Etiket: Estetik

Wabi-Sabi ile Schopenhauer’in Felsefesi: Geçicilik ve İrade Arasındaki Zıtlıkların Çarpışması

Wabi-Sabi’nin Özü ve Geçicilik Anlayışı Wabi-sabi, Japon estetiğinin temel taşlarından biri olarak, kusurluluğun, sadeliğin ve geçiciliğin güzelliğini yüceltir. Bu anlayış, doğanın döngüsel yapısına ve her şeyin geçici olduğuna dair bir kabullenmeyi içerir. Wabi, sadelik ve alçakgönüllülükle ilişkilendirilirken, sabi, zamanın geçişiyle ortaya çıkan melankolik bir güzelliği ifade eder. Örneğin, bir çay

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath’ın Şiirlerinde Klinik Depresyonun Edebi Yansıması: Çok Katmanlı Bir İnceleme

Plath’ın Yaşamı ve Psikolojik Arka Plan Sylvia Plath’ın hayatı, şiirlerinin anlaşılmasında önemli bir bağlam sunar. 1932’de Boston’da doğan Plath, erken yaşta babasının kaybıyla sarsıldı; bu olay, onun duygusal dünyasında derin bir yara açtı. Akademik başarılarına rağmen, Plath’ın gençlik yıllarında başlayan depresyon nöbetleri, intihar girişimleri ve psikiyatrik tedaviler, onun ruhsal dünyasının

okumak için tıklayınız

Kant’ın Yüce Kavramının Modern Sanat ve Estetik Teorilerindeki Dönüşümü

Kant’ın Yüce Kavramının Temelleri Kant, yüceyi, insan aklının sınırlarını zorlayan, hayal gücünün kavrayamayacağı büyüklükte veya güçte bir deneyim olarak tanımlar. Matematiksel yüce, sonsuz büyüklük veya sınırsızlık hissi uyandıran fenomenlerle (örneğin, uçsuz bucaksız bir okyanus veya yıldızlı gökyüzü) ilişkilidir; dinamik yüce ise doğanın ezici gücüne (örneğin, fırtınalar veya volkanlar) karşı duyulan

okumak için tıklayınız

Platon’un İdealar Dünyası ve Antik Yunan Heykeltıraşlığının Mükemmel Form Arayışı

Platon’un İdealar Öğretisinin Temelleri Platon’un idealar öğretisi, onun felsefi sisteminin temel taşlarından biridir ve gerçekliğin doğasını anlamaya yönelik bir çabadır. Bu öğreti, duyularla algılanan maddi dünyanın ötesinde, kusursuz ve değişmez bir gerçeklik düzleminin var olduğunu öne sürer. İdealar, fiziksel nesnelerin kusurlu kopyaları olduğu mükemmel formlardır. Örneğin, bir masa maddi dünyada

okumak için tıklayınız

Camus’nün Akdeniz Düşüncesi ve Batı Rasyonalizmine Yönelik Eleştirisi

Akdeniz Düşüncesinin Kökleri Camus’nün Akdeniz düşüncesi, onun doğup büyüdüğü Cezayir’in Akdeniz kıyılarındaki yaşam deneyimlerinden beslenir. Akdeniz, Camus için yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir duyarlılık ve bir düşünce tarzıdır. Bu düşünce, Antik Yunan’dan başlayarak Akdeniz havzasında şekillenen bir insan merkezli yaklaşımı yansıtır. Camus, Akdeniz’in güneşli, sıcak

okumak için tıklayınız

Bronzino’nun Venüs ve Amor Alegorisinde Manieryalist Estetik

Agnolo Bronzino’nun Allegory with Venus and Cupid (1540-1546) adlı eseri, Rönesans sonrası sanatın manieryalist dönemine özgü karmaşık ve çok katmanlı bir görsel anlatı sunar. Eser, yalnızca estetik bir başyapıt değil, aynı zamanda dönemin entelektüel, toplumsal ve sanatsal dinamiklerini yansıtan bir bulmacadır. Manieryalizmin karakteristik özelliklerinden olan abartılı biçimler, yapay kompozisyonlar ve

okumak için tıklayınız

Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu: Rönesans Hümanizmi ve Mitolojik Anlatının Buluşması

Antik Mitolojinin Yeniden Yorumlanması Sandro Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu, antik Yunan mitolojisindeki Afrodit’in doğuşunu temel alan bir eserdir ve Rönesans dönemi bağlamında bu anlatıyı yeniden şekillendirir. Mitoloji, Venüs’ün deniz köpüklerinden doğuşunu, tanrıların ve doğanın birleşimiyle ortaya çıkan bir güzellik ve aşk sembolü olarak tasvir eder. Botticelli, bu anlatıyı Rönesans’ın insan merkezli

okumak için tıklayınız

Charles Bukowski’nin Eserlerinde Estetik ve Toplumsal Normlara Karşı İsyan

Estetiğin Geleneksel Normlara Meydan Okuması Charles Bukowski’nin şiir ve düzyazıları, estetik anlayışını toplumsal normlara karşı bir direniş aracı olarak konumlandırır. Geleneksel edebiyatın süslü diline ve idealize edilmiş temalarına karşı, Bukowski kaba, doğrudan ve filtresiz bir üslup benimser. Onun eserleri, estetiği yüksek sanatın rafine alanlarından çıkararak sokakların, barların ve sıradan insanın

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Tragedya Anlayışında Apolloncu ve Dionysosçu Dinamikler ve Schopenhauer’e Yönelik Eleştiri

Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu adlı eserinde ortaya koyduğu Apolloncu ve Dionysosçu kavramlar, Antik Yunan tragedyalarının estetik ve yapısal unsurlarını anlamak için temel bir çerçeve sunar. Bu kavramlar, tragedyaların duygusal, görsel ve ritmik öğelerini açıklamakla kalmaz, aynı zamanda insan varoluşunun temel gerilimlerini yansıtır. Nietzsche, bu iki kavramı Antik Yunan kültürünün dinamikleriyle ilişkilendirirken,

okumak için tıklayınız

Donatello’nun Davut Heykeli: Bronzun Rönesans Hümanizmine Katkıları

Donatello’nun bronz Davut heykeli, Rönesans döneminin sanatsal ve kültürel dönüşümünün en önemli örneklerinden biridir. 15. yüzyılın ilk yarısında yaratılan bu eser, yalnızca teknik bir başyapıt olmakla kalmaz, aynı zamanda hümanist düşüncenin estetik ve ideolojik yansımalarını da güçlü bir şekilde ortaya koyar. Bronz malzemenin seçimi, heykelin biçimsel özelliklerinden anlatısal derinliğine kadar

okumak için tıklayınız

Deleuze’ün Duyum Mantığı: Sanatta Yaratıcılık ve İfade Gücünün Temelleri

Duyumun Doğası ve Sanatsal Yaratım Deleuze’ün duyum mantığı, sanatın özünü anlamada duyusal deneyimin merkezi rolünü vurgular. Bu kavram, sanat eserinin yalnızca görsel ya da işitsel bir nesne olmaktan çıkarak, izleyicide fiziksel ve zihinsel bir tepki uyandıran bir güç alanı haline geldiğini öne sürer. Duyum, nesnel bir temsilden ziyade, öznel algının

okumak için tıklayınız

Platon’un İdealar Teorisi ve Antik Yunan Sanatındaki İdealize Formlar Arasındaki İlişki

Kavramsal ÇerçevePlaton’un idealar teorisi, fiziksel dünyanın yalnızca kusursuz ideaların bir yansıması olduğunu savunur. İdealar, maddi dünyanın ötesinde, değişmez ve mükemmel formlar olarak varlığını sürdürür. Örneğin, bir heykelin temsil ettiği insan bedeni, fiziksel dünyada kusurlu olsa da, sanatçı bu bedeni ideal bir form olarak tasvir ederken idealar dünyasına yaklaşmayı hedefler. Antik

okumak için tıklayınız

Wagner’in Nibelungen Yüzüğü ve Faşizmle Bağlantısının Sanat-Politik Dinamikleri Üzerindeki Etkileri

Eserin Toplumsal Bağlamdaki Yeri Wagner’in Nibelungen Yüzüğü, 19. yüzyılın ikinci yarısında bestelenmiş bir opera döngüsü olarak, dönemin toplumsal ve ideolojik dinamiklerini yansıtan bir yapıttır. Eser, mitolojiyle iç içe geçmiş bir anlatı sunarken, güç, hırs ve insan doğasının karmaşık yönlerini ele alır. Bu döngü, sadece bir sanat eseri olarak değil, aynı

okumak için tıklayınız

İkinci Yeni Şiirinde Soyut İmgelerin Psişik Arayışlarla İlişkisi

Şiirde Soyutluğun Kökenleri İkinci Yeni şiiri, 1950’li yıllarda Türkiye’de ortaya çıkan ve geleneksel şiir kalıplarını kırarak yeni bir estetik dil oluşturan bir akımdır. Bu akım, soyut imgeler aracılığıyla bireyin iç dünyasını, bilinçaltını ve varoluşsal sorgulamalarını ifade etmeye odaklanır. Soyut imgeler, somut nesnelerden veya doğrudan anlatımdan ziyade, zihinsel ve duygusal durumların

okumak için tıklayınız

Adonis’in Ölümlü Dokunuşu: John Keats’in Şiirlerinde Gençlik ve Fanilik

Mitolojik Kökenler ve Anlam Arayışı Adonis, Yunan mitolojisinde gençlik, güzellik ve doğanın döngüsel yenilenmesinin sembolü olarak yer alır. Afrodit’in sevgilisi olan bu genç figür, bir yaban domuzu tarafından öldürülmesiyle trajik bir sona ulaşır. Keats’in şiirlerinde, özellikle Endymion ve Hyperion gibi eserlerde, Adonis’in ölümü, yaşamın geçiciliğini ve güzelliğin kırılganlığını vurgulayan bir

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Tragedya Anlayışında Estetik ve Ahlakın Çarpışması

Antik Yunan’da Tragedyanın Kökleri Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu’nda, Antik Yunan tragedyasını Apolloncu ve Dionysosçu güçlerin bir sentezi olarak tanımlar. Apolloncu, düzen, ölçü ve biçimle ilişkilendirilirken; Dionysosçu, kaos, coşku ve sınırların aşılmasıyla bağlantılıdır. Bu iki gücün birleşimi, tragedyayı estetik bir deneyim olarak ortaya çıkarır; ancak Nietzsche, bu estetiğin yalnızca sanatsal bir ürün

okumak için tıklayınız

Pisagor’un Sayı Felsefesinin Modern Matematik Düşüncesine Etkileri

Sayıların Kozmik Düzenle İlişkisi Pisagor, sayıların evrenin temel yapı taşları olduğunu ve her bir sayının kendine özgü bir anlam taşıdığını öne sürmüştü. Ona göre, evrendeki her şey matematiksel bir uyum içinde işler ve bu uyum, sayıların doğasında gizlidir. Örneğin, 1 sayısı birliği, 2 sayısı ikiliği, 10 sayısı ise mükemmel düzeni

okumak için tıklayınız

Üvercinka’da Aşk ve Erotizmin Dilsel Evreni

Duyguların Sözcüksel Yoğunluğu Cemal Süreya’nın “Üvercinka” şiirinde aşk ve erotizm, dilin yoğun ve çok katmanlı kullanımıyla ifade edilir. Şiir, duyguların doğrudan aktarımından ziyade, imgeler ve çağrışımlar aracılığıyla bir içsel deneyim yaratır. Aşk, somut ve soyut unsurların birleşiminde, bedensel ve zihinsel birleşme arzusu olarak belirir. Erotizm, bu bağlamda, yalnızca fiziksel bir

okumak için tıklayınız

Yapay Zekanın Senfonileri ve Sanatın Aurası

Yeniden Üretimin Mekanikleri YZ’nin müzik besteleme süreci, algoritmaların veri kümelerinden öğrenerek melodiler, armoniler ve ritimler üretmesiyle işler. Bu süreç, Benjamin’in teknik yeniden-üretim çağında sanat eserinin kopyalanabilirliğine dair fikirlerini yankılar. Geleneksel bir besteci, kişisel deneyim ve tarihsel bağlamdan beslenirken, YZ, milyonlarca müzik parçasını analiz ederek istatistiksel örüntülerden türetilmiş kompozisyonlar oluşturur. Bu,

okumak için tıklayınız

Sümer Zigguratları ile Mısır Piramitleri Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?

Kökenler ve Mimari Formların Ortaya Çıkışı Sümer zigguratları, Mezopotamya’nın bereketli topraklarında, MÖ 3. binyılda ortaya çıkmıştır. Bu yapılar, genellikle kare veya dikdörtgen tabanlı, kademeli bir şekilde yükselen platformlar olarak tasarlanmıştır. En ünlü örnekleri arasında Ur Zigguratı yer alır. Zigguratlar, tanrıların insanlarla buluştuğu kutsal mekanlar olarak görülürdü ve genellikle şehir devletlerinin

okumak için tıklayınız

Chernobyl ve Crash: Doğanın Temsili ve Antroposen’in Estetik Yüzleşmesi

Pripyat’ın Terk Edilmişliği ve Doğanın İntikamı Terk edilmiş Pripyat, Chernobyl dizisinde insanlığın doğaya müdahalesinin sonuçlarını gözler önüne seren bir mekân olarak belirir. 1986’daki nükleer felaketin ardından, Pripyat’ın bomboş sokakları, çürüyen binaları ve doğanın yavaşça geri aldığı alanlar, Burke’ün yüce kavramındaki dehşet ve hayranlık uyandıran çelişkileri yansıtır. Burke, yüceyi, insanın kontrol

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya’nın “Sen Bir Bahar, Ben Dalında Çiçek” Dizesinde Doğanın Aşkı Kucaklayan Nefesi

Doğanın Kucağında Bir Bağlılık Anlatısı Cemal Süreya’nın dizesinde bahar ve çiçek, sevginin organik bir yansıması olarak belirir. Bahar, doğanın yenilenme ve uyanış döngüsünü temsil eder; bu, insan ruhunda yeniden doğuş ve umutla ilişkilendirilir. Çiçek ise bu döngüde hem bağımlı hem de özgün bir varlık olarak dalında var olur. Bu imge,

okumak için tıklayınız

Wagner’in Nibelungen Yüzüğü ve Faşizmin Sanat Üzerindeki Etkileri

1. Eserin Tarihsel Kökenleri ve Bağlamı Nibelungen Yüzüğü, Wagner’in Alman mitolojisine ve destanlarına dayanan bir eseridir. 19. yüzyıl Alman romantizminin bir ürünü olarak, ulusal kimlik arayışının yoğun olduğu bir dönemde yazılmıştır. Wagner, bu eseriyle, bireysel ve kolektif bilincin derinliklerine inerek, insan doğasının hırs, güç ve ahlaki çatışmalarını keşfetmeyi amaçlamıştır. Eser,

okumak için tıklayınız

Pasternak’ın Sonsuzluk Şarkıları ve Heidegger’in Varlık Felsefesi: Doğa, Maneviyat ve Rus Modernizmi

Doğa ve Varlığın Birliği Pasternak’ın Sonsuzluk Şarkıları’nda doğa, yalnızca bir fon ya da estetik bir unsur olmaktan öte, bireyin varoluşsal deneyiminin bir yansımasıdır. Doğa imgeleri, evrensel bir düzenin parçası olarak insan bilincinin sınırlarını aşan bir gerçekliği ifade eder. Heidegger’in felsefesinde, varlık (Sein), varolanların (Seiendes) ötesinde, dünyayı açığa vuran bir hakikat

okumak için tıklayınız

Nef’î’nin Divan Şiirlerinde Apollo’nun İzleri ve Osmanlı Sarayının Görkemi

Şairin Övgüdeki Kendini Yüceltme Biçimi Nef’î’nin divan şiirlerinde övgü, yalnızca methiye yazdığı kişilere değil, aynı zamanda kendi şairane yetkinliğine de yönelir. Apollo arketipi, antik Yunan’da şiir, müzik ve estetik mükemmeliyetin sembolü olarak bilinir. Nef’î, bu arketipi andıran bir şekilde, şiirlerinde kendini bir yaratıcı güç olarak konumlandırır. Kasidelerinde sıkça kullandığı fahriye

okumak için tıklayınız

Sanat Terapisi ve Ütopya Tasvirlerinin Psikolojik ve Estetik Dinamikleri

Bilinçdışına Erişim Mekanizmaları Sanat terapisi, bireylerin bilinçdışı süreçlere erişimini kolaylaştırmak için yaratıcı ifadeyi kullanır. Travma sonrası bireylerde, dil genellikle duygusal deneyimlerin karmaşıklığını ifade etmekte yetersiz kalır. Sanat, görsel imgeler, renkler ve formlar aracılığıyla, sözel iletişimin ulaşamadığı duygusal ve bilişsel katmanları açığa çıkarır. Örneğin, çizim veya heykel gibi somut yaratım süreçleri,

okumak için tıklayınız

Sanatın Dönüşümü ve Geleceği

Sanatın Özü ve Teknolojik Müdahaleler Walter Benjamin’in “aura” kavramı, sanat eserinin biricikliğini, tarihsel bağlamını ve fiziksel varlığının izleyici üzerindeki etkisini tanımlar. NFT’ler (Non-Fungible Tokens), dijital ortamda sanat eserlerinin sahipliğini ve orijinalliğini doğrulayan blockchain tabanlı varlıklar olarak, bu aurayı sorgulamaya açmıştır. NFT’ler, bir eserin dijital kopyalarının çoğaltılabilirliğine rağmen, blockchain üzerinden sertifikalandırılmış

okumak için tıklayınız

Servet-i Fünun Şairlerinin Melankolisi ve Schopenhauer’in Felsefesiyle Kesişimler

Servet-i Fünun edebiyatı, Osmanlı modernleşmesi sürecinde bireyin iç dünyasına dönük bir estetik anlayış geliştirirken, melankoliyi temel bir tema olarak benimsemiştir. Bu melankoli, bireyin varoluşsal sancılarını ve toplumsal bağlamdaki çelişkilerini yansıtır. Arthur Schopenhauer’in irade ve acı felsefesi, bu dönemde şairlerin duygu dünyasıyla çarpıcı paralellikler sunar. Cenap Şahabettin’in Elhan-ı Şita şiiri, bu

okumak için tıklayınız

Beden ve Teknolojinin Buluşması: Tetsuo ve Videodrome Üzerine Bir İnceleme

İnsan-Makine Sınırında Dönüşüm Shinya Tsukamoto’nun Tetsuo: The Iron Man (1989) ve David Cronenberg’in Videodrome (1983) filmleri, insan bedeni ile teknolojinin kesişimini ele alarak, post-hümanizm kavramını farklı kültürel merceklerden inceler. Tetsuo, Tokyo’nun kaotik endüstriyel manzarasında, bir adamın bedensel dönüşümünü metalik bir varlığa doğru izler. Organik doku ile inorganik materyalin birleşimi, bedenin

okumak için tıklayınız

Antik Mimari ve Biyofilik Tasarımın Kesişimleri

Antik mimari eserler, doğayla uyumlu tasarımlarıyla, modern ekolojik mimari hareketlere ilham veren estetik ve etik değerler sunar. Petra ve Angkor Wat gibi yapılar, doğanın ritimlerine saygı gösteren, çevreyle bütünleşik yaşam alanları yaratma anlayışını yansıtır. Bu metin, antik mimarinin doğayla ilişkisini, biyofilik tasarımın ilkeleriyle karşılaştırarak, bu ilhamların kapitalist tüketim toplumuna karşı

okumak için tıklayınız

Tanpınar’ın Huzur’unda Boğaz’ın Sembolik Mekanları ve Derrida’nın Yapısökümüne Yansıması

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanı, Türk edebiyatında modernizm ve gelenek arasında köprü kuran bir başyapıt olarak, İstanbul’un Boğaz’ını yalnızca bir coğrafi mekan olmaktan öte, anlam katmanlarıyla dolu bir semboller alanı olarak sunar. Jacques Derrida’nın yapısöküm kuramı, metinlerin sabit anlamlarını sorgulayarak, anlamın sürekli ertelenmesini (différance) ve ikili karşıtlıkların çözülmesini önerir. Bu

okumak için tıklayınız

Adonis’un Sembolleri ve Güzellik ile Trajedinin Kesişim Noktaları

Adonis, mitolojik anlatılarda güzellik, aşk ve trajedinin birleştiği bir figür olarak öne çıkar. Onun sembolleri olan gül, yaban domuzu ve bahar, hem estetik hem de dramatik yönlerini açığa vuran anlam katmanları taşır. Bu metin, Adonis’un sembollerini çeşitli perspektiflerden ele alarak, bu sembollerin onun kimliğini nasıl şekillendirdiğini ve mitolojik anlatının insan

okumak için tıklayınız

Ani Harabeleri ve Urartu Kültürünün Çok Yönlü Analizi

Arkeolojik ve Mimari Özellikler Ani Harabeleri, Urartu kültürünün mimari ve arkeolojik mirasını yansıtan önemli bir merkezdir. Kars’ın doğusunda yer alan bu antik kent, Urartuların taş işçiliği ve savunma sistemlerindeki ustalığını sergiler. Şehir, yüksek surlarla çevrili olup, stratejik bir konuma sahiptir. Yapılar, volkanik tüf taşından inşa edilmiş olup, bu malzeme hem

okumak için tıklayınız

Priam’ın Kederi ve Truva’nın Yıkıntılarında İnsanlığın Acı Döngüsü

Kederin Evrensel YüküPriam’ın İlyada’daki kederi, bir babanın, kralın ve insanın evrensel kaybını yansıtır. Oğlu Hektor’un ölümü, yalnızca kişisel bir trajedi değil, aynı zamanda bir toplumun çöküşünün sembolüdür. Priam, Kronos arketipi olarak, zamanın ve kaderin kaçınılmaz yıkıcılığıyla yüzleşir. Kronos’un mitolojik anlatısı, kendi çocuklarını yutan bir baba figürü olarak, Priam’ın kayıplarıyla paralellik

okumak için tıklayınız

San Junipero’nun Işığında: Dijital Ölümsüzlüğün İyimser Yüzü

“Black Mirror: San Junipero” bölümü, dijital ölümsüzlük kavramını alışılmadık bir şekilde, karamsar bir distopya yerine umut dolu bir vizyon olarak sunar. Bu metin, San Junipero’nun neden bir distopya yerine olumlu bir gelecek tasavvuru sunduğunu, insan bilincinin dijital alana aktarılması, bireysel özgürlük, toplumsal bağlar ve teknolojinin insan doğasıyla kesişimi üzerinden ele

okumak için tıklayınız

Pan’ın Yarı Keçi Formunun Mitolojik Anlamları

Pan, Yunan mitolojisinde doğa, çobanlar, sürüler ve vahşi yaşamın tanrısı olarak bilinir. Yarı insan, yarı keçi formu, onun doğayla olan derin bağını ve insan ile doğa arasındaki ilişkiyi temsil eder. Bu metin, Pan’ın bu kendine özgü formunu ele alacaktır. Doğa ile İnsan Arasındaki Birleşim Pan’ın yarı keçi formu, insan ile

okumak için tıklayınız

Perge’de Yunuslu Afrodit Heykeli Üzerine Bir İnceleme

Antik Kentin Kalbinde Bir Buluş Perge, Antalya’nın kuzeydoğusunda yer alan, Hellenistik ve Roma dönemlerinin izlerini taşıyan bir antik kenttir. Yunuslu Afrodit heykeli, bu kentin arkeolojik zenginlikleri arasında öne çıkar. MÖ 2. yüzyıldan kalma bu eser, Roma sanatının estetik ve sembolik derinliğini yansıtır. Heykel, Afrodit’in yunus üzerinde tasvir edilmesiyle dikkat çeker;

okumak için tıklayınız

Yapay Zekanın Sanat Devrimi: İnsan Yaratıcılığının Geleceği mi, Sonu mu?

Yaratıcılığın Yeni Sınırları Dijital çağ, yapay zeka (YZ) teknolojilerinin sanat üretimine entegre edilmesiyle yaratıcılık kavramını yeniden tanımlıyor. YZ, görsel sanatlar, müzik, edebiyat ve tasarım gibi alanlarda insan benzeri eserler üretebiliyor. Ancak bu durum, insan yaratıcılığının özüne dair tartışmaları alevlendiriyor. YZ’nin sanat eserleri, algoritmik süreçlerin bir sonucu olarak mı ortaya çıkıyor,

okumak için tıklayınız

Estetik 1 – Georg Lukacs

Georg Lukâcs, “yaşamımın yapıtı” diye nitelendirdiği “Estetik” üzerinde yarım yüzyıldan fazla çalıştı. Bu çalışmayla gerçekleştirmek istediği temel amaç, toplumcu düşünce alanında ileri sürülmüş ve estetiğe ilişkin tüm görüşleri tek bir toplumcu estetik kuramının çatısı altında toplayabilmekti. Lukacs, bu dev yapıtını, “Estetiğin Özyapısı”, “Sanat Yapıtı ve Estetik Davranış” ve “Toplumsal-Tarihsel Bir

okumak için tıklayınız

Kitaplı Mücadele – Zafer Köse

Son on yıllarda yazılmış kitapların çoğu, emeğiyle geçinen insanlara zararlı. “Yazar Müsveddeleri”nin listesi aşağıdaymış. Bunları okullara davet etmek resmi suçmuş. “Liste” dediği, barış isteyen akademisyenlere yönelik baskılara karşı çıkmak için imza veren yazarların isimleri. Bir Milli Eğitim yetkilisi öğretmenlere bu şekilde mesaj yayınlıyor.(*) Oysa bu bir “resmi yalan”! Çünkü bu

okumak için tıklayınız

Güzellik Hırsızları, Pascal Bruckner

“(*) Güzellik nedir? Güzel olmak bir özellik mi yoksa başkalarına karşı işlenmiş bir suç mudur? Güzellik kendinin farkında olmakla beslenen bir öğe midir? Bu sorular gündelik yaşamda sormayı düşünmediğiniz sorulardır. Ancak bir romanda karmaşık bir serüvenin odağında kimliği güzelliğiyle örtüşen bir kadının bulunuşu size bu soruları sordurabilir. Eğer romandaki tüm

okumak için tıklayınız

Türkiye?de Güzelin Biliminin Temelleri ve Prof. Dr. İsmail Tunalı – Mert Sarı

Güzelin bilimi Estetik, kendisini güzellik değerinin incelenmesine adamış bir felsefe disiplinidir. Ancak estetik disiplininin felsefe tarihindeki kurucusu ve isim babası Alexander Baumgarten, estetiği “güzelin bilimi” olarak nitelendirdiği için ben de onun tamlamasını alt başlık olarak kullanmakta sakınca görmedim. Baumgarten, estetik disiplinini estetik duyguyu ve estetik hazzı inceleyen bir bilim olarak

okumak için tıklayınız

Karganın Yolu (Felsefe – Estetik – Gezi) – Korkut Köseoğlu

‘Bu yapıtta okuyacağınız ‘Edebiyat ve İnsan’ adlı yazısının bir yerinde şöyle der, Korkut Köseoğlu. ‘Burjuvazi, bireyi koruma yalanıyla insanı iyice insansızlaştırdı’. Doğru bir saptamadır bu. Ama ben bu saptamayı değil de, bu doğruyu görebilmeyi önemsiyorum. Korkut Köseoğlu doğruyu görebilen gerçekçi bir yazardır. Böyle dönemlerde gerçekçiliğe, ekmek kadar, su kadar, gereksinmemiz

okumak için tıklayınız

Estetik Gelişim – Faiz Cebiroğlu

Pedagojinin biricik hedefi, insanı bütün yönleri ile geliştirmektir. Bütünlüklü gelişim, çok yönlü bir gelişimdir. Bireyin, entellektüel, duyusal, sosyal, fiziksel ve estetik gelişimi oluyor. Bu yazı, ?estetik gelişim? üzerinedir. Ama önce bir soru: Estetik nedir? Tarifim kısadır. Şudur: Estetik, sözcük olarak, Grekçe?den, ?aisthetikos? ya da ?aisthesis? ten gelmektedir. İnsanın, duygu ve

okumak için tıklayınız

Estetik 3 – Georg Lukacs

Lukas’ın “Estetik” adlı yapıtının üçüncü cildi, genel anlamda estetiğin genel bir kategorisi olarak katharsis’e ayrılmıştır. Burada önce, kendi için varlık niteliğiyle sanat yapıtı (sanat yapıtının biriciklik niteliği, öyle-oluş konumu vb) irdelendikten sonra, estetik mimesis’in uç sorunları ele alınmaktadır. Bu sorunlar müzik ve hoşa giden’in sorunlar çevresi olmak üzere iki bölümde

okumak için tıklayınız