Kategori: Makaleler

Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları – Zafer Yalçınpınar

Haklılığın inadıyla -onca yükle- ayağa kalkmak ve ardından yüksek sesle ?Kahrolsun yeni sinsiyet!? diye ölümüne bağırmak, böylesine ?sahici? bir tümcenin gene aynı oranda sahici olan bir öfke duygusuyla ağızdan kaçışı, daha doğrusu ağızda duramayışı, bu çeşit kontrolsüz çıkışlar kolayca tırnak içine alınabilir, başkaları tarafından mimlenip dikkat çekebilir. Ancak, ?Yeni Sinsiyet? dediğim ve çevrimsel olarak hayatın

okumak için tıklayınız

Türk Edebiyatında Vüs?at O. Bener – Ayşe Kaygusuz

Öykü edebiyatımızın olanaklarını zenginleştiren yazarların ilk akla gelenlerinden olan Vüs’at Orhan Bener; babası Raşit Sina?nın askere ?Samsun Sahil Koruma? ya geri çağrılmasıyla, 1922 de Samsun? da doğdu. İlkokulu Erzincan? da, orta okulu Sivas? ta okudu. Bursa Işıklar Askeri Lisesi ve Harp Okulu? nu bitirdikten sonra ordu da yüzbaşılığa kadar çıktı. ?Dost, Yaşamasız? gibi kitaplarını Etimesut?

okumak için tıklayınız

Burnundan kıl aldırmayan okurun Yedinci Gün’e bakışı – Cem Kalender

Orhan Pamuk?tan sonra edebiyat okurunu en fazla heyecanlandıran yerli yazardır İhsan Oktay. İlk kitabı Puslu Kıtalar Atlası?yla okurla kurduğu rabıta hiç zayıflamamış bilakis her yeni kitabında biraz daha güçlendirerek, az yazara nasip olan ?Çok okunan nitelikli yazarlar? sınıfına dahil olmuştur. Büyük yazarlar okurun beklentilerini yükselttiği için belli bir evreden sonra okuyucuyla buluşmaktan korkar, tereddüt eder.

okumak için tıklayınız

Ke(n)di(ler)imiz – M. Şehmus Güzel

İstanbul?da, Nişantaşı?nda, hoşgörü başkentinde kediler öldürülüyor(muş). Yaz günü kedilerin içecekleri, içmeleri olası, sulara, su kaplarına zehir katılıyor ve kediler apaçık katlediliyor(muş). Evet İstanbul?da, Nişantaşı?nda. Hoşgörü başkentinde. Kedilerin suçu söylencelere göre kiminin evinden kuş mu oyuncak mı aşırıyor olmalarıymış. Yahu oldu olacak bari kedi mahkemeleri kurulsun önce kuş mu oyuncak mı her neyse işte onu hangi

okumak için tıklayınız

Yedinci Gün?e dair bir eleştiri – Akın Art

İhsan Oktay Anar?ın altıncı kitabı olan ?Yedinci Gün? yazarın önceki kitapları gibi İletişim Yayınlan tarafından yayımlandı. Yayınevi tarafından önce Eylül ayında yayımlanacağı duyurulan kitabın yayın tarihi, daha sonra 25 Ağustos?a çekildi. Yoğun reklam fâaliyetlerinin yanı sıra, bu tarz pazarlama taktiklerinin de gölgesinde çıkan Yedinci Gün?ü, bu fâaliyetlerden kopuk bir metin analiziyle incelemek yetersiz olacaktır. Günümüz

okumak için tıklayınız

İnzivaya Övgünün Gericiliği: Yedinci Gün – Nevzat Evrim Önal

Altıncı kitabı Yedinci Gün geçtiğimiz aylarda yayınlanan İhsan Oktay Anar?ın eserleri hakkında çok miktarda eleştiri ve inceleme yazıldı. Bu doğal; zira hayli sıra dışı bir biçeme sahip olan Anar, Türkiye edebiyatının ?çok satan? kitaplar üreten yazarlarından biri. Ne var ki; Anar?ın eserlerinin bol miktarda inceleniyor ve eleştiriliyor olması, bu inceleme ve eleştirinin nitelikli bir biçimde

okumak için tıklayınız

Düşünen Adam Heykeli neden akıl hastanesinin bahçesinde? Ve hikayesi…

“Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi?nin bahçesinde o heykeli bilirsiniz. Bir taşın üzerinde oturan, eli çenesinde düşünen bir adam heykeli… Orijinali Paris?teki Rodin Müzesi?nde olan heykelin kopyaları dünyanın her yerinde var. Bizde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi?nin bahçesinde duran heykel… Dünyada nerelere konulmuş, okuyunca çok şaşıracaksınız. Peki biz niye bunu ?akıl hastanesinin? önüne koyduk?

okumak için tıklayınız

Çığlık, Vahşet ve İsyanın Mekânı: Diyarbakır Zindanı – Müslüm Üzülmez

diyarbakır; taşların gibi bir yanın hep karanlık olsa da, sanmıyorum güneş seni sevdiği kadar başka bir kenti daha sevsin. Diyarbakır ve Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi?nin benim yaşamımda çok farklı yerleri vardır. Diyarbakır, doğup büyüdüğüm ve umutla kırlangıçların kanadında baharları beklediğim kenttir. Diyarbakır Cezaevi ise, yaşamımın en zor anlarının geçtiği, teslimiyet ve direnmenin at başı gittiği

okumak için tıklayınız

Babam Şiir, Abim Öykü, Ben Roman – Mehmet Taşar

?Sözcükler de kirlenir? dedi mi şimdi anımsamıyorum, ama ?Sözcüklerin de pasını almak gerekir? dediğini biliyorum. Henüz bira kasalarından yaptığımız sandalyelere oturmadan, yol kenarında henüz kesilmemiş çınarların altında yürürken, esen sıcak yeli tatlı bir serinliğe dönüştüren nehrin akışında yolculuğa çıkmadan, az sonra başlayacak ve belki de karanlığa kadar sürecek söyleşinin ön hazırlığı gibiydi bu sözler.

okumak için tıklayınız

Kitabın ömrü olur mu? – Sevda Aydın

Okumak, kitaplığınıza katmak istediğiniz bir kitap mı var? Soluğu kitap marketlerinde alırsınız. Raflara uzun uzun bakar, istediğiniz kitabı ararsınız. Ama çoğu zaman aradığınız kitabı bulamaz, ya da daha birkaç gün önce rafta karşılaştığınız kitabın yerinde başka bir kitabın olduğunu görürsünüz. Okurun istediği kitapla yeniden karşılaşamamasının nedeni ?raf ömrü?dür. Yayımlanan bir kitabın dağıtılan kitabevlerinde kalması için

okumak için tıklayınız

Hikayesi Faruk Duman?dan ? Erkan Aslan

Dilimiz kendi sesini, müziğini ve ruhunu her şeye karşın bulmakta ve tanelenmektedir. Bir dilin mimarı:, o dilin yazarlarıdır en çok da. Ona nefes aldıran, havalandıran, yenileyen, türeten ve aşık. Dil, yazarın uzağıdır ve o uzak, peşindekinden öndedir kuşkusuz. îşte bunu böyle kabul eden ve tam da dilin bu uzak ufkunda Faruk Duman ve eserleri durur.

okumak için tıklayınız

Edebiyatta Franz Kafka – Ayşe Kaygusuz

Dünya edebiyatında en çok tartışılan, yorumlara sığmayan ve biçim yönünden, zor eserler bırakan Kafka; Çek asıllı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, 1883? te Prag? da doğmuş büyümüştür. Taşralı, Çek işçi sınıfından olan babası, evlendikten sonra zengin olmayı başarmıştır. Annesi ise varlıklı, aydın bir Alman Yahudi ailesinden gelir. 1901? de babasının zoruyla Prag Üniversitesi?nde Hukuk öğrenimine

okumak için tıklayınız

Azınlık Yanından Utanan Edebiyatımız ? Haydar Karataş

Dünyanın bütün edebiyatlarında olduğu gibi Türk edebiyatının geçmişi de, masal; efsane ve destanlardır. Bana öyle geliyor ki, bir toplumun sözsel, söylence yanı bilinmeden, ruhu da pek anlaşılamıyor. Türkçe edebiyatın sözsel izlerini, ne yazık ki, modern tarihçiler yazılı Türk kaynaklarında bulamadılar, aksine İran ve Çin gibi ülkelerin yazılı kaynaklarında onlara denk gelindi. Bugün çokça övünülen Dede

okumak için tıklayınız

Ölüm Orucu, Duyarlılık, Fırsat – Zafer Köse

Neden yemek yer insan? Beslenmek için; sağ kalmak, sağlıklı olmak, büyümek için. Başka? Can sıkıntısından, stresten, alışkanlıktan… Daha başka? Damak tadı için, keyif almak, sohbete vesile etmek, güzellik… Bu sonuncular, biraz da duyarlılıkla ilgili. Evet, duyarlılık! Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki, ?duyarlılık? deyince hep acılara, zulme, sömürüye karşı hassas olma durumu

okumak için tıklayınız

Çocuk Kültürü – Faiz Cebiroğlu

Türkiye?de kültürü tam anlatamamışız. Çocuk kültürünü ise hiç tanımlayamamışız. Bu notum çocuk kültürü üzerinedir. Çocuk kültürü, genelde, çocukların merak, hayal gücü (fantazi) gibi yönlerini teşvik eden, dürten, ?oyun? ve ?yaratım? gibi aktivitelerdir. Bu bağlamda, çocuk kültürü; çocuklar için, çocuklarla birlikte veya çocukların ?kendi kendilerine? yarattıkları bir kültürdür.

okumak için tıklayınız

Berrin Taş Şiirinde ?Kavga? ? Mustafa Özmen

Ne zaman bir karamsarlık çökse içime, aklıma 40 kuşağı şairleri gelir. Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak? Bu güzel insanları düşündükçe karamsarlığım dağılır. Bu insanların yaşadığı topraklar karamsarlığa gebe olmasa gerek. Binbir yokluğa, baskıya karşın nasıl ayakta durulabileceğini gösterdiler. Hem yaşam kavgası, hem ekmek kavgası, hem sanat kavgasını bir arada verdiler. Tutuklandılar.

okumak için tıklayınız

İnsanın Evrimi – Okan Yolcu

Tarih boyunca insanlar nasıl varolduklarını açıklamaya çalıştılar ama o dönemler bilim ve tekniğin yeterince gelişmemesinden dolayı mistisizme sarıldılar. İnsan doğada yaşayan doğadan ayrı bir varlık olarak gösterildi. Eski dinlerde yarı soyut yarı somut düşünceler bulunurken tek tanrılı dinler tamamen soyut doğadan kopuşu getirdi. İnsan bir güç tarafından çamurdan yaratılmıştı. Oysa gerçekte insan doğadan gelen doğanın

okumak için tıklayınız

Gazeteler Zararlıdır – Zafer Köse

Bir yayın türü olarak gazeteden söz ederken, herhalde artık kimse sadece kağıda basılı ürünleri kastetmiyordur. Zaten bir iki kuşak sonra çocuklar, ?Eskiden yazılar taşa, parşömene, kağıda yazılıyormuş.? diye konuşacaklar. Hangi ortamda yayımlandığından bağımsız olarak, gazetelerin temel işi, çeşitli konularda haber ve bilgi vermek. Televizyondaki haber bültenlerinin de bu kapsama girdiğini unutmamalı.

okumak için tıklayınız

Türkiye Solunun Hapishane Tarihi?ne İlişkin ? Çağlar Mirik

İki yüz yılı aşan tarihiyle hapishaneler, kuruldukları günden bu yana dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de önemli gündem maddelerinden biri oldu. Bu iki yüzyıllık süreçte gün geçtikçe yeni hapishane modelleri ve uygulama yöntemleri de ortaya çıktı. Buna bağlı olarak hapishanelerdeki uygulamalar protesto edildi. Hapishanelerde ve dışarıda kimileri ölümle sonuçlanan çeşitli direnişler yaşandı. Hapishanelerde

okumak için tıklayınız

Sıradanlar Arşivinde – Zafer Köse

Don Jose Nüfus Kayıt Merkezi Arşivi?nde bir yazıcıdır. İnsanların doğumu, ölümü, evlenmesi, boşanması gibi kayıtları tutmaktadır. Yıllar yılı aynı işi yapmakta, aynı hayatı yaşamaktadır. Merkez Arşiv, kişisellikleri törpüleyen, tekdüze hareketlerle çalışılan bir yer. Katı, hiyerarşik bir ortam. Arşiv?de, genel olarak iki ayrı bölmeye toplanmış da olsa, sağlarla ölülerin dosyaları iç içe geçmiş durumda.

okumak için tıklayınız