Kategori: Destanlar

İnsanlığın Ebedi Yolculuğu: Gılgamış, Odysseus ve Bloom’un Kahramanlık ve Sıradanlık Arasındaki Gerilimi

Gılgamış’ın Tanrısal Kahramanlığı ve İnsanî Kırılganlığı Gılgamış Destanı, insanlık tarihinin en eski yazılı anlatılarından biri olarak, Uruk kralı Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışını merkezine alır. Gılgamış, yarı tanrısal bir figür olarak, kahramanlığın en yüce biçimini temsil eder: fiziksel güç, liderlik ve tanrılarla doğrudan iletişim kurma yeteneği. Ancak, dostu Enkidu’nun ölümü, onun kahramanlık

okumak için tıklayınız

İlyada’da Tanrıların Toplantı Sahnelerinin Epik Atmosfere Mizahi ve İronik Katkıları

Tanrıların Toplantı Sahnelerinin Yapısı ve İşlevi İlyada’da tanrıların toplantı sahneleri, destanın anlatı yapısında önemli bir yer tutar. Bu sahneler, genellikle Olimpos Dağı’nda geçer ve tanrılar arasında geçen diyaloglar, tartışmalar ve karar alma süreçlerini içerir. Tanrılar, insan dünyasındaki olaylara müdahale etme, kahramanların kaderini şekillendirme veya kendi çıkarlarını koruma amacıyla bir araya

okumak için tıklayınız

Akhilleus’un Öfkesi: Kişisel Hakaret mi, Ölümlü Varoluşun Trajik Yansıması mı?

Öfkenin Kökenlerini Anlamak Homeros’un İlyada destanında Akhilleus’un öfkesi, anlatının merkezinde yer alan ve tüm olay örgüsünü şekillendiren bir duygu olarak ortaya çıkar. Bu öfke, Agamemnon’un Akhilleus’un savaş ganimeti Briseis’i almasıyla tetiklenir ve destanın ilk dizesinde “öfke” (mēnis) kelimesiyle vurgulanır. Ancak Akhilleus’un öfkesi, yalnızca kişisel bir hakarete tepki olarak mı anlaşılmalıdır,

okumak için tıklayınız

Beowulf’un Canavarlarla Mücadelesi: Arketipsel Yolculuğun İzleri

Toplumsal Bağların Gücü Destan, Anglo-Sakson toplumunun temel unsurlarını, sadakat ve armağan verme mekanizmaları üzerinden işler. Heorot salonu, kral Hrothgar’ın cömertliğinin merkezi olarak betimlenir; bu yapı, savaşçıların bir araya geldiği, hikayelerin paylaşıldığı bir mekandır. Beowulf’un gelişi, Hrothgar’ın çağrısına yanıt olarak gerçekleşir; bu, kral-savaşçı ilişkisinin karşılıklılığını gösterir. Armağanlar, sadece maddi değer taşımaz;

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal, Ağrı Dağı Efsanesi: Aşkın Destanı mı, Dağın Sessiz Çığlığı mı? Ahmet’in Orpheus Yolculuğu ve Ağrı Dağı’nın Mistik Dokusu

Ahmet’in Aşkı: Orpheus’un Modern Yankısı Ahmet, Ağrı Dağı Efsanesi’nde, sevdiği Gülbahar’a ulaşmak için toplumsal normlara, otoriteye ve doğanın zorlayıcı koşullarına meydan okur. Orpheus arketipi, mitolojik bağlamda, sevdiğini kurtarmak için yeraltına inen, müziği ve aşkıyla tanrıları bile etkileyen bir figürdür. Ahmet’in Gülbahar’a olan aşkı, bu arketipin modern bir yorumu olarak, bireysel

okumak için tıklayınız

Penelope’nin Sadakati ve Ithaca’nın İzolasyonu: Homeros’un Odysseia’sında İnsan Doğasının Derinlikleri

Homeros’un Odysseia adlı eseri, insan deneyiminin karmaşıklığını ve evrensel temalarını işleyen bir destan olarak, Penelope karakteri üzerinden sadakat ve sabır kavramlarını ele alır. Penelope, Odysseus’un uzun süren yokluğunda, hem bir eş hem de bir kraliçe olarak, sadakatin ve sabrın sembolü haline gelir. Ithaca’nın izole atmosferi, bu niteliklerin ortaya çıkmasında ve

okumak için tıklayınız

Dede Korkut Hikâyelerinde Basat’ın Cesaretinin Herakles Arketipiyle İncelemesi ve Bozkırın Epik Ruhunun Yansımaları

Basat’ın Cesaretinin Herakles Arketipiyle Kesişimi Basat, Dede Korkut Hikâyeleri’nde Tepegöz gibi doğaüstü varlıklara karşı sergilediği cesaretle, mitolojik kahramanlık arketiplerinin güçlü bir temsilcisi olarak öne çıkar. Herakles, Yunan mitolojisinde on iki göreviyle canavarlara ve doğaüstü tehditlere karşı mücadele eden bir figürdür; Basat da benzer şekilde, toplumu tehdit eden Tepegöz’ü alt etmek

okumak için tıklayınız

Maya Mitolojisindeki Kahraman İkizler: Hunahpu ve Xbalanque’nin Anlatısındaki Temalar

Evrenin Düzeni ve İnsanlığın Yeri Popol Vuh’taki Kahraman İkizler, evrenin düzenini koruma ve kaosla mücadele etme görevini üstlenir. Hunahpu ve Xbalanque, yeraltı dünyası Xibalba’nın lordlarına karşı verdikleri mücadelede, insanlığın evrendeki yerini yeniden tanımlayan bir yolculuğa çıkar. Bu süreç, kozmik dengenin korunması için bireyin fedakarlık yapması gerektiğini vurgular. İkizler, babaları ve

okumak için tıklayınız

Kurt Sembolizmi ve Oğuz Destanlarında Doğayla Bağ

Kurt Sembolünün Kökeni ve Anlam Katmanları Dede Korkut Hikâyeleri’nde kurt, Oğuz Türklerinin göçebe yaşam tarzının ve doğayla simbiyotik ilişkisinin bir yansımasıdır. Kurt, bozkırın vahşi doğasında hem avcı hem de koruyucu bir figür olarak belirir. Antropolojik açıdan, kurt sembolizmi, Türk topluluklarının totemik inanç sistemleriyle bağlantılıdır. Eski Türk mitolojisinde kurt, genellikle göksel

okumak için tıklayınız

Hızır Bey Destanı ve İstanbul’un Fethinde Cesaretin Çok Yönlü Analizi

Hızır Bey’in Alp Arketipi Olarak Cesaretin Temsili Hızır Bey, Türk mitolojisindeki alp arketipinin güçlü bir temsilcisi olarak, cesaretin bireysel ve kolektif boyutlarını yansıtır. Alp figürü, Türk kültüründe yiğitlik, adanmışlık ve toplumu koruma sorumluluğunu simgeleyen bir idealdir. Hızır Bey’in destansı anlatılarda cesareti, yalnızca fiziksel bir mücadeleyle sınırlı kalmaz; aynı zamanda entelektüel

okumak için tıklayınız

Kerem ile Aslı’nın Mitolojik Yolculuğu ve Anadolu’nun Destansı Dokusu

Aşkın Arketipsel KökenleriKerem ile Aslı hikâyesi, Anadolu’nun destansı anlatılarından biridir ve Kerem’in sevgilisi Aslı’ya ulaşma çabası, mitolojik bir yolculuğun izlerini taşır. Kerem, Orpheus arketipine benzer bir figür olarak, aşkı uğruna engelleri aşmaya çalışan bir âşıktır. Orpheus’un Eurydice’yi yeraltı dünyasından kurtarma çabası gibi, Kerem de Aslı’ya kavuşmak için toplumsal, coğrafi ve

okumak için tıklayınız

Bamsı Beyrek’in Kahramanlık Serüveni: Bozkırın Epik Cesaret Anlatısı

Bamsı Beyrek’in Kahramanlık Arketipi Dede Korkut Hikâyeleri’nde Bamsı Beyrek, cesaretin ve kahramanlığın somut bir temsilcisi olarak ortaya çıkar. Herakles arketipiyle karşılaştırıldığında, Bamsı’nın cesareti, fiziksel gücün ötesine uzanır; bu, toplumu koruma, onuru savunma ve kaos karşısında düzeni sağlama iradesinde yatar. Herakles’in mitolojik mücadeleleri gibi, Bamsı’nın serüvenleri de bireysel ve toplumsal sınavlarla

okumak için tıklayınız

Basat ile Aşil’in Kahramanlık Anlayışlarının Karşılaştırılması

Bu metin, Dede Korkut Destanları’ndaki Basat ile Homeros’un İlyada eserindeki Aşil’in kahramanlık anlayışlarını çok katmanlı bir şekilde incelemektedir. Türk destan geleneğinin epik bir temsilcisi olan Basat ile Antik Yunan’ın mitolojik kahramanı Aşil, farklı kültürel ve tarihsel bağlamlarda şekillenmiş, ancak evrensel kahramanlık temaları etrafında ortaklıklar ve farklılıklar barındıran figürlerdir. Bu karşılaştırma,

okumak için tıklayınız

Battal Gazi Destanında Fetih Kahramanlığı ve Anadolu Sınır Atmosferi

Kahramanın Kimlik İnşası Battal Gazi, Türk mitolojisindeki alp arketipinin güçlü bir temsilcisi olarak, cesaret, yiğitlik ve dinsel bağlılıkla şekillenmiş bir fetih kahramanıdır. 8. yüzyılda Emevi-Bizans mücadelelerinde tarihsel bir figür olan Abdullah el-Battal, Türk anlatılarında destansı bir kimliğe bürünmüştür. Bu kimlik, yalnızca savaşçı nitelikleriyle değil, aynı zamanda manevi bir rehber olarak

okumak için tıklayınız

Basat’ın Kahramanlık Serüveni: Türk Mitolojisinde Birey ve Toplumun Kesişimi

Dede Korkut hikâyeleri, Türk kültürünün köklü anlatı geleneğinde, bireysel cesaretin toplumsal değerlerle iç içe geçtiği bir alan sunar. Basat karakteri, özellikle Tepegöz’le mücadelesiyle, Türk mitolojisindeki kahramanlık kavramının çok boyutlu bir yansıması olarak öne çıkar. Bu metin, Basat’ın Tepegöz’e karşı verdiği mücadeleyi, bireysel cesaretin toplumsal sorumlulukla nasıl birleştiğini derinlemesine inceleyerek, bu

okumak için tıklayınız

Rüstem ve Rostam: Epik Kimliğin Savaş Alanlarındaki Yansımaları

Kahramanın Kökenleri ve Arketipsel Bağlantılar Rüstem, Firdevsi’nin Şehname adlı eserinde Pers mitolojisinin en önemli figürlerinden biri olarak ortaya çıkar ve Rostam arketipiyle doğrudan ilişkilendirilir. Bu bağ, yalnızca bir isim benzerliği değil, aynı zamanda tarih boyunca Pers kültürünün kahramanlık anlayışını şekillendiren derin bir kimlik sürekliliğidir. Rostam, mitolojik anlatılarda idealize edilmiş bir

okumak için tıklayınız

Odysseia Destanı: Odysseus’un Yolculuğunda Anlatılan Coğrafi Yerler

Odysseus’un yolculuğu, Homeros’un Odysseia destanında anlatılan epik bir serüven olarak, antik dünyanın coğrafi, kültürel ve entelektüel haritasında derin izler bırakmıştır. Bu metin, Odysseus’un rotasını arkeolojik alanlarla ilişkilendirirken, serüvenin insanlık tarihindeki etkilerini inceler. Yolculuğun fiziksel mekanları, antik Yunan dünyasının sosyo-ekonomik dinamikleri, mitin evrensel temaları ve modern bilimsel yorumları, bu incelemenin temel

okumak için tıklayınız

Akhilleus’un Öfkesi ve Arendt’in Eylem Kavramı: Birey ile Toplum Arasındaki Çatışmanın Felsefi ve Etik İncelemesi

Öfkenin Kökenleri ve İnsan Doğası Akhilleus’un İlyada’daki öfkesi, bireysel onur ve toplumsal beklentiler arasındaki gerilimin somut bir yansımasıdır. Öfke, onun kişisel değerlerinin, özellikle onur ve şan arayışının, Agamemnon’un otoritesiyle çatışmasından doğar. Bu duygu, yalnızca kişisel bir tepki değil, aynı zamanda insanın kendi varoluşsal anlamını topluma dayatma çabasının bir göstergesidir. Arendt’in

okumak için tıklayınız

Atrahasis Miti: Mezopotamya’da İnsanlık ve İlahi İrade Arasındaki Anlatısal Köprü

Atrahasis Miti, Mezopotamya’nın en eski yazılı anlatılarından biri olarak, insan yaratılışı ve ilahi cezalandırma gibi temel soruları ele alan çok katmanlı bir metindir. Sümer, Akad ve Babil kültürlerinde ortaya çıkan bu mit, insanlığın kökenine, tanrılarla ilişkisine ve evrensel düzenin kırılganlığına dair derin bir anlayış sunar. Mitin önemi, yalnızca tarihsel bir

okumak için tıklayınız

Aeneas’ın Yolculuğu ve Mitolojik Anlamları

Aeneas’ın yolculuğu, mitolojide bireyin kendi varoluşsal amacını arayışı ile kolektif bir idealin peşinden koşmasının kesişim noktasında derin bir anlatı sunar. Vergilius’un Aeneid destanında, Aeneas’ın Troya’dan İtalya’ya uzanan serüveni, yalnızca fiziksel bir göç değil, aynı zamanda bireyin kendi sınırlarını aşarak bir toplumu yeniden inşa etme çabasının sembolüdür. Bu metin, Aeneas’ın yolculuğunu

okumak için tıklayınız

Troya Savaşı: Helen’in Gölgesinde mi, Ticaretin Hegemonyasında mı?

Troya Savaşı, insanlık tarihinin en bilinen anlatılarından biridir. Homeros’un İlyada ve Odysseia destanlarında ölümsüzleşen bu savaş, genellikle güzel Helen’in kaçırılmasıyla başlayan bir tutku hikâyesi olarak sunulur. Ancak savaşın ardındaki nedenler, romantik bir anlatının ötesine uzanır. Arkeolojik bulgular, yazılı kaynaklar ve tarihsel analizler, Troya Savaşı’nın ticari çıkarlar, jeopolitik güç mücadeleleri ve

okumak için tıklayınız

Tufan Anlatısının Kolektif Bilinçdışındaki İzleri

Sümer mitlerindeki Tufan anlatısı, insanlık tarihinin en eski yazılı kaynaklarından birinde, evrensel bir felaketin izlerini taşır. Bu anlatı, yalnızca bir doğa olayı olarak değil, aynı zamanda insanlığın ortak hafızasında derin bir yara olarak yorumlanabilir. Tufan, bireysel ve toplumsal düzeyde, hayatta kalma, kayıp ve yeniden inşa gibi temaları barındırır. Bu metin,

okumak için tıklayınız

Enuma Eliş: Kozmosun İlk Nefesi mi?

Sümerlerin “Enuma Eliş” yaratılış destanı, insanlığın evrenin başlangıcına dair ilk anlatılarından biri olarak, kaos ve düzen arasındaki evrensel gerilimi ele alır. Bu destan, sadece mitolojik bir hikâye değil, aynı zamanda insan bilincinin kozmik düzeni anlamlandırma çabasının bir yansımasıdır. Peki, bu destan, evrensel bir kozmogoninin ilk ifadesi midir? Bu soruyu yanıtlamak

okumak için tıklayınız

Ölümsüzlük Arayışının İlk Sesi: Gılgamış Destanı

Gılgamış Destanı, insanlığın ölümsüzlük arzusunu dillendiren en eski edebi metinlerden biri olarak, varoluşsal kaygıların derin bir yansımasıdır. Bu metin, insanın ölümle yüzleşme çabasını, evrensel bir sorgulamanın ilk adımı olarak sunar. Destan, yalnızca bir kralın hikayesi değil, aynı zamanda insanın kendi sonluluğuna karşı koyuşunun, anlam arayışının ve bu arayışın getirdiği çelişkilerin

okumak için tıklayınız

Yabancı Topraklarda Varoluş: Odysseus ile Robinson Crusoe’nun Karşıt Yolculukları

Homeros’un Odyssey destanındaki Odysseus ve Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe romanındaki Robinson, yabancı topraklarda hayatta kalma mücadelesiyle insanın doğa ve medeniyet arasındaki gerilimini temsil eder. Her iki karakter, bilinmeyenle yüzleşirken insan doğasının sınırlarını, toplumu yeniden inşa etme çabasını ve bireyin kendisini tanımlama sürecini farklı bağlamlarda ele alır. Odysseus’un epik yolculuğu, mitolojik

okumak için tıklayınız

Vahşiden Medeniyete, Doğadan Ötekine: Enkidu’nun Dönüşümü ve İnsan-Hayvan Etik Labirenti

Vahşinin Medenileşmesi: Enkidu ve Freud’un Hoşnutsuzlukları Enkidu’nun Gılgamış Destanı’ndaki yolculuğu, vahşi doğadan medeniyete geçişin arketipsel bir anlatısıdır. Freud’un Medeniyet ve Hoşnutsuzlukları eserinde, insanlığın medeniyetle birlikte bastırdığı içgüdülerin yarattığı gerilimi ele alır. Enkidu, doğanın saf, kaotik enerjisini temsil ederken, Şamat’ın rehberliğinde şehir hayatına adım atar. Bu, Freud’un medeniyetin bireyin libidinal dürtülerini

okumak için tıklayınız

Antik Mitolojilerden Dijital Anlatılara: Sembolik Evrenlerin Evrimi ve Yapay Zekâyla Yeniden İnşası

Kadim Metinlerin Dilsel ve Kültürel DokusuSümerlerin Gılgamış Destanı, MÖ 2100 yılında kil tabletlere kaydedilmiş insanlık tarihinin ilk yazılı epik şiiridir. Metnin dil yapısı analiz edildiğinde, tekrarlanan mısralar ve kademeli anlatım tekniği dikkat çeker. Örneğin, “Gören her şeyi, bilen her şeyi” ifadesi, Gılgamış’ın niteliklerini vurgulamak için sistematik biçimde kullanılır. Maya kültürünün

okumak için tıklayınız

Üstün İnsan ve Kurbanın Gölgeleri

Raskolnikov’un İdeali ve Nietzsche’nin Gölgesi Raskolnikov’un “üstün insan” fikri, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza eserinde, bireyin ahlaki sınırları aşarak kendi yasalarını yaratabileceği düşüncesiyle şekillenir. Bu ideal, Nietzsche’nin übermensch kavramıyla yüzeysel bir akrabalık taşır: Her ikisi de sıradan ahlakın ötesine geçmeyi, bireyin kendi değerlerini yaratmasını savunur gibi görünür. Ancak Raskolnikov’un ideali, Nietzsche’nin

okumak için tıklayınız

Emma ve Gılgamış: Kayıp ve Yokoluşun Kökleri

Emma’nın Sonu: İçsel Çöküşün İzleri Emma Bovary, Gustave Flaubert’in kaleminden çıkan bir figür olarak, kendi varoluşsal boşluğunda kaybolur. Freud’un “ölüm dürtüsü” (thanatos), insanın bilinçdışında kendi sonunu hazırlayan bir eğilim olarak, Emma’nın trajedisini açıklamak için güçlü bir lens sunar. Emma’nın hayatı, romantik hayallerle gerçeklik arasındaki uçurumda bir sallantıdır; bu, onun sürekli

okumak için tıklayınız

Aşk ve Arzu Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme

Emma Bovary’nin Romantik Arayışı Emma Bovary’nin Madame Bovary’deki romantik aşk arayışı, 19. yüzyıl Fransız toplumunun kısıtlayıcı toplumsal cinsiyet normlarıyla şekillenir. Flaubert, Emma’yı, burjuva evliliğinin tekdüzeliği içinde sıkışmış bir kadın olarak resmeder; onun arzuları, romantik edebiyatın idealize edilmiş aşk imgeleriyle beslenir. Lacan’ın “arzu nesnesi” (objet petit a) kavramı, Emma’nın arzusunu anlamak

okumak için tıklayınız

Günün Destansı Dönüşümü: Leopold Bloom’un Sıradanlığı ve Odysseia’nın Mirası

James Joyce’un Ulysses’i, modern edebiyatın en karmaşık ve dönüştürücü eserlerinden biri olarak, Leopold Bloom’un sıradan bir gününü Homeros’un Odysseia’sındaki mitolojik kahramanlık anlatısıyla iç içe geçirir. Bu iç içe geçiş, yalnızca bir biçimsel deneme değil, aynı zamanda insan varoluşunun anlam arayışına dair derin bir sorgulamadır. Bloom’un 16 Haziran 1904’teki Dublin’deki günlük

okumak için tıklayınız

Akhilleus’un Öfkesi: İnsani Tutku mu, Mitolojik Yazgı mı?

Homeros’un İlyada destanında Akhilleus’un öfkesi, yalnızca bir kahramanın kişisel tragedyası değil, aynı zamanda insan doğasının, mitolojik kaderin ve tarihsel çatışmanın kesişim noktasında bir ayna olarak belirir. Bu öfke, insani bir duygu olarak mı, yoksa tanrıların dokuduğu bir lanet olarak mı daha baskındır? Hegel’in tarihsel çatışma kavramıyla ilişkilendirildiğinde, Akhilleus’un öfkesi, savaşın

okumak için tıklayınız

Anna ve Penelope’nin Aşklarının Lacan ve Levinas Bağlamında Karşılaştırılması

Aşkın Nesnesi ve Arzunun Kaynağı Tolstoy’un Anna Karenina’sındaki Anna’nın aşkı, Vronsky’ye duyduğu tutkuyla tanımlanırken, Homeros’un Odysseiasındaki Penelope’nin aşkı, Odysseus’a olan bağlılığı ve bekleyişiyle şekillenir. Lacan’ın arzu teorisi, özellikle objet petit a kavramı, bu iki aşkı anlamak için bir çerçeve sunar. Objet petit a, arzunun sürekli kayan, asla tam olarak ele

okumak için tıklayınız

Gılgamış’ın Ölümsüzlük Arayışı ve Osiris’in Yeniden Doğuşu: Varoluşsal Umut ile Anlamsızlık Arasında Antropolojik Bir Karşılaştırma

Gılgamış Destanı, insanlığın en kadim yazılı anlatılarından biri olarak, Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışını varoluşsal bir umudun ve anlamsızlık korkusunun kesişim noktasında ele alır. Bu arayış, insanın ölümlülüğüyle yüzleşme çabası ve anlam arzusunun evrensel bir yansımasıdır. Öte yandan, Mısır mitolojisindeki Osiris’in yeniden doğuş teması, ölümün ötesinde bir döngüsellik ve kozmik düzen vaadi

okumak için tıklayınız

Gılgamış Destanı: İnsanlığın Ölümsüzlük Arayışı ve Toplumsal Yansımalar

Gılgamış Destanı, insanlık tarihinin en eski yazılı anlatılarından biri olarak, yalnızca bir kahramanın yolculuğunu değil, aynı zamanda insanlığın varoluşsal sorularla mücadelesini, doğayla ilişkisini ve toplumsal düzenin karmaşıklığını ele alır. Destan, hem bireysel hem de kolektif düzeyde, insanın tanrılarla, doğayla ve kendi iç dünyasıyla olan çatışmalarını inceler. Bu metin, destanın tanrıların

okumak için tıklayınız

Gılgamış ve Enkidu: Dostluk mu, Yalnızlığın Aynası mı?

Gılgamış Destanı, insanlığın en eski yazılı anlatılarından biri olarak, dostluğun ve yalnızlığın insan varoluşundaki yerini sorgulamaya devam eder. Gılgamış ile Enkidu’nun dostluğu, modern bireyin yalnızlığına bir çare sunabilir mi, yoksa insan ilişkilerinin kırılganlığını mı açığa vurur? Bu soruyu, kuramsal, kavramsal, psişik, politik, politik psikolojik, distopik, ütopik, felsefi, ahlaki, etik, metaforik,

okumak için tıklayınız

İlyada’nın Savaş Sahneleri: İnsanlık Tarihinin Aynası mı, Evrensel Doğanın Simgesi mi?

Homeros’un İlyada destanı, insanlık tarihinin en eski ve en güçlü anlatılarından biridir. Truva Savaşı’nın kanlı sahneleri, yalnızca bir tarihsel olayı değil, aynı zamanda insan doğasının karmaşıklığını, toplumsal düzenlerin çelişkilerini ve varoluşsal sorgulamaları yansıtır. Savaş sahneleri, insanlık tarihindeki şiddet döngüsünün bir alegorisi olarak mı okunmalı, yoksa evrensel bir insanlık durumunun sembolü

okumak için tıklayınız

Öfkenin Mitik ve Felsefi Sahnesi

Homeros’un İlyada destanında Akhilleus’un öfkesi, yalnızca bireysel bir duygu patlaması değil, insan doğasının kaotik ve çelişkili derinliklerine açılan bir kapıdır. Nietzsche’nin Apolloncu ve Dionysosçu kavramları, bu öfkeyi anlamak için güçlü bir felsefi çerçeve sunar. Apolloncu, düzeni, aklı ve biçimlendirilmiş estetiği temsil ederken; Dionysosçu, kaosu, tutkuyu ve sınırların ötesine taşan coşkuyu

okumak için tıklayınız

Gılgamış ile Sisifos: Ölümsüzlük ve Absürdün Kesişiminde İnsan Varoluşu

Mitik Mirasın İzinde: Gılgamış’ın Ölümsüzlük Serüveni Gılgamış Destanı, insanlığın en eski yazılı anlatılarından biri olarak, Uruk’un yarı tanrı kralı Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışını merkeze alır. Enkidu’nun ölümüyle yüzleşen Gılgamış, varoluşsal bir kırılma yaşar; tanrısal kudretine rağmen faniliğin ağırlığı altında ezilir. Bu arayış, mitolojik bir kahramanın insanlaşma sürecidir: Gılgamış, tanrılara kafa tutan

okumak için tıklayınız

Koçyiğit Köroğlu, Ahmet Kutsi Tecer “ezilen halkın bir derebeyine, yani feodal düzene karşı koyuşu.”

Ahmet Kutsi Tecer’in “Koçyiğit Köroğlu” adlı eseri, 1 Ekim 1941 -1 Mart 1942 tarihleri arasında Ülkü Mecmuasında tefrika edilmiş ve ilk defa 1949 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir. Konusunu Köroğlu hikâyesinden aldığı Koçyiğit Köroğlu adlı eserinde Tecer, bu halk kahramanının etrafında oluşan motifleri bir mekâna bağlı kalmaksızın, üslubundaki zindelik, anlatımındaki ustalık ile

okumak için tıklayınız

Sağ Ol Yaşar Kemal! – Zafer Köse

Yunus’la, Karacaoğlan’la, Pir Sultan’la… Yaşar Kemal’le on yıllar boyunca yaşanan böylesine derinlikli bir ilişki sonucunda ortaya çıkıyor, Livaneli’nin kitabı. İKİ SEVGİLİ, BİR ROMANCI Sonunda yemin töreni denen şey yapılıyor ve genç adam askeri birliğin kapısında sevgilisiyle buluşuyor. İlk kez yaşadığı 30 günlük hasretle kucaklıyor onu. Her molada, her zorlukta bu

okumak için tıklayınız

Bir 10 Ekim – Zafer Köse

02:15 Otobüslere binmemiz için sesleniyorlar. Günlerdir duyuruları, hazırlıkları yapılan Ankara’daki mitinge katılacağız. Emek, Barış, Demokrasi mitingi. Uğurlamaya gelen Yalovalı dostlarımız el sallıyor. Onların hazırladığı kumanyalar yanımızda. Selamlarını da yanımıza alıyoruz. Ankara’da buluşacağımız, tanımadığımız ama bildiğimiz dostlara götürüyoruz selamlarını. 03:10 İzmit’i geçiyoruz. Aracımız otoyolda ilerlerken daha az sarsılıyor. Otobüs içindeki canlılık

okumak için tıklayınız

Yaşasın 30 Ağustos, Zito i Epanastasis – Zafer Köse

Bütün savaşlara karşı olduğunu söyleyip durmanın bir anlamı var mı? Savaşa karşı olmak, bazen boyun eğmek, itaat etmek anlamına gelmiyor mu? Bir insan Kurtuluş Savaşı’na, Che’nin, Allende’nin, Deniz’in, Mahir’in savaşlarına karşıysa, neyi savunuyordur? Barışı mı? Özgürlüğü, eşitliği, bağımsızlığı mı? Yoksa onların savaşını çarpıtan, onları yok etmeye çalışan iradeleri mi? Evet,

okumak için tıklayınız

Deniz Oldu – Zafer Köse

Darağacını gören bir pencerenin önünde oturup, aylardır görmediğiniz bir aile üyesine son bir mektup yazmak… Herhangi bir yatıştırıcı ilaç, doktor desteği veya dinsel bir yardım istemeden, son adımları atmak… Son nefesinize kadar sözünüzü söylemekten vazgeçmemek… Bunları yazmak, dilden dile anlatmak kolay olabilir, ama yaşamak… Bunları yaşamanın da aslında ne kadar

okumak için tıklayınız

İlyada – Homeros

“İlyada ve Odysseia”, Egeli bir ozan olan “Homeros”un yarattığı iki büyük destandır. “Homeros”, sözlü edebiyat geleneğini sürdüren bir ozandı. Bu destanları İsa’dan önce dokuzuncu yüzyılda yarattığı sanılıyor. Yazılışı, kaleme alınışı daha sonradır. Bu İzmirli büyük ozan, “İlyada”da, Troya Kenti’nin destanını anlatır. Troya Kenti, Çanakkale Boğazının Anadolu yakasında bugünkü adıyla Hisarlık

okumak için tıklayınız

Beowulf – Seamus Heaney

İngiliz edebiyatı tarihinin en eski metinlerinden Beowulf tahminen sekizinci ve onuncu yüzyıllar arasında bir zaman diliminde Britanya’da kaleme alınmıştır, oysa konusu ve olayların geçtiği yerler, beşinci yüzyıla kadar Ada’yı istila eden Kuzeyli pagan kavimlerin beraberlerinde getirdikleri destanlardan olduğuna işaret eder. Prens Beowulf’un önce Danları, sonra kendi kavmi olan Gotları doğaüstü

okumak için tıklayınız

Mit ve Destan 1 (Hint-Avrupa Halklarının Destanlarında Üç İşlev İdeolojisi ) – Georges Dumezil

20. yüzyılın en önemli filologlarından Georges Dumézil’in başyapıtı Mit ve Destan Yapı Kredi Yayınları farkıyla Türkçede. “Hint-Avrupalıların dünyayı açıklayışı, insanlığın sayısız rüyasından sadece biridir ve içeriği bakımından, ayrıcalıklı bir rüya da değildir. Ama onun gözlem koşulları bakımından ayrıcalığı vardır ve bu, Hint-Avrupalıların mirasçısı olan halkların, bugünkü gerileme ve gelecekteki muhtemel

okumak için tıklayınız

Meme Alan Destanı – Anonim

Meme Alan Destanı, Kürt halkı arasında yüzyıllardan beri söylenegelen, “dengbej” denen türkücüler tarafından kuşaktan kuşağa aktarılan ünlü bir destandır. Meme Alan’la şimdiye kadar pek çok araştırmacı ilgilenmiş, onun çeşitli derlemeleri yayınlanmıştır. Kürdolog Roger Lescot tarafından, özenle yapılan derlemelerinden biri, Celadet Bedirhan’ın yardımıyla Fransızca’ya çevrildi ve Kürtçesiyle birlikte Beyrut’ta yayınlandı. Çağdaş

okumak için tıklayınız