Kategori: mehmet ercan

Zamanın Elleri 2 – Mehmet Ercan

ne zaman gökyüzü öksüz çocuklar gibi ağlasa siyahlar kuşanmış maskeli bir süvari her akşam şiirin imgeden dağlarında yüreğime saplı kılıcıyla dolaşır ne zaman kuşlar ağıda dursa, üşür hüzün güller solar, otlar gözyaşı döker, keklikler susar iner düşlerime bir kanlı hançer kanar onmuş yaralarım, dertlerim tazelenir

okumak için tıklayınız

Yavru sığırcık kuşun şiirleri (3) – Mehmet Ercan

GÖĞÜ ÖZLEYEN ÇOCUKLAR çocuklar kuş olup gökyüzünde uçmak istiyorlar. ben de yeryüzünde çocuklar gibi dolaşmak istiyorum babacığım. ne ki; beni avlarlar diye korkuyorum. ne onların hayali gerçek oluyor, ne benimki. çocuklar bulutlara baka baka ah çekiyorlar; ben yeryüzüne baka baka kahroluyorum.

okumak için tıklayınız

Yavru Sığırcık Kuşun Şiirleri (I) – Mehmet Ercan

SORU bir insan beni sevmeyebilir. ben de sevmeyebilirim bir insanı. ben bir kuşum babacığım; ya nasıl sevmez bir insan bir insanı? GÖKYÜZÜ biz kuşlar uçmayı severiz gökyüzünde; kimimiz yüzmeyi sever sularda. bizde de zalim olan kuşlar var. korkuyorum insanlardan yine de iyi ki bir sığırcığım. kıymıyoruz çıkar için birbirimize. paylaşmayı

okumak için tıklayınız

Keriz – Mehmet Ercan

Kendisi tarikatçıların, cemaatçilerin önde gelenlerindendi. Bu düşünceleri savunan ve iktidarda olan Aldı Kaçtı Partisi?nin hızlı ve ateşli bir üyesiydi. Bileklerini kesseniz, kırmızı kan yerine yeşil kan akardı damarlarından. Bu partinin muhteşem ve muhterem başkanına olumsuz bir şey söylenmesine, zinhar müsaade etmezdi. Kendisine laf sokulmasına katlanır, fakat bu partiye ve onun

okumak için tıklayınız

Çapo’nun Öyküleri (2) Eşeğin Namusu – Mehmet Ercan

Eğer köylük yerde yaşıyorsanız, mutlaka kapınızda beslediğiniz bir kaç tane hayvanınız vardır. Koyun-unuz yoksa, ineğiniz, ineğiniz yoksa, keçiniz vardır, keçiniz de yoksa, en azında bir kaç tane tavuğunuz, mut-laka bulunur. Benim hiç hayvanım yok diyenin bile, kapısında havlayan bir köpeği ya da çayırlarda zırlayan bir eşeği vardır. Bu biraz da

okumak için tıklayınız

Çapo’nun Öyküleri: (1) Kavakların Gölgesi – Mehmet Ercan

Çapo?yla tarlalarımız yan yanaydı. Yıllardır bu konuda Çapo?yla aramızda hiçbir sorun yaşanmamıştı. Çapo?nun çok ters bir adam olduğunu söylemişlerse de, ben o güne kadar kendisinden hiçbir kötülük görmemiştim. Ta ki ben tarlamın etrafına kavak fidanları dikene kadar. Yıllardır kuru, düz, boş arazimize yaz geldiğinde, altında serinleyecek bir gölge bulamazdık. Ben

okumak için tıklayınız

Mezar – Mehmet Ercan

Saçı ağarmış, püskül bıyıkları dudaklarını kapatmıştı. Sakalları uzamış, giyile giyile yıpranmış, siyah bir takım elbise vardı üstünde. Ayakkabısının aylardır boya yüzü görmediği her halinden belliydi. Ceketinin altında ki gömleğin, uzun süredir değiştirmediği hemen anlaşılıyordu.  Yere devrilmemek için kendisini zor tutuyordu. Öfkeli rüzgârlara dayanmaya çalışan, sonyaz yaprağı gibiydi. Yaşlı elleri titriyor,

okumak için tıklayınız

Gülün Yakıldığı Yer – Mehmet Ercan

Gece yabani kuşların, cırcırböceklerinin ve göldeki kurbağaların sesleriyle yankılanıyordu. Kuşlar ve kurbağalar anlaşmışçasına koro halinde birbirlerine eşlik ediyorlardı. Zaman zaman baykuşlar, koro halinde söylenen bu şarkılara zamansız giriş yapsalar da kurbağaların buna pek aldırdıkları yoktu. Yıldızlar karşılıklı göz kırpmaya devam ediyor, kayan her yıldız, karanlığın içinde kısa bir iz bıraktıktan

okumak için tıklayınız