Etiket: sinema

Şiddet, Karşılıklılık ve Erdem: Fanon, Proudhon ve Machiavelli Üzerine Bir İnceleme

Frantz Fanon’un dekolonyal şiddet teorisi, Pierre-Joseph Proudhon’un karşılıklılık ilkesi ve Niccolò Machiavelli’nin virtù kavramı, insan topluluklarının özgürlük, adalet ve güç arayışında kesişen ama aynı zamanda çatışan yollar sunar. Fanon’un sömürgecilik karşıtı mücadelesi, Proudhon’un işbirliğine dayalı toplumsal düzeni ve Machiavelli’nin pragmatik liderlik anlayışı, modern dünyanın etik, toplumsal ve tarihsel sorularına yanıt

okumak için tıklayınız

Kırılgan İyilik ve Sosyal Adaletin Dönüştürücü Gücü

İnsanın Kırılgan Doğası ve Erdemin Yeniden Tanımlanması Martha Nussbaum’ın “kırılgan iyilik” (fragility of goodness) kavramı, insanın hem bireysel hem de toplumsal varoluşunun temelinde yatan kırılganlığı merkeze alır. Aristoteles’in erdem anlayışı, eudaimonia (mutlu ve iyi bir yaşam) hedefiyle bireyin ahlaki karakterini geliştirmesi üzerine kuruludur; ancak bu ideal, genellikle insanın kendi kontrolü

okumak için tıklayınız

Cinsiyet Kimliklerinin Simgesel ve Anlamsal Uçurumları: Lacan, Derrida ve Butler’ın Tartışmaları

Cinsiyet kimlikleri, insan varoluşunun en karmaşık ve çok katmanlı meselelerinden biridir. Jacques Lacan’ın simgesel düzen anlayışı, Jacques Derrida’nın anlamın ertelenmesi fikri ve Judith Butler’ın performatif cinsiyet teorisi, bu konuyu farklı düzlemlerde ele alarak hem bireysel hem de toplumsal boyutlarını sorgular. Bu metin, Lacan’ın sabitlik arayışını, Derrida’nın anlamın sürekli kaçışını ve

okumak için tıklayınız

Psikanalizin Çift Yönlü Doğası

Psikanaliz, insan ruhunun derinliklerine inen bir yolculuk olarak ortaya çıkarken, aynı zamanda modern toplumların birey üzerindeki etkilerini sorgulayan bir araç olmuştur. Sigmund Freud’un bilinçdışı kavramıyla temellendirdiği bu disiplin, bireyin iç dünyasını anlamayı ve onu özgürleştirmeyi vadeder. Ancak Michel Foucault’nun eleştirel bakış açısı, psikanalizi bir özgürlük pratiğinden çok, bireyi denetleyen ve

okumak için tıklayınız

Varlığın Çıplak Yüzleşmesi: Sartre, Camus ve Bukowski’nin İnsanlık Sorgusu

Jean-Paul Sartre’ın Bulantı’sı, Albert Camus’nün Sisifos Söyleni’nde ortaya koyduğu “Sisifos mutluluğu” ve Charles Bukowski’nin “pislik altındaki şiir”i, insan varoluşunun anlam arayışını farklı pencerelerden ele alır. Sartre, varlığın absürtlüğüyle yüzleşmenin tiksintisini; Camus, bu absürtlüğü kabullenip ona rağmen yaşamanın direncini; Bukowski ise kaosun ve çamurun içinde estetik bir başkaldırı bulur. Bu metin,

okumak için tıklayınız

Tanrısal Bilincin Yeni Vaadi: Teknolojik Mitler ve İdeolojik Fantazi

Teknolojinin Mitolojik Yankıları Yapay zeka ve transhümanizm, insanlığın kadim mitleriyle iç içe geçmiş modern destanlar olarak beliriyor. Mısır mitolojisindeki Osiris’in parçalanmış bedeninin yeniden birleşmesi ya da Hint felsefesindeki samsara döngüsü, günümüzde Neuralink gibi projelerde yeniden hayat buluyor. Bu teknolojiler, yalnızca bilimsel yenilikler değil, aynı zamanda insanlığın ölümsüzlük ve mutlak bilgi

okumak için tıklayınız

Huxley’in Distopik Mirası ve Sinemanın Görsel Diyaloğu

Cesur Yeni Dünya’nın Teknolojik Tiranlığı Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, teknolojinin insan ruhunu ve toplumsal düzeni yeniden şekillendirdiği bir distopyayı resmeder. Roman, biyoteknoloji, kimyasal manipülasyon ve koşullandırma yoluyla bireylerin özgür iradesini yok eden bir toplumu tasvir eder. İnsanlar, genetik mühendislik ve “soma” adlı uyuşturucuyla pasifize edilerek mutluluk illüzyonuna hapsedilir. Bu

okumak için tıklayınız

Sartre’ın Kötü Niyeti ve Spinoza’nın Conatusu: Özgürlüğün ve Varoluşun Kesişiminde Bir Yeniden Yorum

Jean-Paul Sartre’ın “kötü niyet” (mauvaise foi) kavramı, insanın özgürlüğünü inkar ederek kendini aldatma eğilimi bir durum olarak, varoluşsal felsefenin temel taşlarından biridir. Öte yandan, Baruch Spinoza’nın “conatus” kavramı, her varlığın kendi varlığını sürdürme ve yetkinleşme çabası olarak tanımlanır; bu, yaşamın özsel bir dürtüsüdür. Bu iki kavram, ilk bakışta birbirine zıt

okumak için tıklayınız

Feyerabend ve Anarşizm Üzerine Tezler: Bilginin ve Özgürlüğün Sınırları Üzerine Bir İnceleme

Bilimin Dogmalarına Karşı Bir İsyan Paul Feyerabend’in Anarşizm Üzerine Tezler adlı eseri, bilimin evrensel bir hakikat üreticisi olarak yüceltilmesine karşı cesur bir başkaldırıdır. Feyerabend, bilimin tarih boyunca değişken, kaotik ve bağlama bağlı bir etkinlik olduğunu savunur. Onun gözünde bilim, katı kurallarla işleyen bir makine değil, insan yaratıcılığının ve toplumsal dinamiklerin

okumak için tıklayınız

İdeal Düzen ile Kırılgan Aradalığın Çatışması: Platon, Foucault ve Žižek’in Düşünceleri

Platon’un Devlet adlı eseri ile Foucault’nun heterotopya kavramı, insan toplumu ve mekânın anlamlandırılması üzerine köklü düşünceler sunar. Platon’un idealize edilmiş düzeni, mutlak bir ahenk arayışını temsil ederken, Foucault’nun heterotopyası, toplumsal gerçekliğin çelişkili ve geçici mekânlarını öne çıkarır. Žižek’in ideolojik eleştirisi ise bu iki vizyonu, modern dünyanın manipülatif dinamikleri üzerinden yeniden

okumak için tıklayınız

İnsanlığın Erdem Arayışından Adaletin Radikal Çağrısına

  Aristoteles’in erdem etiği, Martha Nussbaum’ın kapasiteler yaklaşımı ve Cornel West’in prophetik pragmatizmi, insan yaşamının anlamını ve adaletin doğasını sorgulayan üç derin düşünce geleneğini temsil eder. Bu üç yaklaşım, bireyin ve topluluğun iyi bir yaşam sürme çabasını farklı bağlamlarda ele alır; ancak, her biri insan onurunu merkeze koyarak, etik düşüncenin

okumak için tıklayınız

Dilin İktidarla Dansı: Derrida, Lacan ve Butler Üzerinden Bir Okuma

  Dilin iktidarla ilişkisi, insan düşüncesinin en karmaşık ve çok katmanlı meselelerinden biridir. Jacques Derrida’nın yapıbozumu, Jacques Lacan’ın simgesel düzeni ve Judith Butler’ın performativite teorisi, bu ilişkiyi farklı açılardan ele alarak, dilin hem özgürleştirici hem de baskıcı potansiyelini sorgular. Bu metin, bu üç düşünürün kavramlarını derinlemesine inceleyerek, dilin birey ve

okumak için tıklayınız

Varlığın Özgürlüğü: Spinoza, Sartre ve Deleuze Arasında Bir Diyalog

  Spinoza’nın doğal zorunluluk anlayışı, Sartre’ın radikal özgürlük fikri ve Deleuze’ün oluş kavramı, insan varoluşunun anlamını sorgulayan üç temel düşünce sistemini temsil eder. Bu metin, bu üç felsefi yaklaşımı birbiriyle karşılaştırarak, aralarındaki gerilimleri ve uzlaşma olasılıklarını araştırır. Spinoza’nın her şeyi belirleyen doğa yasalarına dayalı evren tasavvuru, Sartre’ın insanın mutlak özgürlüğüne

okumak için tıklayınız

Beden, Zihin ve Hareketin Birliği: Spinoza, Ulus Baker ve Deleuze Üzerine Bir İnceleme

  Birliğin Ontolojik Temelleri Spinoza’nın felsefesi, beden ve zihin arasındaki geleneksel ikiliği reddederek, her ikisini tek bir tözün farklı ifadeleri olarak ele alır. Bu monist bakış, insan varoluşunu birbiriyle çatışan ya da hiyerarşik olarak ayrılmış unsurlar yerine, birbirine içkin bir bütünlük olarak görür. Spinoza için, beden ve zihin aynı gerçekliğin

okumak için tıklayınız

Antik Yunan Polis Etiği ile Modern Çoğulcu Toplumların Etik Anlayışı Arasında Bir Diyalog

Ortak İyi Arayışı Antik Yunan polis etiği, bireyin değil, topluluğun iyiliğini merkeze alır. Polis, sadece bir şehir-devleti değil, aynı zamanda bir anlam dünyasıdır; yurttaşlar, ortak bir erdem anlayışıyla bir arada tutulur. Platon’un Devlet’inde, adalet, her bireyin kendi rolünü oynayarak toplumu uyum içinde tutmasıdır. Aristoteles ise Nikomakhos’a Etik’te, eudaimonia’yı (mutlu ve

okumak için tıklayınız

Toplumsal Yasakların Ötesinde: Freud, Foucault ve Žižek Üzerine Bir İnceleme

  Toplumsal tabular, insan deneyiminin karmaşık dokusuna işlenmiş derin izlerdir. Freud, Foucault ve Žižek gibi düşünürler, bu yasakların birey ve toplum üzerindeki etkilerini farklı merceklerle ele alır. Freud, tabuların bireysel ruhsal çalkantılara nasıl yol açtığını incelerken, Foucault bunları iktidarın kendini yeniden üreten mekanizmaları olarak görür. Žižek ise semptom kavramıyla bu

okumak için tıklayınız

Spinoza ve Deleuze Arasında Bir Gerilim: Rasyonalizm ile Anti-Özcülüğün Çatışması

  Baruch Spinoza’nın rasyonalist etiği ile Gilles Deleuze’ün anti-özcülük yaklaşımı, modern düşüncenin temel sorunsallarına farklı pencerelerden bakar. Spinoza, evrenin akıl yoluyla kavranabilir bir düzen olduğunu savunurken, Deleuze bu düzeni sabit kimliklerden ve özlerden arındırmaya çalışır. Bu iki düşünce sistemi, bireyin varoluşunu, toplumu ve evrenle ilişkisini anlamlandırma biçimlerinde derin bir gerilim

okumak için tıklayınız

İnsanlığın Aynasında: Özgürlüğün ve Esaretin Kesişim Noktaları

1. Öznenin Sahnesi: Kimlik ve İradeİnsan, kendi varlığını bir sahne gibi kurgular; burada hem oyuncu hem yönetmendir. Ancak bu sahne, özgür iradenin mi yoksa toplumsal kodların mı ürünüdür? Foucault’nun iktidar ağları, bireyin her hareketini bir gözetim mekanizmasına bağlarken, Deleuze’ün arzunun akışkanlığı, bireyi bu ağlardan sıyrılmaya çağırır. Matrix (1999), Neo’nun “gerçek”

okumak için tıklayınız

Parasite: Sınıf Mücadelesinin Aynasında Gerçeklik ve Estetik

Bong Joon-ho’nun 2019 yapımı filmi, modern kapitalizmin keskin bıçak izlerini toplumsal dokuda incelerken, sınıf mücadelesini hem çarpıcı bir gerçekçilikle hem de estetik bir biçimcilikle ele alıyor. Film, Güney Kore’nin ekonomik eşitsizliklerini bir mikrokozmos olarak sunarken, evrensel bir insanlık anlatısına dönüşüyor. Foucault’nun iktidar ilişkileri ve Adorno’nun toplumsal yabancılaşma kavramları, filmin sosyolojik

okumak için tıklayınız

Spinoza, Heidegger ve Deleuze’ün Ontolojik Kavşaklarında Özgürlük, Varlık ve Zamanın Diyalektiği

1. Spinoza’nın Natura Naturans’ı ile Heidegger’in Dasein’ının Ontolojik KarşılaşmasıSpinoza’nın “Deus sive Natura” kavramsallaştırması, Natura naturans (doğuran doğa) ve Natura naturata (doğmuş doğa) ayrımında köklenir. Burada Tanrı, kendisini sürekli üreten ve dönüştüren bir dinamik olarak karşımıza çıkar. Heidegger’in “Varlık ve Zaman”da geliştirdiği Dasein analizi ise, bu panteist bütünlük içinde insanın ontolojik

okumak için tıklayınız

İntikam ve Gerçeklik: John Wick ile Matrix’in Kuramsal Çözümlemeleri

  İntikamın Trajik Dokusu: John Wick ve Aristoteles’in Poetika’sı John Wick’in anlatısı, bireysel bir kayıptan doğan intikam arzusunu merkeze alarak klasik trajedi unsurlarıyla derin bir bağ kurar. Aristoteles’in *Poetika*’sında trajedi, bir kahramanın yüksek bir konumdan düşüşünü, kendi içsel çelişkileri veya dışsal kader aracılığıyla ele alır; bu düşüş, seyircide katharsis, yani

okumak için tıklayınız

Panoptikonun Gölgeleri: Foucault’nun İktidar Teorileri ve Distopik Sinemada The Matrix

Panoptikon ve Gözetimin Sinematik Yansımaları Michel Foucault’nun panoptikon kavramı, modern toplumların gözetim ve disiplin mekanizmalarını anlamak için güçlü bir metafor sunar. Jeremy Bentham’ın hapishane tasarımı olarak ortaya çıkan panoptikon, mahkûmların sürekli izlendiklerini hissetmeleri için merkezi bir kule etrafında düzenlenmiş hücrelerden oluşur; ancak kuledeki gözetmenin varlığı belirsizdir. Bu, bireylerin kendi kendilerini

okumak için tıklayınız

Karşı Sinema: İdeolojinin Perdesini Yırtan Estetik İsyan

Peter Wollen’ın karşı sinema kavramı, 1970’lerin politik ve estetik başkaldırısının bir yansıması olarak, ana akım sinemanın seyirciyi edilgenleştiren ideolojik aygıtına karşı bir manifesto niteliğindedir. Brecht’ten ilham alan bu yaklaşım, seyirciyi bir tüketim nesnesi olmaktan kurtarıp, eleştirel düşüncenin öznesi haline getirmeyi amaçlar. Jean-Luc Godard’ın Week-end (1967) filmi, bu kavramın somut bir

okumak için tıklayınız

Game Of Thrones: Lannister’in İkilemi, Bağlılık ve Kişisel Ahlakın Çatışması mıdır?

Jaime Lannister’ın “Kingslayer” lakabı, “Game of Thrones” evreninde hem bir damga hem de onun karmaşık karakterinin bir yansımasıdır. Bu lakap, Jaime’nin bağlılık (yeminine sadakat) ile kişisel ahlak (doğru olanı yapma arzusu) arasındaki çatışmayı sembolize eder. Jaime’nin durumu, etik teorilerdeki klasik bir çatışmayı yansıtır: ‘deontoloji’ (görev etiği) ile ‘sonuççuluk’ (konsekansyalizm) arasındaki

okumak için tıklayınız

Jung’un Persona Kavramı: Jay Gatsby, Tony Stark, ve Altın Maskenin Ardındaki Boşluk

Jay Gatsby’nin “The Great Gatsby”’deki persona’sı ve Tony Stark’ın “Iron Man”deki persona’sı, Carl Gustav Jung’un “persona” kavramını – yani bireyin topluma sunduğu sosyal maskeyi – çarpıcı bir şekilde yansıtır. Jung’a göre persona, bireyin bilinçdışındaki çatışmaları, arzuları ve gerçek benliğini gizlemek için kullandığı bir savunma mekanizmasıdır. Ancak bu maske, bireyleşme sürecinde

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in Sinemaya Uyarlanmış 11 Eseri

1. Suçlu Yönetmen: Atıf Yılmaz, Oyuncular: Turgut Özatay, Şükran Sabuncu, Atilla Engin, Osman Alyanak, Hülya Şenay Yapım Yılı: 1960 1956 yılında Vatan Gazetesi’nde tefrika edilen Suçlu romanı, Orhan Kemal’in sinemaya uyarlanan ilk yapıtıdır. Sorunlu bir aileye sahip olan Cevdet’in ailesinin sevgisizliği, toplumun ilgisizliği sonucu düştüğü kötü durumu ve bu durumdan

okumak için tıklayınız

Sinema ve Çizgi Film İlişkisi* – Özgür Özer

Siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik çok büyük değişimlerin yaşandığı çağımızda; geleceğin ve geçmişin iç içe yansıtıldığı önemli sanat dallarından biri olarak sinema ortaya çıktığı zamandan beri bütün insanları etkileyen, sanatsal olanı açığa çıkartan, eğlendirme işlevine sahip, kültür içinde ve kültürler arasında bilgi taşıyan, kendimiz, toplum ve toplumsal rollerimiz hakkında bilgilendiren,

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin en kötü filmleri bile seyretmesinin gerekçesi

“En kötü filmde bile benim alacağım önemli dersler var. insanda geniş ufuk açar, bazı yenilikler sunar, hiçbir şey yok sanılan filmlerde bile ilginç manzaralar, değişik görüntüler verilir. Bu nedenle filmleri izlemeyi seviyorum” diyen Sabahattin Ali için sinema son derece önemli bir sanat ve eğlence aracıdır.

okumak için tıklayınız

İktidar, Sinema, Sanatçı, Özgürlük ve Eleştiri – Zahit Atam

8. Eleştirmen hâkim midir? Tarih Değil Hatalar Tekerrür Ediyor. “Bize geçmişteki deneyimlerin ve tarihin öğrettiği tek şey, halkların ve hükümetlerin tarihten ders almadıkları ve ondan çıkarılması gereken derslere göre hareket etmedikleridir.” Hegel (akt ve çev: Mevlüt Asar) Bu en sık rollerin karıştırıldığı eleştirmenin işlevi ve görevi sorunlarından birisidir. Eleştirmenin kendini

okumak için tıklayınız

Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm

Bir Kürt sineması fikri şimdi, Yılmaz Güney, Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Kazım Öz, Hüseyin Karabey gibi isimlerin dâhil olduğu (ama onlarla da sınırlı kalmayan) başarılı yönetmenlerin kolektif çalışmalarına dayanır. Keza adını andığım Kürt sinema yönetmenlerinin hepsine başka ulusal sinemalar da sahip çıkabilir ve çıkmıştır; üstelik böyle bir iddia çok da

okumak için tıklayınız

100 yıllık sinemayı okumak

Her ne kadar tartışmalı olsa da sinemamızın 100. yılını kutluyoruz. Kitap Fuarı’nın bu yılki teması da Sinemamızın 100 Yılı, onur yazarı ise Atillâ Dorsay. Biz de, bu vesileyle Türkiye sinemasını tanımayı kolaylaştıracak 20 kitaplık bir seçki hazırladık. Kitap Fuarı’nın bu yılki teması, Türkiye sinemasının bir asırlık birikimine saygıyla ‘Sinemamızın 100

okumak için tıklayınız

Kafka, «sinemayı sevmiyor musunuz?» (söyleşi)

Ne zaman sinemaya gittiğimi söylesem, Kafka’nın yüzünde pek şaşırmış bir ifadenin belirdiğini görüyordum. Yine aynı durumla karşılaştığım bir defasında kendisine sordum: «Siz sinemayı sevmiyor musunuz?» Kafka, kısaca düşündükten sonra şöyle dedi: «Doğrusu hiç düşünmedim bunu. Orası öyle, harikulade bir oyuncaktır sinema, ama ben katlanamıyorum. Belki fazlasıyla optik yaradılışta biriyim de

okumak için tıklayınız

Charlie Chaplin sinemadır – Mesut Kara

Batı cephesinde değişen bir şey yok. Sinema dendiğinde akla gelen ilk isim olan Charlie Chaplin?le ilgili akla ziyan (aslında bildik) başlıklarla haberler yapıldı. Farklı başlıkları olsa da tek kaynaktan üretilip çoğaltılan ve ?tümünde aynen? yayınlanan haber, ?Charlie Chaplin ile ilgili yazılan bir biyografi şok etkisi yarattı. İddiaya göre

okumak için tıklayınız

Üçüncü Dünya Sineması ve Batı – Roy Armes

Roy Armes, nitelikli kitabı ?Üçüncü Dünya Sineması ve Batı?da, Üçüncü Dünya?da film yapımına odaklanıyor. Konuyu irdelerken, Üçüncü Dünya kuramcılarının ve eleştirmenlerinin çalışmalarına verdiği zengin referanslarla da öne çıkan kitap, bu sinemanın ortaya çıkmasını sağlayan toplumsal, kültürel ve ekonomik bağlamı ele alarak açılıyor. Çalışmanın devamında da, Üçüncü Dünya?da film yönetimi ve

okumak için tıklayınız

Sanat ve Düşüncenin Yasak Karşısındaki Tutumu Ne Olmalıdır? – Yılmaz Güney

Ön­ce dü­şün­ce­yi ele ala­lım. İn­sa­nın do­ğal ve top­lum­sal pra­ti­ği bey­ne yan­sır. Da­ha ön­ce yan­sı­mış ve pra­tik sü­reç içe­ri­sin­de al­gı­la­ma aşa­ma­sın­dan ge­çe­rek kav­ram­sal bil­gi ha­li­ne gel­miş bi­ri­kim­ler­le ya da hâ­lâ al­gı­sal bil­gi ha­lin­de bek­le­yen, bi­çim­len­me­si­ni he­nüz ta­mam­la­ma­mış bi­ri­kim­ler­le ça­tı­şa­rak ya da bir­le­şe­rek ye­ni bir sen­te­ze ula­şır. Bu sen­tez, şey­le­rin iç ve

okumak için tıklayınız

Sinema Bir Şenliktir (Bütün Yapıtları – Sinema Yazıları) – Onat Kutlar

Daha önce de çeşitli baskıları yapılan ?Sinema Bir Şenliktir?, Onat Kutlar?ın sinema yazılarını bir araya getiriyor. Bilindiği gibi Kutlar, 1965-76 yılları arasında Türk Sinematek?in kurucularından biri ve yönetmeni olarak görev yapmıştı. Elimizdeki kitapta ise, bu önemli ismin 1960?tan başlayarak Meydan, Yeni Sinema, Milliyet Sanat, Papirüs ve Hürriyet Gösteri gibi dergilerde

okumak için tıklayınız

‘Sinema Sanatına Giriş’ ve ‘Cadde-i Kebir?de Sinema’ adlı kitaplara dair

Ey ressam, tutalım ki o selviyi (selvi boylu güzeli) resimleyeceksin / yürüyüşündeki edaya gelince ne yapacaksın? (Ali Şir Nevai 1440-1501) Nijat Özön?ün Sinema Sanatına Giriş kitabının uzun bir öyküsü var. Nijat Özön bizim yazınımızda bir yandan sinema tarihçiliğini, öte yandan toplumbilimden beslenen eleştiriyi, bunların yanında sinema kuramlarına giriş yazılarını yazan

okumak için tıklayınız

Kıskanmak – Nahid Sırrı Örik

Kıskanmak, Nahid Sırrı Örik’in ilk romanıdır. Roman kitap halinde basımından önce, 1937 yılında “Kıskançlık” adıyla Tan Gazetesinde tefrika edildi. Kitap olarak ilk defa, 1946 yılında Hilmi Kitabevi tarafından “Türk Romanları Serisi”nin ilk kitabı olarak basıldı. Yönetmen Zeki Demirkubuz, Kıskanmak romanını 2009 yılında sinemaya uyarladı. (*) Kıskanmak?ı daha evvelden okumak ister

okumak için tıklayınız