Etiket: Ölüm

Gılgamış Destanı’nda Enkidu’nun Sembolizmi ve İnsan İlişkilerine Yansımaları

Gılgamış Destanı, insanlık tarihinin en eski yazılı eserlerinden biri olarak, insanın varoluşsal arayışlarını, doğayla ve toplumla ilişkilerini derinlemesine işler. Destanın önemli figürlerinden Enkidu, yalnızca bir yan karakter değil, aynı zamanda insan doğasının, uygarlığın ve bireyin toplumsal bağlamdaki dönüşümünün güçlü bir sembolüdür. Enkidu’nun hikayesi, insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu

okumak için tıklayınız

Ölümün Toplumsal İşlevi: Fanilik Bilinci ve Modern Tabular – Luna Madanoğlu

Ölüm, insanlık tarihi boyunca hem bireysel hem de toplumsal düzeyde en güçlü deneyimlerden biri olmuştur. Her birey için kaçınılmaz olan bu son, aynı zamanda toplumların kültürel yapılarında, ritüellerinde ve değer sistemlerinde derin izler bırakmıştır. Ancak modern çağda ölüm, giderek daha fazla tabu haline gelmiş, kamusal görünürlüğü azaltılmış ve gündelik yaşamdan

okumak için tıklayınız

Erebus ve Nyx’in Birliği ile Yeraltı Dünyasının Karanlık Yüzü

Evrensel Başlangıçta Karanlık ve Gece Erebus ve Nyx, Yunan mitolojisinde kaosun ilk çocukları olarak ortaya çıkar. Erebus, karanlığın kişileşmiş hali, Nyx ise geceyi temsil eder. Birlikte, evrenin ilk düzeninde temel bir rol oynarlar. Bu evlilik, kozmik bir dengeyi simgeler; karanlık ve gece, varoluşun başlangıcındaki boşluğu dolduran ilksel güçlerdir. Erebus’un soyut

okumak için tıklayınız

Savaşın Anlamsızlığına Karşı Paul Bäumer’in İsyanı

İnsanlığın Yitirilişi Erich Maria Remarque’ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı eserinde, Paul Bäumer’in savaşın anlamsızlığına isyanı, bireyin insanlığını yitirme sürecinde kristalleşir. Paul, genç bir Alman askeri olarak, Birinci Dünya Savaşı’nın siperlerinde hem fiziksel hem de manevi bir mücadele içindedir. Achilles arketipi, onun kahramanca bir figür olarak başlayıp savaşın

okumak için tıklayınız

Görsel Temsilin Sınırlarında: Brakhage ve Lanzmann’ın Radikal Seçimleri

Stan Brakhage’in The Act of Seeing with One’s Own Eyes ve Claude Lanzmann’ın Shoah filmleri, görme eyleminin etik boyutlarını ve şiddetin temsilini ele alış biçimleriyle sinema tarihinde derin izler bırakmıştır. Her iki yönetmen, insanlık deneyiminin en karanlık yönlerini, yani ölümü ve soykırımı, radikal estetik ve etik yaklaşımlarla ele alır. Brakhage,

okumak için tıklayınız

Burdur Hortlak Mezarı ve Toplumsal İnançların Yansımaları

Burdur’daki “hortlak” mezarı, Türk halk kültüründe derin kökleri olan batıl inançların bir yansıması olarak dikkat çeker. Bu mezar, halk arasında ölünün mezardan çıkarak yaşayanları rahatsız edeceğine dair inançları somutlaştırır. Hortlak kavramı, Türk kültüründe ölüm ve ötesine dair korkuların, toplumsal normların ve ahlaki değerlerin bir dışavurumu olarak ele alınabilir. Bu metin,

okumak için tıklayınız

Ölüler Diyarına Geçişin Simgeleri: Charon, Mısır Mitolojisindeki Kayıkçı ve Gılgamış Destanındaki Kayıkçı

Ölüler Diyarına Yolculuğun Evrensel Anlamı Ölüler diyarına geçiş, antik toplumlarda evrensel bir tema olarak öne çıkar. Charon, Yunan mitolojisinde Styx ve Acheron nehirleri üzerinde ruhları taşıyan kayıkçıdır. Mısır mitolojisinde, Ölüler Kitabı’nda ve ilgili metinlerde, ruhların Duat’a ulaşması için bir kayıkçı figürü sıkça betimlenir. Gılgamış Destanı’nda ise Utnapiştim’e ulaşmak için Urşanabi

okumak için tıklayınız

Yeraltı Yolculuğunun Anlam Arayışı: Mitolojide Ölüm ve Bilgelik

Mitolojiler, insanlığın evrensel sorularına yanıt arayan anlatılar olarak, kahramanların yeraltı dünyasına yolculuklarını ölüm ve bilgelik arasındaki ilişkiyi keşfetmek için güçlü bir araç olarak kullanır. Bu yolculuklar, farklı kültürlerdeki mitlerde ölümün kaçınılmazlığı, yaşamın kırılganlığı ve bilginin bedeli gibi temaları işler. Antik Yunan’dan Mezopotamya’ya, Nordik mitlerden Mısır inanışlarına kadar, yeraltı dünyası hem

okumak için tıklayınız

Ölüme ve Aşka Dair Çatışmalar: Abdülhak Hâmid’in Makber ve Tevfik Fikret’in Sis Üzerinden Freud’un Eros ve Thanatos Kavramları

Bu metin, Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Makber şiirinde işlenen ölüm ve aşk temalarını Freud’un Eros ve Thanatos kavramları üzerinden analiz ederken, bu temaların Tevfik Fikret’in Sis şiirindeki karamsarlıkla karşılaştırıldığında ortaya çıkan felsefi farklılıkları derinlemesine incelemektedir. Metin, her iki eserin insan varoluşuna dair sunduğu bakış açılarını, bireyin iç dünyası, toplumsal bağlam ve

okumak için tıklayınız

KOLOMB ÖNCESİ AMERİKA’DA AŞK-ÖLÜM RİTÜELİ

Kuzey Amerika’nın öldürülen ve insana yiyecek olmak üzere ekilen kutsal varlık mitologemiyie ilgili en tanınmış örneği Büyük Göller yöresinin Ojibwaylarına aittir. 1820’lerde genç ABD hükümetinin memuru Henry Rowe Schoolcraft (1793-1864) tarafından kaydedilmiş ve Longfellow’un Hiawatha Şarkısı’na esin ve kaynak olmuştur. Schoolcraft’ın karısı hıristiyanlığı kabul etmiş bir kızılderiliydi ve karısının bazı

okumak için tıklayınız

Theodor Adorno: Ölümü anlamlandıran düşünceler, totolojik düşünceler kadar beyhudedir.

Ölüm metafiziğinin yozlaşıp ya kahramanca ölüm reklamlarına ya da insanın önünde sonunda öleceği gerçeğinin salt tekrarından ibaret basmakalıp söze dönüşmüş olmasının, bu ideolojik keşmekeşin nedeni, insan bilincinin ölüm deneyimine göğüs germe, hatta ölümü kabul etme konusundaki zayıflığını günümüze kadar sürdürmesidir büyük ihtimalle. Nesnelerle açık ve özgür bir ilişki kuran kimsenin

okumak için tıklayınız

Schopenhauer: İnsanların çoğu öldüğü zaman herhangi bir şey kaybetmiyor

İnsanların çoğunun hayatı öylesine sefil, öylesine önemsizdir ki, öldükleri zaman herhangi bir şey kaybettikleri söylenemez. Bu çeşit kimselerde, değerli bir nitelik taşıyan biricik yan,yani insanlığın genel özellikleri ise, onlar ölseler bile, öteki insanlarda var olmaya devam eder. Devamlılık, bireylerin değil, insanlığın bir özelliğidir. İnsana sonsuz bir hayat verilmiş olsaydı, durmadan yaşayacağı

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung: Ölüm Hakkında | Video Türkçe Altyazılı

BBC tarafından hazırlanan Face To Face (http://www.imdb.com/title/tt0260614/) adlı belgeselin, 22 Ekim 1959 yılında Carl Gustav Jung ile olan bölümünden bir kesit. Ölümün doğum kadar önemli olduğunu belirten Jung, ölümün bir son olup olmadığını ve bir insanın nasıl yaşaması gerektiği üzerine görüşlerini açıklıyor. Çeviri: Ümid Gurbanov Twitter: http://twitter.com/umidgurbanov Blog: http://birnevidipnot.blogspot.com Facebook:

okumak için tıklayınız

Yaşam ve Ölüm Korkusu – Otto Rank

Her insan, bağımlılık ve bağımsızlık ya da boyun eğme ve kendine yön verme eğilimlerinin yarattığı çatışma ile dünyaya gelir. Doğum, birbiriyle çatışma durumunda olan bu eğilimleri de simgeler. Çünkü doğum olayı insanın, bir diğer kişiye tümden bağımlı ve çaba gerektirmeyen bir durumda, ayrı bir varlık olmayı ve kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeyi gerektiren bir yaşama geçişini temsil

okumak için tıklayınız

“İnsan, yaşam ve ölüm içgüdüleri arasında bir çatışma mı?” Ölüm üzerine spekülatif düşünceler 2

Ölüm düşüncesini incelerken Freud’un görüşlerine değinmemek şüphesiz çok büyük bir eksiklik olur. Freud ‘un bu konudaki görüşleri spekülatif olmakla, bilimsel olmamakla en çok eleştirildiği görüşlerdir. Aynı zamanda “tarihi ileriye yönelik olarak yorumlamak” yanlısı yazarlarca eleştirilen görüşlerdir. Kısacası bu görüşler içinde “devrimci Freud”a rastlamak güçtür. Benim kanımca Freud, yapıtı bir bütün

okumak için tıklayınız

Cesare Pavese ‘yi intihara götüren koşullar

1914’de Cesare Pavese ‘nin babası beyin kanserinden ölür. Lisedeyken tek yakın arkadaşının intiharı, yine aynı zamanlarda başka bir öğrencinin kendini öldürmesiyle; “intihar” O’nun için saplantı haline gelir. Üniversitedeki son yıllarında beş yıl süren ve sonu hüsranla biten aşk ilişkisinin sonunda iyice karamsarlığa gömülen Pavese bir çok roman yazmış ve türlü

okumak için tıklayınız

Derviş Aydın Akkoç: Ölüm, kapitalizm ve reel siyaset pratikleri tarafından siyasallaşmıştır.

Rus yazar Vasili Rozanov’un sözü insanı sakinleştiriyor: “Bütün dinler gelir geçer, sonunda bir iskemleye oturup uzaklara bakmak kalır.” Ölümden korkmak için hiçbir sebep yok. Ama ölümden korkmak da, Nâzım’ın dediği gibi “ayıp” değil. Mevzu ölümden ziyade hiçliktir aslında. Kadim dinler, insandaki hiçlik duygusunu (“boşluk duygusu” mu demeli yoksa) teskin etmek

okumak için tıklayınız

Sâdık Hidâyet ve Ölüm – Mehmet Kanar

9 Nisan 1951 tarihinde, Paris’te kaldığı otel odasında noktaladı hayatını. Kapı altlarını, pencereleri sımsıkı kapatıp havagazı musluğunu açarak. Sessiz ve yavaş bir ölüm. Bu onun ilk ve son deneyimi değildi. Birçok kez düşünmüştü intiharı. Bir keresinde de aynı kentte nehrin sularına atıvermişti kendini. Ama başarısızlıkla sonuçlanmıştı bu deneyim.

okumak için tıklayınız

Puşkin’in intikamını hangi ünlü yazar almak istedi?

Rusya’da bir modaya dönüşen düello geleneğinin en yaygın olduğu dönem 19. yüzyıldı. Rusya’nın gelmiş geçmiş en ünlü şairi sayılan Aleksandr Puşkin bağımsız, özgürlükçü kişiliği ve dönemin ilerici okur yığınları arasında geniş yaygınlık kazanan yapıtları nedeniyle monarşi yönetiminin sürekli baskıları alında yaşıyordu. Puşkin 1837 yılında komploya çok benzeyen bir düello sonucunda

okumak için tıklayınız

Ölüsüne sahip çıkan kuşlar

Kargalar ölülerinin yanında ilginç davranışlar sergileyen kuşlardır; etrafında toplanıp yüksek sesle öterler. Bazıları bunun bir tür cenaze töreni olduğunu iddia eder. Ama aslında bilim insanlarının elinde anlatımlardan öte bir kanıt olmadığı için bu davranış sırrını koruyor. Bu konuyu araştırmak için bir deney yapıldı. Araştırmada kargaların kendilerine tehdit olarak algıladığı yüzleri

okumak için tıklayınız

Ölümden sonra bilinç ne kadar sürüyor?

Yakın zamanda, İngiliz gazetesi The Daily Mail’de Dr. Sam Parnia ile yapılan bir görüşme yayımlandı. Sam Parnia, Birleşik Krallıklar Southampton Üniversitesi’nde multidisipliner bir çalışmayı yönetmiş ve bu çalışmanın sonuçlarını Official Journal of Europen Resuscitation Council’de (Avrupa Yeniden Canlandırılma Konseyi Resmi Dergisi) “Aware” (farkındalık) başlığı ile yayımlamıştı. Çalışma, İngiltere, Amerika ve

okumak için tıklayınız

“Neden bu kadar çok acı var şiirlerinde?” diye soruyorlar bana – Metin Altıok

Bir yanım göçük altında kalmış, çürüyor. Bir yanım son umuduyla 900’lü telefonlara sarılıyor. Bir yanım dağ başlarında kurşunlanmış yatıyor. Bir yanım çaresiz kendini satıyor. Bir yaram canına kıymanın uygun yollarını arıyor. Bîr yanım avuç açmış dileniyor sokaklarda. Bir yanım seccadenin üstünde beş vakit namaz kılıp Tanrı’ya yakarıyor. Bir yanım şifa

okumak için tıklayınız

Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm

Bir Kürt sineması fikri şimdi, Yılmaz Güney, Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Kazım Öz, Hüseyin Karabey gibi isimlerin dâhil olduğu (ama onlarla da sınırlı kalmayan) başarılı yönetmenlerin kolektif çalışmalarına dayanır. Keza adını andığım Kürt sinema yönetmenlerinin hepsine başka ulusal sinemalar da sahip çıkabilir ve çıkmıştır; üstelik böyle bir iddia çok da

okumak için tıklayınız

Mirin (Ölüm) – Tahir Ürper

(Kürtçe Bilmeyenler İçin Not: Bu yazının Türkçesi yazının sonunda yeralmaktadır.) Behr, dilê mirov de xweşî, tênetî û bêdengî peyda dike. Lê belê behra ku kal û pîrên ji xerîbîyên de hatin e; dibe goristan. Gora xweyî gundên kavilbuyî; gundên şewitîyî û gundên kilamên qedexekirî diveşêrin. Gava mirov pêncî salên xwe

okumak için tıklayınız