Etiket: Türkiye

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Hayatı

23 Haziran 1901 yılında İstanbul’da doğan romancı ve şair yazarımız babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde eğitimini sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni 1923’de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler veren Tanpınar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde

okumak için tıklayınız

Türkiye’de Kadın Cinayetleri: Jung’un Arketipleri, Toplumsal, Bireysel ve Politik Etkenler

Kadın Cinayetlerinin Toplumsal Boyutları Türkiye’de kadın cinayetleri, yalnızca bireysel bir suç olmaktan öte, derin toplumsal dinamiklerin bir yansımasıdır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2022 verilerine göre, o yıl 334 kadın cinayeti işlenmiş, bu cinayetlerin %60’ından fazlası eş, eski eş veya partner tarafından gerçekleştirilmiştir. 2023 yılında ise bu sayı, resmi olmayan kaynaklara

okumak için tıklayınız

Teneke’de Kent ve Kırsal Çatışması: Türkiye’nin Modernleşme Sürecinde Toplumsal Gerilimler

Toplumsal Yapıların Çarpışması Hızla modernleşen Türkiye’de, kent elitleri ile kırsal köylülük arasındaki gerilimler, toplumsal yapıların dönüşüm sürecindeki çatışmaları yansıtır. Yaşar Kemal’in Teneke adlı eserinde, bu gerilimler karakterler üzerinden somutlaşır. Kaymakam, kent elitlerini temsil ederken, köylüler ve Çiçekoğlu gibi yerel figürler kırsal yaşamın dinamiklerini ortaya koyar. Kaymakam, merkezi otoritenin bir uzantısı

okumak için tıklayınız

Siloam Yazıtı: Netanyahu’nun Türkiye’den Talebi Antik İbrani Mirası Üzerine Tartışmayı Alevlendiriyor

Buluşun Bağlamı Mühendislik Kaydı Yazıt, Gihon Pınarı’ndan Siloam Havuzu’na su yönlendirmek için inşa edilen 533 metrelik bir tünelin yapımını detaylandırır; bu, kuşatma dönemlerinde su teminini güvence altına almak için tasarlanmış bir sistemdir. Altı satırlık metin, iki uçtan kazı yapan ekiplerin ortada tam olarak buluştuğu anı tarif eder; işçilerin birbirlerinin kazmalarının

okumak için tıklayınız

Marcus Aurelius Heykelinin Anavatanına Dönüşü

Kayıp Bir Hazinenin İzinde Burdur’un Gölhisar ilçesindeki Boubon Antik Kenti’nden 1960’lı yıllarda kaçırılan Marcus Aurelius’un bronz heykeli, 65 yıl süren bir ayrılığın ardından Türkiye’ye geri döndü. Bu eser, Roma İmparatoru Marcus Aurelius’u filozof kimliğiyle tasvir eden nadir bir bronz heykel olarak antik sanat tarihinde eşsiz bir yere sahip. 2. ve

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk’un Kar Romanında Din ve Sekülerizm Çatışması ile Habermas’ın Post-Seküler Toplum Teorisi Arasındaki Bağlantı ve Türkiye’nin Kimlik Krizleri

Din ve Sekülerizm Arasındaki Gerilim Orhan Pamuk’un Kar romanı, Türkiye’nin modernleşme sürecinde din ve sekülerizm arasındaki çatışmayı derinlemesine ele alan bir eserdir. Roman, Kars şehrinde geçen bir anlatı üzerinden, bireysel ve toplumsal düzeyde kimlik arayışlarını ve ideolojik çekişmeleri inceler. Ana karakter Ka’nın Kars’a yolculuğu, Türkiye’nin modernleşme projesinin dayattığı seküler değerler

okumak için tıklayınız

Orhan Pamuk’un Kar Romanında Ka’nın İdeolojik Çatışmaları ve Türkiye’nin Kültürel Gerilimleri

Ka’nın Kimlik Arayışı ve İdeolojik Çatışmalar Ka’nın Kar romanındaki ideolojik ikilemleri, bireysel kimlik arayışının karmaşık bir yansıması olarak ortaya çıkar. Ka, bir şair olarak İstanbul’dan Kars’a dönerken, hem kişisel hem de toplumsal bir krizle yüzleşir. Batı’da geçirdiği yıllar, ona seküler ve modernist bir dünya görüşü kazandırırken, Kars’taki dini ve geleneksel

okumak için tıklayınız

Türkiye’de Neden Otizm Yasası Yok?

Otizm, bireylerin sosyal etkileşim, iletişim ve davranışsal örüntülerinde belirgin farklılıklar gösteren nörogelişimsel bir durumdur. Türkiye’de otizmli bireylerin haklarını koruma ve destekleme amacıyla özel bir “otizm yasası” bulunmamaktadır. Bu eksiklik, toplumsal, idari ve kültürel dinamiklerin karmaşık bir etkileşimiyle açıklanabilir. Öte yandan, İtalya’da 2015’te yürürlüğe giren “Legge 134/2015” otizm yasası, otizmli bireylerin

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Bir Modernleşme Alegorisi

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Türkiye’nin modernleşme serüveninin hem bir aynası hem de eleştirel bir portresidir. Roman, dil, tarih ve kültür üzerinden birey ile toplum arasındaki gerilimleri incelerken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin yarattığı kırılmaları ironik bir dille sorgular. Dilbilimsel, tarihsel ve felsefi katmanlarıyla roman, modernleşme projesinin absürtlüğünü, zamanın düzenlenmesini ve

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Metaforik, Alegorik ve Sembolik Okuması

Saatlerin Metaforik Anlamı Saatler, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde, insanlığın zamanı kavrama ve düzenleme çabasının somut bir yansıması olarak belirir. Saat, yalnızca mekanik bir aygıt değil, aynı zamanda insanın kaosla dolu evrendeki düzeni sağlama arzusunun bir sembolüdür. Metaforik düzlemde, saatler bireyin yaşamını çerçeveleyen ritüellerin, toplumsal normların ve hatta varoluşsal

okumak için tıklayınız

Zaman ve Adaletin Mitolojik ve Felsefi Düğümleri

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, zaman ve adalet kavramlarını mitolojik, felsefi ve etik bir mercekle ele alarak modern insanın yazgıyla hesaplaşmasını inceler. Roman, Moiralar’ın kadersel ipliği ile Themis’in adalet terazisini karşı karşıya getirirken, Enstitü’nün zamanı “ayarlama” çabası, insanlığın doğanın akışına müdahalesinin trajik bir yansıması olarak okunabilir. Hayri İrdal’ın hayatındaki

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayarlama Enstitüsü Üzerine Etik ve Ahlaki İnceleme

Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, modernitenin, bürokrasinin ve bireyin toplumsal düzen içindeki yerinin absürtlüğünü sorgulayan bir başyapıttır. Roman, bireyin ahlaki sorumlulukları, adaletin mekanikleşmesi ve özgürlük ile kısıtlamalar arasındaki gerilim üzerinden derin bir etik tartışma sunar. Enstitü’nün Absürtlüğü ve Ahlaki Sorgulama Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün anlamsız işleyişi, bireylerin ahlaki sorumluluklarını sorgulamalarına bir ayna

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayarlama Enstitüsü Üzerine Felsefi ve Kuramsal Bir İnceleme

Enstitü’nün Varoluşsal İkilemi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, insanlığın ideal bir düzen arayışıyla bu arayışın kırılganlığı arasında salınan bir aynadır. Enstitü, yüzeyde zamanı düzenleme iddiasıyla modernitenin rasyonel hırsını temsil eder; ancak bu iddia, bürokratik bir karikatüre dönüşerek kendi anlamsızlığını ifşa eder. Ütopik bir düzen vaadi, Enstitü’nün kaotik ve absürt

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Absürdün Estetiği ve Zamanın Tuzakları

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, modernist edebiyatın saçmalık, bürokrasi ve insan varoluşunun anlamsızlıkla mücadelesi üzerine kurulu evrensel bir anlatısıdır. Roman, Kafka’nın Davası ya da Camus’nün Yabancısı gibi absürt temaları işlerken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin tarihsel ve kültürel kırılmalarını da alegorik bir düzlemde yansıtır. Enstitü, zamanı düzenleme iddiasıyla absürdün estetik bir

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Bürokrasinin Aynasında İktidar, Disiplin ve Toplum

Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, modern Türkiye’nin toplumsal ve politik dokusunu, bürokrasinin absürt ama bir o kadar da keskin gerçekliği üzerinden ele alan çok katmanlı bir metindir. Roman, bireyin özgürlüğünü kısıtlayan yapıların, disipliner mekanizmaların ve devlet-toplum ilişkilerinin ironik bir portresini çizer. Foucault’nun iktidar ve disiplin kavramları, Orwell’in totaliter distopyaları ve modern

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayar Edenlerin Gölgesinde: Hayri İrdal’ın İç Dünyası ve Toplumsal Yabancılaşma

Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, modernleşmenin birey ve toplum üzerindeki çok katmanlı etkilerini, psişik gerilimlerden tarihsel kırılmalara, alegorik anlatıdan mitolojik yankılara kadar geniş bir yelpazede işler. Hayri İrdal’ın iç çatışmaları, Enstitü’nün absürt işleyişi ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin yarattığı toplumsal travma, romanda bireyin anlam arayışını ve modernitenin yükünü sembolik bir dille ele

okumak için tıklayınız

Yazgının İpliği: Moiralar ve Hayri İrdal’ın Kaderinde Zaman ile Adaletin Kesişimi

Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında, Moiralar’ın (Yazgı Tanrıçaları) iplik eğirme, ölçme ve kesme eylemleri, zaman ve adalet kavramlarıyla derin bir kavramsal bağ kurar. Bu mitolojik çerçeve, Hayri İrdal’ın hayatındaki “kader”i anlamlandırmak için güçlü bir metafor sunar. İpliğin Dokusu: Moiralar’ın Mitolojik Anlamı Moiralar—Klotho, Lakhesis ve Atropos—antik Yunan mitolojisinde insan hayatının akışını

okumak için tıklayınız

Moiralar’ın Yazgısı ve Enstitü’nün Zamanla Savaşı

Moiralar—Klotho, Lachesis ve Atropos—antik Yunan’da insan ömrünü dokuyan, ölçen ve kesen yazgı tanrıçalarıdır. Klotho’nun ipliği yaşamın başlangıcı, Lachesis’in ölçüsü zamanın akışı, Atropos’un makası ise kaçınılmaz sondur. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde, Enstitü’nün saatleri standartlaştırma çabası, bu mitolojik yazgıya müdahale etme arzusunun modern bir yansımasıdır. Enstitü, saatleri eşitleme iddiasıyla, adeta Moiralar’ın ipliğini yeniden

okumak için tıklayınız

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Zamanın ve Bürokrasinin Kavramsal Haritası

Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, modernleşme sürecinin birey ve toplum üzerindeki etkilerini, zamanın standardize edilmesi ve bürokrasinin mekanik doğası üzerinden inceler. Roman, felsefi, alegorik, sembolik ve tarihsel katmanlarla örülü bir anlatı sunarken, bireysel özgürlük, toplumsal düzen ve rasyonel sistemlerin insan ruhu üzerindeki etkilerini sorgular. Zamanın Standartlaşması ve Bireysel Özgürlük Zaman, Saatleri

okumak için tıklayınız

Türkiye’de ilk 1 Mayıs şiiri…

Türkiye’de işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’la ilgili ilk şiir emekçi kadın şair Yaşar Nezihe Bükülmez tarafından 1923 yılında Aydınlık Dergisi’nde yayınlanmıştır. Şiiri şöyledir: 1 Mayıs Ey işçi… Bugün hür yaşamak hakkı seninken Patronlar o hakkı senin almışlar elinden. Sa’yınla edersin de ‘tufeyli’leri zengin Kalbinde niçin

okumak için tıklayınız

Bütün Şiirleri – Rıfat Ilgaz “Kırılacak dal değiliz karayellerde/ Savrulacak yaprak değil.”

Rıfat Ilgaz’a babası yazdığı mektupta, oğluna şu öğüdü verir; “Oğlum, ben senin mühendis doktor olmanı düşünüyordum. Sen kalktın şair oldun, yazar oldun. Ne istersen ol, karışmam. Ama neyi iyi yapacağın aklına yatıyorsa, onu yap. İstersen zurnacı ol, ama zurnayı en iyi şekilde çal…” Rıfat Ilgaz babasının öğüdünü yaşamı boyunca ilke

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?” sorusuna Abidin Dino’nun “Mutluluğun Şiiri”yle yanıtı

Nazım Hikmet’in Saman Sarısı şiirinde Abidin Dino’ya “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?”dizesiyle sorması üzerine Abidin Dino belki mutluluğun resmini yapamadı ama yazdığı şiiriyle mutluluğu anlatmaya çalıştı. Nâzım Hikmet, tüm dünyada ilgiyle takip edilen, yeni bir düzen kurma çabası içindeki Küba’ya adımını atar. Tarih 1961 yılının Mayıs ayıdır. Dünya tarihine geçecek

okumak için tıklayınız

Karanfiller ve Domates Suyu – Sait Faik Abasıyanık

Küçük bir çam ormanı. Vakit sabah. Arı, sinek, kuş sesi. Bir siyah gözlükten görülen yerde ve ağaçlarda güneş parçaları. Sonra uzak, göğün, kendi renginden biraz daha koyu kıyılara giden hudutlu bir deniz… İşte böyle bir yerde köyün insanlarını düşünüyorum. Kitaplar, bir zaman bana, insanları sevmek lazım geldiğini, insanları sevince tabiatın,

okumak için tıklayınız

Attilâ İlhan’ın Deniz Gezmiş için yazdığı şiir

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: Akın var güneşe akın! Güneşi Zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın!

Güneşi İçenlerin Türküsü Bu bir türkü:- toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü:- alev bir saç örgüsü! kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meş’ale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de

okumak için tıklayınız

Lüzumsuz Adam – Sait Faik Abasıyanık “Kalabalık içinde yalnız bir adam”

1948 yılında yazdığı ilk hikâyelerinden biri olan Lüzumsuz Adam’ı yazdığı dönemde Sait Faik Abasıyanık hem bohem yaşamını sürdürür hem de kendisini daha çok dinlemeye başlar; kendisini “lüzumsuz bir adam” olarak hisseder: “ben bir acayip oldum. Gözüm kimseyi görmüyor, kimsenin kapımı çalmasını istemiyorum. Dünyanın en sevimli insanları olan posta müvezzilerinin bile”

okumak için tıklayınız

Can Yücel’in sesinden Deniz Gezmiş’e yazdığı “Bizim Deniz” şiiri

Şair Can Yücel, unutulmaz  “Mare Nostrum” adlı şiiri Türkiye’de devrimci gençlik hareketinin önderlerinden Deniz Gezmiş’in anısına yazmıştır. “Mare Nostrum” latincede “Bizim Deniz” anlamına gelmektedir. “Mare Nostrum” kavramı ilk kez M.Ö. 100? M.Ö. 44 yılları arasında yaşamış, Köle Devleti Roma İmparatorluğu’nun askeri ve politik lideri Jul Sezar (Gaius Julius Caesar) tarafından

okumak için tıklayınız

Susuz Yaz – Necati Cumalı

Susuz Yaz, Necati Cumalı’nın, öykülerden oluşan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaşamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir’in Seferihisar ve Urla ilçelerine bağlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da,

okumak için tıklayınız

Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika – Ayşe Buğra

“Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika kitabı, yoksulluk sorununun evrensel ve yerel görünümlerini bünyesinde barındıran bir çalışma. Kitapta, yoksulluk konusu kapitalizmin gelişim sürecinde ortaya çıkan yaklaşımlardan hareketle değerlendiriliyor ve ülkemizde yoksullukla mücadele, Cumhuriyet döneminde uygulanan sosyal politikalar analiz edilerek ele alınıyor. İlk bölümden başlayarak kitabın arka

okumak için tıklayınız

“Kardeş Payı”, Orhan Kemal: “her yeni günde hayatta kalma, karınlarını doyurma mücadelesi veren işçilerin hikâyesi”

‘Kardeş Payı’, Orhan Kemal?in ilk ödüllü kitabı. Yazarın, 1958 yılında ‘Sait Faik Hikâye Ödülü’ kazandığı bu eser, her yeni günde hayatta kalma, karınlarını doyurma mücadelesi veren işçilerin hikâyesini anlatıyor. Yaşamda tutunabilmek için her türlü çareyi deneyen, ağzı bozuk, kimi zaman arkadaşlarını kırmaktan bile çekinmeyen, şarapla avunmaya alışan küçük insanların hikâyesi. “Kardeş

okumak için tıklayınız

Haziranda Ölmek Zor – Hasan Hüseyin Korkmazgil

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in 2 Haziran 1970 yılında kaybettiğimiz “Orhan Kemal’in güzel anısına” yazdığı “Haziranda Ölmek Zor” şiiriyle, Orhan Kemal’in insanlık tarihinin gelişimi adına yaptığı ilerici katkılarından dolayı saygıyla anıyoruz. Ayrıca şair, şiirin başında “Orhan Kemal’in güzel anısına” demesine rağmen şiirde, 3 Haziran’da Nazım Hikmet’i kaybetmemizi de dile getirerek büyük bir

okumak için tıklayınız

Oyun yazarı olarak Maksim Gorki, Ataol Behramoğlu

Yaratıcılığıyla Sovyet Rus edebiyatını başlattığı kabul edilen, sosyalist gerçekçilik akımının kurucusu sayılan Maksim Gorki, yapıtlarını iki çağın (19.Yüzyıl-20.Yüzyıl) kesiştiği noktada verdi. Marangoz bir babanın ve köylü kökenli bir ananın çocuğu olarak dünyaya gelen Maksim Gorki’nin, yapıtlarında, devrim öncesi, devrim yılları ve devrim sonrası Rusya’sının sorunları bütün genişliğiyle yansıdı. Ona dünya

okumak için tıklayınız

İlk kürtçe-latin alfabesini hazırlayan araştırmacı İsahak Marogûlov

Kürtçe için ilk Latin alfabeyi hazırlayan İsahak Marogûlov’un 140. doğum yılı. Hazırladığı Kürtçe Latin alfabesinin kabulünün ise 80. yılı. Kürtçe’nin gelişimi için büyük sarfeden Marogûlov 1933 yılında hayatını kaybetti. Kürtçe-Latin alfabesini hazırlayan İsahak Marogûlov, hayatı boyunca alfabe, dilbilgisiyle birlikte, Kürtçe öğretmenliği yaptı, akedemik yazılar kaleme aldı Aslen Asuri olan İsahak

okumak için tıklayınız

1 Mayıs 1977 / Türkiye Devrimcilerinin “İki 1 Mayıs” Belgeseli, Nail Güreli

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yedi yıl başkanlığını yapan gazeteci Nail Güreli ‘Türkiye Devrimcilerinin ‘İki 1 Mayıs’ Belgeseli’ altbaşlığıyla yayımladığı ‘1 Mayıs 1977’de, otuz dört kişinin öldürülmesiyle ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan 1 Mayıs 1977’deki olayları anlatıyor. Türkiye’nin önceki 1 Mayıs’larını yeniden okumak, yeniden öğrenmek ve dersler çıkararak ülkenin aydınlık geleceği adına

okumak için tıklayınız

1 Mayıs / Birlik Mücadele ve Dayanışma Şiirleri, Güngör Gençay

“Emeğin iktidar olacağı bir dünyaya inanarak şiirlerini yazdılar. Birlik, mücadele ve dayanışmanın coşkusuyla, severek okuyacağınıza inandığımız şiirler, marşlar ve şarkılar birbirini besledi. Ayrıca 1890 yılından bu yana sosyalist ülkelerdeki 1 Mayıs afişleri, sanatı alanlara taşımanın kanıtı ve örneği olurken aynı etki 1976 yılından itibaren Türkiye’deki 1 Mayıs afişlerinde de görülmeye

okumak için tıklayınız

Araba Sevdası, Recaizade Mahmut Ekrem

Recaizade Mahmut Ekrem, 1896 yılında yazdığı “Araba Sevdası” adlı tek romanı ile gerçekçi (realist) roman akımının öncülerinden biri oldu. Edebiyat tarihimizin dönüm noktası olarak kabul edilen Araba Sevdası romanı, bin sekiz yüzlerde İstanbul’un sosyete ve sefahat yaşamını konu alan bir romandır. Yazar Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat Edebiyatının sona erdiği, buna

okumak için tıklayınız

Felsefe-i Zenan – Ahmet Mithat Efendi

Edebiyat tarihimizin çok yönlü, çalışkan ve ilginç kalemi Ahmet Mithat Efendi, Felsefe-i Zenan isimli eserini 1870 yılında, henüz 28 yaşındayken yazmış. Kadın haklarını savunduğu bu kitap, bireylerin cinsiyetleri, din, dil, ırk veya sosyal statüleri gözetilmeksizin eşit olduğu fikri üzerine kurulu. Edebiyat tarihimizde kadın haklarının savunulduğu ilk kitap olarak değerlendirilen Felsefe-i

okumak için tıklayınız

“Aksaray’dan Bir Perihan”, Suat Derviş

“Suat Derviş’in öyküsü, Demokrat Parti döneminin zenginleşme, Küçük Amerika olma düşleri içindeki kültürsüz burjuva insan tipini, eşyanın iktidarını Aksaray’lı Perihan özelinde çok iyi yansıtıyor; “Nuri karısının para ve servet isteğinin ölçüsüzleşmeye başladığını o anda hissetti. Yirmi bin lirası olunca ev yaptırmak hevesine hemen düşmüştü. Başlangıçta ilk arzusu bir dikiş makinesine

okumak için tıklayınız

Enver Gökçe’nin Yaşam Öyküsü, ‘Ha dedi kırdı zincirini (…) Demir bağrışa bağrışa / Zindan çağrışa çağrışa’

“1920 yılında doğmuşum. Ankara’ya gelişimiz çok soğuk, hemen hemen kışın yeni başladığı zamana rastlar. O zaman dokuz yaşındaydım. Yağmurlu bir günde köyden ayrıldık. Arapkir’e ordan da Hekimhan, Kangal yoluyla Sivas’a kadar kara yoluyla ve kış vaktinde yolculuğumuzu sürdürdük. Ulaşım yolları iyi değildi. Hatta o koşullarla zor ilerliyorduk. Ve hayvanlarla geliyorduk.

okumak için tıklayınız

Bir yanı neşe bir yanı endişeli bir öykü, “İyi Yolculuklar”, Özgür Soylu

Özgür Soylu’nun öykülerinin bir yanı neşe, bir yanı endişe. Çünkü o anlattıklarını zeki bir çocuğun gözünden anlatıyor hep. Bir çocuk gibi ayrıntılardaki haksızlığı zulmü de, yaşama sevincini de seziyor/sezdiriyor. En güzeli onun anlatımında nicedir unuttuğumuz halk dilinin sözcüklerini en doğal biçimde buluyoruz. “Küşümlenmek” kuşkulanmanın yerini alıveriyor. Tasalanmayı da kapsayan bu

okumak için tıklayınız

Açıkla Bana Bu Işığı, Cezmi Ersöz: “Benim ömrüm adeta bir ölüm kalım savaşıyla; yazmakla geçer.”

Cezmi Ersöz, bu kitabında, kendi anlatımı ve seçtikleriyle, hayat-yazı serüvenini tartışıyor, sergiliyor. Hayatın yazıya, yazının hayata dönüş serüveni… “Hayatı anlamak için, tıpkı yazmaktan vazgeçtiğim zamanlarda olduğu gibi başımı bir suyun içine sokuyor, tam boğulacağım sırada başımı yukarı kaldırıyor, can havliyle nefes alıyor, o anda yaşadığımı ve hayatımı anladığımı hissediyorum. Yazmak,

okumak için tıklayınız

Melih Cevdet Anday’ın Hayatı

İlk şiirini 1936 yılında yayınlayan Melih Cevdet Anday, Yeni Şiir?in Orhan Veli ve Oktay Rıfat’la birlikte üç öncüsünden biri olmuş, zamanla romantizmden uzaklaşarak, toplumsal gerçekçi bir şiir uygulamasına yöneltmiştir. Melih Cevdet Anday şair, romancı, denemeci, oyun yazarı ve gerçek bir düşünürdür. Çağdaşlık bilincine sahip bilimlerle, felefeyle ve diğer sanatlarla hep

okumak için tıklayınız

Ezgili Yürek – Ruhi Su

“Söylemek benim için bir aşk halidir. En güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım. Ne onlar beni aldattı, ne de ben onları. Türkü söyledikçe yeşeriyor, çiçekleniyordum,” diyor Ruhi Su.  Bir sanatçının işine duyduğu sevgiyi ve bağlılığı dile getiren bu sözler onun insan sevgisi ve yaşama bağlılığı için de geçerli. Çünkü Ruhi Su

okumak için tıklayınız

Mozart’ı Anlamak, Alp Nadi

“Alp Nadi, Mozart’ı Anlamak’ta, klasik müziğin en popüler isminin hayatındaki gerçekleri akıcı bir anlatımla ele alıyor. Yazar duru bir Mozart portresi sunuyor bize. Mozart’ın hiç oyuncağı olmadığını biliyor muydunuz? Sokakta arkadaşlarıyla oyun oynamadı çünkü hiç arkadaşı da yoktu. Bir çocuk şaşkınlığıyla, tüm bunların arasında sadece müziğiyle ilgilendi. İmparatorlar ve papalarla

okumak için tıklayınız

Su Zılgıtları, Mehmet Altun. Hassas ve kırılgan zamana inançla su veren cinsten şiirler…

Şair Mehmet Altun, 2004 yılında yayımlanan ilk şiir kitabı ‘Rüyamda Hayat Vardı’dan yaklaşık 4 yıl sonra ikinci şiir kitabı “Su Zılgıtları”nı yayımladı. Kitap toplam 2 bölüm ve 18 şiirden oluşuyor. İkinci bölümü ‘Gülizar’ adlı tek şiirden oluşan kitabın kapağında yer alan gravür ise ressam Adil Salih’e ait. Altun, uzun söyleyişin

okumak için tıklayınız

Nâzım Hikmet’in Gerçek Yaşamı, Kemal Sülker

“Nazım hakkında inceleme, araştırma çalışmalarına 1943’te başlamıştım. Nazım’dan bilgi istemiştim. Nazım da bunu Kemal Tahir’e yazdığı bir mektupla bildirmiş, Kemal Tahir’in bana bilgi vermesini önermişti. Nazım’ın o mektubu, Kemal Tahir’le de mektuplaşıp arkadaşlık kurmamıza yardım etti. O tarihlerde başlayan araştırma, kitaplıklarda dergi ciltlerini karıştırma, yazılanları kopya etme, mahkeme dosyaları için

okumak için tıklayınız

Sylvıa Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi – Nilgün Marmara

*Nilgün Marmara 1987’deki intiharından iki yıl önce verdiği bitirme tezinde, bir başka ünlü şairi, yaşamına kendisi son veren bir başka kadını, Sylvia Plath’ı incelemişti. Ve şair “Umarım böylesine emsalsiz ve belirgin bir konuda, şiirlerini ölüm kavramını derinden algılayarak yazmış ve intiharında da sanatındaki kadar başarılı olmuş bir kadının analizini yapabilme

okumak için tıklayınız

Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk), Şeyh Galip “Aşkın ve ateşin şiiri”

Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk) adlı mesnevi Şeyh Galip’in (1757-1799) başyapıtıdır. 2101 beyittir. Aruzun “mefulü-mefailün-feülün” kalıbı ile kaleme alınmıştır. Kendisi bu eseri, 1782’de girdiği bir iddia üzerine 6 ayda yazmıştır. Son dönem divan edebiyatının en önemli örneklerinden biri olmasının yanı sıra, tasavvufi alt yapısı ve sembolizmi ile genel olarak

okumak için tıklayınız

Kırmızı Kahverengi Defter – Nilgün Marmara

Nilgün Marmara’yı hiç tanımadım; onu şiirlerinden biliyorum. “Kırmızı Kahverengi Defter” adlı kitabındaki biyografisi şöyle yazılmıştır: “1958’de doğdu; yirmi dokuz yıl sonra yeryüzünü terk etmeye karar verdi…” İşte bu kadar kısa, yalın bir biyografisi var onun. Fotoğraflarındaki güzel yüzünü alıp gitmiş bir şair imgesidir Nilgün Marmara. Cüreti, güzelliği ve şiirlerinde en

okumak için tıklayınız

Bizim Çocuklar Yapamadı / Bir 12 Eylül Hesaplaşması 3 – Ertuğrul Mavioğlu

Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, 12 Eylül’le hesaplaştığı üçüncü kitabı “Bizim Çocuklar Yapamadı”da, 12 Eylül darbesinin toplumu nasıl yalnızlaştırdığının, dayanışma kültürünü kurmaya çalışan emekçilerin nasıl bastırıldığının, “dışarıdakilerin” öyküsünü anlatıyor. Mavioğlu’yla kitabı, 12 Eylül’ün karakteri ve darbeyle hesaplaşmanın yolları üzerine konuştuk. Hesaplaşma dizisinin ilk kitabı “Asılmayıp Beslenenler” 12 Eylül cezaevlerinden F tipi cezaevlerine,

okumak için tıklayınız