştur. Aydınlanma ve Şeffaflığın Kökenleri Aydınlanma, akıl ve bilginin insanlığı özgürleştireceği inancıyla şeffaflığı

okumak için tıklayınız

Arıların Simgesel Dünyası

Çalışkanlığın ve Düzenin Temsili Arılar, edebiyat ve sanatta sıklıkla düzen, çalışkanlık ve fedakârlık sembolü olarak yer bulur. Bu sembolizm, arıların doğal davranışlarından kaynaklanır: bir kovanın içinde her bireyin belirli bir rolü vardır ve bu roller, topluluğun hayatta kalması için kusursuz bir iş birliği içinde yürütülür. Arılar, bal üretimi, kovanın bakımı

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumu ve Etik Çatışmalar

Şeffaflık, modern dünyanın hem bir ideali hem de bir paradoksu olarak yükseliyor. Her şeyin görünür, erişilebilir ve denetlenebilir olması gerektiği fikri, bireylerden kurumlara kadar her alanda bir talep olarak yankılanıyor. Ancak bu talep, bireyin mahremiyet hakkı, ahlaki sorumlulukların yeniden şekillenmesi ve toplumsal baskının bireyler üzerindeki etkileri gibi derin etik sorular

okumak için tıklayınız

Arılar: İnsanlığın Doğayla Dansında Kadim Bir Sembol

Arıların Mitolojik ve Ritüel Yansımaları Arılar, insanlık tarihinde yalnızca bal üreticisi olarak değil, aynı zamanda derin anlamlarla yüklü bir sembol olarak yer edinmiştir. Farklı kültürlerde arılar, bereket, topluluk, düzen ve ilahi bağlantının temsilcisi olmuştur. Örneğin, Maya uygarlığında arılar tanrısal bir statüye sahipti çünkü bal, yalnızca besin değil, aynı zamanda ritüellerde

okumak için tıklayınız

İmge, Etkilenim ve Varoluşsal Yansımalar: Deleuze, Baker ve Heidegger Arasında Bir Köprü

Sinema ve İmgenin Hareketi Gilles Deleuze’ün sinema felsefesi, görüntünün zaman ve hareketle olan ilişkisini yeniden düşünmeye davet eder. Deleuze, sinemayı bir düşünce makinesi olarak ele alır; ona göre sinema, yalnızca hikâye anlatmaz, aynı zamanda algıyı ve bilinci yeniden yapılandırır. Cinema 1: Hareket-İmge ve Cinema 2: Zaman-İmge eserlerinde, hareket-imgeler ve zaman-imgeler

okumak için tıklayınız

Arı Kovanı ve İnsanlık: Kolektif Varoluşun Aynasında Bir İnceleme

Arıların dünyası, insan toplumlarının karmaşık yapısını anlamak için eşsiz bir mercek sunar. Arı kolonisi, bireylerin değil bütünün hayatta kalışına adanmış bir düzen sergilerken, insan toplumu bireysellik ve kolektivite arasında sürekli bir gerilim yaşar. Kolektif Bilinç ve Arı Zihni Arıların bireysel bilinçten yoksun, ancak kolektif bir zihin gibi hareket etmesi, Carl

okumak için tıklayınız

Freud’un Cinsellik Teorisi ve Modern Evlilik Terapileri

Arzunun Kökenlerine Bir Bakış Freud’un cinsellik teorisi, insan ruhunun derinliklerinde yatan arzuların haritasını çizer. Libido, onun gözünde, yalnızca bedensel bir dürtü değil, aynı zamanda bireyin anlam arayışının motorudur. Bu teori, modern evlilik terapilerinde bir yol gösterici mi, yoksa görünmez bir kalıp mı? Freud, cinselliği insan davranışının temel taşı olarak görürken,

okumak için tıklayınız

Üstinsan Arayışı: Terapi, Toplum ve Devletin Çelişkileri

Nietzsche’nin Üstinsan İdeali ve Bireyin Potansiyeli Nietzsche’nin “üstinsan” kavramı, insanın kendi sınırlarını aşarak özgür, yaratıcı ve otantik bir varoluşa ulaşma çabasını temsil eder. Bu ideal, bireyin kaosun ortasında kendi anlamını yaratmasını, ahlaki dayatmaları sorgulamasını ve kendi değerlerini inşa etmesini önerir. Terapi sürecinde bu, bireyin içsel çatışmalarını çözerek potansiyelini keşfetmesiyle örtüşür.

okumak için tıklayınız

Sanal Evrenin Felsefi Labirenti: Metaverse, Mutlak Tin ve Üstinsan Arasında

İdeolojik Balonların Sanal Kuluçkası Metaverse, bireylerin kendi gerçekliklerini inşa edebileceği bir alan olarak, ideolojik balonların oluşumuna zemin hazırlıyor. İnsanlar, algoritmaların rehberliğinde, yalnızca kendi inançlarını pekiştiren sanal odalar yaratabilir. Bu, bir tür dijital solipsizm doğurur: Birey, kendi zihninin yansımasından ibaret bir evrende hapsolur. Gerçek dünyadaki çatışmalar, farklılıklar ve ahlaki ikilemler, metaverse’ün

okumak için tıklayınız

Nietzsche, halkın otoriterleşmeyi desteklemesini nasıl açıklar?

Friedrich Nietzsche, halkın otoriterleşmeyi desteklemesini yalnızca politik ya da tarihsel değil, daha derin bir felsefi-psikolojik zemin üzerinde anlamlandırır. Onun yaklaşımı, bireyin iç dünyasına, değer sistemlerine ve varoluşsal yönelimine odaklanır. Bu eğilimi anlamak için Nietzsche’nin temel kavramları olan sürü psikolojisi, güç istenci (der Wille zur Macht), ressentiment ve nihilizm gibi yapıtaşlarını

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir” sözü ne kadar doğru? Acı çekmek insanı güçlendirir mi, yoksa sadece bir yanılsama mı?

Friedrich Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt eserinde yer alan “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir” (Was mich nicht umbringt, macht mich stärker) aforizması, onun felsefi sisteminin temel taşlarından biri olarak sıkça tartışılır. Bu söz, Nietzsche’nin yaşam, acı ve insan doğası üzerine düşüncelerinin bir özeti gibi görünse de, yüzeysel bir iyimserlikten çok daha

okumak için tıklayınız

Dans quelle mesure les paroles de Nietzsche : « Ce qui ne me tue pas me rend plus fort » sont-elles vraies ? La souffrance rend-elle plus fort ou n’est-ce qu’une illusion ?

L’aphorisme « Ce qui ne me tue pas me rend plus fort » (Was mich nicht umbringt, macht mich stärker) tiré de Ainsi parlait Zarathoustra de Friedrich Nietzsche est fréquemment évoqué comme l’une des pierres angulaires de son système philosophique. Bien que cette citation puisse sembler être un résumé des

okumak için tıklayınız

¿Qué tan ciertas son las palabras de Nietzsche: “Lo que no me mata me hace más fuerte”? ¿El sufrimiento nos hace más fuertes o es sólo una ilusión?

El aforismo “Lo que no me mata me hace más fuerte” (Was mich nicht umbringt, macht mich stärker) de Así habló Zaratustra de Friedrich Nietzsche se analiza con frecuencia como una de las piedras angulares de su sistema filosófico. Aunque esta cita puede parecer un resumen de los pensamientos de

okumak için tıklayınız

Wie wahr sind Nietzsches Worte: „Was mich nicht umbringt, macht mich stärker“? Macht Leiden einen stärker oder ist es nur eine Illusion?

Der Aphorismus „Was mich nicht umbringt, macht mich stärker“ aus Friedrich Nietzsches „Also sprach Zarathustra“ wird häufig als einer der Eckpfeiler seines philosophischen Systems diskutiert. Obwohl dieses Zitat wie eine Zusammenfassung von Nietzsches Gedanken über Leben, Leiden und die menschliche Natur erscheinen mag, hat es eine viel komplexere Bedeutung als

okumak için tıklayınız

How true is Nietzsche’s words, “What does not kill me makes me stronger”? Does suffering make you stronger, or is it just an illusion?

The aphorism “What does not kill me makes me stronger” (Was mich nicht umbringt, macht mich stärker) from Friedrich Nietzsche’s Thus Spoke Zarathustra is often discussed as one of the cornerstones of his philosophical system. Although this statement may seem like a summary of Nietzsche’s thoughts on life, pain, and

okumak için tıklayınız

Oblomov yatağındayken ve Zerdüşt ziyaret etse aralarında diyalog nasıl olurdu?

Oblomov’un Odası — Zamanın dışına düşmüş bir öğle vakti. İçeride ağır bir sükûnet. Toz, eşyalara değil, zamana çökmüş. Oblomov, yatağında yarı uyanık, yarı unutulmuş bir halde yatıyor. Kapı açılır. İçeri Zerdüşt girer. Yüzü rüzgârla bilenmiş, gözleri uzak dağların yalnızlığını taşır. Elinde bir ses, içinde bir yankı vardır. Oblomov, yorganın altından

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin ebedi dönüş ve değerlerin yeniden değerlendirilmesi kavramları çerçevesinde Oblomov’un pasifliğini nedir?

1. Ebedi Dönüş ve Oblomov’un Zamansızlığı Nietzsche’nin en sarsıcı ve en zorlayıcı kavramlarından biri olan ebedi dönüş, yalnızca kozmolojik değil, aynı zamanda etik bir sınavdır. Varsayım şudur: Yaşamın her anı, her seçim, her acı ve her sevinç sonsuza dek aynı biçimde, tekrar tekrar yaşanacak olsaydı, sen buna “evet” diyebilir miydin? Bu soru, insanın

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin “insanın kendi kaderini seçme” fikriyle Oblomov’un kaçışı çelişir mi?

Oblomov’un hayata karşı geliştirdiği pasif ve edilgin tavır, ilk bakışta Nietzsche’nin “kendi kaderini seçen insan” anlayışıyla açık bir çelişki içindeymiş gibi görünür. Gerçekten de, Nietzsche’nin irade, güç, eylem ve kendini aşma felsefesi; Oblomov’un ataleti, eylemsizliği ve dünyadan geri çekilişiyle derin bir gerilim içindedir. Ancak bu çelişki, sadece yüzeyde kalındığında belirgindir.

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin karakteri Raskolnikov’un sonunda cezayı kabul etmesi, Nietzsche’nin bireyin kendi ahlakını yaratma fikrine bir teslimiyet midir, yoksa bu, onun üstinsan olma yolunda bir dönüşüm müdür?

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza eserindeki Raskolnikov’un sonunda suçunu itiraf edip cezayı kabul etmesi, Nietzsche’nin “üstinsan” (Übermensch) ve “kendi ahlakını yaratma” fikirleriyle karşılaştırıldığında derin bir felsefi gerilim ortaya koyar. Bu durum, teslimiyet mi yoksa dönüşüm mü sorusu, her iki düşünürün temel felsefi pozisyonlarına bakmayı gerektirir. 1. Nietzsche’nin “Üstinsan” ve Bireyin Ahlakını

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un İvan İlyiç karakteri ölüm döşeğinde yatarken Nietzsche’nin Zerdüşt karakteri ziyarete gelse aralarındaki diyalog nasıl olurdu?

Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü adlı eserindeki İvan İlyiç, hayatının son anlarında ölümle yüzleşen, sıradan bir yaşam sürmüş ve bu yaşamın anlamsızlığını fark eden bir karakterdir. Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt eserindeki Zerdüşt ise, yaşamı anlamlandırmak için bireyin kendi değerlerini yaratması gerektiğini savunan, Tanrı’nın ölümünü ilan eden ve “üstinsan” idealini ortaya koyan

okumak için tıklayınız

Çernişevski’nin ‘Nasıl Yapmalı’ romanında Rahmetov ile Nietzsche’nin ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ eserindeki Zerdüşt, despot bir hükümdara karşı birlikte mücadele etseler nasıl olur?

Nikolay Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı? romanındaki Rakhmetov ile Friedrich Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt eserindeki Zerdüşt’ün, despot bir hükümdara karşı birlikte mücadele ettiğini hayal etmek, bu iki karakterin felsefi temellerinin kesişim ve çatışma noktalarını gözler önüne seren ilginç bir düşünce deneyi sunar. Rakhmetov’un materyalist, kolektivist ve teleolojik duruşu ile Zerdüşt’ün bireyci, yaratıcı

okumak için tıklayınız

Herakleitos ve Nietzsche Arasında: Dağlar, Tepeler, İzbeler – Hamza Celâleddin

Felsefenin doğduğu ilk topraklardan –sözgelimi Efes’ten, Miletos’tan−, modern-sonrası felsefeye –sözgelimi Alplere, Norveç’e− kadar, filozoflar geniş düzlüklerden ya da ovalardansa, tepeleri, izbeleri ya da dağları kendilerine mesken etmişlerdir. Bu, bir bakıma tehlikeyi ve bilinemezliği çağıran tutum, tam da felsefenin doğasına uygun düşer. Friedrich Nietzsche’nin “şehirlerinizi Vezüv’ün eteklerine inşa edin”* önerisi de,

okumak için tıklayınız

Nietzsche, yaşamının bir anında, her şeyle ve herkesle ilişiğini tümüyle kesmiştir hemen hemen. Davranışları skandal yaratır: Yeni bir dünya için yeni bir insan ister: “Resmen” deli olmasının zamanı değil midir? Ona daha uzun süre kim katlanabilecektir?

NIETZSCHE’NİN DELİLİĞİ1717 Çeviren: Kenan SarıalioğluJean-Paul Escande1818 Cochin-Tarnier Hastanesi’nde cilt ve zührevi hastalıklar uzmanı olan Jean-Paul Escande’ın Hekimler (Grasset Yay., 1975) ve Hekim, Ayağa Kalk (Albin Nichel Yay., 1978) adlı yapıtları özellikle önemlidir.Nietzsche’nin deliliğinin farazi bir frengi hastalığıyla ilgili olduğu düşünülmüştür çoğu zaman. Bu delilik, kendini “maskelemek” isteyen bir düşüncenin uç

okumak için tıklayınız

Nietzsche’ye göre hastalık bir sağlık dürtüsü, bir yaşam uyarıcısı olabilir: “İnsan böyle yıkımlarla, daha ince bir damak tadıyla gelişmiş bir zevk beğenisiyle yeniden doğmuş gibi olur.” “Beni öldürmeyen her şey beni daha da güçlü kılar.”

EN BÜYÜK SAĞLIK DAHA NEŞELİ BİR SAĞLIKTIR1515 Çeviren: Kenan SarıalioğluDidier Raymond16 16 Lyon-sud Hastaneleri öğretim ve araştırma görevlisi olan Didier Raymond, Nietzsche ya da En Büyük Sağlık (L’Harmattan Yay., 1999), Dişil Eril Nietzsche (Le Rocher Yay.) ve Mozart ya da Sevinç Çılgınlığı (Mercure de France Yay.) adlı yapıtları yayımladı. Nietzsche

okumak için tıklayınız

Zarın, iki ayrı masada oynandığını göstermek Nietzsche’ye kısmet oldu: Yeryüzü ve gökyüzü masaları. Zarlar yeryüzünde atılıyor, gökyüzünde düşüyor.

Zar Atma Oyunun iki evresi zarların iki evresidir: Atılan zarlar ve düşen zarlar. Zarın, iki ayrı masada oynandığını göstermek Nietzsche’ye kısmet oldu: Yeryüzü ve gökyüzü masaları. Zarlar yeryüzünde atılıyor, gökyüzünde düşüyor: “Şayet tanrılarla yeryüzünün ilâhi masasında zar atsaydım, yer sarsılır, yarılır ve alev ırmakları fışkırtırdı: Zira yeryüzü, yaratıcı yeni sözlerle

okumak için tıklayınız

Nietzsche “diyalektikçi” midir?

Nietzsche “diyalektikçi” midir? Şunla bu arasındaki özsel ilişki bir diyalektik kurmaya yetmez: Her şey bu bağıntıdaki olumsuzun rolüne bağlıdır. Nietzsche tam da şunu der: Kuvvetin nesnesi olarak başka bir kuvvet vardır. Kesinkes şu var ki, bir kuvvet ancak, başka bir kuvvetle bağıntıya girer. Yaşam başka türlü bir yaşam biçimiyle çarpışır

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1900 Yılı ve Dönemin Kültür Olayları

1900 1900 Nietzsche, 25 Ağustos’ta en ufak bir zihinsel iyileşme göstermeden Weimar’da ölür. 1884’den bu yana oluşturduğu notlarından kızkardeşi Elisabeth Förster, 1901 yılında dörtyüz sayfa kadarını Güçlülük İstenci (Der Wille zur Macht) adı altında yayımlar. Bu yapıtı tamamlamak üzere yine kızkardeşi 1904’de Friedrich Nietzsche’nin Yaşamı (Das Leben Friedrich Nietzsches) yapıtına

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1895 – 1899 Yılları ve Dönemin Kültür Olayları

1895 – 1899 1888’de yazılmış olan Deccal – Hıristiyanlığa Lanet (Der Antichrist) ve Nietzsche Wagner’e Karşı (Nietzsche Contra Wagner), filozofun toplu yapıtlarının 8. cildi olarak yayımlanırlar. Yine bu sıralarda, August Bebel, Sosyal Demokrasi ve Genel Oy Kullanma Hakkı’nı, Sigmund Freud ve Breuer, Histeri Üzerine İncelemeler’i yayımlarlar; bu iki nörolog, psikanaliz,

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1889 – 1894 Yılları ve Dönemin Kültür Olayları

1889 – 1894 Nietzsche, ocak ayının başında Turin’de bir bunama krizi (Démence) geçirir. Dostu ve meslektaşı Overbeck, onu Basel’e geri getirir ve filozof genel bir paralizi durumu nedeniyle Jena’da bir sağlık evine yerleştirilir. Daha sonra annesi bakımını üstlenerek onu buradan çıkarır ve Naumburg’a götürür. 1897’de annesinin ölümü üzerine kızkardeşi Elisabeth

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1878 – 1888 Yılları ve Dönemin Kültür Olayları

1878 – 1888 1878 Nietzsche, İnsanca, Pek İnsanca’yı (Menschliches, Allzumenschliches) yayımlar. Bundan sonraki on yıl boyunca filozof her yıl bir kitap çıkaracaktır. Felsefe alanında Charles Sanders Peirce (ABD) ‘pragmatizm’ini temellendirdiği How To Make Our Ideas Clear? (Düşüncelerimizi Nasıl Açık Kılabiliriz?) adlı kitabını yayımlar. Avusturyalı yahudi din filozofu ve yazar Martin

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1873 – 1877 Yılları ve Dönemin Kültür Olayları

1873 – 1877 Nietzsche, dostları Alfred Brenner ve Paul Rée ile birlikte İtalya’ya geziye gider. Malwida von Meysenburg’un yanında Sorrento’da tatil yapar. Wagner ile olan bağları çözülmeye başlar. Unzeitgemaesse Betrachtungen (Çağa Aykırı Düşünceler) adlı kitabı içinde şu yapıtlarını yayımlar: David Strauss, der Bekenner und Schriftsteller (David Strauss, Dindar ve Yazar);

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1871 – 1872 Yılları ve Dönemin Kültür Olayları

1871 – 1872 Nietzsche, ilk kitabı olan Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu (Die Geburt der Tragödie aus dem Geiste der Musik) adlı yapıtını yayımlar. Yine bu yıllarda Amerikalı düşünür Emerson, Denemeler’ini; Mommsen, Roma Devlet Hukuku’nu yayımlarlar. İsviçre’de ilk kez olmak üzere Zürich Üniversitesi’nde tıp fakültesine kadın tıp öğrencisi kabul edilir. Brezilya’da

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1868 – 1869 Yılları ve Dönemin Kültür Olayları

1868 – 1869 Nietzsche ilk kez Richard Wagner ve Liszt’in kızı Cosima ile karşılaşır, dost olur onlarla. İsviçre’deki Basel Üniversitesi’ne klasik filoloji (Yunanca) ekstraordinaryus profesörü olarak atanır. Quatre-Cantons gölü kıyısında bir eve yerleşir. Felsefe alanında Haeckel, Doğal Yaratma Tarihi adlı çalışmasını yayımlar. Sosyolog ve ekonomist Alfred Weber dünyaya gelir. Edward

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1865 – 1866 Yılları ve Dönemin Kültür Olayları

1865 – 1866 Nietzsche, Leibzig Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Eski kitaplar satan bir kitapçıda tesadüfen Schopenhauer’in Die Welt als Wille und Vorstellung (İstenç ve Tasarım Olarak Dünya) adlı yapıtına rastlar ve filozofu okumaya başlar; yine bu sıralarda ünlü antikçağ filoloğu Erwin Rohde ile dostluk kurar. Toplum eleştiricisi ve anarşizmin kurucularından P.

okumak için tıklayınız

Friedrich Nietzsche’nin 1858 – 1863 Yılları ve Dönemin Kültür Olayları

1858 – 1863 Nietzsche, Pforta Koleji’ne başlar. Bu yıllarda felsefe dünyası yeni adlar kazanır: H. Bergson, J. Dewey ve E. Hussel. Jacob Burckhardt, İtalya’da Rönesans Kültürü’nü yayımlar. Felsefesi Nietzsche’yi etkileyen ve kötümser idareciliği savunan Schopenhauer ölür. Filozof ve matematikçi Alfred North Whitehead dünyaya gelir. Bu yıllarda H. Spencer evrim felsefesini

okumak için tıklayınız