Etiket: Schopenhauer

Wabi-Sabi ile Schopenhauer’in Felsefesi: Geçicilik ve İrade Arasındaki Zıtlıkların Çarpışması

Wabi-Sabi’nin Özü ve Geçicilik Anlayışı Wabi-sabi, Japon estetiğinin temel taşlarından biri olarak, kusurluluğun, sadeliğin ve geçiciliğin güzelliğini yüceltir. Bu anlayış, doğanın döngüsel yapısına ve her şeyin geçici olduğuna dair bir kabullenmeyi içerir. Wabi, sadelik ve alçakgönüllülükle ilişkilendirilirken, sabi, zamanın geçişiyle ortaya çıkan melankolik bir güzelliği ifade eder. Örneğin, bir çay

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Yaşam Çağlarının Farklılığı Üzerine

Voltaire son derece güzel bir anlatımla şöyle demişti: Yaşının ruhuna sahip olmayan Yaşının tüm sıkıntılarını yaşar. Bu yüzden, bu mutluluk öğretisi incelememizin sonunda, yaşadığımız yılların bizde yarattığı değişikliklere bir bakış atmak uygun olacaktır. Tüm yaşamımız boyunca sadece şimdiki zamanın farkında oluruz, asla daha fazlasının değil. Şimdiki zamanın özelliği ise, başlangıçta önümüzde uzun

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Bir Kimsenin, Neyi Temsil Ettiği Üzerine

Bu konu, yani, bizim başkalarının görüşündeki varoluşumuz, doğamızın özel bir zayıflığı sonucunda, istisnasız bir biçimde çok abartılır; oysa en küçük bir düşünüş bile, kendi başına bunun bizim mutluluğumuz açısından önemsiz olduğunu gösterebilir. Buna göre, her insanın ötekilerin elverişli görüşlerini fark eder etmez ve gururu bir biçimde okşanır okşanmaz neden içten

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Bir Kimsenin Ne Olduğu Üzerine

Bir kimsenin ne olduğunun, onun mutluluğuna, sahip olduğu ya da temsil ettiği şeyden daha çok katkıda bulunduğunu zaten genel olarak kabul etmiştik. Her zaman, bir kimsenin ne olduğu ve buna göre kendinde neye sahip olduğu önemlidir: Çünkü bireyselliği ona sürekli ve her yerde eşlik eder ve yaşadığı her şey rengini bireyselliğinden alır. Her şeyin içinde

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Bir Kimsenin Neye Sahip Olduğu Üzerine

Mutluluk öğretmeni Epikuros, insan gereksinimlerini doğru ve güzel bir biçimde üç sınıfa ayırdı. Birinciler doğal ve zorunlu olanlardır: Bunlar, karşılanmadıklarında acı çekmeye neden olurlar. O halde bu sınıfa salt victus et amictus (beslenme ve giyinme) girer. Bu gereksinimleri karşılamak kolaydır. İkinciler ise doğal ama zorunlu olmayanlardır: Bu da cinsel doyum gereksinimidir; Laertius’un

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Düşünmek Üzerine

Bir kütüphane çok geniş olabilir; fakat eğer düzensiz ise küçük ama derli toplu bir kütüphane kadar kullanışlı ve yararlı değildir. Benzer şekilde, bir insan çok büyük bir bilgi yığınına sahip olabilir, fakat kendi kendisine üzerinde düşünerek bu bilgiyi gerektiği gibi işlememişse, tam olarak üzerinde düşünülmüş çok daha küçük bir bilgi

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Yazarlık ve Üslup Üzerine

Her şeyden evvel iki tür yazar vardır: Sırf ele aldığı konu için yazanlar ve sadece yazmak için yazanlar. Birinci tür, kendisine insanlarla paylaşılmaya değer görünen düşüncelere yahut tecrübelere sahiptir, ikinci türdekiler ise paraya ihtiyaç duyar ve dolayısıyla esasen para için yazarlar. Onlar yazmak için düşünürler ve düşüncelerini eğip bükerek uzattıkça

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: OKUMAK YAZMAK VE YAŞAMAK ÜZERİNE

Cehalet ancak zenginlerle bir arada bulunduğu zaman tereddi ettiricidir. Sefalet ve ihtiyaç yoksul insanı sınırlar; onun işi yahut uğraşı bilgisinin yerini alır ve düşüncelerini işgal eder. Fakat cahil olan zenginler sadece zevkleri peşinde koşarak ömürlerini tüketirler ve vahşi bir hayvana benzerler; her gün görülebileceği üzere, bunlar aynı zamanda servetlerini ve

okumak için tıklayınız

İnsan Mutluluğunun İki Temel Düşmanı: Istırap ve Can Sıkıntısı – SCHOPENHAUER

En genel gözlem, bize insan mutluluğunun iki temel düşman ının ıstırap ve can sıkıntısı olduğunu gösterir. Daha ileri gidip, birinden yakamızı sıyıracak kadar talihli olma ayrıcalığımızın düzeyinin bizi diğerine yaklaştırdığını söyleyebiliriz. Aslına bakılırsa hayatın bize sunduğu, bu ikisi arasında, az veya çok şiddetli bir salınımdır. Bunun sebebi, bu iki kutuptan

okumak için tıklayınız

Jack London’ın Hayatta Kalma Anlatıları ve Schopenhauer’in İrade Felsefesi Arasındaki Bağlantılar

Hayatta Kalma Mücadelesinin Doğası London’ın eserlerinde, kahramanlar genellikle doğanın sert koşullarıyla karşı karşıya kalır. Vahşi doğanın acımasızlığı, bireyin fiziksel ve zihinsel sınırlarını zorlar. Schopenhauer’in irade felsefesine göre, yaşamın özü, her canlıda bulunan ve hayatta kalmayı sağlayan temel bir dürtü olan iradedir. Bu irade, bilinçli bir hedef olmaksızın, varlığını sürdürme çabası

okumak için tıklayınız

Raif Efendi’nin Aşkının Schopenhauer’in İrade Felsefesiyle Yorumlanması

İradenin Kör Gücü Schopenhauer’in felsefesi, iradeyi evrensel bir yaşam gücü olarak tanımlar; bu, bilinçli akıldan bağımsız, sürekli bir arzu ve itki halidir. Raif Efendi’nin Maria Puder’e duyduğu aşk, bu iradenin somut bir yansıması olarak görülebilir. Raif’in aşkı, akılcı bir seçimden çok, kontrol edilemeyen bir içsel dürtü olarak ortaya çıkar. Onun

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Tragedya Anlayışında Apolloncu ve Dionysosçu Dinamikler ve Schopenhauer’e Yönelik Eleştiri

Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu adlı eserinde ortaya koyduğu Apolloncu ve Dionysosçu kavramlar, Antik Yunan tragedyalarının estetik ve yapısal unsurlarını anlamak için temel bir çerçeve sunar. Bu kavramlar, tragedyaların duygusal, görsel ve ritmik öğelerini açıklamakla kalmaz, aynı zamanda insan varoluşunun temel gerilimlerini yansıtır. Nietzsche, bu iki kavramı Antik Yunan kültürünün dinamikleriyle ilişkilendirirken,

okumak için tıklayınız

Schopenhauer, Mutluluk ve Istırap: İnsan Deneyiminin Zıt Uçları

Mutluluğun Psikolojik İnşası Psikoloji, mutluluğu genellikle bireyin öznel iyi oluş hali olarak tanımlar ve bu durum, pozitif duygular, yaşam tatmini ve anlam arayışı gibi unsurlarla ilişkilendirilir. Modern psikolojik yaklaşımlar, mutluluğu bir hedef olarak ele alır ve bireyin bilişsel süreçleri, sosyal bağları ve çevresel faktörleri üzerinden bu hedefe ulaşmayı inceler. Pozitif

okumak için tıklayınız

Anna Karenina ve Jude the Obscure’un Varoluşsal Arayışları Schopenhauer’un İrade Felsefesiyle Nasıl Açıklanır?”

İradenin Doğası ve İnsan Deneyimi Schopenhauer’un felsefesinin temel taşlarından biri, iradenin evrensel bir yaşam gücü olarak tanımlanmasıdır. Ona göre, irade, tüm varoluşun özünü oluşturan kör, akıldan bağımsız bir dürtüdür ve insan bilinci bu iradenin yalnızca bir temsiliyetidir. Anna Karenina ve Jude Fawley, bu bağlamda, kendi iradelerinin hem itici gücü hem

okumak için tıklayınız

Schopenhauer’ın Acı Felsefesi: İnsan Varoluşunun Derinlikleri Neler Söylüyor?

İnsan İradesinin Temel Dinamiği Arthur Schopenhauer’ın felsefesi, insan varoluşunu anlamlandırmada iradenin merkezi rolüne odaklanır. Ona göre, irade, evrensel bir yaşam gücü olarak tüm varlığın temelinde yatar ve insan bilincinin en derin katmanlarında kendini gösterir. Bu irade, bilinçli arzuların ötesine uzanır; akıldan bağımsız, kör bir itici güçtür. Schopenhauer, bu kavramı “Dünya

okumak için tıklayınız

Sophokles’in Oedipus Rex Eserinde Kader ve Özgür İrade: Schopenhauer’in İrade Felsefesiyle Karşılaştırmalı Bir Analiz ve Modern Sorumluluk Anlayışına Eleştirel Bir Bakış

1. Kader ve Özgür İrade Arasındaki Gerilim Sophokles’in Oedipus Rex eseri, insan varoluşunun temel sorularından biri olan kader ve özgür irade arasındaki çatışmayı dramatik bir şekilde ele alır. Oedipus, kehanetten kaçmaya çalışırken, tam da bu kehaneti gerçekleştiren adımları atar; bu durum, bireyin kendi eylemlerine ne ölçüde hâkim olabileceğini sorgular. Kader,

okumak için tıklayınız

Servet-i Fünun Şairlerinin Melankolisi ve Schopenhauer’in Felsefesiyle Kesişimler

Servet-i Fünun edebiyatı, Osmanlı modernleşmesi sürecinde bireyin iç dünyasına dönük bir estetik anlayış geliştirirken, melankoliyi temel bir tema olarak benimsemiştir. Bu melankoli, bireyin varoluşsal sancılarını ve toplumsal bağlamdaki çelişkilerini yansıtır. Arthur Schopenhauer’in irade ve acı felsefesi, bu dönemde şairlerin duygu dünyasıyla çarpıcı paralellikler sunar. Cenap Şahabettin’in Elhan-ı Şita şiiri, bu

okumak için tıklayınız

Tyler Durden’ın Nihilist Kaosu: Nietzsche ve Schopenhauer Felsefeleriyle Bir Karşılaştırma

Nihilizmin İzinde: Tyler Durden ve Tanrı’nın ÖlümüTyler Durden’ın Fight Club’taki nihilist tavrı, bireyin anlam arayışındaki çaresizliğini ve modern dünyanın boşluğunu yansıtır. Nietzsche’nin “Tanrı’nın ölümü” kavramı, geleneksel ahlaki ve metafizik yapıların çöküşünü ifade eder; bu, bireyi kendi anlamını yaratma yükümlülüğüyle baş başa bırakır. Durden, bu boşluğu kaotik bir özgürlükle doldurmaya çalışır.

okumak için tıklayınız

Dans le contexte du concept de « volonté » de Schopenhauer : le personnage de Heathcliff dans le roman « Les Hauts de Hurlevent » d’Emily Brontë est-il prisonnier de ses passions ou un agent conscient du mal ?

Heathcliff dans le contexte du concept de « volonté » de Schopenhauer : prisonnier des passions ou agent conscient du mal ? Le concept de « volonté » (Wille) dans la philosophie d’Arthur Schopenhauer est basé sur le fait que les impulsions fondamentales et les désirs inconscients de l’homme déterminent

okumak için tıklayınız

Schopenhauer, dünyayı “acı çekmenin sahnesi” olarak görüyordu. Acıyı azaltmak için onun önerdiği estetik ve ahlaki yollar hâlâ geçerli mi?

Schopenhauer’un Acı Ontolojisi ve Kurtuluş Yollarının Güncelliği Üzerine Arthur Schopenhauer, felsefi sisteminin temelini insan varoluşunu kuşatan acı gerçeği üzerine inşa etmiştir. Ona göre dünya, “irade” adını verdiği kör, bilinçsiz, doyumsuz bir istemenin tezahürüdür. Bu irade, hem doğadaki kör dürtülerde hem de insanın arzularında kendisini gösterir. İnsan, bu iradenin özbilince kavuşmuş

okumak için tıklayınız

Schopenhauer saw the world as a “stage of suffering.” Are the aesthetic and moral ways he proposed to reduce suffering still valid?

Schopenhauer’s Ontology of Suffering and the Actuality of the Ways of Liberation Arthur Schopenhauer built the foundation of his philosophical system on the reality of suffering surrounding human existence. According to him, the world is a manifestation of a blind, unconscious, insatiable desire that he calls “will.” This will manifests

okumak için tıklayınız

Schopenhauer betrachtete die Welt als „Schauplatz des Leidens“. Sind die ästhetischen und moralischen Methoden, die er zur Linderung des Leidens vorschlug, noch gültig?

Über Schopenhauers Ontologie des Leidens und die Aktualität der Befreiungswege Arthur Schopenhauer baute die Grundlage seines philosophischen Systems auf der schmerzhaften Realität der menschlichen Existenz auf. Ihm zufolge ist die Welt eine Manifestation eines blinden, unbewussten, unersättlichen Verlangens, das er „Wille“ nennt. Dieser Wille manifestiert sich sowohl in den blinden

okumak için tıklayınız

Schopenhauer veía el mundo como una “escena de sufrimiento”. ¿Son todavía válidas las formas estéticas y morales que sugirió para aliviar el sufrimiento?

Sobre la ontología del sufrimiento de Schopenhauer y la actualidad de las vías de liberación Arthur Schopenhauer construyó las bases de su sistema filosófico sobre la dolorosa realidad que rodea la existencia humana. Según él, el mundo es una manifestación de un deseo ciego, inconsciente e insaciable que él llama

okumak için tıklayınız

Schopenhauer considérait le monde comme une « scène de souffrance ». Les moyens esthétiques et moraux qu’il a suggérés pour soulager la souffrance sont-ils toujours valables ?

Sur l’ontologie de la souffrance de Schopenhauer et l’actualité des voies de libération Arthur Schopenhauer a construit les fondements de son système philosophique sur la douloureuse réalité qui entoure l’existence humaine. Selon lui, le monde est la manifestation d’un désir aveugle, inconscient et insatiable qu’il appelle « volonté ». Cette

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Ben kendimi, şu iki bakımdan biliyorum: Kendimi bir beden, belli bir büyüklük ve biçime sahip bir şey, (…) Fakat aynı zamanda ben kendimi hisseden ve eylemde bulunan, arzu eden ve arzuları peşinde koşan, mücadele eden bir varlık—tek kelimeyle isteyen, irade eden bir özne olarak biliyorum.

III Schopenhauer dünya hakkındaki bilgimizin onun bize görünme tarzıyla sınırlı olduğu düşüncesinden hareket eder. “Duyularımıza verildiği haliyle dünyanın bir özne karşısında bir nesneden, tek kelimeyle, bir algılayıcının algısından ibaret olduğu keyfiyetinden,” der şaheserinin başlangıcında, “daha kesin, daha bağımsız ve haddizatında isbata daha az muhtaç bir hakikat yoktur.” Ve bizi hemen

okumak için tıklayınız

Nedir Schopenhauer’in felsefesi? Onun nihai gerçekliğin İrade olduğunu söyleyen öğretisinden ne anlamalıyız?

II Öyleyse nedir Schopenhauer’in felsefesi? Onun nihai gerçekliğin İrade olduğunu söyleyen öğretisinden ne anlamalıyız? Kendisi bu öğretiyi, varoluşun anlamı ile ilgili daha önceki düşünürlerin boşuna sorup durdukları ezeli soruya bir cevap olarak tanımlar. O bize felsefeden daha az olmamak üzere dinin de dünyaya bir açıklama, bir izah getirme çabası olduğunu

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER, uzun sürmüş bir başarısızlığın sonunda birdenbire gözkamaştırıcı bir başarıya dönüşmesinin hikâyesi bilebildiğim kadarıyla emsalsizdir.

I Eğer 19. yüzyılın filozoflarını kendi zamanlarında müstakilen icra ettikleri tesire ya da eserlerinin içinde barındırdıkları tabii değere göre değil de, yanızca tek bir ölçüte, yani aradan geçen zamana karşın halen hangi ölçüde dikkat çekebildiklerine göre değerlendirirsek, hiçbiri Arthur Schopenhauer kadar müessir görünmez. O çağdaşı öğretmenlerin eserleri kütaphanelerin raflarında tozlanmaya

okumak için tıklayınız

Bir Kimsenin Ne Olduğu Üzerine – Schopenhauer

Bir kimsenin ne olduğunun, onun mutluluğuna, sahip olduğu ya da temsil ettiği şeyden daha çok katkıda bulunduğunu zaten genel olarak kabul etmiştik. Her zaman, bir kimsenin ne olduğu ve buna göre kendinde neye sahip olduğu önemlidir: Çünkü bireyselliği ona sürekli ve her yerde eşlik eder ve yaşadığı her şey rengini

okumak için tıklayınız

H. J. Ausmus: Schopenhauer’a göre bir tarih bilgisi olmaksızın insan bir hayvan kadar aptal ve düşüncesizdir; bu bilgi sayesinde insan kendisinin dünyanın tümünün bir parçası olduğunun farkına varabilir.

SCHOPENHAUER’İN TARİH GÖRÜŞÜ H. J. Ausmus Schopenhauer’in tarih görüşünün zaman zaman Hegel’in tarih felsefesinin eriştiği şöhrete karşı duyulan mesleki kıskançlığın bir sonucu olarak şekillendiği ileri sürülür.[571] Paul Gottfried Hegel’e karşı savaşı nedeniyle Schopenhauer’in, Die Welt als Wille und Vorstellung’un 1817’de I. cildinin yazımıyla neredeyse yirmi yıl sonra II. cildinin yazımı

okumak için tıklayınız

G. N. DOLSON: SCHOPENHAUER’İN NIETZSCHE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

SCHOPENHAUER’İN NIETZSCHE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ G. N. Dolson Ekim 1865 ile Ağustos 1867 arasındaki bir dönemde, o zaman henüz Leipzig Üniversitesi’nde bir filoloji talebesi olan Friedrich Nietzsche bir eskici dükkânında Die Welt als Wille und Vorstdlung’un bir nüshasını buldu.[598] Kitap kendisi için yeniydi ve hemen onu alıp eve götürdü. Okuyup bitirdiğinde

okumak için tıklayınız

Ananda K. Coomaraswamy: Schopenhauer ve Doğu Vedanta ve Batı Geleneği

V SCHOPENHAUER ve DOĞU VEDANTA ve BATI GELENEĞİ   “Bunlar gerçekte bütün çağlarda ve ülkelerde bütün insanların düşünceleridir ve benim için özgün değillerdir.” Walt Whitman I İnsani varoluşunun tarihselliği kuşkulu olsa da tarih boyunca, isimleri etrafında mitoslara özgü gerçekliğin daha yüksek saygınlığı toplanmış olan Orpheus, Hermes, Buda, Lao-tzu ve Mesih gibi

okumak için tıklayınız

PETER ABELSEN: Schopenhauer sık sık Budacılığın dünyevi varoluşla ilgili genel kötümser bakışından söz eder, fakat hayli katı olan kendi dünya görüşüyle karşılaştırıldığında Budacılık neredeyse neşeli görünür.

Schopenhauer ve Budacılık Eğer felsefemin sonuçlarını hakikatin miyarı olarak kabul etseydim. Budacılığın bütün dinlerin en iyisi olduğunu düşünmem gerekirdi. Arthur Schopenhauer[614] I. Giriş Budacılığın öğretileri Avrupa’da 19. yüzyılın üçüncü ve dördüncü on yılında tanınmaya başladığında Arthur Schopenhauer bunlarla kendi felsefesi arasındaki yakınlığın ve bunun doğurduğu ilginin tadını çıkarıyordu. Şaheseri Die

okumak için tıklayınız

Nietzsche: “Bireyi kendisi olmak yerine, sürünün bir parçası olarak düşünüp hareket etmeye zorlayan şey nedir?”

1. Pek çok ülkeyi ve ulusu ve birkaç kıtayı görmüş olan bir gezgine, tüm insanlığın ortak özellikleri olarak ne tür nitelikleri keşfettiği sorulduğunda, şöyle cevap vermişti: “tembelliğe meyillidirler.” Çoğu kişiye öyle geliyor ki, eğer gezgin şöyle deseydi, cevabı daha doğru ve geçerli olurdu: “Hepsi korku içinde. Geleneklerin ve fikirlerin arkasına

okumak için tıklayınız

Yaşam Çağlarının Farklılığı Üzerine – Schopenhauer

Voltaire son derece güzel bir anlatımla şöyle demişti: Yaşının ruhuna sahip olmayan Yaşının tüm sıkıntılarını yaşar. Bu yüzden, bu mutluluk öğretisi incelememizin sonunda, yaşadığımız yılların bizde yarattığı değişikliklere bir bakış atmak uygun olacaktır. Tüm yaşamımız boyunca sadece şimdiki zamanın farkında oluruz, asla daha fazlasının değil. Şimdiki zamanın özelliği ise, başlangıçta

okumak için tıklayınız

Bir Kimsenin, Neyi Temsil Ettiği Üzerine – Schopenhauer

Bu konu, yani, bizim başkalarının görüşündeki varoluşumuz, doğamızın özel bir zayıflığı sonucunda, istisnasız bir biçimde çok abartılır; oysa en küçük bir düşünüş bile, kendi başına bunun bizim mutluluğumuz açısından önemsiz olduğunu gösterebilir. Buna göre, her insanın ötekilerin elverişli görüşlerini fark eder etmez ve gururu bir biçimde okşanır okşanmaz neden içten

okumak için tıklayınız

Bir Kimsenin Neye Sahip Olduğu Üzerine – Schopenhauer

Mutluluk öğretmeni Epikuros, insan gereksinimlerini doğru ve güzel bir biçimde üç sınıfa ayırdı. Birinciler doğal ve zorunlu olanlardır: Bunlar, karşılanmadıklarında acı çekmeye neden olurlar. O halde bu sınıfa salt victus et amictus (beslenme ve giyinme) girer. Bu gereksinimleri karşılamak kolaydır. İkinciler ise doğal ama zorunlu olmayanlardır: Bu da cinsel doyum

okumak için tıklayınız

Materyalizm ile İdealizm Arasında – Schopehnauer

Schopehnauer felsefesi başlangıcından itibaren bir red felsefesidir. Bu red, ona kadar uzanagelen felsefe geleneğinde olağan kabul edilmiş, öylece benimsenen temel felsefi hakikatlere yönelik bir reddir. On dokuzuncu yüzyılın girişinde felsefenin temel hakikati denince, kendi bilincinde olan ben anlaşılıyordu. Bilincin birliği, bütünlüğü bu ben’in içinde, onun sayesinde kurulmaktaydı. Descartes, “cogito ergo-

okumak için tıklayınız

Din Felsefesi – Schopenhauer

Schopenhauer’in irade’yi olumsuzlama öğretisi onun ahlak felsefesinin çekirdeğini oluşturup düşünürün din alanına uzanmasını da sağlar. Gerek Schopenhauer metafiziğinin gerekse dinsel inancın başlıca ilgisi, dünyayı aşmak, öte dünyada kurtuluşa ulaşmaktır. Hem irade metafiziği hem de din, insanın manevi kurtuluşa duyduğu bu ihtiyacın varlığını gösterirler. Yeryüzünde sonu gelmeyen acılara batmış insanın kurtuluşudur

okumak için tıklayınız

Bilinçdışının (İd’in) Olduğu Yerde Ben’im Olmam Gerekir – Schopenhauer

Ebedi irade, bedenimizin karanlık derinliklerinden zaman mekân boyutlarına bürünüp bi- reyselleşerek fenomenleşince, onun varlığını fark ederiz. Dünyanın asıl itici gücü olarak irade kendinde bilinebilecek bir şey değildir; biz onu nesneleşmeleri aracılığıyla fark ederiz. Metafizik üzerinden bilgisine ulaştığımız, farkına vardığımız şey, dünyanın gerçek yüzünü yüzeydeki tasarımların gerisine gizleyen, iç motorudur. Renkli

okumak için tıklayınız

Dinin Kökeni Korkudur – Schopenhauer

Schopenhauer’in ahlak öğretisinin, ahlak bilincinde nitelikçe yeni bir basamak oluşturma olasılığı, onun dine, inanç sistemlerine yaklaşımında da önemli yansımalar gösterir. Sıkça tekrar ettiğimiz gibi düşünür, aklın içeriklerinin aklın kendi ürünü olduklarından emindi. Ona kalacak olursa filozoflar, insan davranışlarını bağlayıcı ahlak ilkeleri ararken, bunun kaynağını ‘akla’ dayandırmaya kalktıklarında bu akim ve

okumak için tıklayınız

Varoluş Sıkıntısı: Bir Schopenhauer Kötümserliği – Kaya Ulusay (sesli dinle)

Schopenhauer, varoluşumuzdaki tek gerçekliğin çektiğimiz ıstıraplar olduğunu söyler. Hatta ıstırap faktörünü yok ettiğimiz vakit, varoluşumuz dünyadaki en gereksiz ve uygunsuz şeydir. Schopenhauer’in böyle düşünmesinin belli nedenleri var tabi. Kendisi, nereye baksak, acı, yoksulluk, hırs, öfke, doyumsuzluk ve daha birçok olumsuzlukla karşılaştığımız söylüyor. Sorduğu temel soru da şu aslında: Istırapla bezenmiş

okumak için tıklayınız

Düşünmek ve Okumak – Schopenhauer yanılıyor mu? Kaya Ulusay (sesli dinle)

Düşünmek insanın en önemli yetisi, zorunlu bir yaşam koşulu. Bu sadece alelade bir eylem değil; aynı zamanda sistematik bir bilişsel ve biyolojik süreç gerektiren çok önemli bir yeti. Düşünme eyleminin mana kazanması için, zihnin bilgi dağarcığının da farklı perspektiften bir çok bilgi ile beslenmesi gerekiyor. Bunun da en temel yolu;

okumak için tıklayınız

Schopenhauer’in hiçliği ve mutlu sessizliği!

“Hayatımızı, hiçliğin mutlu sessizliğinde nafile yere rahatsız edilen bir dilim olarak addedebiliriz.” “Arzu edilen şeyi elde etmek, onun ne kadar nafile olduğunu keşfetmektir.” “Mutlu olmak için var olduğumuz, yaratılıştan hatalı olan tek kavramdır. Bu doğuştan gelen hatada ısrar ettiğimiz sürece, dünya çelişkilerle dolu görünür. Büyük ya da küçük olsun hiç

okumak için tıklayınız

Schopenhauer: Ateşli hayal gücü öteden beri hep mektep kaçağıdır.

Kendileri dışında sair herkes hakkında en az fikre sahip insanlar yazmaktan ve okumaktan başka işi olmayan insanlardır denebilir. Eğer elinden okumaktan ve yazmaktan başka bir şey gelmeyecekse insanın okuma yazma bilmemesi daha iyidir. Umumiyetle elinde bir kitapla dolaşan aylak bir adam gerek etrafında olup bitene, gerekse kendi kafasının içinden geçenlere

okumak için tıklayınız

Schopenhauer’ın son günleri ve ölümü

İstenç Yok, Tasarım Yok, Dünya Yok Schopenhauer’ın son yıllarında nispeten sağlığı iyiydi, devamlı hareket ediyor ve temiz hava alıyordu. Hasta olan DoB’a nasihat üstüne nasihat veriyordu: “Her gün iki saat hızla yürü, bu sana bütün banyolardan daha iyi gelecek, üstelik de bedava. Bu gezintilerim olmasa yetmiş iki yaşımda, her zaman

okumak için tıklayınız

Güzelin Algılanışı Neden Bizi Mutlu Eder? – Arthur Schopenhauer

Güzelin Algılanışı Neden Bizi Mutlu Eder? Başeserimde (Piaton’un) idealar öğretisini ve onunla ilişkili olan şeyi, yani saf bilme öznesini yeteri kadar ayrıntılı olarak ele aldığım için, bunun bu anlamda benden önce hiçbir surette ele alınmamış bir değerlendirme olduğu zihnimdeki yerini korumamış olsaydı, burada ona bir kez daha geri dönmeyi gereksiz

okumak için tıklayınız

Şiir Üzerine – Arthur Schopenhauer

Divina Commedia’nın (İlahi Komedya) büyük şöhretinin bana abartılı göründüğünü içtenlikle kabul ederim. Büyük ölçüde bunun sorumlusu temel fikrin aşırı saçmalığıdır ve bunun bir sonucu olarak Hıristiyan mitolojisinin en itici boyutu Infemo’da derhal dikkatimize canlı bir şekilde sunulur. Üstelik üslup ve telmihlerin karanlıklığının da bunda payı vardır: Omnia enim stolidi magis

okumak için tıklayınız

Schopenhauer “Bir ahmağın hayatı ölümden daha berbattır”

Seneca, ahmaklığın kendi kendisinin yükü olduğunu bildirir: ömnis stultitia laboratfastidio sui. Çok doğru bir sözdür bu, ki “Bir ahmağın hayatı ölümden daha berbattır” diyen İsa ben Sirak’ ın sözüyle mukayese edilebilir. Ve kural olarak bir insanın zihni bakımdan sefil ve genel olarak bayağı olduğu derecede topluluğa karışabildiği teslim edilecektir. Çünkü

okumak için tıklayınız

Negatif Adalet – Schopenhauer

Negatif Adalet Schopenhauer adaleti, hakkaniyetli davranmayı kendince yorumlar. Herkese hakkını vermek değildir adil davranmak; herkese hakkı olanı vermek, zaten onun olanı vermek demektir ki, bu da zaten etik olarak anlamsızdır, çünkü o şey zaten onundur; adil davranmak, hayatın pratiğinde, “başkasının olanı ondan almamak” demektir ki, bu da karşımıza negatif bir

okumak için tıklayınız

Schopenhauer: “Korkutulmuş insan kendini boyun eğmeye ve yardım için yalvarmaya zorlar”

Dinin Kökeni Korkudur Schopenhauer’in ahlak öğretisinin, ahlak bilincinde nitelikçe yeni bir basamak oluşturma olasılığı, onun dine, inanç sistemlerine yaklaşımında da önemli yansımalar gösterir. Sıkça tekrar ettiğimiz gibi düşünür, aklın içeriklerinin aklın kendi ürünü olduklarından emindi. Ona kalacak olursa filozoflar, insan davranışlarını bağlayıcı ahlak ilkeleri ararken, bunun kaynağını ‘akla’ dayandırmaya kalktıklarında

okumak için tıklayınız